23 Eylül 2018 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor, sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






SAVAŞ VE BARIŞ DENKLEMİ
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Millet ve kahraman çocuklarından meydana gelen ordu, o derece birbiriyle birleşmiştir ki, dünyada ve tarihte bunun örneği pek seyrektir. Bu milli görünüş ile daima övünebiliriz. (Gazi Mustafa Kemâl Atatürk – 1931)

 26 Şubat 2018 Pazartesi 

Bugün 26 Şubat 2018.

Türkiye’nin 20 Ocak 2018 günü saat 17:00’de Suriye’nin AFRİN bölgesindeki teröristleri etkisiz hale getirmek ve dost bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları ile başlattığı ZEYTİN DALI Harekatı 38 inci gününe girdi.

Türk Silahlı Kuvvetlerince yapılan açıklamalar doğrultusunda, AFRİN Operasyonu kapsamında bugüne kadar 32 şehit verildiği ve 143 askerimizin yaralandığı, şimdiye kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısının 2059 olduğu kamuoyu ile paylaşıldı.

38 gündür Türk kamuoyu tüm basın yayın organlarınca 24 saat süren savaş haberleri veriliyor. Savaş uzmanı adı ile anılan birtakım kişiler yalan-yanlış bilgilerle savaş alanından veya ekranlardan aralıksız savaşı anlatıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakanın her konuşması AFRİN operasyonu ile başlıyor ve bitiyor. Türk halkı artık savaşla yatıp, savaşla kalkıyor. Cumhurbaşkanı ve başbakanın katıldıkları toplantılarda halk kitleleri “Bizi de AFRİN’e götür” sloganını haykırıyor. Bir bakıma savaş psikolojisi tüm yurdu sarmış durumda..

Psikolojik Harbi bilen ve uygulayan eski bir asker olarak yaratılan savaş psikozunun sağlıklı olmadığını, iktidarların ve tepe yöneticilerinin asli görevinin halkına savaşın değil, sürekli barış duygusunun empoze edilmesi olduğunu vurgulamak istiyorum. Çünkü zafer dahi kazanılsa savaşlar sonunda taraflara her zaman acı, ızdırap, kan ve yıkım yaşatmıştır. Burada asıl unsur askerlerin sıcak savaş çatışmaları esnasında bile devamlı barış özleminin canlı tutulabilmesidir. Bu konuda yöneticilerin, akl-ı selim ve sağduyuya sahip olarak toplumun tüm fertlerinin yönetimleri etrafında tek vücut haline gelmelerini kolaylaştıracak barışçı söylemlere ağırlık vermesi kaçınılmaz bir davranış biçimi olmalıdır. Çünkü görünüşe göre bu savaş oldukça uzun sürecektir. Toplumu uzun süre savaş psikozu içinde tutmak mümkün değildir.

Bilindiği gibi savaş ve barış insanoğlunun günlük hayatta en çok kullandığı iki kavramdır. Savaş kavramı gerçek bir olayı ve hareketli bir durumu ifade eder. Barış kavramı ise olması şiddetle arzu edilen ama bir türlü ulaşılamayan bir durumu anlatır.

Hayvanlar aleminde hiç bitmeyen bir savaş vardır. Zorunlu olan bu savaş hayvanların hayatta kalabilme içgüdüsünün yansımasıdır. Hayvanlar arasında tamamen doğal olarak yapılarından gelen ve sadece hayatta kalma amacıyla diğer cinslere karşı yapılan saldırıda fiziki güç önemlidir. Bu savaşta güçlü olan güçsüzü mutlaka yener. Sonunda güçlü yaşar, güçsüz ölür.

İnsanlar arasındaki bitmeyen mücadelenin temelinde de maddi çıkar elde etme içgüdüsü yatmaktadır. Buna rağmen akıl ve mantıkla kendini eğitip geliştirme kabiliyetine sahip insanların maddi çıkar temini yanında daha pek çok çatışma sebebi vardır. Kıskançlık ve bencillik egosunun hakim unsur olduğu insanoğlunda savaş duygusu doğuştan mevcuttur. Daima var olan bu duygu insan topluluklarını yönlendirmede önemli etkendir.

Canlılar arasında savaş kaçınılmaz bir olgudur ve daima olacaktır. Barış ise tarihin hiç bir döneminde tam anlamıyla olmamıştır ve olmayacaktır. Barış sözcüğü bir ideali bir özlemi ifade eder. Ütopiktir. Savaş ise gerçekleri anlatır. Savaş her zaman insanın hayatını yöneten ve yönlendiren bir egonun dışa vuruşudur.

Ayni ana-babanın ayni evde yaşayan, ayni kültür ve ayni ilgi ile büyüttükleri evlatları arasında tamamen kıskançlık ve benlik egosunun tatmini yüzünden başlayan anlaşmazlık giderek maddi menfaatler devreye girdiğinde çatışmaya (yani savaşa) dönüşür.Öz kardeşler arasındaki bitmeyen kavgalar ebeveynleri en çok etkileyen ama bir türlü çözümünde başarılı olamadıkları temel aile içi olaylardır.

Aile içindeki bu çatışma çok doğaldır. Çünkü insanın tabiatında bulunan çatışma ruhu yaratılıştan gelir. Munis ve sakin kardeş huysuz ve bencil kardeşin çatışma alanında yaşar. Biri daima saldırgandır. Diğeri ise daima savunmadadır. Bu çatışma bir ömür boyu sürer. Maddi çıkarlar ortaya çıktığında şiddetlenir. Miras paylaşımı gibi olağan durumlar ise kardeşler arasındaki en şiddetli ve kaçınılmaz mücadele sebeplerinden biridir. Toplum yaşamında ayni kandan gelen ve ayni candan hasıl olan iki kardeş arasında dahi doğuştan gelen bu doğal çatışmayı önlemek imkansızdır.

Toplumun en küçük birimi olan aile içinde meydana gelen bu çatışma aile dışındaki yakın komşular arasında devam eder. Ayni apartmanda birlikte yaşayan iki komşu arasında çatışmaya yol açacak o kadar çok etken vardır ki sıralamaya sayfalar yetmez. Halı silkelenmekten, gürültü etmeye kadar süren çatışmalar istisnasız bütün toplumlarda vardır. Burada da temel etken kıskançlık egosudur.

Apartıman komşularının çatışma alanından çıktığımızda yaşadığımız mahalle içindeki menfaât çatışmalarını görürüz. Mahalleler, sokaklar ve giderek köyler, kasabalar, şehirler ve ülkeler birbirine düşman olurlar. Yaşamın her safhasında ve her yerde çatışma vardır.

Bu çatışmaların büyük bir çoğunluğu maddi çıkar temininden çıkıyor gibi görünse de günümüzde iki kişi ve iki toplum arasında çatışma sebebi olabilecek pek çok etken bulunmaktadır. Taraflar dışarıdan yapılan basit yönlendirmelerle kolaylıkla çatışma ortamına sokulmaktadır. Bir başka deyişle tarafların çatışmasının yaratacağı menfi sonuçlardan yararlanmak isteyen bir kısım mihraklarca bilerek, isteyerek, plânlı, proğramlı ve kontrollu çatışmalar yaratılmaktadır.

Mesela bir futbol takımına sempati duymak gibi sanal bir olgu dahi iki kişi veya iki grup arasında çok önemli bir çatışma sebebi olabilmektedir. Bu kıyasıya çatışma karşı tarafın öldürülüp yaralanmasına veya sahip olduğu mal varlıklarının vahşice imhasına kadar uzanabilmektedir. Buradaki çatışmanın kaynağı tamamen düşünseldir.

Bugün yaygın olarak kullanılan düşünsel çatışma yaratma metotları arasında çeşitli ideolojiler de yer almıştır. İnsanoğlu kendisi gibi düşünmeyeni kendisi gibi düşünmeye ikna edebilmek için fikir tartışması yapmaktan genellikle kaçınır. Çünkü fikir çatışması ancak kendi konularına hakim ve karşıt fikirler hakkında da yeterli bilgi sahibi olan eğitim düzeyi yüksek kişiler arasında yapılabilir.

Fikirler çok uzun ve dikkat isteyen bilgi edinme sürecinden yani yeterli bir eğitim devresinden sonra sahiplenirler ve ancak bundan sonra karşıt fikirlerle mücadeleye girebilirler. Bir fikir sahibi kendi fikri kadar mücadele edeceği fikir hakkında da yeterli bilgi sahibi olmadıkça iki karşıt fikir arasında fikir tartışması yapmak imkansızdır. Dünyada çok tehlikeli olan davranışlardan biri de yarım yamalak, yanlış ve kulaktan dolma fikirlerle fikir mücadelesine girmektir. Bu durumda bilgilerin değil kaba kuvvetlerin çatışması doğaldır. İlgisiz insanların kendisi gibi düşünmeyenlere yapacağı ilk şey kaba kuvvetle korkutarak ve sindirerek karşı tarafa fikrini kabul ettirmeye çalışmaktır. Yani en kısa ve en kestirme yolu denemektir. Nitekim günümüzde değişik ideolojilerin birbirleri ile fikir plâtformundaki değil, elde silah kaba kuvvetle savaş alanındaki mücadelelerine şahit olmaktayız.

Fikir çatışmalarının ortak bir noktada birleşebilmesi idealdir ama pratikte imkansızdır. İşin içine kuvvet ve zor kullanılması girince karşıt fikirler arasındaki anlaşmazlıklar çok kısa sürede küçük çatışmalardan kitlesel savaşlara kadar dönüşebilmektedir.

Günümüzde ideoloji ayrılıkları binlerce yıldan beri savaşların ana sebebi olan ekonomik çıkarların elde edilmesi gerçeğinin yerini almıştır.

En geniş kitleleri etkisi altına alan ideolojiler olarak görülen dini inanç ve itikatlar; kişi ve gruplar arasındaki küçük çatışmalardan kıtalar arası savaşlara kadar varan Haçlı Savaşları gibi büyük çatışmaların temel sebebi olmuştur. Tarihte bunun örneklerine her kıt’ada ve bütün dini inançlarda rastlanmaktadır.

Aynı dindeki farklı tarikat ve mezhep mensupları arasındaki mücadelelerde insanlığın tarihi yüz karası ve ayıbı olarak ortaya çıkmıştır. Daha iyi Hristiyan olamadıkları için ortaçağda engizisyonda yapılan işkencelerin benzerini ve daha kötüsünü bugün pek çok ülkede görmek mümkündür. Ülkemizde de yakın geçmişimizde Hizbullah örgütünün dini inanışlarını beğenmediği kişilere yaptığı zulümleri gördük. İşkence evi veya mezar ev haline getirilen konutlarda yaşanan insanlık vahşetlerini basından korku filmi izler gibi bire bir izledik.

Peki nedir bu savaş ve çatışma arzusu? Barış, huzur dolu ve istikrarlı ortamlara insanlar kavuşamayacak mı?

Bunların cevabı ne yazık ki, “ Evet insanoğlu bu yer kürede kaldıkça birbiri ile daima çatışacaktır, barış ise ulaşılmak istenen bir hedef olarak kalacaktır” olacaktır. Aslında insanlık tarihi tamamen insanların, toplumların ve kültürlerin birbiri ile çatışmalarının tarihidir.

Tarihte hiç bir zaman hiç bir yerde devamlı sulh ve sükûn dönemi olmamıştır ve bundan sonra da olmayacaktır. İnsanlar savaşı gerçek olarak yaşamaya ve bunun yıkımını görmeye devam edeceklerdir. Barış ise daima dillerden düşürülmeyen güzel bir duygu olarak hayallerimizi süsleyecektir.

İstisna olarak iyi liderler elinde iyi yönetilen toplumlarda barış duygusu daha çok ve uzun süreli egemen olmaktadır. Böyle toplumlarda “Savaş” duygusu ise ülkede yaratılacak birlik, beraberlik ve kardeşlik ortamı ile ülkeden uzakta tutulabilmektedir. Atatürk dönemi buna en güzel örnektir…
Bugünde benzeri bir barış ortamının yaratılması görevi Sayın Cumhurbaşkanına ve AK Parti üst yönetimine düşmektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
26 Şubat 2018 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale