27 Mayıs 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türkiye, Kıbrıs konusunda artık sesini duyurmalı (KKTC-15)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 7 Kasım 2003 Cuma 

“Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin (Akdeniz Bölgesi’nin) ikmal yollari tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir.”
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

Uluslararası Anlaşmalardan doğan haklarını kullanarak Kıbrıs'ta Türk kanının dökülmesini önleyen ve adaya 29 yıllık barış ve istikrar ortamını getiren Türkiye, geçen 29 yılda bu yasal davranışından dolayı dış dünyanın haksız ve mesnetsiz tepkisi ile karşılaşmıştır. Haklı olmasına rağmen bu haklılığını hiç bir plâtformda kabul ettirememiş ve sesini yeterince duyuramamıştır.

Bunun sebebi olarak Yunanistan'ın uzlaşmaz ve saldırgan tutumunu, inatla vurguladığı Türk düşmanlığını veya AB'nin Hristiyan olduğu ve kültüründen etkilendiği için Yunanistan'ın tarafında yer aldığını söylemek yanlıştır.

Bu gelinen duruma doğal olarak bu ülkelerin tutum ve davranışı etkili olmuştur. Fakat burada asıl suçu kendimizde ve uyguladığımız yanlış dış politikalarda aramamız gerekmektedir.

Türkiye 1974 yılından beri Kıbrıs konusunda belirleyici ve yol gösterici rol oynayamamıştır. Bütün atak davranışlar karşıdan gelmiş ve biz daima savunmada kalmışızdır. İnsiyatif hiç bir zaman bizim elimize geçmemiştir. Uluslararası ikili ilişkilerde her zaman uzlaşmayan taraf olarak bilinen Yunanistan dahi bizi uzlaşmayan taraf olarak göstermeyi başarmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kıbrıstaki varlığı tamamen yasalara uygundur. Buna rağmen işgalci devlet olarak görülmeye devam edilmektedir.

Peki bu yanlışı düzeltmek için ne yapmak lazımdır? Kanaatimce derhal karşı atağa geçilmelidir.

Doğru olan ortaya konulmalıdır. Adada "Türkiye'nin değil, asıl Yunanistan'ın işgali vardır". Bu işgâl Makarios'un adayı Yunanistan'a bağlamak (Enosis)için 1963 yılında başlattığı toplu Türk katliamları ile birlikte başlamıştır. Bu tarihten itibaren adada Yunan işgali vardır ve bu işgal günümüze kadar devam etmiştir.

Kıbrıs'ta çözüm arayışında olan taraf aslında Türk tarafı değil, Rum tarafıdır. Çünkü AB üyeliği onlar için yasal değildir. 1960 Antlaşmalarına göre Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin Türkiye'nin taraf olmadığı bir birliktelik içinde olması hukuken mümkün değildir. Şimdi hepsi bu çıkmazdan nasıl kurtulacaklarının hesabı içerisindedir. Nitekim 3 Kasım 2003 tarihli basın organlarında yer alan aşağıdaki haber bunun sıkıntılarını açıkça yansıtmaktadır.

"Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, 'Kıbrıs', Mayıs'ta AB'ye bölünmüş olarak katıldığı takdirde büyük bir felaket olacağını söyledi. Yakovu, İngiltere'de Dışişleri Bakanı Jack Straw ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, hükümetinin, Kıbrıs'ın birleştirilmesine ilişkin BM desteğindeki görüşmelere yeniden başlamaya hazır olduğunu bildirdi. Kıbrıs konusunda Mayıs'a kadar çözüm bulunmadığı takdirde, bunun ada için büyük bir felaket olacağını belirten Yakovu, 'Türkiye üzerinde etkisi olanların bunu göstermesi gerektiğini' savundu. Rum yönetiminin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan çözüm planının felsefesini ve temel parametrelerini kabul ettiğini belirten Yakovu, BM Genel Sekreteri ne zaman davet ederse etsin Annan planı temelinde bir çözüm için görüşmelere katılacaklarını söyledi. Yakovu, Türk tarafının, aylardır bu konuda bir isteklilik göstermemesinin kendileri için üzüntü konusu olduğunu öne sürdü. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw da ülkesinin, bir çözüm bulunması arayışına dahil olmaya devam edeceğini söyledi. Straw, Annan Planına dayalı bir çözüm olmasının Kıbrıs, AB, Türkiye ve herkesin çıkarına olacağına inandığını bildirdi."

Yukarıdaki ifadeler tam bir panik halini yansıtmaktadır. Şimdi üzerine gitmek gerekmektedir. Bilindiği gibi batılılar Yunanistan'ın tezine uyarak Türkiye'yi işgâlci olarak suçlarken, Türkiye bugüne kadar hep susmuş ve karşı suçlamada bulunmamıştır. Yani bir bakıma batılıların haksız suçlamaları cezasız bırakılmıştır. Bu da onları cesaretlendirmiştir. Onları cezalandırma zamanı gelmiştir.

Kıbrıs'ta asıl işgâlci taraf yasalara uygun olarak kurulan Kıbrıs Devletini zor kullanarak Rum çetelerine yıktırmış olan Yunanistan ve İngiltere'dir. Bugünkü Güney Kıbrıs Rum Devleti 1974 Yunan Cuntasının kalıntısıdır ve adanın büyük bölümünü işgâli altında tutmaktadır. Türkiyenin bulundurduğundan daha fazla sayıda Yunan askeri gücü Güney Kıbrıs'ta bulunmaktadır. Güney Kıbrısı, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyan AB ülkeleri ve ABD; yasal Kıbrıs Devletinin yıkılması ve adanın büyük bölümünün Yunan Cuntası tarafından ele geçirilmesi olayının da asli suç ortaklarıdır. Bunun yanında bu ülkeler Rumların Türk Toplumuna uyguladığı soykırımın da bu şekilde suç ortaklığını yapmış olmaktadırlar.

Burada üzerinde duracağımız bir diğer önemli konuda şudur. Yunanistan ve İngiltere'nin Rum Kesimi'nin Kıbrıs'ta uyguladıkları soykırıma uluslararası antlaşmalara göre müdahale etmeleri gerekirken bunu yapmamışlardır. Türkiye bu durumda tek başına müdahale ederek görevini yerine getirmiştir. Türkiye bu görevini yaparken maddi ve manevi büyük kayıplara uğramıştır. Haksız yere ambargolara maruz kalmıştır. Bu iki ülke Türkiye'nin adaya tek başına müdahale ederek uğradığı kayıpların üçte ikisini tazmin etmek zorundadır. Durum böyle iken sessizliğimiz karşı tarafı haklı, bizi haksız hale getirmiştir. Bu para bu iki ülkeden derhal talep edilmelidir.

Batılıların genel hareket tarzı; mazlumların ve baş eğenlerin şiddetle ezilmesi yönündedir. Batılı gücü gördüğü zaman durur ve savunmaya geçer. Kıbrıs konusunda Türkiye haklı olmasına rağmen hep sessiz kalmış, haksız uygulamalara tepki verememiştir. AK Parti Yönetimi de kendisine hedef olarak seçtiği AB Üyeliğine her ne pahasına girmek kararında olduğundan taviz üstüne taviz vermektedir. Bu da batılıların giderek haksız olduklarını bile bile üstümüze gelmelerine neden olmaktadır.

Artık buna dur demek zamanı gelmiştir. Tarih ilmi ile uğraşanlar Kıbrıs Adasının bütünü ile Müslüman ve Türk adası olduğunu biliyorlar. Bugün adanın Güney kesimi Yunanistan ve İngiltere'nin egemenliği altındadır. Bu hukuksuz işgâli durdurmak üzere Türkiye bütün gücü ile her alanda saldırıya geçmelidir. Buna hakkı ve yapacak gücü vardır.

Tek taraflı olarak Kıbrıs Rum kesimini AB'ne almak uluslararası hukuka aykırıdır. Türkiye hukuki haklarını hiç bir zaman çiğnetmeyecektir. AB'nin silah zoruyla alamadığı KKTC topraklarını seçim oyunları ile almasına imkan verilmeyecektir.

Türk Halkı ve KKTC Türk Toplumu yöneticilerin silkinmesini, gerçekleri görmesini ve yumruğunu masaya vurarak haklı olduğu davaya sahip çıkmasını bekliyor.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
7 Kasım 2003 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale