21 TEMMUZ 2017 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türk Dünyası’nın güneybatıdaki uç beyliği Kıbrıs’tan izlenimlerim (KKTC-4)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 18 Ekim 2003 Cumartesi 

Anavatan Türkiye’de sonbahar mevsiminin yağışlı ve rüzgarlı günleri yaşanırken Yavruvatan KKTC’de sıcak yaz günlerinin güzelliği sürüyor. Yazlık kıyafetler daha uzun bir süre giyilecek gibi görülüyor.  Bütün güzelliklere sahip bu cennet vatan parçasında insanlarımızı umutsuz ve bezgin görmek üzücü ve düşündürücü. İyi yöneticiler elinde gerçek bir mutluluk ve refah beldesi olmaya lâyık bu topraklardaki izlenimlerimi aktarmaya devam ediyorum.

Adaletsiz gelir dağılımının hemen göze çarptığı KKTC aslında söylenildiği ve iddia edildiği gibi fakir bir ülke değil. Hele hele çok zengin ve refah düzeyi çok yüksek olduğu iddia edilen Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile mukayese edilemeyecek kadar fakir hiç değil. Bunu söylemek için müneccim olmaya gerek yok. Sokakta dolaşmak yeterli. Mevcut zenginliği sade gözler kolayca tespit edebiliyor.

Dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğimiz kadar çok lüks Mercedes araçlar sıradan vatandaşlar ile sıradan pek çok devlet memurunun altında. KKTC’deki özel üniversitelerde çocuk okutan varlıklı ailelerin çocuklarına armağan ettiği son model araçlara ise Türkiye’de rastlamak mümkün değil. Sayılamayacak kadar çok Limuzin her köşe başında mantar gibi yükselmiş devasa Kumarhanelerin önünde sıra sıra duruyor. Yoldan geçen taksilerin tamamı Mercedes markasını taşıyor. Özetle 200.000 nüfusa 80.000 araç düşen bir ülkede aile başına bir araç düştüğünü, ve bunun bir dünya rekoru olduğunu söyleyebilirim.

Meserya Ovasında bulunan ve çoğunluğunda Türkiye’den gelenlerin iskan edildiği köylerde büyük bir fakirlik ve işsizlik göze çarparken, Girne sahillerinde birbirinden güzel ultra modern villaların yükseliyor olması insanı şaşırtıyor.

İngiltere’de arsa ve ev fiyatlarının yüksekliği nedeniyle yaşlı İngilizler KKTC topraklarında ucuz arsalar alarak lüks evler yaptırmak için birbirleri ile yarışa girmişler. Yaz mevsimi devam etmesine rağmen çok büyük bir turizm potansiyeline sahip bu küçük ülkede sokaklarda Türk turistler dışında tek tük yaşlı turistleri görebiliyoruz.

Gerek İngiliz döneminde ve gerekse 1963-1974 arasındaki dönemde bulundukları köylerde tam bir hapis hayatı yaşayarak her an öldürülme korkusu çeken ve verdikleri Kurtuluş Savaşı ile istiklâlini kazanan KKTC topraklarında bugün dünyanın hiçbir ülkesinde rastlanamayacak kadar bir özgürlük havası hakim.
Gelinlik çağına gelen genç kızların ve askerlik yaşına ulaşan delikanlıların dört tarafı denizle çevrili bir adada denizi görmek için gizlice Beşparmak Dağlarına tırmandığını eskiler anlatıyor. Gerçek bir hapis hayatından bugünkü sınırsız özgürlük ortamına gelmeleri ise çok büyük bir gelişme. Ama ne yazık ki bunlar bugün sokaklarda protesto gösterilerine katılan bazı gençlere aktarılamamış.
 
Yaşanan bu sınırsız özgürlük ortamında kendilerine bu günleri hazırlayan Cumhurbaşkanlarına HAİN DENKTAŞ diyecek kadar beyinleri yıkanmış ve şartlanmış bir neslin yetişmesine engel olunamamış. Sayıları çok olmasa da aidiyetini bilmeyen ve kendini beğenmeyen bir kuşak meydana getirilmiş.
Özgürlük ortamı o kadar geniş ki. Sokaklarda toplanan devlet memuru titri taşıyan bazı öğretmenler, kendilerine 29 yıldır bu huzur ve güven dolu ortamı sağlayan ve maaşlarını veren Türkiye Cumhuriyetine ve Türk askerine “işgâlci, sömürgecisi” diyebiliyor. Ve “Defol ülkene” diye haykırabiliyor. Ve bunları Özgürlük ve Demokrasi adına yaptığını söylemekten de hicap duymuyor. Bütün bunları sessiz ve vatansever bir çoğunluk üzüntü ile seyrediyor.

Burası dünyanın en güvenli ülkesi. Ve yine burası güvenlik harcamaları sıfır olan dünyanın ilk ve tek ülkesi. Çünkü güvenliğini bazı kendini bilmez densiz ve dengesizlerin “Defol ülkemden” dediği Türk Mehmetçiği sağlıyor.
Burası dünyanın dış borcu olmayan tek ülkesi. Çünkü finans sorunu yok. Her türlü sıkıntısını beyinleri satın alınmış bir avuç şarlatanın Rum ve Yunan ağzını kullanarak “Topraklarımızdan çık git” diyerek bağırdığı Türkiye Cumhuriyeti sağlıyor.

Burada 200.000 kişi için beş üniversite kurulmuş. Yani ortalama 35.000 kişiye bir üniversite düşüyor. Oysa Türkiye’de bir milyon kişiye bir üniversite düşüyor. Bilindiği gibi üniversiteler bir ülkenin gelişmişlik seviyesini gösteren önemli kuruluşlardır. Bu bakımdan ulaşılan gelişmişlik seviyesini küçük görmek asla mümkün değildir.

Burası bir emekli cennetidir. Bugün bu uygulamaya son verilmesine rağmen bir insanın üç kere emekli edildiğini burada gördüm. “Üç ayrı kurumdan nasıl emekli olunabileceği” konusu üniversitelerde bir doktora tezi olabilir. KKTC’den alınan emekli maaşlarından başka 1960-1974 yılları arasında Kıbrıs Cumhuriyetinde çalışanlara Kıbrıs Rum kesiminden emeklilik çeklerinin gönderildiğini daha önceki yazılarımda açıklamıştım. Böyle gariplilere ne yazık ki burada normal bir davranış gibi bakılıyor. Bu güzel imkanlardan Kıbrıs kökenli daha fazla yararlanırken sayıları eşit olmasına rağmen Türkiye’den gelen kesimin yararlanmadığını görünce yapılan bu ayrımcılığa isyan etmemek mümkün değil.

Peki bütün bu sayılar ortada dururken bu kadar büyük tezat olabilir mi.?
İnsan bindiği dalı bile bile keser mi? Ne yazık ki bugün KKTC’de binilen dalın göz göre göre kesildiğini görüyoruz. Bunlar ne yazık ki bugün iktidarda olan ve yarında iktidara geleceğine kesin gözü ile bakan ve bunun için inanılmaz çabalar harcayan statükocu mevcut yönetim tarafından gerçekleştirilmiş. Peki Türkiye ne yapmış. Sadece seyretmiş.

İşte tezat’ın en büyüğü de bu. Hâlâ olayları sadece seyretmekte olduğumuzu esefle müşahede ediyorum ve dökülen şehit kanları için gerçekten üzülüyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
18 Ekim 2003 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale