27 Mayıs 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kafkasya için ABD-Rusya mücadelesi ve Türkiye'nin Kafkasya politikası
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 22 Ocak 2004 Perşembe 

"Felâket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur."
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1920)

Türkiye’nin gündemindeki konuları Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün görüşleri ile değerlendirmeye ve olaylara “O yaşasaydı ne düşünürdü?” mantığı ile yaklaşmaya çalışıyorum. Aslında bu oldukça zor bir hareket tarzı. Çünkü Gazi yaşasa idi, bugünkü gelişmişlik düzeyi içinde, kemiyetli ve keyfiyetli insan gücü ile, sahip olduğu güçlü ordusuyla milletin ve devletin içine düşürüldüğü çaresizliği ve teslimiyet görüntüsünü kesinlikle kabul etmezdi. Çünkü Atamız yukarıdaki sözünden de anlaşılacağı gibi bize, “Felaketin başımıza gelmesini beklemeden tedbir alınmasını” emrediyor.

Evet bugün Doğu Anadolu sınırlarımızın hemen ötesinde Türkiye için tehlikeli olabilecek gelişmeler yaşanıyor. Biz yine seyretmekle yetiniyoruz. Dünyanın doğal güç kaynaklarının önemli bölümünü elinde bulunduran Türk Dünyasına bağlanmamızın en kısa yolunun bünyesinde pek çok Türk boyunu bulunduran Güney Kafkasya üzerinden olacağı aşikar. Burası Rus Çarı Büyük Petro’nun değişmeyen vasiyetinde bildirdiği, “Sıcak Denizlere inme” yolunun üzerinde bulunuyor. Rusya’nın bu geleneksel politikası kesinlikle değişmedi. Ve hatta sıcak denizler olarak tanımladığı bölgede petrol bulununca ve bu bölge dünya enerji nakil yollarının da elinde bulunduran bir nitelik kazanınca Çar Petro’nun vasiyeti anlam ve geçerliğini arttırdı...

Putin yönetiminde hızla ekonomik durumunu düzeltme yoluna giren Rusya için Güney Kafkasya hayati önemi haizdir. Çünkü burası Rusya’nın sıcak karnıdır. Buradaki menfaatlerinden vazgeçmesini beklemek hayâldir. Nitekim, içeride durumu düzeltmeye başlayan Putin’in ilk işi Kafkaslar bölgesinde kaybetmek üzere olduğu milli çıkarlarının peşine düşmek olmuştur. Büyük kayıplar pahasına ve Rus annelerinin verilen kayıplardan isyan etmesine rağmen Rusya Çeçenistan’dan ve Kafkasya’dan vazgeçmedi. Buraya sahip olma mücadelesini her alanda sürdürüyor.

Şimdi ise gündemin sırasında Rusya ve ABD’nin Gürcistan üzerindeki güç mücadelesi var. Bilindiği gibi 11 Eylül sonrası eklindeki üstün askeri güce güvenerek dünyayı kendi milli çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmaya karar verip uygulamaya başlayan ABD önce Afganistan’a saldırdı. Ve bu saldırı ile koordineli olarak Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Kafkas devletçikleri ile yakın ilişkiler kurdu. Sonunda bölge ülkeleri ile yaptığı ikili antlaşmalar ile pek çok askeri kolaylıklar elde ederek sayıları azda olsa askerlerini Hazar Gölü çevresinde konuşlandırma imkanı buldu.

Bilahare bu yapılandırmanın ikinci ayağı olarak Irak’ın işgali ile ABD’nin bölgeye yerleşmesi devam etmiştir. ABD’nin bu ileri harekatı ile koordineli olarak gerçekleştirdiği Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan ile yaptığı ikili askeri anlaşmalar Rusya’yı çok rahatsız etmiştir. Çünkü bu durumda hem daha önce tamamına sahip olduğu Hazar Petrollerinin pazarlanmasında Rusya tamamen saf dışı kalmakta ve hem de Ortadoğu için iniş yolları kendisine kapatılmış olmaktadır.

ABD’nin bu bölge üzerindeki son oyunları Gürcistan üzerinde oynanmıştır. Rusya’yı bölgeden atmaya yönelik bu oyun daha yeni başlamıştır ve kısa sürede bitecek gibi görülmemektedir. ABD desteği ile Gürcistan’da yapılan devlet başkanlığı seçimleri geçersiz sayılmış, meclis basılmış ve efsanevi lider Sevardnadze istifa etmek zorunda bırakılmıştır.

Gürcistan’da 4 Ocak 2004 tarihinde yenilenen devlet başkanlığı seçimlerinden Mihail Saakaşvili zaferle çıkmıştır. Ancak, Gürcistan’ın kuzey komşusu olan Rusya bundan memnun olmamıştır. Rusya kendi mantığı içinde bunda haklı görülmektedir.

Olaya teknik seviyeden bakıldığında seçimlere katılım oranı çok düşük olmasına rağmen Saakaşvili’nin seçimlerde aldığı oy oranı yüzde 96,7dir. Ve görüldüğü gibi bu sonuçlar demokratik bir ülkeye yakışmayacak ölçüde yüksektir. Öte yandan Acaristan Devlet Başkanı Aslan Abaşidze’nin başkanı olduğu Demokratik Uyanış Birliği Partisi seçimleri boykot etmiş ve katılmamıştır. Ayrıca Moskova yanlısı olup 2002 yerel seçimlerde birinci parti olan ve iptal edilen Kasım 2003 seçimlerinde de Şevardnadze, Abaşidze ve Saakaşvili’nin partilerinin ardından dördüncü sırada yer alan İşçi Partisi taraftarları da son seçimlere katılmamıştır. Bu şartlar altında yapılan seçimlerinden Mihail Saakaşvili galip çıkmıştır. Sevardnadze ise köşesine çekilmek zorunda bırtakılmıştır.

Rusya’nın Gürcistan’dan vazgeçmesini beklemek yanlıştır. Nitekim Rusya’nın bu bölgedeki kontrolünü her halükarda korumaya kararlı olduğunun işaretleri şimdiden alınmaya başlanmıştır. 9 Aralık’dan itibaren Acaristan vatandaşları için kolaylaştırılmış vize rejimini devreye sokan Moskova’nın, Abhazya ve Güney Osetya’dan sonra Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne yeni bir darbe vurmaya hazırlandığı açıkça görülmektedir.

Yeni seçilen Gürcistan yönetimi, muhtemel Rus tehdidine karşı ülkesinin toprak bütünlüğünü sağlamak için engel olarak gördüğü Rus askeri üslerinin kapatılmasını sağlamak üzere Rusya Federasyonu ile görüşmelere yeniden başlamıştır. Bu maksatla 7 Ocak’ta Gürcistan Dışişleri Bakanı Tedo Çaparidze Moskova’ya gitmiş, Rus Genelkurmay başkan yardımcısı Yuri Baluyevski ve diğer bazı üst düzey askeri yetkililer ile görüşmüştür.

Rus tarafının bu görüşmelerdeki tavrı nettir ve 1999’dan beri hiç değişmemiştir. Nitekim Yuri Baluyevski; “Rus tarafı Gürcistan’ın Batum ve Ahalkalaki askeri üslerinin 3 yıl içinde kapatılmasını isteyen önerisine kesinlikle karşıdır. Bu plan gerçekçi değildir. Rus üslerinin kapatılması için en az on yıla ihtiyacımız vardır” demiştir. Bununla birlikte Rusya politik bir tutum sergilemiş, ve üslerin kapanmasının tamamen ekonomik zorluklardan uzayacağını gösteren bir açıklama ile adeta ipe un sermiştir. Rusya Gürcistan’dan üslerini çekmek için söz konusu üslerinin muadilinin Rusya’da yapılması ve taşınma işlemi gibi diğer konular için gerekli giderlerin Gürcistan tarafından karşılaması gerektiğini bir kere daha vurgulamıştır. Gürcistan ekonomisinin bunu karşılayamayacağı da açıkça bilinmektedir.

Gürcistan’daki askeri üslerin kapatılması Kasım 1999’da İstanbul’da yapılan AGİT Zirvesi’nde gündeme gelmiştir. Rusya Federasyonu’nun Güney Kafkasya’daki askeri varlığının Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Adlaşması’nda kanatlar için öngörülen sınırı aştığı bu toplantıda kendisine tebliğ edilmiştir.

Söz konusu zirvede Gürcistan ve Rusya arasında varılan mutabakat gereğince Rusya Federasyonu, Gürcistan’da bulunan dört askeri üssünden Tiflis yakınlarındaki Vaziani ve Abhazya’daki Gudauta üssünü 1 Temmuz 2001 tarihine kadar kapatacaktır. Batum ve Ahalkalaki’de bulunan üslerin durumunun ne olacağı ise 2000 yılında iki ülke arasında yapılacak görüşmelerle belirlenecektir. Bugüne kadar Rusya Federasyonu sadece Vaziani üssünü kapatmıştır. Gudauta üssünün durumu ise Abhazya’nın fiili bağımsızlığı sebebiyle belirsiz bir duruma girmiştir. Bu üs halen varlığını sürdürmektedir. Batum ve Ahalkalaki üslerinin geleceği ile ilgili Rusya ve Gürcistan arasında günümüze kadar süregelen görüşmelerden henüz bir sonuç çıkmamıştır.

Üsler konusu Rus-Gürcü ilişkilerindeki en önemli gerginlik konusudur. ABD’nin Güney Kafkasya’da üsler kurmayı hedeflediği bir dönemde Rusya’nın söz konusu üslerin kapatılmasında taviz vereceği düşünülmemelidir. Konu giderek Rusya-Gürcistan arasından çıkarak ABD-RUSYA arasında bir anlaşmazlığa dönüşmek üzeredir. Rusya’nın bugünkü gücü tek başına ABD ile bir sıcak çatışmayı göze alacak seviyede değildir. Fakat Rusya’nın, ABD’ye karşı AB ve ÇİN gibi diğer denge unsurlarını da devreye sokmak için çaba harcayacağı değerlendirilmektedir.

Putin Kafkasya konusunda çok duyarlı ve kararlı bir politika izlemektedir. Putin, 26 Mart 2000 tarihinde yapılan Başkanlık seçimlerinden bir hafta önce bir savaş uçağı ile Çeçenistan’a giderek "Eli kanlı haydutlarla Çeçenistan barışı için görüşmeyeceğini, yetkili ve etkili sivillerle görüşmeye hazır olduğunu, bölgeye mutlak barışı getireceklerini” bildirmiştir. Putin daha sonraki söylemlerinde ve uygulamalarında Kafkasya’nın kendileri için önemini her fırsatta vurgulamaktan çekinmemiştir.

Şimdi gelelim Türkiye’nin Kafkasya politikalarına; Türkiye'yi Kafkaslardan ayrı düşünmek mümkün değildir. Kafkaslar; Türkiye'nin uluslararası dış politikalarına etkisi yanında bölgedeki Türk unsurların varlığı ile iç politikasında da önemli rol oynamaktadır. Ayrıca Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile doğrudan temasın sağlanmasında da bir köprü vazifesi görmektedir. Kafkaslar; coğrafi yakınlık, ekonomik işbirliği imkanları ve sahip olduğu doğal kaynakları nedeniyle de Türkiye için önemli bir ilgi alanı oluşturmaktadır. Rusya Federasyonu'nun mevcut problemleri ve ekonomik sıkıntıları yanında, mevcut askeri gücü, kültürel, ekonomik ve idari yapısı ile teşkil ettiği potansiyel tehlike karşısında Kafkasların bir "barış kuşağı" ve"Rusya ile bir tampon bölge teşkil etmesi " Türukiye için çok önemlidir.

Ermenistan ve Gürcistan ile Türkiye arasında muhtemel bir dostluk ve barış sürecinin doğması ve devamının sağlanmasının bu ülkelerin yararına olacağı açıktır. Azerbaycan ile başlatılan dostluk, ve işbirliğinin gelişerek devam etmesi de; hem bölge barışı ve hem de Türk Cumhuriyetlerinin batı ile olan doğrudan bağlantıları için hayati önem arz etmektedir.

Türkiye'nin Kafkas Devletleri ve Kafkas Toplulukları ile ilgili imkan ve kabiliyetleri ve bu bölgede uygulayabileceğini değerlendirdiğim alternatif politikaları şunlardır.

- Sovyetler Birliğinin dağılması ile Kafkaslardan ülkemize yönelen tehdit ortadan kalkmıştır. Bu durum Türk dış politikasına yeni aktiviteler kazandırmıştır. Kafkaslar; Türkiye için stratejik değere sahiptir. Türkiye eline geçen bu imkanı kendi güvenliği açısından en iyi şekilde korumak ve kullanmak zorundadır.

- Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye'nin bağlantısı daha da önemlidir. Bu bağlantı; Kafkaslar ,Rusya Federasyonu ve İran gibi üç yol üzerinden sağlanabilir. Bunlardan en güvenlisi Kafkaslar ve Azerbaycan üzerinden yapılanıdır. Azerbaycan Türk Dünyası ile ilişkilerde bağlantı noktasıdır. Bu bakımdan Türkiye’nin bölgedeki politikası Azerbaycan’ı her alanda güçlendirmeye dayanmalıdır.

- Kafkaslarda Türkiye'nin başını ağrıtacak ülkelerden biri Ermenistan'dır. Çünkü Ermenistan kendi siyasi emelleri için Kafkasların zaten karmaşık olan yapısına dış faktörleri çekmeği ilke haline getirmiştir. Bu durum Türkiye'yi bölge dışı ve özellikle batılı devletlerle karşı karşıya getirebilecektir Türkiye; Ermenistan politikasında bu ülkenin deniz bağlantısının olmamasının dezavantajını çok iyi kullanmak zorundadır.

 - Kafkaslardaki bir diğer sorun da İran'dır. Bilindiği gibi İran Azerbaycan’ında bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetinin birkaç katı Azeri yaşamaktadır. İran; Türkiye'nin elinden Azerbaycan faktörünü almak ve/veya hiç değilse zayıflatmak için her çareye başvuracaktır.

- Türkiye için bölgede sıkıntı yaratacak en büyük faktör Rusya Federasyonu'dur. Türkiye’ye yönelik Çarlık Rusyası'ndan gelen temel hedefler değişmemiştir ve aynen muhafaza edilmektedir. Türkiye bugün Rusya'yı bu hedeflerinden uzaklaştırmak için bu devletle çeşitli işbirliği projelerine girmiştir. Rusya; Türkiye'nin bütün çabalarına rağmen bölgedeki varlığı için Türkiye'yi hala en büyük tehdit ve kendi politikalarına engel olarak görmektedir. Hiçbir zaman Türkiye ile işbirliği içinde olmak istememektedir.

- Kafkaslar da Türkiye'nin önem vermesi gereken ülkelerden biri de GÜRCİSTAN'dır. Bu ülke her alanda Rusya'ya bağımlıdır. Gürcistan ile olan münasebetlerimizde de Rusya faktörü daima göz önünde bulundurulmalıdır. Gürcistan’ın toprak bütünlüğü Türkiye için çok önemlidir. Politikalarını bunun üzerine inşa etmeli, üzerindeki ABD-RUS çatışmasında taraf tutmamalı ve arabuluculuk görevi üstlenmelidir.

Sonuç olarak KAFKASYA; TÜRKİYE için olduğu kadar RUSYA FEDERASYONU ve son olarak ta ABD için önemlidir. Bu bakımdan Türkiye’nin bölge ülkeleri ile ilişkilerini sürdürürken daima göz önünde bulundurması gereken genel prensiplerin özünde Rusya ve ABD ile olan ikili ilişkileri ve bu ilişkilerde kurulacak denge yatmaktadır. Bu dengeyi sağlayıp, bundan yararlanmak Türk politikasının ana hedefi olmalıdır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
22 Ocak 2004 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale