22 TEMMUZ 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Dinde özgürlük
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 3 Haziran 2003 Salı 

Anadolu coğrafyası Müslümanlık, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi kitaplı dinlerin yayılıp geliştiği ve her üç dine mensup insanların yeryüzünde bir arada en özgür ve birbirleri ile kaynaşmış bir halde yaşadığı ender yerleşim merkezlerinden biridir. Bin yıllık Anadolu Tarihi içinde bunun pek çok güzel örneğini görmek mümkündür.

Bu husus çok iyi bilinmesine rağmen Avrupalı dostlarımız (!) bilerek ve isteyerek Türkiye’de din özgürlüğünün olmadığı konusunda haksız ithamlarda bulunmaya devam etmektedirler. Avrupa Birliği'nin genişlemesinden sorumlu komisyon üyesi Günter Verheugen, geçtiğimiz ay başında Vatikan'da Dışişleri Bakanı Kardinal Jean Louis Tauran ile yaptığı görüşmede özel olarak Türkiye -AB ilişkilerini dile getirmiş ve "Türkiye'de din özgürlüğü olmadığı" şeklinde aptalca bir iddiada bulunmuştur.

İlk kez Vatikan'da Türkiye hakkında görüşme yapan ve bu görüşme sonuçları hakkında Roma'daki bir grup yabancı gazeteciye beyanat veren Verheugen; "Türk hükümetinin, AB'ye girmek istediğini ve AB'ye uyum sürecinde atılan her adımın iyi olduğunu" söylerken aynı zamanda, "Ama temel haklar üzerinde Türkiye'nin çok fazla problemi var. Bunlardan bir tanesi de elbette din özgürlüğü. Türkiye'de din özgürlüğü yoktur." demek gaflet ve delâletini göstermiştir.

Bu düpedüz Türk ve Müslüman düşmanlığıdır. “Verheugen cahil ve bilgisiz bir kişidir. Bu yüzden kusuruna bakılmaz yanlış söylemiş” desek… Değil. Adam hin oğlu hin… Bilerek ve üstüne basarak söylüyor… Demek ki amirlerinden aldığı talimata göre yeni düşmanlıklar planlı şekilde devreye konuluyor.

Bu durumda bu garip şahsı, böyle düzmece ve iftira dolu beyanatlar vermeye zorlayan sebep nedir ? İşte bunun araştırılarak bulunması ve bu garip yaratıklara haddinin bildirilmesi gerekmektedir. Ben sadece “Halt etmiş küçük beyinli insan” diyerek hislerimi dizginlemek istiyorum.

Bize din özgürlüğünden bahseden zevatlar önce kendi tarihlerine baksınlar. Bütün dünya Orta Çağ karanlığında din ve mezhep çatışmaları yaşarken, milyonlarca insan dini inanç ve ibadetleri yüzünden hunharca katledilirken, bu tarz çatışmaların yaşanmadığı tek yer Türk toprakları idi. Din ve mezhep çatışmalarından kaçanlar soluğu Osmanlı Devleti'nin sınırlarında alıyorlardı. Çünkü Osmanlı'ya sığınan milletler ibadetlerini özgürce yapabiliyor, dini vecibelerini eksiksiz yerine getirebiliyorlardı. Nitekim büyük bir yahudi topluluğunun İspanya Engizisyon Mahkemelerinin zulmünden kaçarak topluca Osmanlı’ya sığındıklarını bu beylerin çok iyi bilmesi gerekiyor.

Fatih Sultan Mehmet Han Bizans'ı devirerek İstanbul'u Türk Milleti'ne armağan ettiği gün orada yaşayanlara sınırsız inanç ve ibadet özgürlüğü tanımıştır. Bunu garantiye almak için “Emirname” dahi yayınlamıştır. Fatih’ten sonraki sultanlar buna harfiyen sadık kalmışlardır. Türk'ün asırlar öncesinde gösterdiği bu büyük hoşgörü bugün de Türkiye Cumhuriyeti topraklarında aynen hüküm sürmektedir.

İnsanlarımızın dini inanç ve ibadetleri Anayasa ve kanunlarla koruma altına alınmıştır. Anayasamızın DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ başlıklı 24 ncü maddesi ile dini konuların nasıl uygulanacağı açıkça belirlenmiştir.
Buna göre; Herkes, vicdan, dini inanç ve kanâat hürriyetine sahiptir. 14 ncü madde hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla( Madde 14:Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması) ibadet, dini âyin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini inanç ve kanâatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanâatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz... Din ve ahlâk eğitimi ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır..... Kimse ,Devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmende olsa ,din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar sağlama amacıyla her ne surette olursa olsun dini veya din duygularını, yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz." şeklindeki belirgin ibarelerle Anayasa’mız vatandaşların dini duygularını , kanâatlerini ve uygulamalarını tamamen serbest bırakmış ve bu konuda ortaya çıkabilecek istismarları da yasalarla önlemiştir.

Laik Türkiye Cumhuriyeti, dinin bir vicdan meselesi olmasından ötürü bütün vatandaşlarının dini inançlara daima saygılı davranmıştır. Türkiye'de her türlü dine ve dinler içindeki çeşitli mezhep ve inanışlara mensup insanlar ibadetlerini özgürce yaparlar. Bu saygıdan ötürü aynı topraklar üzerinde yanyana hem camiler, hem kiliseler, hem de sinagoglar yükselmiştir. Bununla da kalınmamış, bu dinlerin alt inanış gruplarının cemaat düzenlerine ve ibadet şekillerine de karışılmamıştır. Bütün Türk vatandaşları Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde diledikleri şekilde ibadet etmekte özgürdürler.

Verheugen'in bahsettiği durum çok ciddidir. Bizi tedbir almaya ve dikkatli olmaya zorlamaktadır. Çünkü ben bunların ülkemizdeki birlik ve beraberliği bozucu bir tezgah içinde girme hazırlığı içinde olduklarını değerlendiriyorum.

Çünkü biz tecrübelerimizle biliyoruz ki; Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğüne kasteden Avrupalılar için Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmeye, parçalamaya, yok etmeye yönelik her düşünce, her eylem, her strateji çok önemlidir. Ve bu tür şer faaliyetler her zaman desteklenmelidir.

Sonuç olarak; Yeni bir Haçlı saldırısına hazır bulunmalıyız. Uyanık olmalı ve Anayasa ile ile teminat alına alınmış dini özgürlüklerimize sıkı sıkıya sarılmalıyız.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
3 Haziran 2003 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale