26 Şubat 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İyi yetişmiş insanlarımızın yurtdışına kaçışını mutlaka durdurmalıyız
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 11 Temmuz 2003 Cuma 

"AYDINLARIN VAZİFELERİ BÜYÜKTÜR. HİÇBİR MİLLET YOKTUR Kİ AHLÂK ESASLARINA DAYANMADAN YÜKSELSİN. AYDINLARIMIZ, VATAN VE MİLLET FİKİRLERİNİ VERMEKLE BERABER RAKİP MİLLETLERE KARŞI MEVCUDİYETYİN MUHAFAZASI İÇİN LAZIM OLAN HUSUSLARI TEMİN EDERLERSE VAZİFELERİNİ DAHA GENİŞ BİR ŞEKİLDE YAPMIŞ OLURLAR."
(GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK - 1919)

Türkiye Millenyuma büyük ümitlerle girdi. 2000’li yıllara damgasını vuracak bir güç merkezi olma gibi hayâlleri vardı. Fakat kendi evinin içini düzenleme başarısını gösteremediğinden bu beklentileri büyük bir umutsuzluğa dönüştü. 25 yıldır düşüremediği kronikleşmiş enflasyonla Ekonomisini altından kalkamayacağı badirelere sürükledi. Her gün büyüyen borç batağına saplandı.

Sonunda teslim oldu. Ben yapamıyorum. Gelin beni idare edin diyerek, Globalleşme adı altında dünya hakimiyetine yürüyen Tapınak Şövalyelerinin çalışma organları IMF ve Dünya Bankasını davet etti. Ve yönetimi fiilen devretti. Ne zaman yönetimi geri alabileceğine dair hesapları dahi yapamaz duruma sürüklendi.

Ülkenin içinde bulunduğu durumdan çıkabilmesi için çok ciddi ve uzun vadeli programlara ihtiyacı var. Ülkeyi bu hallere düşüren mevcut kadroların bu işin içinden çıkabilmesi de çok zor. Ancak iyi yetişmiş genç ve dinamik beyinlerin organize çalışmaları ile Türkiye istenilen bölgesel ve dünya gücü haline gelebilir.

Oysa gerçekten çok iyi Yetişmiş İnsan Gücümüz ise artık bu ülkede yaşamak istemiyor. Mutlaka dışarıya kaçmak ve kendine ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelerde gelecek arıyor. Konuya ilişkin fikirlerimi açıkladığım BEYİN GÖÇÜNÜ DURDURMALIYIZ başlıklı yazı dizisi ile ilgili pek çok mail aldım. Bunların çoğu konunun önemini idrak eden, tekrar tekrar gündeme getirilerek ilgililerin mutlaka uyarılmasını isteyen yazılardı.

Toplumsal refleksin harekete geçtiğini görmek dahi insanı umutlandırıyor. Bu bakımdan konuyu değişik yönleriyle tekrar ele almayı uygun buldum.

Nükleer silahlanma yarışının baş döndürücü bir hızla gelişip doyum noktasına ulaştığı günümüzde Atom Çağı yerini BİLGİ ÇAĞI’ na devretmiştir. Bilgisayar teknolojisinin hakim olduğu bu çağda bilgiyi üretenler ( yani bilgiye sahip olanlar ) bunu üretemeyenlere satarak güçlerine güç katmaktadırlar. Bilgiyi üretenler; ürettikleri bilgiyi satarken dahi alanın ihtiyacı olanı değil, kendi belirlediği ve karşı tarafın bilmesini istediği kadarını vermektedir.

Bu şekilde hasımlarını devamlı olarak kendine muhtaç durumda tutabilmekte ve bir bakıma hasmı kontrol edebilmektedir. Bilgi mübadelesi ile ülkeler üzerindeki menfaatlerinin elde edilmesi kolaylaştırılmaktadır. Kısaca günümüzde “Bilgiyi üretip satan” ülkeler daima “Bilgiyi alıp kullanan” ülkelerden daha güçlüdür. Bilginin üretilip muhafaza edildiği Araştırma ve İnceleme Merkezlerinin çokluğu ülkenin sadece bugününü değil, geleceğini de teminat altına almaktadır. Günümüz ülkelerinin hedefi artık üretilen bilgiye ulaşabilmek değil, bilgiyi bizzat üretmek olmalıdır. Bu devletlerin bekası için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Ve yöneticilerin yapacağı acil işler içinde birinci sırayı teşkil etmektedir.

Peki bilgiyi kim üretecektir. Bunun tek cevabı vardır. O’ da Bilgiyi ancak “ İYİ YETİŞMİŞ BEYİNLER ÜRETECEKTİR” olacaktır. Dünyanın en kıymetli varlığı şüphesiz İYİ YETİŞMİŞ İNSAN’ dır. İyi yetişmiş Beyinlerin çokluğu ülkenin gelişmişlik ve kalkınmışlık düzeyinin göstergesidir. İnsanların Bilim ve teknolojiye yatkın olması milletlerin kendine has önemli karakterlerindendir. Okuyup öğrenmek önemlidir. Fakat, okuyup öğrendiklerini kullanarak insanlık adına yeni buluşlar yapmak çok daha önemlidir. Bu haslet her millette bulunmaz. İşte Türk Milleti binlerce yıllık köklü tarihi ve sahip olduğu kültür öğeleri ile yetişmiş beyinleri bünyesinden çıkaran ender uluslardan biridir.

Hangi makamda ve tahsil seviyesinde olursa olsun insanımız bulunduğu ortamı geliştirmek ve yeni bir şeyler katmak için beynini devamlı çalıştırır. Okuma, öğrenme, anlama, kavrama yeteneğimiz diğer uluslara göre çok yüksektir. Bunlar sadece benim değil, batılı düşünürlerin bilimsel tespitleridir.

Gazetelerde her gün, her konuda yeni bir buluşun haberine rastlamamız mümkündür. Bu buluşları yapanların çoğunun tahsili ve kariyeri bu iş için yeterli olmamasına rağmen eserleri ilginçtir. Ve insanlık için yeni ve yararlı bir çalışmayı ortaya çıkartmıştır. Fakat hiçbir yerden destek almadan bu gibi çalışmaları yapanlar, her defasında kendilerini bilim yapıyor sayan birtakım kişilerin anlaşılmaz tepkileri ve aşılamayan bürokrasi ile karşılaşırlar. Ve bu parlayan kıvılcımlar bulundukları mahâlde derhal söndürülürler. Bu karşı çıkmaların altında öncelikle şahsi kıskançlık vardır. Temel sorunlarımızdan biri olan tembellik ve adamsendecilik vardır. Ve nihayet hainlik ve satılmışlık vardır. Doğal olarak ülkenin güçlenmesini istemeyen dış güçlerin takip, kontrol ve fiziki engellemesi vardır.

İşte bunun için son yüzyılda bilim dünyasında Türkiye orijinli bir yeniliğe rastlanmamaktadır. Çünkü böyle bir kabiliyete sahip ülkemin beyinleri mutlaka ülke dışına kaçırılmakta veya kendisinin kaçması için gerekli şartlar yaratılmaktadır.

Bugün ABD başta olmak üzere AB ülkelerinde 500.000 kadar yetişmiş insanımız o ülkelerin bilim ve teknolojilerine katkıda bulunmaktadır. Araştırma ve incelemeleri ile önce bulundukları ülke insanlarının refah ve mutluluğunu arttırmaktadır. Sonra o ülkeler, bu buluşlardan istedikleri kadarını diğer ülkelerle birlikte bize de parasıyla vermektedir.

Türkiye her alanda çok zengin bir ülkedir. Hem de sanıldığından da zengin bir ülkedir. Çünkü dünyanın en pahalı ve en değerli varlığı olan yetişmiş insan beyinlerini bedava olarak, hiçbir tahdide tabi tutmadan ve adeta saçarak dünyaya dağıtmaktadır.

Bu ülkenin geleceğini emanet edeceği, bin bir zorlukla yetiştirdiği genç beyinlerin gözü daima dışarıdadır. Neden dışarıdadır. Çünkü dışarısı yetişmiş beyinlerin önüne onların rahatça yaşayıp, rahatça çalışabileceği ve kendini gösterebileceği imkanlar sunmaktadır. Oysa onların sunduğu bu imkan bu fakir ülkenin bu beyinlerin yetişmesi için verdiklerinin onda biri kadar dahi değildir.

Biz burada büyük emek verdiğimiz, tahsil hayatının her safhasında maddi ve manevi büyük sıkıntılara girdiğimiz, 22 yaşında üniversiteyi bitirttiğimiz evlâtlarımıza ne yazık ki sahip çıkamıyoruz. Onlara iş ve aş veremiyoruz. Elin oğlu geliyor. Hiç masraf etmeden yetiştirdiğiniz bu muhteşem beyinleri gözlerinizin içine bakla baka alıyor. Ve götürüyor. Hem de bu işi sizi yalvartarak lütfen yapıyor. Aldıktan sonra ise bu beyinlerin geri dönmemeleri için ise her şeyi yapıyor. Sonunda gidenlerin çok azı geri dönebiliyor. Dönenlerin bir ayakları yine oralarda kalıyor.

Peki, Neden gidiyor gençlerimiz? Bizde üniversite yok mu ? Bizde Mastır ve Doktora eğitimi yok mu? Bizim fabrikalarımızın, tarlalarımızın, madenlerimizin ve hizmet sektörümüzün hiç mi adama ihtiyacı yok? Olmaz olur mu . Bu insanlara herkesten çok bizim ihtiyacımız var. Ama nedense her biri birer canlı hazine olan genç beyinlerimizi kendi elimizle bedavaya teslim ediyoruz. Geri dönmeleri için hiçbir olumlu çaba harcamıyoruz. Ayrıca, Devlet eliyle daha çok gencimizi dışarıya gönderip başka ülkeleri hizmet etmesini sağlamak için gayret ediyoruz.

Aslında yurtdışına okumaya öğrenci göndermek, yeni teknolojileri yakından takip için iyi bir uygulama. Nitekim bugün Türkiye; Ortadoğu ve Asya için en cazip eğitim veren ülke olma vasfını muhafaza ediyor. Bugün pek çok yabancı öğrenciye Türkiye’de veya kendi ülkelerinde Türkiye’nin açtığı ilkokuldan Üniversiteye kadar çeşitli okullarda çok üst seviyeli eğitim sağlıyoruz. Öğrenci gönderen ülke yönetimleri tarafından başarılı ve düzeyli eğitimimizden dolayı övgüler alıyoruz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminde de başarılı öğrencilerin ABD ve Avrupa’ya öğrenime gönderildiğini görüyoruz. Fakat bu gençlerin tamamını devlet bizzat en başarılılar arasından titizlikle seçerek gönderdi. Ve her öğrenci gönderildiği ülkelerde çok ciddi bir şekilde takip edildi. Çünkü bu öğrencilerin tamamı ülkeye geri dönmek, ve yetiştirildikleri konuda ülkemizde gerekli organizasyonları kurmak için gönderilmişlerdi. Gelenlerin tamamı modern Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında çok temel işlevler yerine getirdiler. Çünkü o devirde; şimdiki gibi plânsız ve programsız, isteyenin ve parası olanın istediği ülkeye ve istediği okula gittiği, gidenlerin hiçbirinin ciddi bir şekilde takip edilmediği başıboş bir uygulama yoktu.

Yakın tarihimizde bilinçsizce ve yanlışlıkla yapılan beyin göçü örneklerinden biri de Sosyal Psikoloji alanında dünyada otorite olan Prof. Dr. Muzaffer Şerif’ in durumudur. Psikoloji kürsüsü Öğretim Üyesi Dr. Muzaffer Şerif Güneydoğu Anadolu’da köylüler arasında yaptığı bilimsel araştırmaları esnasında zamanın yönetimi tarafından gözaltına alınır. Emniyette Sorgu-sual, mahkeme derken derdini kimseye anlatamaz. Bu yetenekli beyini ABD görür ve derhal sahip çıkar. Alır götürürler. Adına Enstitü kurarlar. Ölümü üzerinden yıllar geçmesine rağmen Muzaffer Şerif Sosyal Psikoloji bilim dalının dünyadaki en etkili tek ismi olarak kalır. Günümüzde kullanılan psikoloji kavramlarının isim babası olur. Onun eserlerinden referans vermeden dünyanın hiçbir yerinde psikoloji bilim dalında tezinizi kabul ettirmeniz mümkün değildir. Fakat bu büyük beyin artık bizim değildir. Çünkü bu gerçek bilim adamımız ABD vatandaşıdır ve soyadı da SHERIFF olarak değiştirilmiştir.

Gelişmiş batı ülkeleri sahip oldukları yetişmiş insan güçleri ile bilim ve teknoloji yaratıp bunları ihraç ederken bizim beyin kaybımız giderek büyümektedir. Yetişmiş beyin göçünü alan ülkeler, göç veren ülkelerin en iyi, en yetenekli ve istikbal vadeden gençlerini titizlikle seçerek almaktadır. Bunun için hedef seçtikleri ülkelerde bu işleri profesyonelce yürütecek organizasyonları kurmuşlardır. Bu organizasyonlar ülke yönetimleri ile sıkı bir işbirliği içinde çalışmaktadır. Olayın görüntüsü; bu beyinlerin yurtdışına götürülerek aslında ülkenin çok hayrına bir iş yapıldığı şeklinde olmaktadır.

Yurtdışına beyin gönderme propagandası o kadar başarılı olmuştur ki; her yıl Üniversiteye girmek için ter döken, çaba harcayan bir buçuk milyon gencimiz okuyacağı üniversitenin seçiminde yurtdışına atlamada kendisine imkan tanıyacak olanları öncelikle tercih sebebi olarak görmektedir. Onlar kendilerini yetiştiren bu ülkede değil de gelişmiş batılı ülkelerinde iş bulmayı, diğer bir ifade ile ikinci bir pasaport sağlamayı ve özellikle dışarıda yaşamayı tercih etmektedirler.

Ancak bu gençlere kızmayalım. Çünkü onlar ; ülkelerini sevmedikleri için, ya da başka ülkede yaşamayı daha çok istedikleri için değil, tam tersine kendilerine gerekli imkan sağlanmadığı, en önemlisi de burada üniversite bitirseler dahi dikkate alınıp adam yerine konulmayacaklarını bildiklerinden yurt dışına gitmeyi arzu ediyorlar.

Çünkü; bugün çifte diplomalı, mastır ve doktoralı insanımız işsizdir. Süper marketlerde kasiyer olarak çifte diplomalı beyinlerimiz çalışmaktadır. Bu işi bulanlar ise kendilerini şanslı saymaktadırlar.

Ülkemizde Yurtdışına yönlendirilme süreci ilköğretimden itibaren başlamaktadır. Liselerin başarılı öğrencilerini önce dershaneler keşfeder ve abartılı maddi imkanlar tanıyarak kendi dershanelerine alırlar. Buralar da özel olarak yurtdışı için motive edilirler. Boğaziçi, Ortadoğu, İTÜ ve Galatasaray gibi devlet üniversiteleri ile Koç, Sabancı, Bilkent , Bilgi gibi yabancı dille eğitim yapan üniversiteler hedef olarak gösterilir. Ayrıca devlet üniversitelerinin yabancı dille eğitim veren bölümlerine en yüksek puanlarla öğrenci alınarak beyin göçünün muhtemel adayları ve temin edilecekleri adresler belirlenmiş olur.

Bu üniversitelerin bir ayakları ABD’de veya bir AB ülkesindedir. YÖK’ de devreye sokularak bu ülkelerdeki üniversiteler ile işbirliği içinde çalışılır. İşbirliği ise bilim alanında değil, beyin göçü alanındadır. Sözüm ona karşılıklı öğrenci ve öğretmen mübadelesi gibi hususlarda ikili özel anlaşmalar yapmışlardır. Aslında bu ilişkiler daima tek taraflı olarak işletilen beyin göçünü kolaylaştırmanın basit ve yasal yollarıdır.

Bu arada medya kullanılarak çok cazip reklamlarla yurtdışından alınacak burslar tanıtılır. Yurtdışındaki üniversitelerin devasa Kamp üslerindeki şahane hayat abartılı bir şekilde anlatılır.

Oysa en uç ilimizde bulunan üniversitelerimizin imkanları dahi bugün hiç de küçümsenecek gibi değildir. Bugün Anadolu’nun her noktasına yayılmış Türk üniversitelerinde oldukça iyi seviyede bir eğitim verilmektedir. Buralarda kendi kendine yeterli kamp üslerde gerçek birer bilim yuvası oluşturulmuştur. Ama reklamları özellikle yapılmaz. Belki iyi beyinlerden buralara kaçan olabilir endişesi daima mevcuttur.
Beyin Göçü ile ilgili reklamlar kendi alanlarında çok başarılıdır. Çalışkan öğrencilere ABD’de yaşama ve iş bulma yolu vaatleri yanında, derhal Yeşil Kart verilmesi dahil, adeta kaçırılmayacak bir yeryüzü cenneti vaat edilmektedir.

Batılı ülkeler, bu yaptıklarında yüzde yüz haklıdır. Ve mantıkî gerekçeleri vardır. Çünkü hedeflerini; “Ben en iyi olmalıyım. Ben her şeyi önce bulmalıyım. Benim dünya hakimiyetim ancak bilim ve teknolojideki gücüm ile orantılı olarak gerçekleşir veya sekteye uğrar. Bu bakımdan dünyanın en iyi beyinleri benim olmalıdır.” şeklinde tespit etmişlerdir.

Ayrıca, "Ben bu beyinleri alamasam dahi, nerede kimler var ve ne yapıyorlar. Bunları bilmeliyim ve Kontrol edebilmeliyim" demektedirler. Ve bunun sağlanması için uzun vadeli planlar hazırlamakta , stratejiler uygulamaktadırlar. İyileri bu şekilde kontrol altına aldıktan sonra geriye kalanların yapacakları bilimsel çalışmaların daima kendi gerisinde kalacağını bilmekte ve buna göre rahat hareket etmektedir.

Gerçek olan bir şey vardır. O da ABD’nin insan göçü ile ilgili politikaları başarı ile yürütmesidir. Bilindiği gibi ABD tarihi aslında bir göçler tarihidir. Kuruluş yıllarında gözü pek, cesur ve maceraperest Avrupalıların göçü ile ülke Kızılderili sakinlerinden tamamen temizlenmiştir. Amerika Kıtası bir uçtan bir uca keşfedilmiş ve yerleşime açılmıştır.

Daha sonra ikinci büyük göç dalgası Afrika’dan alınmıştır. Tarlalarda çalışacak ve ağır hizmetlerde kullanılacak güçlü-kuvvetli siyahi Afrikalılar zorla getirilmiştir. Bundan sonra Nazi Almanya’sının bilim adamlarının ve aydınlarının topluca gelişlerine şahit olunmuştur. Bu son gelenlerle bilimsel çalışmalarda en üst düzeye ulaşılmıştır.

Şimdi artık sırada yeni bir Dünya İmparatorluğunun kurulması vardır. Bunun için BİLGİ ÇAĞI olan Milenyum’ un gereklerini yerine getirebilecek çok sayıda üstün beyinlere ihtiyacı vardır ve ABD üniversitelerinden ihtiyaca yeterli sayıda beyin üretilememektedir. Bu maksatla geri bıraktırılmış ülkelerin en iyi beyinlerinin toplanması operasyonu yürürlüğe sokulmuştur. Ülkemizde aralarında olmak üzere Avrupalı, Güney Amerikalı, Hintli, Pakistanlı, Çinli beyinler titizlikle seçilerek ABD’ne götürülmektedir. Daha da götürülecektir. Çünkü ihtiyaç henüz karşılanmamıştır.

Bugün Amerikan Üniversitelerinin yarısından çoğu sadece Araştırma Merkezi halinde çalışmaktadır. Ve bu Üniversitelerinin en üst düzey projelerinin başında dışarıdan ithal edilip Amerikanlaştırılmış beyinler bulunmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin gelişmişliklerini devam ettirmek ve dünya üzerinde kurmak istedikleri global kontrol mekanizmalarını sağlama almak için dünyadaki yetişmiş insan beyinlerini transfer etmelerinin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu görüyoruz. Bu maksatla, her türlü çareye başvurarak dünyada az bulunan iyi yetişmiş beyinli insanları toplayarak ülkelerine götürmelerini onlar için doğal bir davranış kabul ediyoruz.

Türkiye’nin dünyada çok az bulunan iyi yetişmiş beyinli insanları toplayarak ülkelerine götürdükleri İNSAN PAZARINDA önemli bir yeri vardır. Şimdi üzerinde durmak istediğim konu bu beyin göçünün tersine döndürülmesidir. Yani Türkiye mevcut potansiyeli ile göç veren değil, göç alan ülke durumuna gelecektir.

Bunun dört aşaması vardır. Birincisi, göç olayının tamamen durdurulmasıdır. İkincisi, ülkemizde yeterli istihdam imkanlarının yaratılarak gidenlerin geri getirilmesidir. Üçüncüsü, Türkiye’nin dünyadaki yetişmiş beyinlerin ilgisini çekecek hale getirilmesidir. Ve dördüncüsü de Türkiye’ye iyi yetişmiş beyinlerin göçünün sağlanmasıdır. Bunlar sadece istemekle elde edilmez. Bunların her biri çok iyi bir merkezi planlama ile elde edilebilecek devasa projelerdir. Peki bunları sağlamak mümkün müdür? Kanaatime göre mümkündür. 21 inci yüzyılın yönetilen değil, yöneten ülkesi olmak istiyorsak, gerekli yetişmiş kadrolara sahip olmadan bunu başarmamız boş hayâldir.

Aslında Türkiye Cumhuriyeti kısa geçmişine rağmen iki kere beyin göçü almıştır. Atatürk Döneminde Nazi rejiminden kaçarak Türkiye’ye sığınan seçkin Alman Bilim adamları Türk Üniversitelerinin bilimsel faaliyetlerine büyük heyecan katmış, yön vermiş, hız kazandırmıştır. Bu kişiler bir çok yeni kürsünün kurulmasını ve dinamik bir bilim atmosferinin oluşmasını sağlamışlardır. Bilimin önemini kavramış olan Gazi Mustafa Kemâl Atatürk gelen yabancı bilim adamlarına her türlü desteği sağlamıştır.

İkinci süreç de 1990 yılında Sovyetler Birliğinin dağılmasını müteakip Varşova Paktı ülkelerinden yoksulluk sınırında maaş alan bilim adamlarının ülkemize akın etmeleri ile başlamıştır. Ne yazık ki yöneticilerimiz bu son büyük göç imkanını anlayamamışlar ve gereken ilgiyi göstermemişlerdir. Sonunda devamının gelmesi kaçınılmaz olan bu önemli beyin göçü tamamen durmuştur.

Gelen beyinlere sahip çıkmak bir yana, genç ve dinamik bir nüfus çoğunluğuna sahip olan ülkemiz maalesef elindeki son derece değerli yetişmiş beyinlerini adeta kendi kaderlerine terk ederek dışarıya kaçmalarına ortam hazırlamaktadır. Eğitim bürokratlarımız ve Üniversite yönetimlerimiz bu konuda tedbir alacakları yerde gençlerimizin yurtdışına gidişlerini teşvik etmektedir. Çeşitli burs imkanları ayarlanmakta ve ne kadar çok yurtdışına öğrenci gönderildiğini anlatarak okullarının reklamı yapılmaktadır. Sonrada büyük marifet yapmışlar gibi yurtdışına gönderdiklerinin sayılarını vererek bununla övünülmektedir.

Aslında bugünkü iletişim çağında öğrencilerin yurtdışına gönderilmesine gerek dahi kalmamıştır. Çünkü Internet vasıtasıyla dünyada çıkan bütün bilimsel süreli yayınlar üniversite kütüphanelerine gelmiştir. Bunlarla dünyadaki bilimsel gelişmeler yakından takip edilebilmektedir. Ayrıca Yurtdışına giden gençlerimizin TÜBİTAK ve Üniversitelerin Araştırma Merkezleri vasıtasıyla örgütlenerek üniversiteleri ile organik bağlarını koparmasını da önlemek mümkün olmasına rağmen, yeterli çaba görülmemektedir.

İlave tedbir olarak, yurtdışındaki başarılı bilim adamları davet edilerek seminerler düzenlenebilir veya bilimsel projeler üzerinde tartışılması sağlanabilir. Bazı yabancı araştırmacılar ile ortak projeler üretilebilir. Bunun gibi denenecek pek çok yol vardır. Yani günümüz iletişim imkanları ile beyin göçünü kısmen de olsa ülkemiz lehine beyin göçüne dönüştürülmesi mümkün olabilir. Fakat bütün bunların rasgele değil, bir elden planlı bir şekilde yapılması gerekir. Kanaatimce yeniden yapılandırılması düşünülen YÖK’e bu konuda önemli görevler düşmelidir.

Gönlüm gençlerimizin dışarıda değil, ülkemiz üniversitelerinde çalışmalarını arzu ediyor. Bunlar Türkiye’de ve Türk insanı için bilim yapabilsinler ve bilgiyi teknolojiye dönüştürebilsinler. Ürettiklerini öncelikle Türk Toplumu ile paylaşabilsinler.

Ne çare ki; araştırma fonlarına yer ayıramayan kısıtlı üniversite bütçeleri, açlık seviyesinde düşen öğretim üyesi maaşları, bürokrasiden kurtulamayan yönetimler insanlarımızın idealist duygularını ortadan kaldırmaktadır. Beynini geçim gailesi kaplayan bir kişinin bilimsel olarak düşünmesi ise fiziki olarak mümkün görülmemektedir. Vatansever duygularla ve çok iyi niyetlerle, her türlü maddi sıkıntıya göğüs gererek geri dönen birkaç öğretim üyesi de mevcut yapının karmaşasından kısa sürede pes etmekte ve çareyi geri dönmekte bulmaktadır. Vatanseverlik nutukları atarak bu insanların geri dönmelerini sağlayan yöneticilerimizin bunda büyük hataları vardır. Çünkü bunlar, öncelikle gelenlere aileleri ile huzur içinde yaşayacakları bir ortam ve serbestçe bilim yapabilecekleri mekanlar temin etmeleri gerektiğinin bilincinde dahi değillerdir. Sadece gidenlerin arkasından bunların dedikodularını yapıp, neredeyse bunların hepsini vatan haini ilan etmektedirler. Bu husus gelecek olan varsa onların da önünü kesmektedir.

Yurtdışına Göçü etkileyen etkenlerden biri de Fen Bilimlerine olan ilgisizliğimizdir. Ülkemizin gelecekteki Fen Bilimcilerini yetiştirmek üzere kurulan Fen Liselerini bitiren yetenekli gençlerimizin üniversitedeki tercihleri, çok para getiren Bilgisayar, Elektronik ve Endüstri Mühendislikleri gibi dallardır. Ülkemizde temel bilimlerde para kazanma şansı çok az ve gelecek güvencesi de olmadığından Fen Fakülteleri ile diğer temel bilimler tercih edilmemektedir. Bu öğrencilerin tamamı üniversite bitiminden sonra bir yolunu bulup başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere dışarıya gitmektedirler. Oralarda verilen yüksek maaş, uygun çalışma ortamı ve bireyin kısmi olarak kendini ifade etme özgürlüğü kişilerin o ülkelerde kalmalarını sağlamaktadır. Dolayısıyla bu gençler ülkeye geri dönüş konusunda hiç istekli değildir. Yani bu kesimdeki yetenekli insanlarımız da gelişmiş beyinlerinden istifade etmek için değil, işgüçlerinden istifade etmek için yurt dışına kaçırılmaktadır.

Sonuç olarak; ülkenin kalkınması ve güçlenmesi dışarıya beyin göçünün mutlaka durdurulmasına ve geri döndürülmesine bağlıdır. Bu ise planlı, programlı ve uzun soluklu bir çalışmayı zorunlu kılmaktadır. İktidara geldiklerinden beri bu işi birlikte yapacakları YÖK ile çatışan AKP’ nin şu ana kadar konuya ilişkin atılmış somut bir adımı olmadığı gibi, müspet veya menfi bir söylemine de rastlanmamıştır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
11 Temmuz 2003 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale