23 EYLÜL 2017 CUMARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Güneydoğu Anadolu'da gözden kaçan tehlikeli ayrıntılar
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 16 Ocak 2004 Cuma 

"Biz yaşama ve bağımsızlık için mücadele eden ve bu kanlı mücadeleler manzarası karşısında bütün medeniyet dünyasının hissiz seyirci kaldığını görmekle içi kan ağlamış insanlarız."
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1922)

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin altın yumurtlayacak tavuğu durumundaki GAP bölgesinde kamuoyunun gözünden kaçan tehlikeli gelişmeler oluyor. Bu gelişmeler bilmem hangi sanatçımızın dün gece yemek yerken yanındakinin kulağına fısıldadığı cümleleri satırı satırına yayınlayan gözü pek ve kulağı delik basınımızın nedense dikkatinden kaçıyor.

İşte gazetelerin arka sayfalarında satır arasına sıkışmış haberden birkaç cümle; “Genelkurmay, MİT ve Emniyet, Güneydoğu bölgesindeki yabancı ajanları, neler yaptıklarını, hangi ülkelerin istihbarat servisleri adına faaliyette bulunduklarını içeren bir rapor hazırladı.

- Rapora göre aralarında ABD, Rusya, İngiltere, Almanya, Yunanistan, İsrail, Mısır, Belçika, İsveç, Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve Ermenistan'ın da bulunduğu 40 civarında ülkenin istihbarat servisleri adına çalışan 3 bin ajan Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde faaliyet gösteriyor.

- Bu kişilerin bir bölümü Kürt ırkçılığını körüklemek için Kürtçülük ve bölücülük niyetiyle kurulan dernekler ve sivil toplum kuruluşlarına maddi ve manevi destekte bulunuyor.

- Genellikle arkeolog, sivil toplum kuruluşu temsilcisi, gazeteci, sosyolog, diplomat, yazar gibi kimlikler taşıyan istihbarat elemanları bütün bölgeye yayılmış durumda. Ajanların en çok olduğu iller ise sırasıyla Diyarbakır ve Mardin. Yabancı ülkelerin istihbarat teşkilatları adına çalıştıkları tespit edilen 40 civarında gazeteci de sürekli olarak bölgede bulunuyor.

- Bölgeye geçen yılın ilk yarısında gelen yabancı diplomat ve gazeteci sayısı, 2002 yılına göre yaklaşık iki kat arttı. Ziyaretlerin yoğunlaştığı Diyarbakır'a Diplomat sıfatı ile gelen yabancıların sayısı 2002’de 55 kişi iken, 2003’de 105 kişi olmuştur. Diyarbakır’a ayni dönemde 57 ile 67 de resmi heyet gelmiştir.”

Raporda herhalde bu heyetlerin bölgede güneşin nasıl battığını seyretmeye gelmedikleri detaylı olarak anlatılıyordur. Aslında rakamlar olayları çok güzel özetliyor.

Türk insanı için bu bilgiler hiç de yabancı değil. Osmanlı topraklarının Düvel-i Muazzama Devletleri arasında parçalanmaya başladığı geçen yüzyılın başlarında da Anadolu’nun her köşesi bu ve benzeri heyetleri ağırladı.

1960’lı yıllarda bunlar bir ara şekil değiştirerek “Barış Gönüllüleri” adı altında Anadolu köylerini adeta ablukaya almışlardı. Yaptıkları insani ve masum çalışmalarla çiftçilerimize toprağı sürmesini, ev hanımlarına kazak örmeği öğretmişlerdi. Bu arada Anadolu Türk Kültüründen ne kadar etkilendiklerini de kaval çalarak, türkü söyleyip, mantı açarak bizlere ispat etmişlerdi. Çok geçmeden bunların geliş sebebi anlaşıldı. Bu birbirinden iyi yetiştirilmiş ajan müsveddeleri görevlerini o kadar iyi yapmışlardı ki; ülkemiz tam kırk yıl süren bir kardeş kavgasının içine düşmüş, anarşi ve terör ortamı işte bugün içinde bulunduğumuz çökmüş ekonomi ile birlikte yılgın ve bezgin insanlar topluluğunu ortaya çıkartmıştı.

Bu gibi çalışmalar hep “yardım kurulları” adı ile yapılmıştır. Ve bunlar bölgede daima insancıl amaçlarla bulunduklarını iddia etmişlerdir. Bunların gelip çalıştıkları bölgeler nedense hep yoksul ve geri kalmıştır. Gerçekten de bunların çalıştıkları bölge halkları özellikle toplumun diğer kesimlerinden geri bıraktırılmıştır. Ama bunun benzeri pek çok belde Batı Anadolu ve Karadeniz bölgesinde olmasına rağmen nedense oralara tarihin hiçbir devrinde hiçbir yardım heyeti ulaşamamıştır. Bu yardım heyetleri her nasılsa, hep devlete silah çekip, kurşun atan ve devlet görevlilerini, masum insanlarımızı hunharca katleden terör örgütü sempatizan ve taraftarlarına arka çıkmışlardır. Bir kere olsun şehit aileleri ile kolsuz-bacaksız gazilerimizin semtine uğradıklarına şahit olunmamıştır.

Sayın Başbakanımız da siyasi mağduriyete uğramış ve hapse girmiştir. Hiçbir yabancı insani heyetin Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyarete gittiğini duymadık ve görmedik. Artık gözümüzü açmamız gerekiyor. Adamlar dönüp dolaşıp ayni oyunu ayni repliklerle oynuyorlar. Anlatıyorlar. Gösteriyorlar. Biz her defasında görmemek ve anlamamak için direniyoruz. Görüp de tedbir almıyorsak. Bu durumda devletimize hıyanet ediyoruz demektir ki; bu cümleleri değil telaffuz etmek, düşünmek dahi insanı ürkütüyor.

Tarihten bir misal vererek konuyu bağlamak istiyorum. 15 inci Kolordu K. Kazım Karabekir Paşa’nın İstiklal Harbimiz kitabından konuya ilişkin birkaç cümle alacağım;

- 1914 –1922 yıllarında insancıl amaçlarla geldiklerini söyleyip bugünkü sınırlarımız içinde Anadolu’da ayrılıkçı faaliyetleri destekleyen Amerikan Misyonerler Kurulu örgütüne bağlı 174 misyonerlik vardı. Kurul 17 Büyük misyonerlik merkezine ve 9 hastaneye sahipti. Kontrol ettiği 426 okulda 25 bin öğrenci vardı.

- Amerikan kurulları Tiflis, Gümrü, Erivan'da toplam 18 bin Ermeni çocuğu toplamışlar. Bunların bir kısmı Ermeni Hükümetinin programı ile eğitiliyor. Büyük bir kısmı Protestan yapılmış. Bunlardan Kars’ta 30 tane bulmuş,kurtarmıştım. Bizzat aklı erenler kaçıp bize haber vermişlerdi. Künyelerine ve aile soruşturmalarına göre, Amerikalıların onaylarıyla ailelerinden alınmıştı.

- Amerikalıların yardımları müthiş, çocuklar çok iyi giydiriliyor ve besleniyordu. Dev kışlalar bunlara ayrılmış, kadınlı erkekli her türlü öğretmen, doktor ve bakıcı Amerikalılar, aralarında Ermeni öğretmenleri ve öteki personeli ile çalışıyordu. Müthiş bütçeleri vardı. Yazık ki Türk çocuklarına bakmıyorlardı. “Tüzüğümüz elverişli değil' diyorlardı.

- Bu kurullar, binlerce Ermeni çocuğu ailelerinden alarak yedirdi,içirdi.Öğretmenler, doktorlar, bakıcılar dev kışlalarda onlara hizmet ettiler.Verdikleri ayrılıkçı eğitimlerle, Ermeni çocuklarda, Türkiye'den kopma düşüncesini uyandırdılar.”

Sanıyorum ki Kazım Karabekir Paşa’nın 90 yıl önce yaşadıklarını özetleyen sözleri bugün yaşadıklarımız hakkında yeterli bir fikir vermektedir. 25 yıldır PKK vasıtasıyla sürdürülen dış destekli bölücü terör faaliyetine Türkiye başarı ile “DUR” demiştir.

Türkiye, bugün kendilerinden Kürdistan adına toprak talep eden Kuzey Irak’ta devlet kurmanın son aşamasına gelmiş Barzani ve Talabani aşiretlerinin hareketleri ve söylemleri içinde “DUR” diyecek güçtedir.

İnşallah devletin yetkili organlarının hazırladığı raporlar sümen altı edilmez . Ve bir yerlerde dikkate alınıp gerekli önlemler alınır. Bakalım bekleyip, göreceğiz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
16 Ocak 2004 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale