23 EYLÜL 2017 CUMARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Irak Türkleri
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 21 Eylül 2003 Pazar 

Muhtelif milletleri, müşterek ve genel bir isim altında toplamak ve bunları ayni hukuk ve şerait altında bulundurarak güçlü bir devlet kurmak, parlak ve cazip bir siyasal noktayı nazardır. Fakat aldatıcıdır. Hatta hiç bir hudut tanımayarak, dünyada mevcut bütün Türkleri dahi bir devlet halinde birleştirmek, gerçekleştirilemeyecek bir hedeftir. Bu asırların ve asırlarca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı olaylar ile ortaya koyduğu bir gerçektir.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1927)

Asırlarca Osmanlı Devletinin üç eyaleti olarak huzur ve güven dolu günler geçiren Irak, gerek tarihi ve kültürel zenginliği, gerek mümbit Mezopotamya Ovasına sahip oluşu ve gerekse dünyanın en zengin ikinci petrol kaynaklarına sahip olması dolayısıyla sömürgeci güçlerin gözlerini diktiği önemli ülkelerden biri olmuştur.

Osmanlı Devleti bu ülkeyi etnik ve dini çoğunluğun yaşadığı bölgelere uygun olarak yapılandırmış ve böylece asırlarca süren mutlu yaşamın temellerini daha kuruluşundan itibaren sağlam olarak atmıştır. Kuzeyde Türklerin yaşadığı bölgeler MUSUL Vilayeti, ortada Sünni Arapların yaşadığı bölgeler BAĞDAT Vilayeti, güneyde Şİİ Arapların yaşadığı bölgeler BASRA Vilayeti olarak birbirinden ayrı tutulmuş ve merkeze bağlı olarak yönetilmiştir.

Türkmenlerin yaşadığı MUSUL Vilayeti Misak-ı Milli hudutları içinde olmasına rağmen bölgede petrolün bulunması nedeniyle Lozan’da büyük çekişmelere sebep olmuş ve sonuçlanmamıştır. İngiltere ile bilahare ikili antlaşmalarla çözülmek üzere ertelenen bölge sınırları 1926 yılında ise İngiltere’nin baskıları ile BM kararı ile bölge İngilizlere bırakılacak şekilde çizilmiştir. Türkiye bilahare Musul petrollerinden alacağı kâr payından da vazgeçerek Irak’ı İngilizlere teslim etmiştir.

Bölgede yaşayan Irak Türkleri; gerek İngiliz yönetimi ve gerekse Iraklı Arapların yönetiminde ve bilhassa Saddam döneminde Arap milliyetçiliğinin çok büyük kıyımına uğramışlardır. Petrol sahasında hakimiyetleri istenmeyen bin yıldır bölgenin gerçek sahibi olan Irak Türkleri yok farz edilmiştir. Irak’ın bu en kıymetli petrol bölgesinden Türklerin asimle edilerek bölgenin Araplaştırılması çabaları planlı ve programlı bir şekilde seksen yıldır sürdürülmektedir. Fakat bütün baskı ve yıldırmalara rağmen bölgede yaşayan Türk Halkı binlerce yıllık milli benliklerini muhafaza etmeyi ve kültürlerini korumayı başarmışlar, bugüne kadar ayakta kalabilmişlerdir. Bugün Irak Türkleri bütün Irak Toplumu içinde en kültürlü, en fazla okumuş ve aydın kesimi teşkil etmektedir ki bu husus milli benliklerini muhafazada en önemli etken olmuştur.

Irak’ı işgal ederek yeniden yapılandırmayı planlayan ABD’lerinin harekat planlarında da Irak Türklerine yer verilmemiştir. ABD’nin işgal sonrası tutum ve davranışlarında da Türkleri tanımamakta ısrarlı olduğu hemen göze çarpmaktadır. Irak'ın kuzeyinde BARZANİ ve TALABANİ aşiretlerine dayalı olarak uydu bir Kürt Devleti kurulmasını planlayan ABD’nin bu iki aşireti kullanarak bölgeyi Kürtleştirme çabaları ne yazık ki Türkiye’nin destek ve himayesinde olarak 1992 Körfez Harbinden beri süregelmektedir. İki aşiret lideri tarafımızdan devlet adamı sıfatı verilerek Kırmızı Pasaportla ödüllendirilmiş ve yine bizim desteğimiz ile davalarını uluslararası arenada duyurma imkanı sağlanmıştır. Bugün Irak’ın tamamının yönetimine Kuzey Irak’ın Kürdistan olduğunu iddia eden bu iki aşiret lideri ABD’leri yöneticilerinden sonra en güçlü kişiler haline gelmiştir. Yine yeni hükümetteki en güçlü bakanlıklar bu iki liderin adamlarına verilmiştir. Dört milyon nüfuslu Irak Türkleri yok kabul edilirken ayni sayıdaki Kürtler Irak’ın tamamında söz sahibi kılınmıştır.

Bütün planlara ve gayretlere rağmen bölgede yok olarak kabul edilen ve sayılarının dört milyon civarında olduğu bilinen mütecanis Türk nüfusu yok saymak ve yapılandırma plânlarında yer vermemek fiilen mümkün görülmemektedir.

Irak Türklerinin kültürlü ve aydın bir kitle olmalarına karşı en büyük noksanlıkları bugüne kadar örgütlü bir şekilde birlik ve tesanüt içinde bulunmamalarıdır. Birbirinden pek farklı olmayan pek çok Türk kuruluşunun bulunması bütünlük içinde hareket etmelerini önlemiştir. Son bir kaç yıldır bu dağınık teşkilat yapısı Irak Türkmen Cephesi adı ile bir araya gelmiştir. Ve ancak bundan sonra gerek yurt içinde ve gerekse yurtdışında etkili tanıtım hizmetleri ile dünya böyle bir topluluğun mevcudiyetinden haberdar olmuştur.

Dünyada sesleri duyulmasına rağmen Irak Türkmen Cephesi Irak içinde Irak Türk Toplumunun beklentilerini karşılamakta yeterli olamamıştır. Yani Türkmen Cephesi bugüne kadar sergilediği performansla Türkmen toplumunu yeterince kucaklayamamıştır. Özellikle cephenin faaliyet alanı Erbil ve çevresi ile sınırlı kalmış, etkisi, hizmeti diğer Türkmen bölgelerine kadar uzanamamıştır. Bu yüzden çok geniş bir coğrafî alanda yaşayan Türkmenlere herhangi bir mesaj bile ulaştıramayan Cephe, geniş halk kitlesinin haklı eleştirisine uğramıştır.

Şimdi Türk bölgesinde çok önemli bir adım daha atılmaktadır. İşgalden sonra Irak Türkleri yeniden bir çatı altında bir araya gelerek mevcudiyetlerini dünyaya haykırmaktadırlar. Irak Türkmen Cephesi’nin Kerkük’te gerçekleştirilen başlayan 3üncü Büyük Kurultayından Irak Türk Toplumunun beklediği tek şey vardır. O’ da bütün Türkleri kucaklayabilmeleri ve bütün Türklerin meşru sesi olarak hareket edebilmeleridir.

Bilindiği gibi ABD’nin Irak’taki yöneticileri, Irak’ın yeni yapılanmasında Türkmen Cephesi'ne yer vermeyeceklerini açıkça dile getirmişlerdir. Buna gerekçe olarak ta Irak Türkmen Cephesi’nin Türkiye’ye bağlı olduğunu kabul ettiklerini göstermişlerdir. Şüphesiz ki bu yanlış davranışın arkasında bölgenin hakimi olduklarını iddia eden Barzani ve Talabani' nin telkinleri ile yanlış bilgilendirmeleri bulunmaktadır. İşte Türkmen Cephesinin 3ncü Büyük Kurultayı’nın sonrasında görevi devralan ekibin bu savı ortadan kaldıracak ve daima Irak'ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını ispat etmek gibi zor bir görevi bulunmaktadır.

Irak Türkmen Cephesi 3 nü Kurultayının Toplanmasını Irak Türk Toplumu için tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendirebiliriz. Yıllarca Arap Milliyetçiliği güden Baas Partisinin baskısını yaşayan Türk Toplumu ilk defa böyle bir baskı olmaksızın bir araya gelmektedir. Baskılar sonucu Irak dışına kaçarak bulundukları ülkelerden Irak Türklerinin seslerini dünyaya duyurmaya çalışan pek çok Türk uzun yıllar sonra baba evine, Türk yurduna geri dönmüşlerdir. Bu önemli buluşma ve kaynaşmaya güç vermişlerdir.

34 Türkmen parti ve kurumunu temsilen 550 delegenin katıldığı 3. Büyük Türkmen Kurultayı ile Iraklı Türkler yeni liderlerini ve yönetim kadrolarını belirlemişlerdir.

Irak Türkleri’nin birlik ve beraberliğinin simgesi olarak değerlendirebileceğimiz bu Kurultaya, geçici Irak kabinesindeki tek Türk olan Bilim ve Teknolojiden sorumlu Bakan Reşat Mendan Ömer, Bağdat Büyükelçimiz Osman Paksüt, Kerkük Valisi Abdurrahman Mustafa, koalisyon güçleri adına Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirme olayı ile ismi öne çıkan bölgedeki ABD güçlerinden sorumlu Albay William Mayville ile Kerkük’te görev yapan iki Türk irtibat subayı da katılmışlardır.

Kurultay hazırlıkları safhasında Kurultayda seçilecek yeni toplum liderinin ve çalışma arkadaşlarının ABD yönetimi tarafından Türkmenler adına muhatap alınacağı haberinin yayılması kurultaya olan ilginin artmasına neden olmuştur.

Kurultaya gönderdiği mesajında “Türkmenlerin birlik olmaları gerektiği ve Türkiye’nin Irak halkına desteğinin artarak süreceğini kaydeden” Abdullah Gül’ün gıyabında uzun uzun alkışlanması Türkiye’nin Türklük camiası için her zaman ümit olduğunun göstergesidir.

Bakan Mendan Ömer, “35 yıllık Saddam vahşetinden kurtararak Iraklıları özgürlüğe kavuşturdukları için koalisyon güçlerine müteşekkir olduklarını dile getirmesi Türk Toplumunun ne kadar diyalog yanlısı olduklarının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Kerkük Valisi Mustafa ise “kardeşlik ve güven şehri Kerkük’ün Irak’ın küçük bir modeli olduğunu, Kurultayın bu kardeşliğe katkı sağlamasını” temenni ederek diplomatik bir dille Kürt-Türk kardeşliğini vurgulaması da önemli bir gelişmedir.

Kurultayda en kapsamlı ve etkili konuşmayı Türkmen Kurultayı Divan Başkanı Cüneyt Mengü yapmıştır. Mengü özetle; "1957 nüfus sayımını esas alarak, kendi nüfusumuzu önce biz tespit edeceğiz. 1999 yılında ABD'nin yaptığı bir araştırmada, Türkmen nüfusunun yüzde 5 olduğu belirtilmişti. O zaman yaptığımız çalışmalarda oranın yüzde 10 olduğunu kendilerine söylemiştik. Şimdi de belirtildiği gibi Türkmen nüfusu yüzde 12 değil, yüzde 14-15'tir. Nüfus çalışmaları için bütün köy, kasaba ve şehirlerde çalışmalar yapacağız. Son 30 yıl içerisinde Irak'ta yaşayan diğer halklar gibi Türkmenler de siyasi ve ekonomik olarak zorla göç ettirildi. Bunların belli kurallar içinde geri dönüşlerinin sağlanmasına çalışacağız. Yalnızca Kerkük'te değil, tüm Irak'ta Türkmenlerin insan hakları ihlal edilmiştir. Enformasyon ve eğitim alanlarında güçlü bir iletişim kurulacak ve bütün dünyaya yayılmış Irak Türkleri bu ağın içinde yer alacaktır. Irak'ın kuruluşundan beri Türkmenler her konuda katkıda bulunmuştur. Yeni yapılanmada da en büyük katkıyı yine biz yapacağız. Ayrıca Kerkük ve Musul'da birer üniversite kurulması için çalışacağız. Bu kurultay sonucunda Türkmen haklarının anayasal güvence altına alınması için çaba göstereceğiz" dedi.

3 gün süren Kurultayda başkanlık için, bağımsız aday Sadettin Ergenç, Kardeşlik Ocağı Genel Başkanı Dr.Faruk Abdullah, Türkmeneli Partisi Genel Başkanı Nevzat Teymur adaylık koydu. Aday olması beklenen Irak Türkmen Cephesi Başkanı Sanan Ahmet Aga ise aday olmadı. Irak Türkmen Cephesi (ITC) Genel Başkanlığı'na Saddam Hüseyin tarafından şehit edilen Albay Abdullah Abdurrahman'ın oğlu Dr. Faruk Abdullah Abdurrahman seçildi.

İlki 1997’de Kuzey Irak’ın Erbil şehrinde toplanan Türkmen kurultayın üçüncüsü Saddam rejiminin devrilmesi sayesinde Kerkük’teki Kültür Merkezi olarak kullanılan Neşat Medresesi konferans salonunda yapıldı. Kurultayda, Irak Türkmen Cephesi’nin (ITC) yeni başkanının yanı sıra 55 kişilik yeni meclisi de belirlendi.

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Genel Başkanlığı'na seçilen Dr. Faruk Abdullah seçimden sonra yaptığı konuşmada; “Herkesin önünde ant içtiğini, yapacağı her şeyi milleti için yapacağını” bildirdi ve “nerede bir Türkmen varsa hepsinin dertlerini dinleyeceğini”özellikle vurguladı. “İçlerinde bulunan pislikleri temizleyeceğini” de ifade eden Abdullah, şöyle devam etti.” Bu konuda hepinizden yardım istiyorum. İçimizdeki hainleri bulup gözünü çıkaracağız. Bir yumruk da düşmanın gözüne vuracağız. Türkmen davasında 25 yıldır çalışıyorum. Türkmenler için ilk hedefimiz birliktir. Devletler ve partilere karşı birlikte olduğumuzu gösterdiğimizde bizim varlığımız fark edilecektir. O zaman isteklerimiz, hak ve hukukumuz yerine gelecektir. Çiğnenen haklarımız yeniden canlanacaktır. Elde edeceğimiz şeyler çok olacaktır. Yapacak çok işimiz var."diyerek Türk Toplumuna teşekkür etti.

Sonuç olarak; 3 ncü Türkmen Kurultayı ile Irak Türk Toplumu için yeni bir dönem başlamıştır. Bu yeni dönemin Irak Türkleri için hayırlı sonuçlar getirmesi bugün yakalanan birlik,beraberlik ve kardeşlik ortamının aynen ve güçlenerek devam ettirilmesine bağlıdır.

Bölgedeki ABD Planları bellidir. Bu planlar içinde şu ana kadar Irak Türklerinin bulunmadığı açıkça belli olmuştur. Ancak yakalanan güç birliği ile bu planları bozmak mümkündür. Bundan sonrası Dr. Faruk Abdullah'ın liderlik kabiliyetine kalmaktadır. Bakalım birlikte göreceğiz. Kendisini ve yeni çalışma arkadaşlarını kutluyorum.

Dualarımızın Iraklı Türk kardeşlerimiz mutluluğu için olduğunu, kalplerimizin onlara ait sevgiyle dolu bulunduğunu bilmelerini istiyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
21 Eylül 2003 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale