25 Kasım 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Tüpraş'ın satış rezaleti
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 24 Ocak 2004 Cumartesi 

"Sümerbank devralacağı ve sermayesi tamamen devlete ait fabrikaları devir tarihinden itibaren bir sene zarfında uzman heyetler marifeti ile takdir ettirilecek son haldeki hakiki kıymetleri ile mahdut mesuliyetli ve kendisine bağlı şirketler haline koymaya mecburdur. Bu şirketlerin hisse senetlerinin yüzde yüzü banka adına yazılı olacaktır. Hükümetin teklifi üzerine umumi heyetçe verilecek karara göre bu hisse senetlerinin kısmen veya tamamen Türk eşhas ve müesseselerine satılması caizdir."
(3 Haziran 1933 Gün ve 2262 Sayılı Sümerbank Kanunu Madde 11)

Bize özelleştirme dayatması altında birileri direktifler veriyor. Milletimizin seksen yılda büyük gayret ve çabasıyla kurup bugünlere taşıdığı bütün milli kuruluşlarımız küreselleşme mimarlarının talimatlarıyla teker teker elimizden alınıyor. Bize özelleştirme öngören batı ülkeleri kendi ekonomilerinde devletin payını azaltacakları yerde arttırma yoluna giderken ve devlet payını daima %50’ler seviyesinde tutmaya çalışırken, bizim % 28’lere indirilen ekonomideki devlet payını daha da aşağıya çekerek bizi kendilerine bağımlı hale getirmeye çalışıyorlar. Ve bunda da muvaffak oluyorlar.

Ekonomi yönetiminin çok büyük bir gaflet içinde olduğu aşikar. Bakan Unakıtan “Her şeyi babamın malı gibi satarım” diyerek gururlanıyor. Satmak önemli değil. Kime sattığın önemli. Atatürk’ün yukarıya aldığım Sümerbank Kanunu ile emrettiği gibi, “Türklere ve Türk müesseselerine satacaksan” diyecek bir şey olmaz. Ama sen bunları yabancılara satarak bizi ele muhtaç ediyorsun. İşte kabul edilemez olan bu.

TÜRRAŞ gibi dünya çapındaki dev kuruluşumuz, nedendir ve kim akıl verdi bilinmez, sadece iki yıllık kârına eşit bir bedelle yabancılara satılıyor. Basının büyük bir kısmı bu satış, için hükümeti alkışlarken, gerçekleri vurgulayanların sayısı yok denecek kadar az. Halkımız ise dönen dolapların farkında bile değil.

Evet TÜPRAŞ gibi ülkemizin meydana getirdiği en büyük tesisin yüzde 65,76'sının satışı için açılan ihalede en yüksek teklifi 1 milyar 302 milyon dolarla Zorlu Grubu ile ortaklığa giden Efremov Kautschuk GMBH şirketi veriyor. Zorlu Grubu ile ortaklığa giden bu kuruluş petrol şirketi Tatneft'in en büyük ortağıymış.

Konuyu büyük bir titizlikle ele alan Ekonomi Yazarı Güngör Uras gazetesi Milliyetin manşetten verdiği “Piyasa Tüpraş'ta teklifi tatminkâr buldu” haberine rağmen köşesinde çok ağır bir dille bu satışı eleştirdi. Uras 14 Ocak tarihli yazısında özetle şunları söyledi.

“TÜPRAŞ, her şeyden önce bir TEKEL. Hem de öyle bugünden yarına yerinden edilebilecek bir tekel de değil.. "Türkiye'nin rafineri kapasitesinin yüzde 86'sına sahip. Ham petrol işleme yanında, yurtdışından ham petrol, LPG ve diğer petrol ürünleri ithal etme ve depolama konusunda da en büyük altyapının sahibi.

TÜPRAŞ,öyle "akarı-kokarı" olan bir kuruluş değil. Yenisinin altından 6-7 milyar doların altında bir harcamayla kalkılamayacağı söyleniyor. Zarar etmiyor. Kâr ediyor. Benzerini ne kamu yapabilecek durumda, ne de özel sektör... Ayrıca bu dev kuruluş için, 1989-2004 dönemini kapsayan ‘Mastır yatırım planı’ çerçevesinde" bugüne kadar 1,3 milyar dolar da harcama yapılmış. ‘1,3 milyar dolar’ Yani tamı tamına önceki gün zarftan çıkan teklif kadar! .İlla da 'özelleştireceğiz', illa da, yerli ve yabancı bir özel sektör sermaye grubuna 'blok' satacağız diyerek, Tüpraş'ı 'haraç mezat' satmak acaba ne kadar doğru?

İş işten geçti, Anadolu deyimi ile 'oldu olacak-kırıldı nacak'. Bütün bunları bugün yazmanın ne anlamı var, diyenler olacak... Ne yapayım?... Benim elimden gelen de bu!... 'Özelleştirmede başarılı olduğumuzu ispat edeceğiz. IMF ye verdiğimiz sözü yerine getireceğiz...' diyerek, benim, sizin paranızla yapılan Tüpraş'ın çoğunluk hissesinin 'blok olarak' bir sermaye grubuna 'haraç mezat satışını' içime sindiremiyorum."

Bu satışı gerçekleştiren şirketin bir de yönetici var ki evlere şenlik. Evet Ermeni asıllı ABD vatandaşı Roger Tamraz’dan bahsediyorum. Bu karanlık adam TÜRRAŞ’ın yönetiminde söz sahibi olan şirketin perde arkasındaki ve önündeki kilit isim. Gazeteler TAMRAZYAN Efendinin maceralarını anlata anlata bitiremiyor.

TAMRAZ; TÜPRAŞ'ın satıldığı Efremov GMBH, Tataristan devlet petrol şirketi Tafneft'in ticari işlerini yürütüyor. Hayalini kurduğu Bakü-Ceyhan hattıyla başlattığı çalışmanın son adımını Tüpraş'ı alarak tamamlamış olacak. Eski Başkan Bill Clinton'a olan yakınlığını kullanarak, Türkiye ile üst düzey ilişkiler kuran Tamraz'ın asıl hedefi de Orta Asya ve Hazar petrollerinin yanı sıra bölgedeki doğalgaz kaynaklarını Batı ve dünya pazarlarına açmak ve bunun kontrolünü ele geçirmek olarak bildiriliyor. TÜPRAŞ gibi Balkanlar ve Ortadoğu'nun en büyük, Avrupa'nın 5inci, dünyanın 7inci büyük petrol devi olan bir şirketi ele geçirmek Tamraz'ın hayallerine ulaşmasını kolaylaştırıyor.

Artık söylenecek bir şey yok. Adamlar işini yaptılar ve en büyük devlet kuruluşunu bedava denecek kadar ucuza kapatarak elimizi kolumuzu bağladılar. Şimdi ben ekonomi yönetimimize bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum.

Efendiler. Bu ülkeyi kuran ve yoktan var eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kemikleri sizin yaptıklarınız karşısında sızlıyor. Atatürk dönemini lütfen inceleyin. Uzmanlarınıza sorun. Neyi nasıl yapmış ta başarmış.? Eğer o günlere dönerseniz, bugün beceriksizce ve başkalarının telkinleri ile dağıttığınız ekonomik sistemin yeniden inşası için bir çıkış ve başlangıç noktası bulabilirsiniz. Ben size birkaç hatırlatmada bulunayım.

Atatürk'ün ekonomik politikalarını belirleyen ilk dönem 1923-1930 yıllarını kapsar. Mevcut ekonomik durum Birinci İzmir İktisat Kongresinde tespit edilir. Kongrede belirlenen hedeflere ulaşılmaya çalışılır. Fakat arzu edilen sonuçlara tam olarak ulaşılamaz. Gelişme sadece tarım kesiminde görülür. Fakat Osmanlı'dan kalan borçlar ödenir. Bu kongre sonucunda Çalışma Komisyonlarının tespitlerini, çözüm önerileri ve uygulamaları günümüz ekonomistlerinin dikkatle okumalarında büyük yarar görmekteyim.

Atatürk'ün ekonomik politikasının temelleri ve esasları 1930 -1940 arasındaki ikinci dönemde ortaya çıkar ve en üst düzeye ulaşır. İlk döneme nispetle ağırlığın bugün elden çıkarılmaya çalışılan İktisadi Devlet Teşekküllerinde olduğu tamamen kendine özel bir ekonomik rejimin uygulandığı görülmektedir. Bu dönemde ; DEVLET ÖNCÜLÜĞÜ, DEVLET YATIRIMCILIĞI, DEVLET İŞLETMECİLİĞİ, DEVLETİN TESBİT ETTİĞİ HEDEFLERE EKONOMİNİN YÖNLENDİRİLMESİ gibi hususlar ağırlık kazanır. Fakat bu faaliyetlerin temelinde yine fertlerin topyekün kalkınması ve refah seviyesinin adaletli olarak dağıtılması yatar.

Bugün de Özelleştirme konusu ülkenin ekonomik gündeminin en önemli maddesidir. Bunun için bir bakan dahi ayrılmıştır. Özelleştirilmesi istenilen Kamu İktisadi Kuruluşlarının ilki ve en büyüğü olan SÜMERBANK'ın 11 TEMMUZ 1933’de yürürlüğe giren 2262 Sayılı Kanunu'nun 11 nci maddesi 'ni sayın yetkililerimiz lütfen açıp okusunlar. Orada" bir kamu kuruluşunun bir yıl içinde kendisini nasıl özelleştireceği, bulunduğu üretim sahasından nasıl çekileceği ve bu alanı özel kuruluşlara nasıl devredeceği " hususundaki bilgileri bulacaklardır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
24 Ocak 2004 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale