29 HAZİRAN 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanların Ramazan Bayramını kutluyorum.

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Yolsuzlukla savaş ilk önceliğimiz olmalıdır
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 30 Kasım 2003 Pazar 

"Tarih milletlerin yükseliş ve çöküş sebeplerini ararken birçok siyasi, askeri, toplumsal sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler toplumsal hadiselerde rol oynarlar. Fakat bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle, çöküşüyle ilişkili ve ilgili olan milletin ekonomisidir."
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

Her gelen hükümet birinci önceliğinin “yolsuzlukla mücadele” olduğunu liderlerinin ağzından açıklamayı öncelikli görev bilmesine rağmen, hiçbir hükümetin yeterince üzerinde durmadığı temel sorunumuz yolsuzluktur.

Geçen dönem sağın en büyük partisi olarak iktidara ortak olan MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli Bey partilerinin iki temel soruna çözüm bulmak için iktidar olduklarını ve kendilerini bu yönde programladıklarını bildirmişti. Bu iki temel sorundan biri YOLSUZLUKLA MÜCADELE, diğeri ise YOKSULLUKLA MÜCADELE idi. Güya MHP döneminde YOLSUZLUK ve YOKSULLUK ortadan kaldırılacak ve millet zenginleşecekti. Oysa sadece iki büyük ekonomik kriz sonucu bu iktidar döneminde YOKSULLUK (Fakirlik) en üst seviyeye ulaşırken YOLSUZLUKLAR’ da matematik dizi ile katlanmış ve tarihimizdeki en büyük rakamlara ulaşmıştır.

3Kasım 2002’de iktidar olan Ak Parti liderlerinin ağzından devamlı olarak dinlediğimiz slogan yine YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE olmuştur. Biz halâ Milletçe iyi niyetle yapıldığına inandığımız bu açıklamaların atılan nutuklarda kalmamasını bekliyoruz. Yetkililerin daha somut, gözle görülür ve cesur adımlar atmasını istiyoruz. Devleti ve milleti soyarak halk yığınlarını fakirleştirenlerin cezasını çekmelerini görebilmeyi umut ediyoruz.

Yolsuzluk sözlüklerde ; “Kamu görevinin özel çıkarlar için görevliler tarafından kullanılması” olarak tanımlanmaktadır. Yolsuzluk, sadece günümüzün sorunu değildir. Tarih boyunca bütün toplumların mücadele ettiği temel sorun olmuştur. Bu soruna tarihin belli dönemlerinde belli bazı toplumlarda çok sık rastlanırken, dirayetli yöneticilerin iş başında olduğu dönemlerde en az düzeye indiği gözlemlenmiştir. Son yıllarda ülkemizdeki şartlar müsait olduğundan yolsuzlukların had safhalara ulaşmış olduğu da bir gerçektir.

Tarihteki büyük yolsuzlukların temelinde üst düzey yöneticilerin lüks yaşama tutkusunun rol oynadığı da bilinmektedir. Günümüzde Globalleşme adı altında Uluslararası güçler tarafından yönlendirilen dünya ekonomisinin kurallarına uygun olarak yaratılan ekonomik krizler, uzun süre devam ederek kronikleşen enflasyon ortamı, gelir dağılımında kontrolsüzlükten kaynaklanan büyük adaletsizlik, yetersiz gelir seviyesi, iç savaş, dış savaş, toplumsal yozlaşma ve sosyal çöküntüler, kapalı-dikta rejimlerinin mevcudiyeti istikrarsız ve zayıf yöneticilerin işbaşında bulunması gibi sebepler YOLSUZLUK Ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunan temel hususlardır.

Gelişmiş ülkelerde de değişik bir çeşit yolsuzluk sistemi mevcuttur. Bu ülkelerin uluslar arası ticaret yapan büyük şirketleri, ürettikleri mal ve hizmetleri pazarlayacakları ülkelerin yöneticilerine büyük rüşvetler ödeyerek yolsuzlukları önemli ölçüde körüklemektedir.

Bu ülkelerde iktidarlarını kısa sürede elde ettikleri haksız gelirlerle devamlı kılan yöneticiler kazanımlarını genellikle ülkelerinde tutmazlar ve yurt dışına taşırlar. Halkın durumu anlamasıyla beraber devrilen bu yöneticiler ülkelerinden kaçarak ömürlerinin geri kalan kısımlarını paralarını aktardıkları ülkelerde geçirirler. İşte bu ve benzeri yolsuzluklarla halk giderek yoksullaşır. Milli kaynaklar yolsuzluklar vasıtasıyla her geçen gün heba edilerek milletle birlikte devlette yoksullaşarak dış müdahaleler için elverişli hale getirilir.

Yolsuzlukla mücadele ne kadar etkin yapılırsa yapılsın, yolsuzluk faaliyetinin içinde daima insan unsuru bulunduğundan, insanın hırs ve ihtirasları çoğunlukla görev bilincinin üzerine çıktığından, çalışmadan çok kazanma duygusunun insan tabiatının temel yapı taşlarından birini oluşturduğundan YOLSUZLUK gerçeğini tamamen ortadan kaldırmak şimdilik mümkün görülmemektedir. Ancak iyi eğitimli bir toplumda, devamlı kontrol ile en az seviyeye indirilebileceği değerlendirilmektedir.

Ülkemizde YOLSUZLUK 1990’lı yıllardan itibaren giderek artarken, bununla paralel olarak yoksullarımızda çoğalmıştır. Ülkemizdeki yolsuzluğun boyutları sonunda meşru düzenden yeterli gelir elde edemeyenlerin örgüt haline gelerek sistemin köşelerini tuttuğu Mafyalaşmaya kadar ulaşmıştır.

“Yolsuzlukla Savaş” çok önemli bir kavramdır. Bu savaşta Kim, Nerede, Ne Zaman, Ne yapacağını, ve Nasıl yapacağını bilmez ise “yolsuzlukları önleyeceğim” diyerek çıkan büyük kargaşada YOLSUZLUK artar ve bütün ülkeyi kaplar.. Milli güç unsurlarımız giderek zayıflar ve sonunda milli varlığımız tehlikeye girer...

Günümüzde Yolsuzluk; bir ülke üzerinde milli çıkarı olan dış güçler tarafından uygulanan yeni bir savaş yöntemi olarak ta kullanılmaktadır. Global sermaye temsilcileri, toprak satın almaktan, sermayeyi yurt dışına kaçırmaya kadar her türlü operasyonu günümüzde sinsice ama başarıyla yürütmektedir.

Geçen son 25 yıldır bütün dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanan bu yeni savaş yönteminin amacı; Globalleşme sürecinde hedef alınan ülkenin millet ve devlet yapısını çürütmek, ülkelerin ekonomik zenginliğini talan ederek, hortumlayarak ,ülkeleri altından hiçbir şekilde kalkamayacağı korkunç borç yükü altına sokarak teslim olmaya zorlamaktır.

Yolsuzluk; çok kısa bir sürede her türlü zihinsel, kültürel, ekonomik, siyasi ve askeri işgale müsait zemini hazırlarken, ülkemizin Milli Egemenliğini ve Bağımsızlığımızı da tehdit etmektedir.

Yolsuzluk; Türk Milletini binlerce yıldır ayakta tutan inanç, irade ve milli değerlerini yozlaştırıp yok ederken, her türlü işgale karşı direnme gücümüzü veren Kuvay-ı Milliye ruhumuzu da tahrip ederek topyekün savunma direncimizi ortadan kaldırmaktadır.

Şimdi Yolsuzlukla nasıl mücadele edebiliriz? sorusunun cevabını inceleyelim. 3 Kasım seçimleri sonrasında Ak Parti’ nin bütün yöneticileri söylem birliği yapmışlar ve “İktidarlarının ana hedeflerinin yolsuzlukla mücadele olacağını” vurgulamışlardır. Muhalefet CHP sözcüleri de benzer söylemlerle iktidarın bu yoldaki çabalarını destekleyeceklerini duyurmuşlardır. Bu husus çok önemlidir. Demek ki geçmiş uygulamalarla Türk Toplumunda yer etmiş olan “siyasetin yolsuzluğun temel direği olduğu” düşüncesi, giderek yerini temiz toplumu kurmada yeni Meclis’in iktidarı ve muhalefeti ile kararlı ve azimli olduğu düşüncesine bırakmıştır.

Söylemler güzel. Şimdi milletimiz yapılacak müspet uygulamaları bekliyor. TBMM bu konuda halka güven verdiği sürece milletimiz kendisine düşen görevleri yapmaya hazır. Oysa biz Yolsuzlukların yeni bir savaş şekli olduğunu bilmemize rağmen ülkemizde gözlerimizin önünde cereyan eden garip olaylar karşısında sessiz kalıyoruz ve sadece üzüntü ile seyretmekle yetiniyoruz.

Bankalar vasıtasıyla onlarca milyar dolarlık soygunları kadermiş gibi kabullenirken, bizden çalınan paraların küçük miktarları için yabancı ellerde dolaşıp para dileniyoruz... Ekonomik kriz ve enflasyonla uğraşırken buna sebep olan temel faktörleri görüp tedbir alamıyoruz...

Yapılanları daima yapanın yanında kar olarak bırakıyoruz... Biz milletçe ve devletçe fakirleşirken Global Sermaye’ nin bizim üzerimizden zenginleştiğini göremiyoruz... Yolsuzluk Ekonomisinin Türkiye’nin çökertilmesinde kullandığı ana silahların "Borç Kredi, faiz ve döviz" olduğunu, bunun yönlendirilmesi için IMF ve Dünya Bankası gibi dev kuruluşların oluşturulduğunu inatla görmezlikten geliyoruz. Hiçbir şey üretmeden para ile para kazanmanın bir ülke için ne büyük bir tuzak olduğunu tam 25 yıldır göremiyoruz...

25 yıldır %50’nin üzerinde seyreden yüksek enflasyonla yaşamayı bu ülke insanına kader olarak gösteren hükümetleri ısrarla seçip başımızda tuttuk. İstiklal Harbinde bile Enflasyonu tanımayan, yıllarca dünyanın en değerli parasına sahip bir Türkiye’nin bugünkü yedi sıfırlı lirası görenlerin dudaklarını uçuklatıyor. Bu paraların üzerine koyduğumuz Atatürk resimlerinden de utanmamız kalmadı.

Birileri tarafından, “Yolsuzluk bu toplumun kaderi, yolsuzluk olmadan yaşamak mümkün değil” gibi bir hava yaratıldığı görülmektedir. Yıllardır süren Yolsuzluk sistemi, devletin ve yasaların bu mikropla baş edemediğini, karşı koyacak kurum ve kuruluşların bile bu hastalığın pençesine düştüğünü göstermektedir. Oysa bu gidiş durdurulamaz ise Yolsuzluk istilasının, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Türk Milletini sinsi bir şekilde yok oluşa sürükleyeceğini görmek için kahin olmak gerekmiyor.

Düşmanını ve çalışma yöntemlerini bilmeyen, bunlara uygun savunma ve korunma mekanizmaları geliştiremeyen canlılar ve toplumlar daima yok olmaya mahkumdur. Bugün mevcut yöntem ve araçlarımızla yolsuzluğa karşı konulamadığı açık bir şekilde görülmektedir. Herkesin zarar gördüğü yolsuzluk konusunda etkin mücadele yöntemleri geliştirilemediği için devlet ve toplum yılgınlığa düşmektedir. Yeni savaş stratejileri karşısında, yeni stratejiler ve yeni metotlar uygulanmalıdır. Etkin mücadele yöntemleri uygulanmadan sadece seyrederek veya yolsuzluk boyutlarını inceleyerek bu savaşı kazanmak mümkün değildir.

Öncelikle Yolsuzluğun ülke için en büyük tehlike olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bu tespit yapıldıktan sonra bu tehlikenin nasıl çalışıp sistemleştiği, nerelere nasıl ulaştığı bulunmalıdır. Sonra da, milletin aydınları, okumuşları, fikir ve düşünce üreten beyinleri bu konuda kendisini sorumlu görmeli, devlet ve milletini korumayı, bu hayati sorunun ortadan kaldırılması için yeni çözümler üretmeyi, kendine görev bilmelidir. Ülkesini ve milletini seven aydınların, bu hastalığa karşı koyacak yeni yöntem ve çareler üzerinde araştırma yapması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Doğal olarak burada zarar gören devlet yapısı olduğu için, bu mücadeleyi devlet ve milleti korumakla görevli seçilmiş ve atanmışların başlatması gerekir.

Kanaatimce mevcut iktidar yolsuzlukla mücadelede kendisinden beklenen atağı yapmıştır. Hazırlanan Yolsuzluk Dosyaları mahkemelere gönderilmektedir. Bununla birlikte geçmiş dönemde tutuklanan banka patronlarının teker teker hapisten çıkarak kahraman olarak karşılandığı toplu gösteriler unutulmamıştır. Bunlar devam ettiği, yani suçlular hukuk önünde aklandığı takdirde yolsuzlukla mücadele fiyasko ile neticelenir. Ve yolsuzluk giderek büyür. Dışarıdan destekli yolsuzluk lobisinin artan faaliyetleri ile ekonomi birdenbire altından hiç kalkılamayacak bir krize sürüklenir. Bunun için yolsuzluk yapanlar hakkında elde edilen belgeler tam ve inandırıcı delillere dayanmalıdır. Mücadele hazırlıkları büyük bir gizlilik içinde yapılmalı ve düğmeye basıldığı andan itibaren mutlaka başarılı olunmalıdır.

Sonuç olarak; YOLSUZLUK günümüzde ülkeleri içeriden çökerten yeni ve acımasız bir savaş şeklidir. Bu yolla ülkeler kan dökülmeden bütün unsurları ile teslim alınmaktadır.Türkiye son 25 yılda bu savaşın en şiddetli yıkımına maruz kalmıştır. Ülkemiz Yolsuzluk Ekonomisi ile çökertilmiş ve teslim alınmaya hazır hale getirilmiştir.

Ak Parti yönetimi yolsuzluklarla mücadelede kendisinden beklenen performansın üzerinde bir çaba harcamaktadır. Muhalefette bu alandaki çabalara katkıda bulunmaktadır. Fakat bu mücadele uzun süreyi ve planlı çalışmayı gerektirmektedir.

Yolsuzlukla Mücadele, bütün şiddetiyle toplumumuzun bütün kuruluşları ve bütün fertleri ile birlikte desteklenmediği takdirde başarı asla mümkün değildir. Halkın desteği şarttır. Halkın desteği ise ancak bilgilendirme ve bilinçlendirme ile mümkündür. Bu da iyi bir eğitimle olur. İyi eğitim ise bir süreç işidir. Bıkmamalı, yorulmamalı, bu yoldan geri dönülmemelidir.

İlkokuldan başlayarak, YOLSUZLUK konusu ve bununla nasıl mücadele edilebileceği, vatandaş olarak bize ne gibi görevler düştüğü hususu ders olarak anlatılmalıdır. Ancak bundan sonra Türk Toplumu olarak bu mücadelede etkin olarak yer alabileceğimiz bilinmelidir.

Bugün halk olarak yapabileceğimiz en önemli davranış Yolsuzluk olaylarına çok sert tepki göstermek olmalıdır. Oysa Türk Toplumu, devletin kurumlarına olan güvenini yitirmesinden dolayı mücadele ruhunu kaybetmiştir ve bu tepkiyi yeterince gösteremiyor. Bu da bir eğitim işidir.

Biz hepimize bu kutsal savaşta görev düştüğünü bileceğiz ve bu savaş ile ilgili olarak ben halkımızı bilgilendirme ve bilinçlendirmeye bıkmadan devam edeceğim...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
30 Kasım 2003 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale