23 AĞUSTOS 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Başbakan ve Maiyeti'nin ABD seferi
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 7 Şubat 2004 Cumartesi 

Tarih söz götürmez bir şekilde ispat etmiştir ki büyük meselelerde muvaffakiyet için kabiliyet ve kudreti sarsılmaz bir başkanın varlığı şarttır.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1927)

Sulh, sükun ve refah dolu günler geçiren ve gündemsizlikten yakınan yüce milletimizi aydınlatmakla görevli basın-yayın organlarımız şimdi çok sevinçli. Çünkü Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan kalabalık maiyet erkanı ile birlikte ABD seferine çıktı. Bu seferde basınımızın mümtaz kalemleri, televizyonlarımızın en acar muhabirleri de kendilerine tahsis edilen uçakla ABD’ye uçtular. Ziyaret en ince teferruatına kadar gündem sıkıntısı çeken ülkemizin gündemine oturdu. Eğer bu arada savaş çıkmazsa ve deprem v.s gibi beklenmedik bir afet ile karşılaşmaz isek bu muhteşem seferin “Seyahatnamelerini” usta kalemlerden çok dinleyeceğiz inşallah...

Ülkeler arasındaki başbakanlar düzeyindeki seyahatler iki ülke ilişkilerinde önemli yer tutar. Ülkeleri temsil eden yetkililerin birbirlerini yakından tanımalarında ve diyalog içinde bulunmalarında her zaman büyük yararlar vardır. Hele ABD gibi son on beş yıldır dünyanın tek hakimi durumunda olup kendini her türlü hukukun üstünde göre n, ve kendisine dünyayı yeniden yapılandırma misyonu veren bir dev ülkeye yapılan geziler çok daha önemlidir. Sadece iki ülkenin değil, dünya basınının da ilgisini çeker.

Nitekim bu büyük önemi derhal kavrayan basınımız en ince ayrıntıyı dahi kaçırmıyor. Kim ne giymiş- kimler ne takmış- nerede neler yenmiş-kapıda kimler karşılamış- nasıl el sıkışmışlar-ne hediye almışlar işte bütün bunlar gündemin vazgeçilemez temel unsurları. Birde çok az kesimi ilgilendiren “Kıbrıs Sorunu” ve “Irak Sorunu” gibi gündemin ikinci sırasındaki haberler var. Bütün bunlar işin Lâf-ı Güzafı, yani boş kısımları. Gelelim bu gezinin bizim gözümüzle nasıl göründüğüne;

ABD gibi dış ilişkilerinde gelenek ve göreneklerine bağlı, kurumsallaşmış ve her işini sistemleştirmiş bir ülkeye yapılan bu tip büyük gezilerde çok iyi bir gezi öncesi planlama yapılması, ve özellikle zamanın çok iyi kullanılması gerekmektedir. Son derece ciddi profesyonel bir çalışma ve yeterli zaman isteyen bir hazırlık döneminin gerçekten de profesyonelce gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu gezide bizzat Başbakanın katıldığı pek çok aktivitenin zamanında ve aksaksız yapıldığı dikkati çekmiştir. Bu konuda Dışişleri bürokratlarını kutlamak istiyorum.

Doğal olarak basınımız hep detay konuları verdiğinden iki ülke ilişkilerini temelden etkileyebilecek ve devlet arşivlerine girecek temel konularda ne gibi çalışmalar yapıldığı, ne gibi kazanımlar elde edildiği kamuoyuna tam olarak aksetmediğinden şimdilik bir fikir söylemem mümkün değildir.

İki ülke başkanlarının birbirlerine söyledikleri güzel sözler kimseyi yanıltmasın. Bunlar diplomasi sanatının gereğidir. Bunlar mutlaka ile yerine getirilir. Türkiye’de çözülemeyen Türban sorununun ABD ‘de, ve en üst kademelerde çözüldüğünü görmek de bizleri yanıltmasın. Nasıl biz yabancı temsilcilerin ülkemizdeki resmi kabullere milli giysileri ile katılmalarına karışmıyorsak onlarda aynini yapmışlardır. Bu çok doğaldır.

Önemli olan yapılan resmi görüşmelerin Türk kamuoyuna nasıl yansıyacağı, yani sokaktaki sade vatandaşa katkılarının ne olacağıdır. Kanaatime göre bu gezinin iki temel konusu olan “Kıbrıs ve Irak” Türk halkını uzaktan ve yakından ilgilendirmemektedir. Türk halkı; iktidarın; İyiye gidiyoruz. Muhteşem bir ekonomik tablo çizdik. Göstergeler şöyle başarılı, ve böyle müthiş laflarına karnı tok. O şimdi cebine giren ve çıkan ile ilgili. 24 saat yağan karın bile İstanbul’u nasıl perişan ettiğini yaşayarak gördü. Vatandaş;soğukta ısınmak, iş umudunu taze tutmak ve evine ekmek götürebilmenin derdinde. Ne yazık ki boş başarı sözleri hiç bir şekilde vatandaşa yansımıyor. Onun için bu millet, boyalı ve yönlendirilmiş medyanın değerlendirmelerini ya hiç dinlemiyor, ya da bakıyor ve görmüyor, işitiyor ve duymuyor. Yani ilgilenmiyor bile.

Gelelim meselenin diğer tarafına. Irak konusunda biz ne kadar Stratejik Ortağız desek de ve İncirlik üssünü kayıtsız şartsız emirlerine versek de. Adamlar yine bildiğini okuyorlar. Bizi hiç dikkate almıyorlar. Onlar çizdikleri hedeflerine doğru ilerliyorlar ve federatif bir Irak için mesafe alıyorlar. Bizim nasıl olsa bir şey yapamayacağımızı askerlerimizin başına çuval geçirerek denediler. Baktılar ki, çuvalda geçirsek, aşağılasak ta bunlar anlamıyor. Hala çuvalcı albayı baş köşede tutuyorlar. Ne istesek veriyorlar. Neden bunları dikkate alayım ki diyorlar. Haklılar. Çünkü onlar, devlet gibi devlet olduklarını biliyor ve adımları buna göre atıyorlar.

Bu arada Bulgaristan, Gürcistan ve Azerbaycan’da üsler kurup bizi kuşatma faaliyetini aksaksız sürdürüyorlar. Kıbrıs’a gelecek olursak; Ben burada Türkiye’nin stratejik bir hata yaptığını değerlendiriyorum. BM temsilcisini istemeyip, ABD Dışişleri Bakanı Colin Povel’i arabulucu olarak teklif etmek kendi elimizle adayı ABD’ye teslim etmek anlamına gelmektedir. Bir kere ABD’nin adada Türk askerinin varlığına tahammülü yoktur. 14 Aralık seçimleri öncesi ABD Büyükelçisi Mc. Grossman’ın ve temsilci Weston’ un adadaki Annan Planı yanlısı çalışmaları ne çabuk unutuldu. Köy köy gezerek Denktaş karşıtı grubu alenen ve de fiilen desteklediklerini unutacak kadar zaman geçmedi. Bütün bunlar dururken ABD’nin yeniden yapılandırmaya soyunduğu Ortadoğu’ya ulaşabileceği en önemli bir yer olan Kıbrıs’ta ABD temsilcisini arabulucu istemek Türkiye’ye uygun düşmemiştir. İnşallah konu Kofi Annan’ın istediği gibi olur ve Povel yoğun işlerini bahane ederek bu işlere burnunu sokmaz.

Neden her defasında biz kendi işimizi başkalarına gördürmek çabasındayız. Bu yanlış düşünceleri yöneticilerimizin kafasına kimler koyuyor. İşte bunu anlamak güç.

Sonuç olarak; Sayın Başbakan Erdoğan riyasetindeki Türk Heyetinin ABD seferi başarı ile tamamlanmıştır. ABD’li dostlarımız bizi çok sevmişler. Bize aferin demişler ve bizi diğer İslam ülkelerine model göstererek gururlandırmışlardır. Her ne kadar bu seyahat ile sokaktaki Türk vatandaşının boğazına giren lokmada bir artış olmamışsa da iki dost ve müttefik ülke ilişkilerini bu derece üst seviyede tutmayı başaran yöneticilerimizi tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.

İnşallah Başkan Bush’un ülkemize ziyaretlerinde de kendisini Türk misafirperverliğinin tamamını gösterecek şekilde karşılar ve mutlu ederiz. İşte o zaman onlar bizi daha çok severler ve bizde onları daha çok sayarız.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
7 Şubat 2004 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale