24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






KKTC'de milli güçlerin yeniden tertiplenmesi
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 9 Ocak 2004 Cuma 

"Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin (Akdeniz Bölgesi’nin) ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir."
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

KKTC’14 Aralık seçimleri sonrasında neler olabileceğini en iyi teşhis edenlerden biride ASAM Başkanı Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ oldu. Sayın ÖZDAĞ’ın 5 Ocak 2004 tarihinde İnternet kanalıyla elimize geçen “KIBRIS’DA MİLLÎ GÜÇLERİN YENİDEN TERTİPLENMESİ” makalesi konuya ışık tutuyor. Seçimler öncesi KKTC’ye yaptığım iki ziyaret esnasındaki gözlemlerimi sizlere aktarırken benzeri hususları aktardığımı Bildiri-Yorum okurları çok iyi biliyorlar.

Evet Sayın ÖZDAĞ. Dediklerinize aynen katılıyorum ve yazınızı köşeme alarak okurlarımla paylaşıyorum. “Kahraman Denktaş’ın ileride yerini alabilecek ve onun KKTC yönetimini büyük bir güvenle emanet edebileceği genç bir millî lidere ihtiyacı vardır KKTC halkının. KKTC siyasal kadroları içinde böyle genç bir lider adayı vardır.” teşhisiniz doğrudur. Adını vermekten çekindiğiniz bu lider Kıbrıs Adalet Partisi Başkanı Oğuz Kalelioğlu’dur.

Teşhisiniz doğru, ama bu teşhisinizi açıklama zamanınız yanlıştır. Bu sözlerinizi seçimlerden önce, yedi düvel temsilcilerinin Annancı partilerle birlikte, ülkemizin ileri gelen siyasi büyükleri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de ülkeyi bugün içinde bulunduğu çıkmaza sürükleyen iktidar partileri yanında çalışırken yapmanız gerekirdi. O zaman bugünkü 25+25 çözümsüzlüğü ile karşılaşılmazdı. Geçmiş olsun.

Oğuz Kalelioğlu; 5 aylık kısa bir geçmişi olan Kıbrıs Adalet Partisini gerek AB ve ABD destekli Anancı Partilere ve gerekse Türkiye destekli İktidar Partilerine karşı büyük bir mücadele vererek ve sadece halkın desteğine dayanarak seçimlere sokmuştur. İki tarafın referandumu çağrıştıran “Satarım-Sattırmam” kavgası arasında halkın yaşam seviyesini yüceltecek plan ve programlarıyla ortaya çıkmış, her iki tarafında yanlış yolda olduğunu büyük bir açıklıkla ortaya koyarak kısa sürede halkın teveccühünü kazanmıştır. Fakat tamamen siyasi gerekçelerle önce kendi milletvekilliği düşürülmüştür. Yılmamış ve mücadeleye devam etmiştir. Sonunda kendisi ve partisi değil, ama seçmenler baskıya boyun eğmek zorunda kalmışlar ve oylarını 25+25 lehinde kullanmışlardır.

Seçimleri günü gününe takip eden bir olarak diyorum ki; eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Türkiye’den iktidara destek vermeye gelen kişiler bu desteklerini Kıbrıs Adalet Partisi aleyhinde kullanmasalardı (destek verselerdi demiyorum) bugünkü oran 40’a 10 gibi olurdu. Türkiye’yi işgalci ve sömürgeci olarak görenlere de büyük bir darbe indirilmiş olurdu. İnşallah birileri akıllarını başlarına toplarlar ve kendilerine ne düşen ödevi bir dahaki sefere iyi yaparlar.

Şimdi Sayın Prof Dr. Ümit ÖZDAĞ’ ın değerlendirmesini aynen görelim. Ve bundan dersler çıkartmaya çalışalım.

“ABD’nin Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme politikasının Irak ’dan sonra ilk hedefi sanki Türkiye. Çünkü, bu ülkenin Irak ’da izlediği federasyon politikasından başkentinin uygulamaları Türkiye’nin aleyhine olmakla kalmıyor Kıbrıs ’dan Türkiye’nin tasfiyesi için Washington Brüksel’den daha fazla çalışıyor. Kıbrıs’ da gerçekleşen seçimlerin öncesinde Amerikalılar köy köy dolaşarak sosyalist CTP’ nin lehine propaganda yapmış ve oy istemişlerdir. CTP Genel Başkanı’nın bizzat açıkladığı gibi bazı CTP’ liler halkı mobilize etme ve propaganda taktikleri konusunda Amerikalılar tarafından yetiştirilmişlerdir.

Türkiye içindeki Amerikan ve AB etkisi de Kıbrıs seçimlerinden önce bütün imkanlar kullanılarak ortaya konulmuştur. Bunun neticesinde UBP+DP+küçük milliyetçi partiler ittifakının aldığı oy % 51 ile ABD+AB ittifakının aldığı oydan daha fazla olarak ortaya çıkmıştır. Bu sonucun olumlu yanlarının tek başına mimarı sayın Rauf Denktaş’tır. Bu sonucun olumsuz yanlarının mimarı ise sayın Derviş Eroğlu ve Serdar Denktaş’tır. Eğer KKTC’nin Annan Plânı krizini aşarak bir geleceği olacak ise bunun ön şartı KKTC’deki millî siyasî yapılanmanın tekrar tertiplenmesidir. Gelecek bir seçime başında Eroğlu ve Serdar Denktaş ve köhnemiş UBP+DP kadroları ile girecek bir millî cephenin şansı bugünkünden de az olacaktır. Esasen bu alınan oyuda Eroğlu ve Serdar Denktaş değil, sayın Rauf Denktaş’ın yaptığı çıkışlar sağlamıştır.

Derviş Eroğlu üzerinden 17 senenin iktidar yorgunluğunu atabilme şansına sahip değildir. Eroğlu’ nun iktidarda bulunduğu 17 sene içinde KKTC halkı tarafından yapılanlardan çok yapılmayanlarla hatırlanmaktadır. KKTC üzerindeki faktörlerden birisi olmuştur ama bütün bir 17 seneyi de bununla açıklamak mümkün değildir. Eroğlu hükümetleri kendilerini Türkiye’den gelen parayı dağıtmakla sorumlu görmenin ötesinde ciddi bir işlev üstlenmemişlerdir.

Keza, bu 17 sene içinde KKTC’de rüşvet ve yolsuzluk iddiaları zirveye çıkmıştır. Eğer CTP seçim kampanyasını Annan Plânı üzerine değil de eğer rüşvet ve yolsuzluk üzerine kurup, Annan Plânı konusunda “görüşe de bilirim, görüşmeye de bilirim” gibi muğlak bir ifade kullansa idi tek başına CTP oyları % 50’yi geçebilirdi. UBP bütün bir KKTC tarihi boyunca “Türkiyeli seçmeni” bir güvenceli oy deposu olarak görmesine rağmen aşiretçi bir yaklaşımla Türkiyeli Türklere ne UBP saflarında doğru dürüst siyaset yapma imkanı vermiştir ne de onların bürokrasi de oranları ölçüsünde temsil edilmelerine izin vermiştir.

Babasının karizmasına dayanarak politika yapan Serdar Denktaş da hiçbir zaman gerçekten politik bir lider yeteneği ortaya koymamıştır. Son seçimlerden önce UBP ile DP’nin birleşmeleri gerektiği doğrultusunda kendisine yapılan teklifleri DP’nin birinci parti olacağı gerekçesi ile geri çeviren Serdar Denktaş’ın politik sezgilerinin de çok yüksek olmadığı duygularla değil de performansa göre oy verse UBP ve DP’nin toplam oyu ne olurdu, çok şüphelidir. CTP’ye oy verenler içinde ciddi bir grubun Annan Plânı’na karşı olduğu ancak Eroğlu ve Serdar Denktaş’a daha fazla karşı olduğu bilinmektedir.

KKTC’de yaygın olan bir deyiş, “Bir UBP’li ölür bir CTP’li doğar” esasen UBP ve DP’nin KKTC gençliğine ulaşmaktan ne kadar uzak olduğunu ve bu iki partinin mevcut yönetimlerine dayanarak KKTC’nin geleceğini inşa etmenin mümkün olmadığını göstermektedir.

Özetle, KKTC’de millî oy potansiyelinin üzerine oturan bu iki partinin birleşmesi ve birleşirken de yeni bir lider ve Türkiye Türkleri’ni de adil bir şekilde siyasetin içine çeken kadrolaşma ile siyasete dönmesi bir zorunluluktur.

Geçmişin olumsuzluklarını üzerinde taşımayan ilerleyen yaşına ve hastalığına rağmen büyük bir savaşçı olduğunu tekrar tekrar ispatlayan kahraman Denktaş’ın ileride yerini alabilecek ve onun KKTC yönetimini büyük bir güvenle emanet edebileceği genç bir millî lidere ihtiyacı vardır KKTC halkının.

KKTC siyasal kadroları içinde böyle genç bir lider adayı vardır. Ve bu lider adayının artık Eroğlu ve Serdar Denktaş’ın liderliklerini tartışmaya açmasını zamanı gelmiştir.”


Dr. Tahir Tamer Kumkale
9 Ocak 2004 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale