25 Kasım 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Artık dikkatle izlememiz gereken potansiyel dünya devi Çin var
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 13 Mart 2004 Cumartesi 

Olaylar Türk Milletine iki ehemmiyetli kuralı yeniden hatırlatıyor: Yurdumuzu ve haklarımızı müdafaa edecek kuvvette olmak... Barışı koruyarak arsıulusal çalışma birliğine önem vermek...
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1935)

Tek kutuplu dünya İmparatorluğu yolunda hiçbir kural ve engel tanımadan ilerleyen ABD’nin karşısında kısa vadede durabilecek ve dünyayı iki kutuplu hale yani bugünküne göre daha dengeli bir hale getirebilecek tek güç var. Oda her geçen gün sesini duyurmaya devam eden ve bende varım diyen ÇİN Halk Cumhuriyeti’dir. Uluslar arası arenalarda sesini şimdilik gür çıkartmayan ÇİN her geçen gün güçleniyor ve dünya ülkelerine benidikkate almadan bir şey yapamazsınız sinyallerini gönderiyor.

Çin ve Çinliler; Türklerin 12 000 yıllık tarihinde önemli yer tutuyor. Türk tarihi kadar eski tarihi geçmişe sahip olan Çinliler ile pek çok ortak ve benzer yönlerimiz var. Çok iyi ve çok kötü münasebetlerimiz olmuş. Birkaç asır Kubilay Han ,Hülagü Han gibi ünlü Türk İmparatorlar tarafından yönetilen bu büyük ülke Türklere karşı yaptıkları bilinen ÇİN SEDDİ ile tanınmış. Bu günde Doğu Türkistanlılar ile Uygur Türklerine uyguladığı haksız tutum ve davranışlar yüzünden halklarımızarasındaki ilişkiler hiç de iyi durumda değil.

Bütün bunlara rağmen Çin gelişiyor, ekonomik ve askeri açıdan dünya devi haline geliyor. Halen bulunduğu topraklarda 1.5 milyara yaklaşan nüfusuna hayat sahası bulması giderek zorlaştığından güçlendiğinden komşuları için potansiyel tehdit oluşturuyor. Doğal olarak Kuzeye ve Batıya karşı genişlemek zorunda. Batıda kendisi gibi kalabalık olan Hindistan, Bengaldeş ve Pakistan bir engel olarak görülse de bu milyarlık devi kuzey ve kuzeydoğu istikametinde durdurabilecek bir güç şimdilik görülmüyor.

Her şey bir yana ÇİN’inönümüzdeki 50 yılın politikalarında belirleyici önemli roller üstleneceği açıkça görülüyor. Bu bakımdan dünyayı küreselleştirmeye çalışan küresel mimarlar kadar yakın temas içinde bulunduğu Türk Dünyası’nın da ÇİN’i çok yakından takip etmesi gerekiyor. Çin ile çatışmayacak, ama belli ölçülerde her alanda ilişkileri geliştirebileceğimiz bir ülke olarak Çin’i iyi bilmemiz ve gelişmelerini dikkatle izlememizgerekiyor.

Gözlerini AB ve ABD’ye, yani batıya çeviren aydınlarımız gözlerini artık Çin tarafınayani doğuya da çevirmelidirler. Çin olgusu iyi anlaşılıp iyi algılanmalıdır. Bu bakımdan BİLDİRİ-YORUM sütunlarında ÇİN ile ilgili bilgileri güncel tutmakta devam edeceğim.

Büyük Ortadoğu Projesi ile petrol kaynaklarının başına geçip enerji yollarını kontrol altına almaya çalışan ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün başarısının en çok etkileyeceği ülkelerden biri de Çin’dir. Çin ekonomisi bugün olmasa bile çok yakın bir gelecekte petrole daha çok bağımlı hale gelecektir. Bu durumda petrolü aldığı Ortadoğu’nun ABD tarafından doğrudan kontrol edilmesi, yani vananın başında ABD’nin bulunması hiçbir zaman işine gelmeyecektir. Bu yüzden Büyük Ortadoğu Projesi adı altında başlatılan bölge ülkelerinin demokratikleştirilme çabalarına karşı Çin şimdiden önlem almaya başlamıştır.

Bir bakıma Çin dış politikacıları da boş durmamaktadır. Yarın birlikte işbirliği içinde olabileceği kendisine yakın ortaklar aramaya devam etmektedir.
Nitekim bu çabalara başlangıç olarak Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun 26 Ocak-4 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirdiği Fransa, Mısır, Gabon ve Cezayir’i kapsayan resmî ziyaretini görmek mümkündür. Başkan Hu Jintaoüç ülkeyi kapsayan anlamlı ve bol anlaşma ile dolu gezisini 5 Şubat tarihinde tamamlayarak ülkesine dönmüştür.

Çin Devlet Başkanı’nın 29 Ocak-4 Şubat 2004 tarihlerinde sırası ile Mısır, Gabon ve Cezayir’de resmi ziyaretlerde bulunmuştur. Çin Devlet Başkanı 29 Ocak 2004 tarihinde Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ile görüşmüştür. 30 Ocak 2004 tarihinde de, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ve Çin Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing, Kahire’deki Arap Birliği Genel Merkezi’ndegörüşmüşler ve ortak açıklama yapmışlardır. Bu açıklamada;

“Çin-Arap İşbirliği Forumu”nun kurulduğunu bildirilmiş ve “Çin-Arap İşbirliği Forumu Deklârasyonu”nu imzalanmıştır. Li Zhaoxing ve Amr Musa, Hu Jintao’nun Amr Musa ile yaptığı görüşmeden sonra düzenlenen basın toplantısında, bu forumun kurulmasını Çin ve Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler tarihinde bir kilometre taşı olarak nitelendirmişlerdir. Gerçekten gerek zamanlama ve gerekse içerik açısından bu anlaşma bir bakıma Büyük Ortadoğu Projesine karşı bir alternatif olarak görülebilir.

Mısır ziyaretinden sonra sırası ile Gabon ve Cezayir’e giden Çin Devlet Başkanı, Gabon Cumhurbaşkanı El-Hacı Ömer Bongo ve Cezayir Devlet Başkanı AbdülazizButeflika ile görüşmüştür. Başkan Hu; bu ülkelerde ikili ilişkiler ve ortak konular üzerinde fikir alışverişinde bulunmuştur. Bu ziyaretler sonrasında da yayınlanan ortak bildirilerde Mısır’dakine benzer açıklamalar yapılmıştır.

Özetle; “Ülkeler arasında üst düzey siyasî temasların devam edeceği açıklanırken, çeşitli alanlardaki işbirliğinin derinleştirilmesine, uluslararası ve Afrika ile ilgili konularda istişarelerin karşılıklı olarak güçlendirilmesinemevcut işbirliğinin yoğunlaştırılmasına, dünyada çok kültürlülüğün koruması için hazırlanacak değişik gelişim modellerinin desteklemesine karar verildiği de” vurgulanmıştır.

 Ayrıca taraflar, Çin ve Afrika ülkeleri arasındaki kapsamlı işbirliğini ilerletmeye ve yeni tip ortaklık ilişkilerini geliştirmeye hazır olduklarını da kaydetmişlerdir.
Çin ve Cezayir, 4 Şubat 2004 tarihinde Cezayir kentinde yayımladıkları ortak basın bildirisinde, taraflar terörle mücadelede kapsamlı önlemler alınması ve uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesinden yana olduklarını ve bu konuda BM'nin başrol oynaması gerektiğini de bildirmişlerdir.Bildiride Çin ile Arap ve Afrika ülkeleri arasındaki dostluk ve işbirliği ilişkileri değerlendirilirken, Ortadoğu bölgesinin kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışa kavuşmasının bölge halklarının temel çıkarlarına uygun olduğu, dünyanın barışı ve gelişimine de yararlı olacağı kaydedilmiştir.

Bu gelişmeler çok doğaldır.Çin Devlet Başkanı Hu’nun Afrika ziyareti ve bu ziyaret esnasında yapılan anlaşmalar aslında, ABD’nin tek kutuplu politikasına karşı çok kutupluluğu savunan Çin’in Afrika ülkelerinin dünya siyasi sahnesinde daha çok rol üstlenmesine destek olmaktadır.Çin artık kabuğunu yırtmıştır. Dış politikada bölgesel güçler ile ticari ve siyasi ilişkilerini daha da geliştirerek Çin’in geleneksel, çok yönlü dış politika stratejisinin giderek dünyada söz sahibi olmaya başladığını göstermektedir.

Evet artık bir gerçekle karşı karşıya bulunuyoruz. Yeni dünya devi olmaya aday Çin artık kabuğunu yırtmıştır. Dış politikada bölgesel güçler ile ticari ve siyasi ilişkilerini daha da geliştirme çabaları Çin’in geleneksel içe dönük politikasını terk ettiğini, çok yönlü dış politika stratejisi ile giderek dünyada söz sahibi olmaya başladığını göstermektedir. Bugünün Çin’inde Mao’nun tek fikirli, tek öğretili ve tek giyimli sadece siyaset üreten kalabalıklarının yerini dünyayı kucaklayan çalışkan ve üretken insanlar almıştır.

Dünyaya açılan Çin, ekonomisi ile birlikte Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmek ve küresel bir askeri güç oluşturmak içinde yoğun çabalar harcamaktadır. Çin Maliye Bakanı06 Mart 2004 tarihinde Halk Kongresi’ne yaptığı açıklamada, Çin’in 2004 yılına ait Çin askeri bütçesinin % 11.6 oranında önemli ölçüde arttırıldığını ve bu artışın Çin ordusunu savaş hazırlık düzeyine yükselteceğini belirtmiştir.

Çin’in askeri bütçesi resmi rakamlara göre yılda yirmi beş milyar Dolardır. Aslında bu çapta bir bütçe ile küresel çapta bir Silahlı Kuvvetler oluşturmak mümkün değildir. En az bunun iki-üç katı bir bütçe ile Çin komşuları ve diğer dünya ülkeleri için gerçek bir tehdit olarak algılanabilir.
Çok uzun bir süre demode silahlar ve bu silahların kullanılmasına uygun stratejilerle eğitilen Çin Silahlı Kuvvetlerinin modernleşmesi ve küresel boyutlarda güçlenmesi paradan çok zamana bağlıdır. Modern silahlarla birlikte gelen savaş teknolojilerine uyum ve bunun bir çatışmada başarıyla kullanılması, yani modern silahlar ve teknolojilerle savaşma kabiliyetine ulaşılması da belirli bir zamana bağlıdır. Bu zamanın isebugünkü görünümü ile en az yirmi yıl alacağı değerlendirilmektedir.

Fakat Güneydoğu Asyaülkelerinin ve bilhassa sınır komşularının Çin’in bu askeri güçlenmesinden tedirgin olduklarını söylemek mümkündür. Bu tedirginlik ve rahatsızlık bu ülkelerin Çin’e karşı hazırlıklı olmalarını, yani savunma harcamalarını arttırmalarına yol açmaktadır. Bu harcamalar ise en çok uluslararası silah tüccarlarının içine yaramaktadır.

İkinci Cihan Harbini müteakip 1950’lerde patlayıp ülkenin ikiye ayrılması ile başlayan Kore Harbi ile yıkılan bölgebilahare Vietnam Harbi ile yirmi yıldan fazla bir süre kan gölüne döndü. İnsanlık burada yaşanan büyük bir vahşetin tanığı oldu. Son yirmi yıldır ise münferit bazı olayların dışında çok sakin bir süreç yaşayan bölge yakın gelecekte yeni olaylara ve sıcak çatışmalara gebe görünmektedir. Küresel silah tüccarlarının bu gidişattan pek memnun olası gerekir. Çünkü Çin’in gücündeki en küçük artışın bu ülkenin yakın komşuları için silah alımına yol açacağı gerçeği ortadadır. Küresel tüccarlar Çin’in komşularında silah sistemleri üretimi olmadığını bildiklerinden muhtemel silah ihtiyaçları için kendilerine başvuracaklarını değerlendirip hazırlıklarını buna göre yapmaktadırlar.

Çin’in komşuları tarafından tehdit olarak algılanmasının ilk örnekleri görülmeye başlamıştır. Burada en rahatsız olan ülke Tayvan’dır. Bilindiği gibi Çin, Tayvan’ı kendisinden kopmuş ve gerekirse zor kullanılarak yeniden birleştirilebilecek bir eyalet olarak görmektedir. 20 Mart 2004 tarihinde Tayvan’da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılması ve Tayvan Cumhurbaşkanının, Çin tehdidi karşısında, Tayvan’ın savunma gücünü artırıp artırmaması konusunda bu ay halk oylamasına gideceği beklentileri basın yayın organlarına açıkça dile getirilmektedir.
Tayvan’da yapılacak bu ilk halkoylamasının, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle eş zamanlı yapılacak olması ve ABD ile Çin’in Tayvan tutumu gibi konulara açıklık kazandıracağı için uluslar arası basında ilgiyle izlenmektedir.

500’e yakın Çin füzesinin Tayvan’ı hedef almış durumda olduğu ve bu sayının her altı günde bir adet artırıldığı belirtilmektedir. Tayvan Cumhurbaşkanı halkoylamasında verilecek yanıtın, Tayvan halkının Çin saldırganlığı karşısında kararlı olacağı mesajını güçlü bir şekilde dış dünyaya ileteceğini vurgulamaktadır. Bugün Tayvan’a en fazla silah sağlayan ülke ABD’dir. Çin’in artan silahlanmasının, yakında dengeyi Pekin’in lehine çevirebileceği inancında olan ABD’nin Tayvan’ın savunma alanında daha fazla harcama yapmasından yana olduğu da bilinmektedir.

Bölgede rahatsız olan ülke sadece Tayvan değildir. ABD işgal ordularının bulunduğu Japonya ve Kore yanında diğer bölge devi Hindistan ile birlikte Rusya Federasyonu da Çini dikkatle izlemektedir. Şimdilik sadece Pakistan ile sorunları olan ve görünüşte iyi gittiği anlaşılan Çin-Hindistan ilişkilerinin Çin’in güçlenmesi oranında giderek gerginleşeceğini şimdiden söyleyebiliriz.
Çin savunma bütçesindeki küçük bir artışın dahi dünya konjonktürünü ve küresel gelişmeleri takip eden uzmanların yakın ilgisini çekmesi boşuna değildir. Yıllarca afyon ile uyutulan ve kendi sorunları ile baş başa bırakılarak dünyadan tecrit edilen Çin artık eski ataletini atmıştır. Tam olarak uyanmamıştır. Ama gözlerini açmıştır. Kalkınan ve güçlenen ekonomisi ile çok kısa bir sürede bütün dünya ekonomilerinin korkulu rüyası haline gelen Çin’in bu gelişmesine karşı ülkelerin şiddetle tedbir alma yoluna gittikleri ve ekonomik tedbirlerle baş edemeyince sonunda çözüm arayışlarının silahlı bir müdahaleye kadar uzanabileceği her zaman mümkündür.
İşte bu gerçekten hareketle Çin önce kendini korumak için, bilahare giderek dünya gücü olmanın gerektirdiği bir savunma sistemi oluşturma yoluna gidecektir. Bu kaçınılmazdır. Dikkatle takip edilmesi gerekmektedir.

Dış politikada bölgesel güçler ile ticari ve siyasi ilişkilerini daha da geliştiren Çin geleneksel içe dönük politikasını terk etmiştir. Uyguladığı yeni ve çok yönlü dış politika stratejisi ile giderek dünyada söz sahibi olmaya başlamıştır. Bugünün Çin’inde Mao’nun tek fikirli, tek öğretili ve tek giyimli sadece siyaset üreten kalabalıklarının yerini alan üretici Çinliler dünyanın korkulu rüyası olmuşlardır.

Çin’in en yüksek yürütme organı olan Çin Ulusal Halk Meclisi’nin yıllık olağan Genel Kurulu 5 Mart 2004’de Pekin’de başlamıştır. 15 Marta kadar sürecek toplantıda Merkezi Hükümet, Yüksek Halk Mahkemesi, Yüksek Halk Savcılığı ve Ulusal Halk Meclisi Daimi Komitesi’nin yıllık çalışma raporları incelenip oylanacaktır. Ayrıca halkın büyük dikkatle takip ettiği “ Özel Mülkiyetin Korunması” ile ilgili anayasa değişikliği de bu toplantıda oylanıp kabul edilecektir. İki bin dokuz yüz kadar halk temsilcisinin katıldığı Çin Ulusal Halk Meclisi’nin toplantılarının açılışınaCumhurbaşkanı, Merkezi Askeri Komisyonu Başkanı, ÇUHM Daimi Komitesi Başkanı, ve Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı Ulusal Komitesi Başkanı katılarak toplantıların önemini vurgulamışlardır.

Başbakan Wen Jiabao, açılış töreninde yaptığı konuşmada; hükümetin faal mali politika ve sağlıklı para politikasını aksatmadan uygulamaya devam edeceğini vurgulamıştır. Kalkınmanın köy ve şehirlerde ayni olmadığına dikkat çekmiş ve iki kesim arasındaki büyük gelir farklarının devam ettiğini vurgulamıştır. Hükümetin önümüzdeki yıl içindeki hizmet ağırlığını kırsal kesimin sorunlarını çözmeye yönelik olacağını bildirmiştir. Başbakan Wen; ekonominin bu yıl biraz yavaşlayarak geçen yılki 9.1 seviyesinden yüzde 7’lere düşeceğini ifade etmiştir.

Bu düşüşün çok hızlı büyümenin toplumun sosyal katmanları arasında büyük uçurumlar yarattığı ve kırsal kesimin bu gelişmeye ayak uyduramamasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.
Ülkesinde Kişi Başına Düşen Milli Gelirin bin doları geçtiğini kaydeden Wen, ülkenin mali gücünün yükseldiğini ve dış ticaretin bir önceki yıla göre yüzde 37.1 artarak 851 milyar doları bulduğunu ifade etmiştir. Wen Jiabao; bu yıl enflasyonun önüne geçmek için fabrikalara yatırımların kısılacağını ve kaynakların kırsal kesime yöneltileceğini, 800 milyon kişinin yaşadığı kırsal kesimde vergilerin düşürüleceğini ve çiftçilerin desteklenmesine hız verileceğini, izlemekte oldukları bağımsız ve barışçı dış politikanın aynen devam edeceğini bildirmiştir.
Başbakanın açıklamalarından çıkan sonuç şudur. Kalkınma hızı yavaşlatılmıştır. Kalkınmanın yükünü taşıyan şehirlerin bundan alığı pay ile ülke nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan kırsal kesim arasındaki dengesizliğin kaldırılmasına çalışılacak ve bu şekilde meydana gelmesi muhtemel sosyal patlamaların önüne geçilecektir.

Hızlı kalkınma ile ortalama milli gelirde fert başına düşen pay arttıkça yeni zenginler ortaya çıkmaya başlamıştır. Düne kadar sadece boğaz tokluğuna çalışmayı düşünen Çinliler şimdi özel mülkiyet sahibi olma isteklerini yasal yollarla gerçekleştirmek istemektedir. Bu komünist düzenden kapitalist sisteme geçişin önemli ayaklarından biridir. Nitekim Anayasa değişikliği ile bu husus düzene konulacaktır. Yapılacak anayasa değişikliği Çin’in sosyal ve kültürel hayatında yeni gelişmelerin ve modern çağın gereklerine açılışın işaretlerini vermektedir.Önümüzdeki yıllarda Çin’de büyük sosyal hareketlerin olacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Şu anda batı dünyasının bütün ekonomik forumlarında konuşulan tek konu vardır. O’ da Çin’in önlenemeyen ekonomik gelişmesinin nasıl kontrol altına alınacağıdır. Ekonomi düşünürlerini bu konu çok meşgul etmektedir. Bunlar çare araya dursunlarÇin dünyanın en büyük ekonomisine sahip olma yolunda hiçbir engel tanımadan ilerlemektedir.

İstanbul’daki tekstil atölyelerinde 5 milyon liraya maliyeti olan pijama 6 milyona alıcı beklerken, yan tezgahta Çin malı ayni pijama 1 Milyondan satılmaktadır.Bunun önlemi basit polisiye tedbirler değildir. Bunun sebepleri çok dikkatli ve bilimsel olarak ortaya konulmadığı takdirde 1 Milyona satılan ayni malı 6 milyon liraya almayavatandaşlarımızı hiç kimse zorlayamaz. O halde ne olacaktır?İşte bunun cevabını da siyasilerimiz ile ekonomi bürokratlarımız birlikte bulacaktır. Fakat bunun çaresini sadece bizim bulmamızda yeterli olmayacaktır. Bölgesel ve dünya çapında örgütlerle işbirliği yapılarak bunun çaresi aranmalıdır. Çünkü tehdit aynidir.

Burada önemli bir gerçeği daha vurgulamak istiyorum. Çin belki yavaş ama çok planlı ve programlı bir kalkınma stratejisi uygulamaktadır. 1,5 milyara varan bir nüfusu harekete geçirmek ve bu kitle üzerinde bazı politikaları süratle uygulamak kolay değildir. Binlerce yıllık köklü geçmişe sahip ve son yıllarda içine kapalı bir politika izlemiş bir milletin yeni teknolojilere ve sistemlere ayak uydurması da kolay değildir. Buna rağmen dışarıdan gözlemlerle Çin’in uyguladığı ekonomi politikaların çok akılcı, planlı bir dışa açılma ve serbestleşme stratejisi izlediği görülmektedir.

NitekimGüneydoğu Asya krizi çıktığında bölgede Çin'in tüm rakipleri devalüasyon yapmışlardır. IMF yönetimi Çin’e de bu yönde öneride bulunmuştur. Ancak Çin direnmiştir. Sonunda IMF yanıldığını kabul etmiş ve Çin haklı çıkmıştır. Şimdi Çin giderek daha zengin bir ülke haline gelmektedir. Nüfusunun kalabalık olması milli gelirini 1000 dolar civarındagöstermesine rağmen ticari hacmi hiçte küçük değildir.

Bu nüfusu en kalabalık ülkeyakaladığı üretim kapasitesi ve şimdiden ele geçirdiği dünya pazarları ile tedbir alınmadığı takdirde dev bir ülke olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Fakat Çin siyasi otoritesi aceleci değildir. Siyasi otorite ayaklarını yere sağlam basmak için temkinli davranmaktadır. Bunda da haklıdır. Çünkü dünyayı yerinden salladıklarının ve kendilerine karşı tedbir alınmak üzere çalışıldığının farkındadırlar.

ABD’nin ortaya attığı Büyük Ortadoğu Projesi bugün olmasa bile yakın gelecekte kendisine en büyük engel olarak karşısına çıkacak olan Çin’i de hedef almaktadır. ABD’nin kontrol edeceği Büyük Ortadoğu da Çin’in ihtiyacı olan Petrol vardır. Ayrıca bu proje ile kontrol altına alınan bölgeler Çin’in büyüyen nüfusunun hayat sahası olan bölgeleri de kapsayarak Çin’in batı ve kuzeye karşı genişlemesine mani olmaktadır.

Bu yüzden Çin hükümeti ile Çin Ulusal Halk Meclisi’ de ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili gelişmeleri ve bu plana karşı bölge ülkelerinin tutumlarını yakından izlemektedir. Bu çok doğaldır. İzlenen ülkelerden biride projede önemli görevler verilen Türkiye’dir. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Uluslar arası İlişkiler Bakanı Wang Jiarui başkanlığındaki Çin Komünist Partisi Heyeti, AK Partinin davetlisi olarak 7-10 Mart2004 tarihlerinde Türkiye’ye bir ziyarette bulunmuştur. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Meclis Başkanı Bülent Arınç ile görüşülmüştür. 8 Martta AK Parti Genel Merkezi ziyaret edilmiştir. Çin Komünist Partisi, AKP’ yi Eylül ayında yapacakları Asya Ülkeleri Partileri Kongresi’ne davet etmiştir. Basına bu görüşmelerin içeriği hakkında bilgi verilmemiştir. Bununla beraber günümüzün güncel konusu olan Büyük Ortadoğu Projesi hakkında fikir alışverişinde bulunulduğu değerlendirilmektedir.

Çin’in gelişmesindeki en büyük etken artan yatırım faaliyetleridir.Son on yıldakiyatırımlar milli gelirin yüzde 37'sine kadar ulaşmıştır. 2003 yılında ise bu oran yüzde 42’ye çıkmıştır. Yatırımlar için kaynağın önemli bir kısmı halkın tasarrufları ile elde edilmektedir. Çin halkının geleneksel milli karakteri ve yetişme tarzı tüketime değil, tasarrufa yönelik olduğundan milli gelirinyüzde 43'ü kadar halk tasarrufu sağlanabilmektedir. Çin’in ulaştığı yatırım seviyesi gelişmiş ülkelerle ise karşılaştırılmayacak düzeyde olmasına rağmen gelişmekte olan Asya ülkeleri ortalamasının çok üstünde olduğu görülmektedir.

1990’larda Çin'de kişi başına gelir 300 Dolar civarında iken şimdi 1000 Dolara ulaşmıştır. Yani halk on yıl öncesine göre üç kat daha zenginleşmiştir. Bu hızlı zenginlik ülkenin her tarafına ve toplumun değişik kesimlerine aynen yansımamıştır. Bölgeler arasıbüyük adaletsizlikler meydana gelmiştir.Bölgeler arası bu tür farkların yaşanması çok hızlı bir şekilde kapitalist sisteme geçişin doğal sonuçlarıdır. Sosyal adaleti ön plana çıkaran gerçekçi politikalarla bu durumu düzeltmek mümkündür. Yalnız bunun zamana ihtiyacı vardır.

Çin’in baş döndürücü bir hızla dışa açılan ekonomisinin rakamları şaşırtıcıdır. Son on yılda dünya dış ticareti ortalama yüzde 6 büyürken, Çin'in ihracatı yüzde 32 oranında büyümüştür. İthalatı ise yüzde 18 artmıştır. Bu şekilde daha on yıl önce 162 milyar dolar olan dış ticaret hacmi bugün 800 milyar doları aşmıştır. Bugün sadece Çin'in ihracatı dünya ticaretinin yüzde 5'ini oluşturmaktadır. İhracat ithalatı karşıladıktan sonra 40 Milyar Dolar fazlalık vermektedir. Türkiye’nin 25 Milyar dolar açık veren dış ticaret hacmi ile mukayese edildiğinde bu rakamların Çin için çok büyük bir kazanım olduğu görülür.

Çin'in dış ticareti yapısal olarak da değişiklik göstermiştir. Japonya dışında komşularıyla ticareti hızla azalmaktadır. Ticaret hacmi gelişmiş ülkeler ile artmaktadır. Bugün Japonya ithalatının % 19 unu, AB Ülkeleri %7’sini, ABD ise % 11’ini Çin’den karşılamaktadır. Başlangıçta küçük imalat sanayii sektörü malları ile ihracat giderek sanayiinin her dalına yayılmaktadır.
Çin'in mevcut ekonomik ve sosyal sistemleri bu hızlı gelişmeye ayak uydurmakta zorlanmaktadır. Ciddi reformlara ve radikal tedbirlere ihtiyacı vardır. Bankacılık ve Finans Sektörü başta olmak üzere eski teknolojileri kullanan Kamu İktisadi Kuruluşların verimsiz yapıları, sosyal güvenlik sisteminki adaletsiz yapılanma ile gelir dağılımında çarpıklıklar bir türlü giderilememekte ve hızlı kalkınmanın önünde frenleyici rol oynamaktadır. Bankacılık sistemi bir türlü tahsil edemediği batık krediler yüzünden güvenirliğini kaybetmiştir. 2003 yılında kurulan Bankacılık Düzenleme Komisyonu'nun ise daha teşkilatlanmasını bile tamamlayamamıştır.

Çin'de komünist sistemden kalma KİT'ler çok verimsiz çalışmaktadır. Aldığı yüksek kredilerle bankaları ve dolayısıyla devleti zora sokarak devamlı ziyan eden bu hantal kuruluşlardan bir kısmı kapatılmış bir kısmı özelleştirilmiştir. Sorunun çözülmesi için el atılmasını bekleyen üç bine yakın kuruluşun olduğu belirtilmektedir.

Ekonomide verimliliği sağlayan adımlar atıldıkça ortaya işsizlik ve sosyal güvenlik sorunları çıkmıştır. İşte hızla büyüyen ve kapitalistleşen dünya devi Çin şimdi de sosyal sorunlarını çözme planları yapmaktadır. Ancak ekonomi büyümektedir. Elde ticaret fazlasıyeterli sermaye vardır. Büyüyen ve para kazanan ekonomilerde sosyal sorunların çözümü de kolay olmaktadır. Başaracaklarına şüphe yoktur.

Sonuç olarak son on yılda çok hızlı koşarak mesafeyi açan Çin çabuk yorulmuş gibi görülüyor. Bir yandan ekonomisini güçlendirirken bir yandan hızlı büyümenin meydana getirdiği sosyal ve yapısal sorunları gidermeye çalışmaktadır. Bir yandan dünya ticaretini yönlendirirken diğer yandan bölgesel güç olma yolunda önemli organizasyonlara da ev sahipliği yapmaktadır. Bütün bunların bir arada sağlıklı yürümesi çok zordur. Ama bir gerçek var ki yavaş ve sorunlu da olsa Çin yeniden doğmaktadır. Kısa değil, ama orta vade planlamacıları yapacakları planlarında Çin’i mutlaka dikkate almak zorundadır.

ABD ve Avrupa Birliğinin ardından dünyanın en önemli üçüncü ekonomik gücünü oluşturan Çin ve Güneydoğu Asya ülkeleri arasında bölgeselleşme süreci giderek hız kazanmıştır. Son yirmi yıl içerisinde bölgede kurulan siyasi ve ekonomik örgütlere sıradan bir katılımcı olarak iştirak ederek gözlemcilikten başka faaliyeti izlenmeyen ÇİN artık bu işlevini değiştirmiştir. Bölgesinde ve dünyada siyasi ve ekonomik ağırlığını yenidenhissettirmek ve belirlediği stratejik hedeflere ulaşabilmek amacıyla kendi liderliğindeönemli siyasi girişimlerde bulunmaktadır.
Bu girişimlerden biri de Çin'in Boao şehrinde oluşturulan BOAO ASYA FORUMU’ dur. BAF; Çin, Güney Kore, Moğolistan, Malezya, Filipinler, Japonya, Singapur, Endonezya, Tayland, Bruney, Vietnam, Nepal, Sri Lanka, Kamboçya, Laos, Hindistan, Pakistan, Nepal, Birmanya, İran, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Avustralya'dan oluşmaktadır. Forumun sekreterlik hizmetlerini Çin'in üstlenmiştir.

Avustralya'yı da içine almasına rağmen tam anlamıyla bir Asya Örgütü niteliğindeki BAF'ın kuruluş amacı;" Globalleşme süreci içinde Asya ülkelerinin ekonomik ve toplumsal problemlerini müzakere etmek ve Asya ülkelerinin birbirleri ile olan ticaretini , karşılıklı yatırım ve teknoloji transferini ilerletmek ve nihayet ülkeler arası işbirliğini güçlendirmek" olarak açıklanmıştır.BOAO ASYA FORUMU; ayni zamanda " Asya Araştırma Merkezi" gibi bir strajejik düşünce kuruluşu olma görevini de üstlenmiştir.

Bu merkezin;" ülkelerin gerçekçi stratejik tercihlerini yaptıktan sonra yeni fırsat ve risklere karşı önlem alabilecekleri, ekonomik sorunların teşhisini ve ekonomiyi yönetme kabiliyetini arttırmak suretiyle her türlü ekonomik çalkantıya hazır olabilecekleri, ekonomik kalkınmanın getirdiği risk ve fırsatlara yönelik ön raporların hazırlanmasında önemli işlevleri olduğu" bilinmektedir.

Çin'in tarihi ve siyasi misyonuna uygun olarak önayak olduğu ve gerçekleşmesi için büyük çabalar harcadığı BOAO ASYA FORUMU'na katılan ülkelerin üzerinde anlaştıkları ortak fikir şu şekildedir;
“ASYA ülkelerinin dünyanın ekonomik küreselleşme sürecinin dışında kalmalarına karşıönlemler alınması için, bölgenin çıkarlarının korunması ve birbirlerine destek verilmesi gereklidir. Geleceğe yönelik büyük ve güçlü Asya’nın yaratılması için birlikte çaba harcanacaktır."

Yukarıda belirtilen “ Büyük ve Güçlü Asya” tam olarak oluşturulabildiği takdirde dünya hakimiyetine oynayan ABD, AB, ve RUSYA FEDERASYONU’ nun önündeki en büyük engel olacaktır. Dünya nüfusunun çoğunu oluşturan ve her türlü hammadde kaynaklarına sahip, eski ve köklü bir kültürü olan milletlerin kurduğu bu birlikteliğin, 21 nci yüzyılın gündemini belirleyeceği kesindir. Çin mevcut potansiyeli ile bu ülkeleri bir arada tutabilecek bir konumdadır.
40 yıldır kendilerinin bir Hıristiyan Kulübü olduğunu ve aralarında Müslüman bir ülkeye yer olmadığını açıkça yetkili ağızlarından beyan eden Avrupa Birliği kapılarında oyalanan Türkiye'nin bu oluşumda da yeri olmadığı görülmektedir.Ata'ları Asya’dan gelen ve topraklarının % 90 'ı halen Asya'da bulunan, bu büyük oluşum ile Avrupa arasında köprü durumunda yer alan TÜRKİYE' nin Dışişleri teşkilatı böyle bir oluşumu görmemiştir.

Türkiye olarak; gelişmişlik trendinin bundan sonraki sahasının Asya ve oyuncularının da Asya ülkeleri olacağı, buradaki en büyük ve yönlendirici rolün ise Çin Halk Cumhuriyeti tarafındanoynanacağı gerçeği daima hatırda tutularak buna uygun politikalar üretmemiz gerekmektedir.

Günümüzde Çin ile Türkiye’nin arasında acil çözüm gerektiren çok önemli bir Doğu Türkistan Türkleri sorunu vardır.Bilindiği gibi Çin’de binlerce yıldır Doğu Türkistan olarak bilinen ve adı Mao döneminde Şin Jiang olarak değiştirilen Uygur Özerk Bölgesi’nde (1.828.418 kilometrekare büyüklüğü ile Çin topraklarının 1/6’sını oluşturmaktadır.) Yaklaşık 30 milyon Türk (çoğunluğu Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar vb.) yaşamaktadır.

Petrol, doğalgaz, uranyum gibi stratejik zengin maden rezervlerine sahip olan Doğu Türkistan Türkleri, Mao döneminde inanılmaz baskılara uğramışlardır. Asimilasyonu hedefleyen Çin’in azınlık politikası sonucu binlerce aydını idam edilen, cahil ve geri bırakılan, Çin Halkına tanınan temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılan Doğu Türkistan Türkleri, bunca baskının üstüne Çin Hükümeti’nin nükleer silah denemelerine hiçbir bilimsel koruma önlemi alınmaksızın doğrudan maruz kalmışlardır. Mao Che Tung sonrasında yeni yönetime devredilen asimilasyon politikalarına uygun olarak Doğu Türkistanlı soydaşlarımıza karşı yürütülen baskılar, uygar dünyanın gözleri önünde günümüzde bütün şiddeti ile devam etmektedir. Türkiye; 30 milyonluk soydaş kitlesine sahip çıkamamış ve onlara baskı uygulayan Çin Hükümeti’nin taleplerine boyun eğmeyi, kişilikli politika olarak benimsemiştir. Bu yanlışlığın düzeltilmesi gerekmektedir.Çin Yönetimi için Türkiye; Avrupa Topluluğu ülkelerine sıçrama tahtasıdır ve geniş imkanlara sahip cazip bir pazardır.

Sonuç olarak; Türkiye’nin dış ilişkilerinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin çok özel bir yeri olmalıdır. İkili ilişkiler her alanda sağlam temeller üzerine oturtulmalı, karşılıklı menfaatlerimiz iyi tespit edilmeli ve sonuna kadar korunmalıdır. Çin önderliğinde ve kontrolünde oluşturulacak ASYA BİRLİĞİ‘nin AB’ye rakip olabilecek önemli bir güç olduğu açıkça görünmesine, bütün Türk Cumhuriyetleri’ni de bünyesine almasına rağmen bu toplulukla ilişkilerin kurulmamasını anlamak mümkün değildir. Oysa Türkiye, kendisine etkili olabilecek bütün oluşumları yakından takip etmeli ve gerekirse bizzat içinde ve yönetim kademesinde yer alarak bu kuruluşları kendi milli menfaatleri doğrultusunda yönlendirebilmelidir. Bunu yapacak potansiyelimiz vardır. Coğrafyamız ve tarihi misyonumuz bize bunu dikte ettirmektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
13 Mart 2004 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale