20 EYLÜL 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kuzey Irak'ta Kürt devleti kuruluyor. Biz sadece seyrediyoruz
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 27 Aralık 2003 Cumartesi 

"Biz milletlerarası münasebetlerde karşılıklı emniyet ve riayeti hedef tutan açık ve samimi politikanın en ateşli taraftarıyız."
(Gazi M. Kemal Atatürk - 1926)

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize gösterdiği “milletler arası münasebetlerde karşılıklı emniyeti ve riayeti hedef tutan açık ve samimi politikalar “ ne yazık ki günümüz dış siyasetinde geçerli değil. Her türlü kaypaklık, çıkar çatışmalarının dayattığı güvensizlik ortamı günümüz politikalarını etkiliyor.

On yılı aşkın bir süredir Kuzey Irakta varlığını devam ettiren ve müstakil bir Kürt Devleti kuruluşuna kadar uzanan faaliyetleri yetkili ağızlarından savaş sebebi sayan Türkiye, bugün kendisine rağmen bölgede meydana getirilen gelişmeleri sadece seyrediyor. Büyük Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde vurguladığı “Yöneticilerimizin gaflet ve delâlet ve hatta hıyanet içinde olabilirler”sözü birebir gerçekleşiyor.

Evet. Bizim besleyip büyüttüğümüz. Koruyup kolladığımız, yedirip doyurduğumuz iki Kürt aşiretinin lideri bugün palazlandılar. Sırtlarını ABD ve İsrailli ağabeylerine dayayarak bize doğrudan kafa tutmaya başladılar. Bu durumu ne yazık ki tamamen biz yarattık. En büyük suçlu bizim yöneticilerimiz. Basiretsiz, öngörüsüz, korkak, kaypak ve ABD ile AB ülkelerinin dümen suyunda gerçekleştirilen kişiliksiz politikalar sonucunda bu iki solucanı büyüterek biz canavar yaptık. Şimdi ise bu canavarların saldırılarını seyretmekle yetiniyoruz.

Arkasındaki iki yüz elli milyonluk bir Türk dünyasının desteğine rağmen Cihan Devletleri oluşturmuş bir milletin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti iki aşiret liderinin akıl almaz hezeyanları ve tutumları karşısında sadece susuyor. Daha dün karşımızda el pençe divan duran Mesut Barzani ve Celal Talabani Efendiler kendilerine verdiğimiz Kırmızı Pasaportlarını artık bize ihtiyaçları kalmadığı için özel kurye ile geri göndermişler. Yani kafamıza atmışlar.

Pes doğrusu. İnsanın "yeter artık" diye haykırası geliyor. Ama adamlar haklılar. Yöneticilerimiz gaflet içinde rüzgarın seyrine uymuş savrulurken, “ Muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda olan Türk Milleti” ne yapıyor? Onlarda satın alınmış ve yönlendirilmiş şarlatan medyanın sunduğu “POP STAR yarışmasının finalistlerinin kıyafetleri ile meşgul. Ne olacak bu milletin hali. Bu toprakların ve bu milletin sahibi yok mu? Ne yazık ki şu anda çok sahipsiziz ve başıboş şekilde nereye götürürlerse oraya sürükleniyoruz...
Tarihe ışık tutması için ve belki de milletimizden bir okuyan olurda Türkiye ve Türklük düşmanları hakkında bilgilenerek kendinde harekete geçme heyecanı oluşur diyerek, Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani Efendi’nin Selahattin şehrinde 18 Aralık 2003 tarihli Xabat gazetesinde yayınlanan makalesini gündeme taşımaya karar verdim. Müstakil Kürdistan Devleti kurma çalışmalarının tarihi seyrini açıklayan uzunca makaleden bazı pasajları aktararak konunun önemini açıklamaya çalışacağım

“Federal ve birleşik bir Irak, sadece Kürtler açısından değil belki Irak için de en iyi çözümdür. Kürt meselesi siyasi, ülkesel ve ulusal bir davadır. Kürtlerin ülkesi Kürdistan 1nci Dünya Savaşı sonrasında Kürtlerin arzusu dışında birkaç devlet arasında bölüşüldü. Bugün Irak Kürdistan’ı sorunu olarak tabir edilen durum, o günlerden kalmadır.

İran-Irak Savaşı, sonrasında Kuveyt Savaşı; başlıca bu iki faktör, Kürtlerin bazı sonuçlar elde etme sürecini olgunlaştırdılar. Ki bu sonuçlardan birisi, 1991 baharında halkımızın kendi özgürlüğünü elde etmesidir. Burada, geçen 12 yıl boyunca halkımızı korudukları için, Amerika Birleşik Devletlerinin her eyaletine, Britanya’ya, Türkiye’ye ve Fransa’ya da katıldığı o süre için çok teşekkür ediyorum, ki bu arada halkımıza da fırsat verdiğinde kendi yönetimini ne kadar güzel kurabildiğini gösterdi.

Ayakta kalmak için geçen on iki yılın korunması kolay bir iş değildi; engelleri, zorlukları çoktu. Bağdat rejiminin güçleri, kurtarılmış bölgeyi o kadar çok yakından, sınırdan takip ediyorlardı ki her an halkımıza saldırmak için fırsat kolluyorlardı. Halkımızın korumasını üstlenen ülkelere, Bağdat rejiminin olası saldırılarını caydırmak için uyarılarda bulunduk ve saldırdığı takdirde anında karşılık vermeleri gerektiğini, eğer onlar karşılık vermezse, kendi başımıza karşı koyacağımızı ve gerektiğinde dağlarımıza geri çekilerek savaşacağımızı onlara söyledik, eğer 1991’de yaşanan göç olayı gibi bir olayın tekrarlanması istenmiyorsa, halkımızı iyi korumaları gerektiğini her defasında gündeme getirdik, tüm bunlar da çok kolay olmadı.

2001, 11 Eylül olayından sonra Amerika Birleşik Devletleri, Bağdat rejiminin yıkılması yönünde karar aldı ve bu karardan sonra her zamanki gibi bizi yarı yolda bırakmama konusunda da kararlılık gösterdi. O nedenle biz Parti [KDP] olarak, Irak’ın kurtarılması sürecine bütün gücümüzle katıldık, destek verdik. Bu süreçte de çok önemli bedeller ödedik, şehitlerimiz oldu; iftiharla belirtmem gerekiyor ki Musul ve Kerkük vilayetleri Kürdistan peşmergesi tarafından alındı.

Ancak şu bir gerçek ki, Irak’ın kurtarılması sürecine Kürdistan peşmergesinin katılımıyla sadece Baas rejiminin yıkılması amaçlanmıyordu. Peşmergenin bu sürece katılması, Kürt halkının haklarını elde etmesi içindi. Müstakbel Irak’ın yönetimi için açık bir anlaşma bulunuyordu, bu anlaşmaya göre Irak’ın birliği korunacak , Kürdistan da millet ve ülke olarak varlığını koruyarak bu birliğin içinde yer alacak. Bu, taraflar için başlıca bağlayıcı bir husustu.

Irak Kürdistanı’nın önemli bir kısmını kurtarabilme kabiliyetini gösteren ve kendi geleceğinde rol almak isteyen Kürt halkı, kendi idaresini yürütebilen, çok önemli iki kazanım olan parlâmento, hükümet gibi çağdaş kurumlarını kurabilmiştir, ki bugün Kürtler, bu kurumları, tamamıyla kendilerine ait hissediyor ve bunların kurulması ve korunması için bugüne kadar bedel ödendiği gibi, bundan sonra da sürülmekten, kıyımdan uzak ve korkusuz bir geleceği yaşamak için her bedeli ödemeye hazırdır.

Kuşkusuz ki, Kürtler bundan böyle Anayasa ve uluslararası hukuk açsından da, on iki yıldan beridir merkezi yönetimden uzak bir şekilde kendi kedini idare eden bir yapının daha gerisinde bir duruma razı olamayacaklardır,Irak’ın toprak bütünlüğüne önem verenler şunu çok iyi bilmelidirler ki, Kürtler gibi bir halkın, yaşadığı bunca katliam ve zulümlerden, derbederlikten sonra tekrar Irak çerçevesinde kalmasına kanaat getirmesi çok zordur. Kürtlerin kararına bütün Arap kardeşlerimizin saygı göstermesi gerekiyor.

Kürtler, gelecekte Bağdat’ta kurulacak hükümetlerin Kürdistan Parlamentosunun iradesini hiçe sayan bir yola baş vurmamaları için, ve sorunun gerçekçi çözümü için, federasyonu en iyi çözüm olarak görüyorlar. Birbirlerinin iradesine saygı gösteren, her iki halkın Kürt ve Arap halklarının birleşik bir Irak’ta gönüllü birlikteliği sadece Kürtler açısından değil belki Irak için de en iyi çözümdür.

Kürtlerin talep ettiği federasyon, Kürdistan Parlamentosunun da kararıdır. Coğrafi, siyasi ve ulusal esaslara dayalı, tarafların birbirlerinin iradesine saygı gösterdiği ve Kürtlerin kendi bölgelerinde kendilerini her yönüyle yönetme hakkına sahip ve yönetme erkinin bütünüyle kendi elerinde olduğu, Türkmen ve Keldani kardeşlerimizin de haklarına zemin hazırladığı, bütün inançların, din ve mezheplerin özgür olduğu, ibadet özgürlüğünün bölgesel yasalar ve merkezi devletin Anayasası çerçevesinde düzenlediği bir federal çözümden söz ediyoruz.

Federal çözümden söz ederken, Kerkük sorunu ve Kürdistan’ın yeni kurtarılmış diğer yerlerini unutmamak lazım. Çünkü söz konusu olan bu şehir ve kasabalar daha önce de ve şimdi de Kürtler için büyük bir önem arz etmektedir. O nedenle Kürtlerin Kerkük ile ilgili talebi, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi, sadece Kerkük’ün bir petrol kenti olduğu için değil, bizim için asıl önemli olan bu şehir ve kasabaların Kürdistan sınırları içindeki ve Kürdistan tarihindeki yerleridir

Kürdistan halkının talepleri göz ardı edilmeye gelemez, tekrarlamakta fayda var; Kürtler kendileri için kötü sonuçlar getirecek hiçbir düzenlemeyi kabul etmezler. Bütün gücümüzle birleşik bir Irak’ı savunuyoruz ancak demokratik, parlamenter ve federal bir Irak olması şartıyla...”

Böyle devam ediyor Mesud Barzani’nin yazılı açıklaması. Makalede Kürtlerin istedikleri bölgeler içinde Kerkük, Diyala, Musul, Erbil, Dohuk ve Süleymaniye kentleri de yer alıyor. Barzani’nin bu şekilde cesur çıkışına İsrail Başbakanı Şaron'dan özel bir kurye ile iki lidere gönderilen "destek" mesajının sebep olduğu da dile getiriliyor.

Bilindiği gibi Irak Geçici Yönetim Konseyi'ne, "Parlamenter Federal Irak" tasarısı sunarak Irak'ın parçalanması yönünde önemli bir adım atan Talabani ve Barzani, bu girişimi yapmadan önce Şaron ile temas ettiler. Şaron’un iki aşiret liderine yazdığı mektupta, "Irak'ta otonom bir yönetim kurmanız durumunda, ilişkimiz ve desteğimiz artarak sürecektir" görüşüne yer verildiği medyaya yansımıştı.

Peki şimdi ne olacak. Talabani ve Barzani'nin, konfederal yapıyı öngören yasa tasarısı Geçici Yönetim Konseyi'ne sunuldu. Geçici Yönetim Konseyi; hazırlanan metni incelemek üzere alt komisyon kurdu. Komisyonda Ahmet Çelebi, Ayad Allawi, Abdülaziz Hekim, Türkmen üye Songül Çabuk ve Asuri üye Yakup Yönedim yer aldı. Komisyonun, tasarıya ilişkin karanını Şubat ayı sonuna kadar vermesi bekleniyor. Aslında bu faaliyetlerin hazırlıkları daha önce yapılmıştı. Kuzey Iraktaki Kürt Parlamentosu,"Irak ile federasyona gidilmesi" kararı almıştı. Talabani ve Barzani, tasarıyı, yeni Irak Anayasası hazırlanmadan önce yasalaştırıp, federasyonun yeni Anayasaya girmesini istiyorlardı. İşte şimdi bu çalışmalar planlı olarak devam ediyor.

Bu çalışmalar şimdi başlamadı. Ne yazık ki bizimde içinde bulunduğumuz Çekiç Güç faaliyetleri ile gözümüzün önünde hazırlandı ve bugünlere getirildi. Türk aydınları bu konuyu defalarca çeşitli platformlarda dile getirdiler ve ülkemizin tehlikesini vurguladılar. Fakat sonuç sıfır oldu. Önce çizdiğimiz bütün kırmızı çizgiler aşılarak tepkimiz ölçüldü. Değil karşı çıkmak, sert bir nota dahi veremedik. Sonra Kuzey Irak’ta görev yapan askerlerimizin kafasına çuval geçirilerek yedi düvele rezil edildik. Yine sesimizi çıkartamadık.“Ne güzel oldu.Askerlerimiz ABD askerlerine ateş etmeyerek çatışma çıkmasını önlediler” diyerek en yetkili ağızlardan boş beyanatlar verdik. Sonunda düşmanlarımız hakkımızda kesin kararlarını verdiler.

Türkiye ekonomik açıdan batmıştır. Kafasını kaldıramamaktadır. Siyasi açıdan bitmiştir. Ne istesek seslerini çıkartmadan evet diyorlar. Askerlerinin kafasına çuval geçirip aşağıladık. Özür bile dilemedik. Yine sustular. Kıbrıs’ta köşeye sıkıştırdık. Şimdi orada da birbirlerini yiyorlar. Demek ki meydan boş her şeyi yapabiliriz. Evet olayların özeti işte bu.

Peki bu millet bunları hak ediyor mu? Sustuğu ve halâ bize bu aşağılanmayı reva gören bugünkü yönetime destek verdiği için hak ediyor. Öyle ise vurun abalıya. Evet devletçe ve milletçe düşüyoruz. Düşmüyor, adeta yuvarlanıyoruz.Nereye kadar. İşte bu şimdilik meçhul...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
27 Aralık 2003 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale