21 HAZİRAN 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Necmettin Erbakan'a verilen hapis cezası ile ülkemiz ne kazandı?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 4 Ocak 2004 Pazar 

"Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla , Türk milletini emin ve sağlam bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibarıyla, tamamen yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur."
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1936)

54 üncü Cumhuriyet Hükümetinin Başbakanı Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan aldığı cezaya ilişkin kamuoyunda yer alan haberler gerçekten çok ilginç ve düşündürücü. Aldığı hapis cezasının onaylanması ile çıkartılan yakalama emri yüzünden, İnternet haber sitelerinde Necmettin Erbakan’ın İran’a kaçmış olabileceği bile yazıldı. Utanılacak bir durum.

Sayın Erbakan ile ilgili gelişmeleri Türk Siyasi hayatı için son derece talihsiz ve hiç olmaması gereken bir vaka olarak değerlendiriyorum. Zaten halkın güvenini tamamen yitirmiş olan siyaset ortamının daha da güven kaybettiğini değerlendiriyorum. Hastane koridorlarında rapor almaya zorlanan kişi sıradan biri değildir. Bu ülkede Başbakanlık yapmış ve döneminde geniş toplum kesimlerinin saygısını kazanmış biridir. Kamuoyu bu olan biteni elbette takdir edecek ve değerlendirecektir. Türkiye’de bu mahkumiyet kararı üzerine kimse gerçek yorumları yapmak istemedi.

“Hukuk kararını vermiştir. Türk yargı sistemi ve mahkemelerimiz bağımsızdır”gibi boş sözlerle olay geçiştirilmeye çalışıldı. Hiçbir kalem sahibi “Burada hukuk siyasete alet edildi. Bunun mutlaka önlenmesi gerekir” demedi.

Necmettin Erbakan’a verilen yargı kararını tartışmak istemiyorum. Bağımsız Türk hakimleri olayı kendi önlerine gelen dosyadan tetkik etmişler ve sonunda hukuk açısından en doğru kararı vermişlerdir. Bunun tartışılacak yanı yoktur. Tartıştığımız işin siyasi yönüdür. Bu olayın mahkemeye intikaline kadar olan kısmı ile karardan sonraki safhası tamamen siyasidir. Olayın başlangıç ve sonuç noktalarındaki yanlışlar tartışılmaktadır.

Sayın Erbakan’a yapılan her şey ne kadar yanlış ise, Sayın Erbakan’ın hapisten kurtulmak için uyguladığı “hastalık raporu alma” olayı da o kadar yanlıştır. Lider, iktidarın nimetlerinden faydalanmasını bildiği kadar cefalarını da çekmesini de bilmelidir. Burada ki en büyük yanlış ise, kırk yıldan beri siyasetin her safhasında yer alan böyle bir lidere mevcut siyasi sistemin sahip çıkmamasıdır. Bu da mevcut hükümetin yanlışıdır.

Ansiklopedileri karıştırdığımızda "siyaset" kelimesinin karşısında"DEVLET İŞLERİNİ DÜZENLEME VE YÖNETME SANATIDIR" ibaresini buluruz. Bunun açık anlamı şudur; siyaseti herkes yapamaz. Herkes istediği için siyasetçi olamaz. Siyaset yapabilmek için ancak bir sanatkar seviyesine erişmek, yani yaptığı işi en üst düzede gerçekleştirmek zorunluluğu vardır. Konuya bu mantıkla baktığımızda dünyadaki en zor ve en kompleks faaliyet olduğu bilinen devlet yönetimi işlerinin; sıradan ve niteliksiz kişiler vasıtası yürütülemeyeceği gerçeği görünür.

Bilgisiz, kültürsüz, yeteneksiz, devlet ve milletleşme geleneğini anlamamış, milli gücümüzü yeterince tanıma bilincine erişememiş bir takım insanların seçim kanunlarına dayanarak yüce meclisimize girmeleri ile bugünkü kötü olarak değerlendirilen "siyasi ahlak ve imaj" hep birlikte yaratılmıştır.

Şimdi siz yoldan geçen ilk kişiyi çevirin. Tahsilli-cahil, yaşlı-genç, kadın-erkek ayırımı gözetmeden sorun. "SİYASET ve SİYASETÇİ denilince aklınıza ne geliyor?". Yoldan çevirdiğiniz ilk kişinin ve ondan sonra takip eden diğerlerinin cevabının sanki sözleşmiş gibi ayni olduğunu göreceksiniz. Ne yazık ki alacağınız bu cevap; utandırıcı, kaygılandırıcı ve binlerce yıllık maziye sahip bu asil milletin geleceği açısından ürküntü verici olacaktır. Çünkü bugün Türk Toplumunda SİYASET kelimesi; maalesef yolsuzluk, hırsızlık, soygunculuk, güvenilmez ve inanılmazlık kelimeleri ile eş anlamlı olarak algılanmakta ve kullanılmaktadır. Ayrıca; yalan, yanlış, eksik ve doğruluğundan şüphe duyulan konuşmalarda "SİYASET YAPMA" şeklinde tanımlanmaktadır.

Ülkemiz için çok kaygı verici olarak değerlendirdiğim bu duruma kadar nasıl gelinmiştir? Bu durumu kimler, neden yaratmışlardır ve bundan ne gibi faydalar umulmaktadır?

İşte bu soruların cevaplarının bulunması ve siyaset sahnesinde dürüst ve güvenilir kişiler nasıl kazanılacağının tartışılması gereken bir ortamda Necmettin Erbakan gibi Türk siyasetinde kırk yıldır bulunan ve siyasetin en yüksek rütbesi olan başbakanlık makamına ulaşmış bir kişinin içine düşürüldüğü vahim durum tartışılmaktadır. Bu Türkiye için gerçek bir kayıptır. Necmettin Erbakan gibi bir siyasetçiye yapılabilecek en büyük ayıptır.

Defalarca yazdım. İç ve dış politikamızı yürüten SİYASİ GÜÇ unsuru çok önemlidir. Çünkü Siyasi Güç; ülkemizin milli gücünü teşkil eden EKONOMİK, ASKERİ, COĞRAFİ, DEMOĞRAFİK , BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK , ve PSİKO-SOSYAL GÜÇ unsurlarını kullanır. Onları seçilen milli hedefler doğrultunda yönetir ve yönlendirir. Bütün bu sayılan güç unsurlarının birbirleri ile koordinasyonunu ve uyum içinde birlikte çalışmalarını sağlar. Bu unsurların bir bütün halinde milli hedeflerimiz doğrultusunda geliştirilmesi için gerekli tedbirleri alır.

İşte bu yüzden Türk Siyasi hayatı, Türkiye de milli menfaati olan dış güçler için doğrudan hedef seçilmiş ve bu müstesna kurumun yıpratılması için her şey yapılmıştır. Bugün halkımız bu kuruma güvenini kaybetmiş ise bu güven kaybı, kendilerini yönetmek için seçtikleri şahısların yaptıklarından ve bilahare bu şahıslara yapılan tutarsız davranışlardan kaynaklanmaktadır.

Bugün Necmettin Erbakan’ın aldığı ceza yalnız kendisini bağlamamaktadır. Mevcut İçişleri ve Dışişleri Bakanlarımız da ayni davadan ceza almışlardır. Bu çok vahim ve düşündürücü bir durumdur. Sağcısı solcusuyla yazarlar, çizerler, düşünürler, bilim adamları ve diğer partilerden siyasetçiler “Erbakan’ın bütün bunları hak etmediğini, bir devlet adamı olarak Onun hapse girmemesi gerektiğini” söylüyorlar. Bunda da haklılar.

Ak Partiye burada önemli bir görev düşmektedir. TBMM’de yeterli çoğunlukları vardır. Siyaset ortamını darmadağın eden ve zararı kendilerine de dokunan Necmettin Erbakan olayının bir daha yaşanmaması için derhal gerekli kanunları çıkartmaları ve önce kanun önünde Sayın Erbakan’ı aklamaları gerekmektedir.

Bu şekilde hem kendilerini yetiştiren bir dava adamına olan vefa borçlarını ödemiş olurlar ve hem de kendi geleceklerini garanti altına alarak rahat çalışma ortamı yaratırlar. Ülkemizin buna ihtiyacı vardır. Siyasi barış ortamının sağlanması geleceğimiz için çok önemlidir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
4 Ocak 2004 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale