27 Mayıs 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Tatil cenneti Türkiye'm, daha ne kadar dinleneceksin?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 7 Aralık 2003 Pazar 

"Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz. Yalnız bir tek şeye çok ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak. Milleti çalışkan yapmaktır. Servet ve onun tabii neticesi olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışanların hakkıdır."
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

Bombalarla dolu geçen bir haftanın sonunda gelen Ramazan Bayramı hükümetin emir ve talimatı ile uzun süreli tatile dönüştü. Bayramlar milletimizin birlik, beraberlik ve bütünlüğünün pekiştirildiği, dostlukların sağlamlaştırıldığı, gelenek ve göreneklerimizin en üst düzeyde yaşandığı, millet olma vasıflarımızın yeniden hatırlandığı çok özel ve güzel günlerdir. Bayramlar kesinlikle tatil ve dinlenme günleri değildir. Aksine geleneksel ziyaretler dolayısıyla son derece yorucu geçen günlerdir. Ama getirdiği büyük hâz bütün yorgunluğumuzun bedelidir.

Ben Bayram tatilinin uzatılmasını kabul edemiyorum. Her ne sebeple olursa olsun Atatürk’ün yukarıda yer alan sözlerinde olduğu gibi, Türk Milleti’nin tatile değil, çalışmaya, ama çok çalışmaya ihtiyacı olduğunu vurgulayarak TATİL ile ilgili düşüncelerimi açıklamak istiyorum.

Türkiye bir tatil cennetidir. Bu bakımdan dünyada bir eşi ve benzeri daha yoktur. Bununla coğrafi, tarihi ve tabii güzelliklerinden ve Türk insanının misafirperverliğinden dolayı tatillerini Türkiye'de geçirmek için turistlerin birbirleriyle yarıştığı bir tatil cennetini kastetmiyorum. Dünyada en az çalışıp, çalışmadığı için daha çok yorularak devamlı tatile ihtiyacı olan, bu yüzden yöneticilerince kendilerine her vesile ile tatil imkanı sağlanan güzel insanların yaşadığı ülkemden bahsediyorum.

Ak Parti Hükümeti de eski alışkanlıklara uyarak; ülkemizin yüce menfaâtlerini , halkımızın sağlığını ve dinlenme ihtiyacını daima göz önünde bulundurarak; ŞEKER Bayramında vatandaşlarını dokuz günlük tatil ile ödüllendirmiştir. Bu şekilde insanlarımız çalışmayacaklar, yorulmayacaklar,dinlenecekler ve çalışma için enerji toplayacaklardır. Buna ne demek lazım bilemiyorum. Bu nasıl mantık ve akıl yürütmedir. Anlamak mümkün değildir. “Allah razı olsun Bakanlar Kurulumuzdan. Gece gündüz çalışıp, üretmekten adeta bitâp düşmüş olan milletimizi düşünüyor ve daha zinde bir kafa ile, daha iyi mal ve hizmet üretebilmemiz için her türlü gayreti gösteriyor.” Dememiz mi gerekiyor?

Ekonomik darboğazda inim inim inleyen ve kendisine düşen fedakârlığı son kertesine kadar yapan sokaktaki vatandaşımız bu zorunlu tatile ne diyordu acaba? Sorsunlar bakalım. Vatandaş Tatil mi istiyor. Yoksa çalışmak mı istiyor?

Şimdi ben yetkililere soruyorum. Peki, biz ne zaman çalışacağız? Biz ne zaman üreteceğiz. Ve para kazanacağız? Yıllardır süregelen bu bıktırıcı tatil uygulamaları sonucunda milletimiz adeta tatile adapte olmuştur. İnsanlarımızın psikolojisi, günlük yaşamlarındaki sosyal bakış açıları değişmiştir. Çünkü artık hiç kimse çalışmayı düşünmüyor ve oturduğu yerden hiç yorulmadan para kazanmak istiyor. Yeni işe giren bir kimsenin önünü gördüğü yok. Gençlerimiz 30 yılda Genel Müdürlüğe ulaşabilenlerin kazanacakları hayat standardını daha işe başlarken kazanmak istiyor. Evlâtlarımız bir ömür boyu çalışarak kendilerine sağladığımız yaşam standardını kendi kazanımları olarak görüyor ve işe buradan başlamak istiyor. Bulamayınca da bunalıma giriyor. Peki gelecek yıllarda ne kazanacak bunu düşünmek dahi istemiyor?

Tatil Sendromu toplumsal çöküşümüzü hazırlayan şartlardan sadece biri. Birbiri ardı sıra gelen zoraki tatillerin milli geleneklerimizi ve milli karakterimizi değiştirdiği de kesin olarak biliniyor. Bayramda akraba, dost ve komşularla kaynaşılması, büyüklerin ziyareti, yardımlaşma ve komşular arası dayanışma kalktı. Önce büyüklerimiz tatil yörelerine ve yazlıklarına kaçtılar. Bunu gören küçükler de aynen taklit ettiler. Şimdi bayram denilince tatil ve evden uzaklaşmak akla geliyor. Acı ama gerçek. Binlerce yıllık geleneklerimiz gözlerimizin önünde teker teker yok oluyor.

Deniz ve göl kıyılarımız, kıyılara bakan bütün tepelerimiz, orman içlerimiz; kibrit kutusu gibi birbiri üstüne binmiş sayısız evle doldu. Yazlık almak, hatta mümkünse birkaç tane almak çok moda oldu. Yılda ortalama en fazla 1,5-2 ay kalınabilen bu evlerde her türlü konfor ve medeni gereç mevcut. Bu şekilde sadece dinlenmek için gerçekleştirilen çarpık yapılaşmaya milli geliri bizimkinin on katı olan ülkelerde dahi rastlamak mümkün değil. %90'ı deprem kuşağında yer alan ülkemizde; bu üçüncü sınıf malzeme ile inşa edilerek, boya ile süslenen yapıların insanlarımıza mezar olduğunu 17 Ağustos depreminde gördük.

Hükümetlerimiz; yerli yersiz tatillerle, yerleşik düzendeki insanlarımızı adeta evlerinden çıkartıp tatil beldelerine gitmeye zorluyor ve milletçe karşılaştığımız manevi yıkımın gerçek mimarları oluyorlar. Oysa bu tatil beldelerine yatırılan paralarla üretime yönelik işyerleri kurulabilirdi.

Keşke, bu turizm açısından eşsiz değerdeki bölgelerimizdeki tatil evlerini yapmak veya almak için yapılan küçük, fakat toplandığında çok büyük meblağlara ulaşan halk tasarrufları daha yararlı yatırımlara yöneltilebilse, insanlarımız dinlenmeye ve yatmaya değil de, çalışmaya ve tasarrufa teşvik edilebilse. İşte o zaman milli gelirden aldığımız pay da bugünkünün birkaç kat üzerinde olurdu. Allah insanımıza akıl ve fikir versin diyorum.

Sonuç olarak; Bugünkü ekonomik gelişmişlik düzeyimiz ile bizim artık bu çağda dinlenmeye ve tatile değil çalışmaya, çok çalışmaya ve daha çok çalışmaya ihtiyacımız olduğunu açıkça görmekteyiz. Türk Milleti; kendisini tatile değil, çalışmaya ve daha çok çalışmaya, daha çok üretmeye ve daha zengin olmaya zorlayan yönetim istiyor. Bizim hiçbir şekilde yatmaya ve dinlenmeye ihtiyacımız yoktur.

Siz hükümet olarak milletimize dinlenme değil; çalışma ve üretme imkanları yaratmak için göreve geldiniz. Görevinizin bilinci ile hareket ederseniz 21 nci asrın Türk Asrı olması fikrinin düşlerden gerçek haline dönüşeceğini görebilirsiniz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
7 Aralık 2003 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale