31 Mart 2017 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Haddini ve hukukunu bilmeyen Günter Verheugen efendi zırvalıyor
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 8 Ekim 2003 Çarşamba 

"Türkiye Devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır."
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

Ak Parti Hükümeti bütün gücü ile AB üyelik müzakereleri için tarih almaya çalışıyor ve bunun için her kapıyı çalıyor, taviz üstüne taviz veriyor. Bizi aralarına almayacaklarını her fırsatta ve her platformda yetkili ağızlarından defalarca ifade eden AB’ nin şımarık çocukları bizden gördükleri teslimiyetçi tutum karşısında milli değerlerimize saldırmaya devam ediyorlar. Ne utanıyor ne de çekiniyorlar. Bildikleri doğruları güm diye suratımıza vuruyorlar.

Bu şom ağızlılardan bir de Türk kamuoyunun yakından tanıdığı AB Komisyonu' nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen Efendi. Meydanı boş bulduğu için istediği gibi bize hakaret edebilen, ve bunu yaparken büyük bir haz duyduğu yüzündeki ifadelere yansıyan bu garip AB memuruna cevap verecek bir yetkilimiz şu ana kadar çıkmadı.

CNN Türk Televizyonunda M. Ali Birand'ın MANŞET programına konuk olan Verheugen Efendi; Kıbrıs'ta iki tarafa Annan Planı üzerinden müzakerelere yeniden başlama çağrısında bulundu. Rum Kesimi'nin AB'ye katılım tarihi olan Mayıs 2004'ten önce soruna çözüm bulunamaması durumunda ek bazı sorunların ortaya çıkacağını belirtti.

Bu efendi özetle şunları söylüyor; "Eğer Ada' daki mevcut durum değişmezse o zaman şu kararı vermek gerekecek. Acaba Türkiye'ye müzakerelerin başlaması için bir tarih verilebilecek mi? Bu, kuşkusuz bir engel olacak. Yasal açıdan baktığımız zaman Türk birliklerinin Ada' nın kuzeyindeki mevcudiyeti zaten uluslararası hukuka aykırıdır."

Soru: Rum tarafı Aralık 2004'te veto gücüne sahip olacak mı ve kullanacak mı?

Cevap: Evet, tam olarak böyle. Elbette kullanabilirler, sadece teorik açıdan değil, bunu uygulamaya da geçirebilirler. 1 Mayıs 2004'ten sonra Kıbrıs tam üye olacak, 'Avrupa hukuku Ada'nın kuzeyinde askıya alınmış denecek' ve bu gerçekten çok endişe verici bir durum olur. Çünkü Kıbrıs Rum hükümetinin veto hakkı, Türkiye'nin müzakerelerini engelleme hakkı olacak. Türk birliklerinin Ada'da bulunması, AB üyelerinden birisinin toprağının AB'ye aday ülkelerden biri tarafından işgali anlamına geliyor.

Evet işte böyle diyor Verheugen Efendi. Peki bu Avrupalı memur “ Türk Askerlerinin kendilerinin de içinde bulunduğu Uluslararası Antlaşmalara uygun olarak adada bulunduğunu" bilmiyor mu ? Çok iyi bilmesi gerekir.

Peki yine bu memur Efendi, "Türkiye Cumhuriyetinin dahil olmadığı bir organizasyona Kıbrıs Cumhuriyetinin alınmasının yine Uluslararası Antlaşmalara aykırı olduğunu" bilmiyor mu?

Bilmemesi mümkün mü ? Mutlaka biliyor. Peki neden yapıyor? Neden yaptığını sokaktaki sıradan adamlar anlıyor, ama bizi yönetenler anlamamakta direniyor. Adamlar biz sizi alamayız diye yırtınıyorlar. Neden alsınlar ki ? Zaten tek taraflı Gümrük Birliği Antlaşması ile ekonomimizi tamamen felç edip bizi kendileri için çok uygun sömürülen bir Pazar haline getirdiler. Neden siyasi birlik içine alıp başlarına bela etsinler.?

Bu arada AB Haber Ajansının “GÜL-Verheugen görüşmesinin perde arkasını aralıyoruz” başlıklı haberi gündeme taşınıyor. İşte birkaç haber başlığı;

AB üyesi ülkelerin Kıbrıs konusunda duydukları kaygıları Gül'e ileten Günter Verheugen ; Türkiye'nin AB genişleme süreci açılmadan önce Kıbrıs sorununun çözülmesini istemesinin arkasında bazı AB üyesi ülkelerin baskıları bulunduğunu bildirdi. Türkiye'yi Kıbrıs sorununun çözümünü hiçbir şekilde Ankara'nın AB'den müzakere tarihi alma görüşmelerine bağlamaması yönünde uyardı.

Ayrıca Yunanistan'ın başını çektiği bir dizi AB üyesi ülke, 12-13 Aralık'ta Brüksel'de yapılacak AB liderler zirvesi sonuç bildirgesinde "Kıbrıs'ta bir anlaşmaya yönelik herhangi bir adım atılmadığı takdirde Türkiye'ye AB üyelik müzakereleri için gün verilmesinin zorlaşacağı" şeklinde bir paragraf eklenmesi yönünde görüş birliğine varmaya çalışıldığı da iletilen haberler arasında

AB böyle yaparken dost bildiğimiz İslam Ülkeleri de onlardan aşağı kalmıyorlar. BM'nin 58. Genel Kurul toplantıları çerçevesinde New York'ta toplanan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) bakanlar toplantısında sunulan “ Kıbrıs Raporu” da tam bir skandal yaratıyor. Raporda, "Kıbrıs hükümeti olarak Rum Yönetimi'nin tanındığı" belirtilirken, "Kıbrıslı Rumların uzlaşmaz tutumuna"destek veriliyor. Raporda, ayrıca Rum lideri Papadopulos'un seçimi kazanması da "zafer" olarak nitelendiriliyor.

Doğal olarak Türkiye’nin şiddetle reddettiği bu rapor bir gerçek. İslam ülkeleri de Pakistan ve Azerbaycan dışında ne yazık ki mevcut Yunan propagandalarının etkisi ile karşımıza geçmiş durumdalar.

Bütün bu garip ve olumsuz durumlara rağmen; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin küçümsenecek ve dikkate alınmayacak bir ülke olarak görülmek istenmesi çok yanlıştır. AB ve ABD’nin dışında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye’nin içinde yer alabileceği birbirinden güçlü pek çok alternatifi vardır. Aslında Türkiye başlı başına etrafında toplanılacak bir güç merkezidir. Bu potansiyele sahip bir ülkenin bu coğrafyada yalnız kalması fiziken ve fiilen mümkün değildir. 2020 yılında nüfusu 1.5 Milyon’a düşecek Ermenistan, 5 milyona düşecek Yunanistan veya Bulgaristan’ın 90 milyonluk bir Türkiye karşısında boyun eğmekten başka yapabilecekleri fazla bir şey yoktur.

AB’ni arkasına alarak Türkiye’ye karşı yaptırımlar uygulatmaya çalışan Simitis Efendi ve bakanlarının aklını başına toplaması, adımlarını hesaplı atması gerekmektedir. Kıbrıs Rum Kesimini AB üyesi yaptıktan sonra, sırasıyla Karasuları ve Kıta Sahanlığı konuları ile bizi sıkıştıracakları, İstanbul, İzmir ve Pontusu alacakları ise ancak çocuklarının rüyalarını süsleyecek birer hayâlden başka bir şey değildir

Sonuç olarak; Türkiye yalnız ve savunmasız değildir. Bölgeyi kontrol edecek potansiyele sahip ülkemizin yalnız ve tarafsız kalması düşünülemez. Türkiye, kendi bulunacağı yeri birilerinin yol göstermesi ve dayatması ile değil, kendi inisiyatifi ile bulmalıdır. 40 yıldır kapısında bekletildiğimiz AB serüveni ise artık bitmelidir. Ve bizi sadece bu alternatife sürükleyen beyinlere artık dur denilmelidir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Ekim 2003 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale