24 Nisan 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Gazimağusa Kalesi (KKTC-12)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 3 Kasım 2003 Pazartesi 

“Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin (Akdeniz Bölgesi’nin) ikmal yollari tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir.”
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

31 ARALIK 1975 Yılbaşı gecesi bindiğimiz ERKİN Çıkarma Gemisi dalgalı Akdeniz sularındaki zorlu yolculuğu müteakip 1 OCAK 1974 sabahı yanaştığı limana bizi bırakırken yağan sicim gibi yağmur altında gördüğüm tarihi Magosa Kalesinin muhteşem görüntüsü hafızamdan hiç silinmemiştir. Sadece bu görüntü ile hatırladığım Gazimağusa Kalesini bu defa gezip tanımak fırsatı buldum.

20 Temmuz Barış Harekâtını takiben Kale surları dışında yaşayan Türklerin artan Rum saldırıları karşısında kale içine alınması ile sayıları onbine ulaşan kadın-erkek ve çocuklardan oluşan bir avuç Türk 15 Ağustos 1974 günü kale Türk askerleri tarafından kurtarılıncaya kadar muhteşem bir savunma örneği vermişlerdir. Ömür boyu hafızalardan silinmeyecek Magosa müdafasının isimsiz kahramanları evlatlarına ve gelecek nesillere armağan edecekleri şanlı bir tarih bırakmışlardır.

Gazi Magosa Kalesine giren en büyük kapının önündeki meydana inşa edilen Özgürlük Anıtının önündeyiz. Anıttaki birbirinden ilginç figürleri tarihi Magosa Savunmasını başaran Magosa halkının efsanevi Komutanı Emekli Kurmay Albay Oğuz Kalelioğlu'nun izahatını gururla dinliyoruz. 1973 yılında Lise tarih öğretmeni olarak atanıp emrindeki 250 kişilik Magosa Mücahit Taburunu savaşa hazırlamakla görevlendirilen üsteğmen KALELİOĞLU'nun gözleri 20 Temmuz-15 Ağustos arasındaki mücadeleyi anlatırken doluyor. Magosa'ya gazilik ünvanı kazandıran ve her saniyesi birer kahramanlık hikayesi ile dolu olan bu savunmanın zorluğunu kaleyi gezerken çok daha iyi anlıyorum.

Eski bir asker ve tarihçi olarak olayın ceryan şeklini yaşamaya ve kavramaya çalışıyorum. Tam donanımlı 8000 kişilik profesyonel RMM birliklerine karşı son derece yetersiz silahlarla karşı koyarak onbin Türkün hayatını kurtaran 250 Türk Mücahidinin başarısı karşısında hayranlık duyuyorum. Savaşın sıcak günlerini düşünüyorum. Ve kendimi KALELİOĞLU'nun yerine koyuyorum. Ben burada komutan olsa idim ne yapardım diyorum. Hislerimi ifade etmekte zorlanıyorum.

Bütün saldırılara rağmen surların üzerinden indirilemeyen Türk bayrağının Ekim 2003'te direğinin temelinden kesilerek indirildiğini görmek beni kahrediyor. Oysa eski eserlere ve kalelere devamlı Türk bayrağının asılmasının zorunlu olduğunu biliyorum. Magosa ilçe yönetiminin 29 yıl sonraki vurdum duymazlığı ve ilgisizliği insanı kahrediyor. Bu bayrağı her ne sebeple olursa olsun indirenleri şiddetle kınıyorum. Azgın Rum saldırılarına direnerek kazanılan Magosa Muharebelerinde şehitlik mertebesine erişen, o bayrağı daima göklerde dalgalandırmak için canını veren 36 Türk evladının aziz hatıralarının yaşadığı surların üzerinde kendilerine dua ediyorum. Ruhlarının bizi seyrettiğini düşünüyor ve ürperiyorum.

Savaşı bütün acıları ile yaşayan Magosa halkı bu savaşta kendilerini yöneten komutanları Sadi Oğuz Beyi heykelini dikerek ödüllendirmişler. Etrafımızda gençler var. Özgürlük anıtındaki figürlerin ne anlama geldiğini Doğu Akdeniz Üninersitesi son sınıfında olduğunu belirten iki gence soruyorum. Cevap alamıyorum. Üzülüyorum. İlgisiz ve boş gözlerle bana bakıyorlar. İçlerinden " Ne diyor bu adam. İşi gücü yok sorduğuna bak" dediklerini bakışlarından anlıyorum.
Anıtın ne ifade ettiğini anlatacak bir kitabenin olmayışı ve bunun hakkında el altında bir dokümanın bulunmadığını düşünerek gençlere hak veriyorum.

Vermeden almak mümkün değil.
Öğretmemişiz.
Kabahat yine bizim nesillerin.
Magosa Kalesinin içinde tarih yatıyor. Katedralden aslı tamamen korunarak camiye dönüştürülen Lala Mustafa Paşa Camîinin ihtişamı insanı büyülüyor. Ezan sesleri çan kuleleri arasından süzülerek şehri kaplıyor. Ezan sesleri arasından camiinin avlusuna yapılmış Cafe'ler ve içkili gazinolardan yükselen sarhoşların kahkahaları duyuluyor. Çıldırmamak elde değil. Camilerin bahçesine içkili gazinolar koyacak kadar kendi benliğini inkar eden bir yönetimi anlamak zor.

Oysa tarihi Magosa Kalesinin her tarafı tam bir turizm cenneti.. Camiler, kiliseler, çeşmeler, kütüphaneler, vakıf tesisleri, Namık Kemal Zindanı v.s her tarafından tarih fışkırıyor. Bomboş ve değerlendirilmeyi bekliyor. Buraların tamamının sit alanı yapılarak turizme neden açılmadığını ayrıca merak ediyorum.

Kalenin içindeki tarihi evlerin basit birer restorasyon ile en az yüzbin turiste hizmet verecek muhteşem bir turizm beldesi haline getirilmesinin mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu kentin dünya çapında bir ilgi merkezi olabileceğini değerlendiriyorum.

Bütün bu ilgisizliğe bizimle beraber üzülen ve bizim yaşadıklarımızı aynen yaşayan bir kuşağın varlığını görmek beni sevindiriyor. Kale içinde gezerken her köşeden koşarak gelip eski komutanları Oğuz Kalelioğlu'nun ellerine sarılan "Sadi Komutan Hoş Geldin" diyerek onu canı gönülden kucaklayan kadınlı-erkekli eski Magosa'lılar beni duygulandırıyor. Onlarda bugünkü yönetimin ilgisizliğinden ve terkedilmişlik duygusundan hiç memnun değiller. Gözleri doluyor ve eski günleri anıyorlar.

Magosa Bölgesini Türk tarafına kazandıran 28 ni Tümen Komutanı Tümgenerel Osman Fazıl Polat adına inşa edilen muhteşem camiinin açılışı 26 Ekim günü Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından yapıldı. Caminin avlusu resmi devlet erkânı ve Magosalıların yanında Doğu Akdeniz Üniversitesinde okuyan Türkiyeli öğrenciler tarafından tıka basa doldurulmuştu. İki minare arasına yerleştirilen devasa boyuttaki Türk ve KKTC bayrakları nazlı nazlı dalgalanışı kilometrelerce uzaktan görülüyordu ve bu toprakların Türklüğünü dünyaya haykırıyor gibiydi. Bu eserle Magosa'nın ilk fatihi Lala Mustafa Paşa'nın adını taşıyan camiinin yanında, son fatihi olan Osman Fazıl Polat Paşa isminin bir camiye verilmesiyle Gazimağusa'nın fetihi ölümsüzleştiriliyordu.

Bu arada 29 yıldır kapalı tutulan MARAŞ bölgesinin durumundan da bahsetmek istiyorum. Sadece Orduevinin bulunduğu bu ölü şehrin içler acısı durumu beni çok üzdü. Ülkede işsizlik inanılmaz boyutlara ulaşmış iken elindeki böyle bir hazineyi değerlendiremeyen eski yönetimlere esef etmemek elde değil. Tabii ki burada en büyük hata Türkiye'nin. Sadece bu bölgenin yeniden canlandırılması dahi KKTC'nin milli gelirini bugünkünün üç katına sıçratabilir.

Peki neden yapılmamış. İşte cevabı bulunamayan soru bu. Yağ var, şeker var. Un var. Helva yapılamıyor. Neden? Çünkü yönetimde helva yapmasını bilen yok. Çalışmadan gelen hazır parayı harcamak kolaylarına gidiyor olmalı. Bu düzen mutlaka değişmeli...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
3 Kasım 2003 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale