17 Eylül 2021 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İ,NSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR....SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM......

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






ASKERİ DARBELER
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. (Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1924)

 12 Eylül 2021 Pazar 

12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden tam 41yıl geçti. 12 Eylül 1980’den başlayarak Kasım 1983 milletvekili seçimlerine kadar ülkeyi yöneten Milli Güvenlik Konseyine mensup komutanlar, seçimleri kazanan Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi yönetimine ülkeyi teslim ederek kışlalarına döndüler.

Askerler kışlalarına döndüler ama 12 Eylül dönemi üzerindeki eleştiriler geçen sürede hiç bitmedi. Aksine her geçen gün dozajı artarak devam etti. O gün yönetime el koyan Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren 1983–1989 arasında Cumhurbaşkanlığı makamını işgal ederken konsey üyesi dört kuvvet komutanı da Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyesi olarak anayasanın tanıdığı haklar ve dokunulmazlıklar altında görev yaptılar. Bugün ülke yönetimine el koyan beş generalin tamamı öldüler. Bilahare darbe ile ilgili yaşarken haklarında dava açılan Kenan Evren’in 98 yaşında Tahsin Şahinkaya’nın ise 90 yaşında vefatlarını takiben dava sonuçlanamadan düştü.

Darbe söylentileri ve teşebbüsleri 27 Mayıs 1960 yılından itibaren ülke gündeminden hiç düşmemiştir.

12 Eylül 1980, üzerinden geçen 41 yıl boyunca darbe ve yazıp-çizenlerin tamamına yakınının o günlerin mağdurları ve muhalifleri olduğu görülmektedir. 12 Eylül olayları daima bireylerin hapishanelerde çektiği sıkıntılar ve bilhassa yapılan işkenceler bazında incelenmiştir. Konu incelenirken insanlık dışı bireysel tutum ve davranışlar çerçevesinde kalınmış ve bu darbenin ülkeye neler getirip-götürdüğü üzerinde yeterince durulmamıştır.

Şurası unutulmamalıdır ki en kötü demokrasi idaresi dahi en iyi askeri idareden iyidir. 2021 Türkiye'si hürriyetlerin kısıtlandığı askeri yönetimlerden artık tamamen kurtulmuştur. Demokrasimiz pek çok aksaklığına rağmen işlemektedir. Bundan sonrada işleyeceği kesindir.
Askeri darbeler bu ülkeyi ileriye değil, daima geriye götürmüştür. Bu gerçektir. Askerlerin görevi ülkeyi yönetmek değil, ülkeyi yöneten siyasi idarenin emir ve direktifleri doğrultusunda ülkenin iç ve dış güvenliğini sağlamaktır. Askerler ülke yönetme eğitimi değil, harp sanatını öğrenmek ve bunu savaş sırasında uygulamak eğitimini alırlar. Bu görev çok zor ve meşakkatlidir. Ayrıca yoğun bir çalışma programını gerektirmektedir. Eğer askerler ülke yönetimine kalkışırlarsa kendi asli görevlerini yapamazlar ve bu durumda ülke her türlü iç ve dış tehdide karşı açık hale gelir. Ülkenin kurum ve kuruluşları her alanda zayıflar ve küçülür. Bu bütün ihtilallerde böyle olmuştur.

12 Eylül dâhil bütün askeri yönetim dönemlerinde sadece siviller değil, bizzat askerler de büyük zararlar görmüştür. Darbeler bu yönü ile hiç incelenmemiştir. Üzerinde çalıştığım “12 Eylül” kitabımda bu konuya ağırlık vereceğim.

27 Mayıs 1960 İhtilali görünürde Demokrat Parti yönetimine karşı yapılmıştır. Oysa asıl darbeyi ordu bizzat kendisine karşı yapmıştır. Milli Birlik Komitesi içinde yer alan orgeneralden yüzbaşıya kadar değişen rütbelerdeki 38 kişi öncelikle askeri sistemi altüst etmiştir. Binlerce yıllık geleneklerini yaşatan Türk ordusunda askeri hiyerarşi tepetaklak olmuştur. Ordu Komutanları yüzbaşılara selam durur hale gelmiştir. İstiklal Harbimizin başarılı subaylarından 1950-1954 yıllarında Genelkurmay Başkanlığı yapan İstanbul DP milletvekili E.Org.Nuri Yamut kendisine karşı yapılan aşağılayıcı muameleye dayanamamış ve yassıadada hapiste ölmüştür. Yine zamanın Genkur. Bşk. Org. Rüştü Erdelhun Yassıada mahkemesi tarafından idama mahkûm edilmiştir.

27 Mayıs 1960 İhtilalini önce 22 Şubat 1961’de Harbokulu K. Alb. Talat Aydemir’in ayaklanması izledi. Aydemir ve ekibinin ordu ile ilişkileri kesildi. ‘1 Mayıs 1963’de tekrar isyan eden Talat Aydemir kendisi ile birlikte Harbokulu camiasını da yaktı. Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan asılarak idam edilirken yüzlerce subay hapse mahkûm oldular. 1459 Kara Harp Okulu öğrencisi okuldan atıldı. Ordu, 1963-1964 yıllarında subay mezun etmedi ve kıtalarda erlerin eğitimi yedek subaylara kaldı. Bu da yetmedi. Bir gece ani bir emirle yedi bin kadar subay emekli edildi. Tümenlerin komutası albaylara kaldı. Ordu bu yıkımı kolayca atamadı. Dağılan hiyerarşi düzenini toplamak kolay olmadı. Darbelerde ordu ne memleketi yönetebildi, ne de kendi asli görevini yapabildi.

27 Mayıs darbesini 12 Mart 1971 darbesi izledi. Ordu bu defa yönetime el koymadı ama verdiği muhtıra ile sivil yönetime bir dizi yaptırım uyguladı. Bu dönemde de yine ordu kendi içinde pek çok grup oluşturuldu. Bu gruplar birbiri ile çatışma içindeydiler. Ziverbey köşkünde yargılanıp işkence edilenlerin çoğu sivil değil rütbeli askerlerdi.

12 Eylül 1980’de de benzeri olaylar görüldü. 1978 devresinin tamamına yakını anarşik olaylara katıldığı gerekçesi ile askeri mahkemelerde yargılandı ve çoğunun ordu ile ilişkisi kesildi. Başlangıçta siyasi kadroları ağırlamak izin hazırlanan İstihbarat Okulunun hapishane haline getirilen odalarını 1982 yılı içinde askerler doldurmaya başladı. Ordu yine kendi içinde temizliğe girişmişti. Pek çok subay burada sorgulandıktan sonra hapsedildi ve ordu ile ilişkisi kesildi. Ama bu konu da pek dışarıya yansımadı.

Gerçek şudur ki; darbe dönemlerinde askerler asli görevinden uzaklaşarak ihtisası olmayan devlet sorunları ile uğraşmak zorunda kalmakta ve doğal olarak zaten yürümeyen devlet çarkını daha da zor durumlara sokmaktadır. Yani bu darbelerden en çok zararı silahlı kuvvetler görmektedir. Bu durumu iyi değerlendiren 12 Eylül yönetimi, bir daha darbelere yol açabilecek ortamlar oluşmasını önlemek amacıyla yasaklarla dolu 1982 anayasasını hazırlamışlardır. Sonunda yasaklarla bir sonuç alınamayacağı görüldüğünden bu anayasanın da geçen süre zarfında her tarafı değiştirilerek bambaşka bir şekle sokulmuştur.

Askerler bir daha yönetime el koymak zorunda kalmamak için, ülke meselelerini siyasilerle eşit ortamlarda tartışabilecekleri Milli Güvenlik Kurulunu güçlendirmişlerdir. Burada cumhurbaşkanının yönetiminde yürütme erki ile bir araya gelerek sorunlara çare bulunabileceğini düşünmüşlerdir. Bugün bu kurul yine vardır. Ama Ak Parti döneminde bu kurulun içi boşaltılarak gücü azaltılmış ve ilk atanan sivil genel sekreterinin tabiri ile bir Think Tank (Fikir Kulübü) haline dönüştürülmüştür.
15 Temmuz 2016 başarısızlıkla sonuçlanmış bir darbe girişimidir. O güne kadar olan askeri darbelerden farklıdır. Henüz etkileri devam ettiğinden kendi şartları içinde ayrıca değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak; askeri darbeler ülkemizin yönetiminde hiçbir zaman çare olmamalıdır. Askerlerin işi devleti yönetmek değildir. Ülkenin yönetimini askerlerin devralmasına imkân sağlamak ve askerleri bu işe zorlamak ordumuza ve milletimize yapılan en büyük kötülük ve hıyanet olarak görülmelidir. Çünkü "En iyi askeri yönetim, en kötü demokrasi yönetiminden bin kat daha kötüdür.”Bu gerçek hiç unutulmamalıdır. Zaten küresel ortamda yapılacak bir askeri darbenin gerekçelerini ne halkımıza ve nede dış dünyaya anlatabilmek asla mümkün değildir. Türkiye artık askeri dönemleri bir daha açmamak üzere kapatmıştır. Askeri yönetimler bir daha gelmeyecektir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
12 Eylül 2021 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale