29 Mart 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






14 Aralık KKTC milletvekili seçimlerine düşen ABD gölgesi (KKTC-8)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 22 Ekim 2003 Çarşamba 

"Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin (Akdeniz Bölgesi’nin) ikmal yollari tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir."
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

Geçen Aralık ayında ortaya atılan Annan Planı KKTC Türk Toplumunun kafasını karıştırmaya devam ediyor. Başta Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olmak üzere hükümet partileri bu planı esastan reddediyor. Çünkü bu plan halen kurulu devletin egemenlik haklarını ellerinden aldığı gibi zaman içinde adanın tamamını Rum toprağı yapacak maddeleri içeriyor.

Muhalefet, kayıtsız şartsız çözüm söylemlerinin arkasına sığınarak 29 yıldır hür ve huzur içinde yaşayan Türk Toplumunu yeniden 1974 öncesi karanlık günlere döndüreceği kesin olan Annan Planına sahip çıkıyor. Seçim Annalist partiler ile karşıtları arasında bir referandum haline dönüştü.14 Aralık Milletvekilleri seçimleri 200.000 kişilik Türk Toplumu yanında bütün dünyanın ilgisini çekiyor.

Avrupa Birliğine Nisan 2004'te tam üye olacak Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile Helenizmi Kıbrıs'a hakim kılmak ve Megal-i Ideasındaki Kıbrıs'ı ilhak etmek hedefine adım adım ilerleyen Yunanistan'ın KKTC seçimlerine ilgi duyması ve Kıbrıs'taki Türk varlığını reddeden muhalefet cephesine destek vermesi çok normal. Bunun aksi düşünülemez. Nitekim muhalefet liderleri ile Rum ve Yunan yöneticileri arasındaki yakın işbirliği o kadar ileri gitmiş ki basında yer alan beyanları tıpatıp ayni. Bu yakın diyalogdan kuvvet alan Rum generalleri utanmadan ve sıkılmadan Girne Kalesine Yunan Bayrağı çekecekleri günlerin çok yakın olduğunu söyleyebiliyor.

Güney Kıbrısta bulunan ve 1960 Antlaşmalarına göre "Egemen İngiliz Toprağı " olarak nitelendirilen AKROTIRI ve DIKELYA üslerine sahip İngilizler bu üslerin geleceğini garanti altına almak için seçimlere doğrudan veya dolaylı olarak burnunu sokuyor. Bu da çok doğal bir gelişme.

1960 Antlaşmalarına göre Türkiye'nin dahil olmadığı bir birlikteliğe Kıbrıs Cumhuriyeti'nin girmesi hukuken mümkün değil. Buna rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Kıbrıs Rum kesimini tek taraflı olarak birliğine dahil eden Avrupa Birliği yönetimi de KKTC seçimlerinde boy gösteriyor. Bu da doğal. Çünkü eğer Annan Planı kabul edilirse Kıbrıs'ta artık tek toplum ve tek devlet olması kesinleşecek ve uluslararası hukuk kurallarına göre yapılan yanlışlık bir bakıma örtülebilecek. Bu şekilde Büyük Germen İmparatorluğu kurma hayali ile ABD'ye karşı AB'nin bayraktarlığını yapan Almanya Ortadoğudaki menfaatlerini ABD karşısında dengeleyebilecek. İşte bu yüzden KKTC'yi AB uğruna Rum'a pazarlayan muhalefete destek vermesi de çok doğal.

AB'nin Verheugen Efendi başta olmak üzere Muhalefet Grubuna her alanda destek vermesini bu planın alt versiyonu olarak görmemiz lazım.

İşin tam olarak anlaşılmayan yanı, ABD'nin KKTC seçimlerine olan yakın ilgisidir.

ABD'nin Rum kesiminde ikamet eden büyükelçilik personeli başta Büyükelçi Crossman olmak üzere dört bir yandan KKTC topraklarında çalışıyorlar. Önce Sivil Toplum kuruluşları, daha sonra teker teker bütün muhalif siyasi partiler dolaşıldı. Şimdi ziyaretler köy kahvelerindeki halka kadar indirildi. Halka mutlaka muhalefete rey vermesi telkin ediliyor. Bu telkinde çok büyük maddi desteğinde sağlandığı fısıltı gazetelerinden bütün adayı kaplıyor.

Şimdi bir adım daha ileri gidilerek ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile bu ziyaretlere devam ediliyor. Dikkatli olarak incelendiğinde bu ziyaretler ve Annancı desteğinin mantıklı bir açıklamasını bulmak zor. KKTC'yi sömürge gibi gören ABD, mevcut yönetimi hiçe sayarak açıkça iç işlerine karışıyor. Uluslararası diplomasilerde bu çeşit hareketleri yapanlar "derhal istenmeyen kişi" ilan edilerek sınır dışına çıkarılır. Ama ABD iki yüzbin kişilik bir ülkenin bunu yapamayacağını düşünerek baskısını sürdürüyor. Burada bütün dünyanın gözleri önünde skandal olarak nitelendirilecek, bir ülke için çok acı verici ve utanılacak bir durum yaşanıyor.

Büyükelçi hiç bir eleştiriyi dikkate almayarak gezilerine, söylemlerine ve de deste deste dolarlarını dağıtmaya devam ediyor.

Nitekim bu konuda rahatsızlığını açıkça ortaya koyan Sayın Denktaş; adayı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile görüşmeyeceğini belirterek, "Aynı şeyleri söyleyip dinlemekte yarar yok. Sayın Weston ölçüyü iyice kaçırmış, bizi kendi halkımıza hedef olarak göstermektedir" demek zorunda kalmıştır.

Denktaş; gazetecilerin Weston'un kendisiyle görüşme talebinde bulunup bulunmadığı sorusu üzerine, "Weston'un görüşme talebinde bulunduğunu, fakat kendisinin o tarihte adada olmayacağının duyurulduğunu" bildirdi.

Weston'un adada "tek devlet, tek halk, tek demokrasi" gördüğünü belirten Denktaş, "Kıbrıs'ta her şeyi tek görenlerin, Kıbrıs meselesinin hallini engellediğini" söyledi. Denktaş ayrıca,"40 yıldır bu mesele halledilmemişse Amerika'nın, İngiltere'nin ve diğerlerinin, eli kanlı Makarios'u, Kıbrıs'ın Miloşeviçini meşru Kıbrıs hükümeti olarak kabul etmelerindendir" diyerek son noktayı koydu..

Gelinen noktadaki beklentiler,14 Ekim seçimleri yaklaştıkça KKTC'de uluslararası baskı trafiğinin artacağı yönündedir.

ABD'nin Annan Planına verdiği desteğin arkasında ise; bu Planın adadaki Türk varlığını tamamen ortadan kaldırarak Ortadoğudaki ABD menfaatlerine set çekilmesinin dolaylı olarak engellenmesini önlemek fikrinin yattığı artık bilinmektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
22 Ekim 2003 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale