27 Mart 2017 Pazartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İkinci Bush döneminde dünya devi Amerika'da neler oluyor?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 1 Ekim 2003 Çarşamba 

"Milletlerarası anlaşmazlıklar, ancak iyi niyetle ve umumi menfaat adına karşılıklı fedakârlık yolu ile halledilebilir."
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1933)

ABD Merkezli tek kutuplu Dünya İmparatorluğu kurma yolunda 1991’den itibaren hızla ilerleyen dünya devi ABD’de bundan üç yıl önce yapılan Başkanlık seçimleri dünyayı şaşırttı. Her şeyin hesaplı ve plânlı olduğu var sayılan bu ülkede Başkanlık seçimlerinin sonuçları bir türlü açıklanamadı. Sonunda seçim sandıkları birkaç kere sayıldıktan sonra birkaç oy farkla İkinci Bush Başkan ilan edildi. Bu şaibeli seçimin sonuçları da başkanın kardeşinin Vali olduğu Florida eyaletinden gelen oylarla belirlenmişti.

O tarihlerde, entrika kokan seçim sonuçlarına rağmen Başkanlığın diğer adayının sonucu büyük bir olgunlukla karşıladığını belirterek yeni başkanın emrinde çalışacağını vurgulayıp piyasadan çekilmesi de dikkate değer bulunmuştu.

Sekiz yıllık Clinton döneminde ABD gerek içeride ve gerekse dışarıda huzur ve güvenin timsali bir ülke olarak görüldü. Dünya Millenyum’a barış ve huzur çağrıları içinde girdi. Başkan Bush ile birlikte geçen süre içindeki olaylar değerlendirildiğinde ABD’nin ve dünyanın artık eskisi gibi huzur içinde olmadığını, ülkelerin ve dünya insanlığının geleceğinden güven duymadığı yeni bir döneme girildiğini söyleyebiliriz.

Bugün Amerikalıların Clinton dönemlerini özlemle aradığını söylemek mümkündür. Bush’un Beyaz Saraya yerleşmesini müteakip ABD’de her alanda büyük bir değişim yaşanmaya başladı. Fakat bu değişim yükselme yönünde değildir. Değişim, ekonomi, siyasi ve sosyal alanda büyük bir çöküşle kendini göstermektedir.

ABD Yönetimi ve Amerikan Halkı yaşadıkları 11 Eylül şokunu hala üzerlerinden atamadılar. O güne kadar terör ve terörizm olaylarını filmlerde gören Amerikalıları terör korkusu sardı. Kendini iki okyanusun arkasında güvencede hisseden halk hiçte güvencede olmadığını ve teröre karşı gerek organizasyon ve gerekse psikolojik olarak hazırlıksız ve eğitimsiz olduklarını gördü. Uluslararası Terörün sıcak ve acımasız yüzünü yeni yaşayan hazırlıksız kitleler birden paniğe kapıldılar. Apar topar alınmaya çalışılan önlemler ise günlük hayatı ve ekonomiyi felç etti. 11 Eylül sonrası işsizlik çığ gibi arttı. Dev firmalar iflas etti. Ve sonunda Ekonomik durgunluk başladı.

Dünya imparatorluğuna götürecek Uluslararası ABD hedeflerinin tahakkuku için Başkan Bush 11 Eylülü fırsat bildi. Bütün icraatlarını terörü önlemeye bağladı. Terör korkusu yönetimi bir seri anlamsız ve zamansız önlemler almaya zorladı. Bilhassa Müslüman kökenli Amerikalılara karşı şüpheci yaklaşım ve onları potansiyel terörist olarak görme eğilimi ülkede yaşanan huzursuzluğu had safhaya çıkardı. Hürriyetler ülkesinde hürriyetler giderek azaldı. Kendisini İnsan hakları ve özgürlükler şampiyonu olarak nitelendiren Amerika artık ürkek, çekingen gölgesinden bile şüphelenen ve korkan, panik içinde ne yaptığını bilemeyen yöneticilerin iş başında olduğu bir ülke haline geldi.

Ekonomik, kültürel, turizm ve eğitim amacı ile bu ülkeyi ziyaret ederek milyar dolarlarla ifade edilen bir meblağı bu gelişmiş kıtaya taşıyan yabancıların ülkeye girişi kısıtlandı. Çeşitli vize zorlukları getirildi. Yıllardır ülkeye yerleşmiş olan Müslüman halklara terörist muamelesi yapılarak yatırımlarının bu ülkeden kaçırılmasına ortam hazırlandı.

Terörle mücadele bahanesi ile getirilen kanuni kısıtlamalar ve baskılar inanılmaz boyutlara ulaştı. ABD sadece yabancı uyrukluların değil, kendi vatandaşlarının nefes alış verişlerini bile takip eden bir polis devleti haline dönüştü.
Terörü önlemek için ülke insanının psikolojisi dikkate alınmadan getirilen tedbirler sonucu Amerikan halkı daha büyük bir terör korkusu ile yaşamaya başladı. Afganistan ve Irak işgallerinden sonra dünyanın her tarafına yayılmış ABD tesis ve kuruluşlarına bireysel terör saldırıları başlayınca Anavatandaki Amerikalıların tedirginlikleri arttı.

Bilindiği gibi terörizmin amacı; hedef seçilen ülke halkını bezdirmek, yıldırmak, korkutmak suretiyle günlük işlerin randımanlı bir şekilde yapmasını önlemektir. Bu şekilde ülkede kargaşa yaratıp istikrarı bozarak başta ekonomi olmak üzere her türlü sosyal faaliyeti durdurmaktır. Bugün terörün doğrudan hedefi olan ABD bir polis devleti görünümünde olmasına rağmen alınan güvenlik tedbirleri halkı tatmin edememiştir. Halk halen korku ve panik ortamını yaşamaktadır.

Iraktan her gün gelen bayrağa sarılı tabutlar halkın yönetime olan saygısını ve güvenini de her geçen gün azaltmaktadır.

ABD; 11 Eylül olayını doğru değerlendirememiş ve bu olayın sebeplerini doğru olarak saptayamamıştır.11 Eylülün bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu görmek istememiştir. Uluslararası Terörizme karşı Uluslar arası diyalog ve uzlaşı ile birlikte mücadele etmenin yollarını aramamıştır. Sağa- sola saldırarak ve dinler arası çatışma ortamını yaratarak Uluslararası Terörizmi azdırmıştır. Global terör mücadelesini kendi çıkarları için kullanmaya kalkmıştır. Dünyaya ve dünyayı yöneten Birleşmiş Milletlere meydan okuyan, her yaptığını haklı gören bir tutum sergilemiştir. Terörist olarak gösterilen Usame Bin Laden ve Saddam Hüseyin hâlâ ortada yoktur.

Bu olaylar Amerikan halkının Başkan Bush'a verdiği desteği giderek azaltmaktadır. Gelecek yıl seçimlere kadar bu destek oylarının sıfırlanacağını şimdiden söylemek mümkün. Çünkü Bush Yönetimi son üç yıldaki tutum ve davranışları ile Amerika ve Amerikalılardan nefret eden ve onu kendileri için tehdit olarak görenlerin sayısını katlayarak arttırmıştır.

ABD'de, gelecek yıl yapılacak başkanlık seçimleri için, Cumhuriyetçi Başkan Bush'un rakipleri Demokratlar arasındaki kıran kırana devam eden mücadelenin giderek daha da sertleşeceğini ve bunun zararının kendisine dokunacağını ABD halkı çok iyi bilmektedir.

Bütün dünyayı saran Afganistan ve Irak işgalini kınayan protesto gösterileri ABD içinde de artarak devam etmektedir. Savaş aleyhtarı gösteriler başkentten diğer eyaletlere doğru hızla yayılmaktadır. Washington'da Savunma Bakanı Rumsfeld konuşurken 2 genç kız üzerinde “Kanlı katil” yazılı afişi açarak “Bugün kaç çocuk ve Amerikalı öldü”diye haykırabilmektedir.
Sonuç olarak; terör korkusu, işsizlik ve ekonomik sıkıntılar sokaktaki Amerikalıyı çileden çıkarmıştır. Başkan Bush ve yönetimi 3 yılını doldurmadan fırsatlar ve özgürlükler ülkesini büyük bir hızla korkulan, kaçılan ve nefret edilen bir ülke durumuna getirmiştir. Oysa dünyanın kaosa değil huzur ve güvene ihtiyacı vardır.

Ben sağduyulu ABD halkının dünya insanlığının huzuru için kendi bünyesinde mücadelesini sürdüreceğine ve dünyayı Bush ve ekibinden temizleyeceğine inanıyorum. Dünya barışı için bunu kaçınılmaz olarak görüyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Ekim 2003 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale