23 HAZİRAN 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Avrupa Birliği'ne artık dur diyelim
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 7 Mayıs 2003 Çarşamba 

AVRUPA BİRLİĞİ YENİDEN TÜRKİYE'NİN GÜNDEMİNE GİRDİ...

Türkiye ile ABD arasında Irak Harbi dolayısı ile meydana gelen soğukluk ibrenin rotasını yine AB’ye doğru döndürmüş gibi görülüyor. Kıbrıs’ta Denktaş’ın dahiyane ve bir lidere yakışan “Sınırları açma operasyonu” ile meydana gelen gelişmeler, görüşmelere başlama tarihi üzerinde pek çok şüphe dururken birden bire 2011 yılında tam üyeliğin olabileceği yönündeki AB yetkililerinin beyanatları ve son olarak AB Dışişleri Bakanlarının Meis Adası ve KAŞ’ta yaptıkları toplantılar “yine başımıza çorap mı örülecek” sorusunu aklımıza getiriyor.

Ülkemizde "Avrupa Birligi"ne girme konusu, ne getirip ne götüreceği tartışılmadan büyük bir beyin yıkama kampanyası şeklinde yürütülmektedir. Fikir ve düşünceleri birbirine tamamen zıt olduğu bilinen kişi ve kuruluşlar, Türkiye’nin her alanda bittiğini, ekonomisinin uçurumun kenarına geldiğini adeta birbirleri ile yarışırcasına vurgulayarak, “tek kurtuluş yolunun AB üyeliği olduğuna” milleti inandırmaya çalışmaktadır.

Savaş ve bombardıman haberlerini geride bırakan Türk halkı bu yeni AB bombardımanı karşısında tekrar şaşkına döndü. Sağduyusu ile düşünemez hale geldi.

AB, bilindiği gibi kültürleri birbirine benzeyen 25 ülkeyi tek bir siyasi çatı altında toplayarak ABD merkezli tek kutuplu dünyada ikinci bir kutup haline gelebilme amacına yönelik bir güç ortaya çıkarmaya çalışıyor.

70 milyonluk genç ve dinamik nüfuslu müslüman bir ülkenin bu birliktelik içinde yeri olmadığını bu adamlar dafalarca vurguladılar. Tek taraflı Gümrük Birliğine alarak bizi zaten sömürgeleştirdiler ve kendilerine bağımlı kıldılar. Neden mevcut zenginliklerini 70 milyonluk bir fakir ülke ile paylaşsınlar. Adamlar haklılar. Bunları açıkça söylemekten de kaçınmıyorlar. Zaten 2011’de katılmasını istedikleri tek ve mütecanis yapı içinde kalan bir Türkiye değildir. Onlar etnik devletçiklere bölünmüş, üniter yapısını kaybetmiş, küçük ve birbiri ile problemi olan küçük devletçikler ile kimliğini kaybetmiş bir milletten oluşan Türkiye’yi alacaklarını bildiriyorlar.

Küreselleşmenin getirdiği yeniliklerin arttığı, teknolojinin baş döndürücü hızla geliştiği, iletişim araçlarındaki atılımların had safhaya ulaştığı, ülkeler arasındaki teknoloji transferinin yaygınlaştığı bir dünyada Türkiye’nin kendini tecrit edip dünya meselelerinin tamamen dışında kalması düşünülemez. Zaten bulunduğu coğrafya buna imkan vermez. Irak Savaşının sonunda dünyanın yeniden yapılandırılması safhası ABD tarafından fiilen başlatılmıştır.

Bu yapılanmada şimdilerde ABD’nin yaptığı gibi, sadece uluslararası hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen Irak saldırısı ve işgali sonunda bu savaşta fiilen asker kullanan ülkelerin görev almaları Türkiye’nin önemini azaltmaz. Çünkü Türkiye’nin önemi yalnız bulunduğu bölgeden kaynaklanmaz. Türkiyenin stratejik önemi, coğrafya ile beraber tarihi ve kültürel kazanımlarından ve dinamik Türk nüfusundan kaynaklanmaktadır.

Hiç bir ülke bugünkü sahte ve ucuz başarılarına bakarak kendini güçlü hissedip Türkiye’ye karşı yaptırımlar uygulamaya kalkmamalıdır. Türkiye; Avusturya’dan Romanya’ya, Fas’tan Sudan ve Mısır’a, Gürcistan’dan Yemen’e kadar olan coğrafya’da Osmanlı’nın 600 yıllık kültür varlığının mirasçısıdır. Bu bölge ülkelerinin yönetimleri ne düşünürse düşünsün ve ne yaparlarsa yapsınlar bölge halklarının Türkiye’ye bakışını değiştiremezler. Bölge halkları Türkleri ve Türk devirlerini tarihlerindeki en mutlu ve refah dolu günler olarak hatırlamaktadır. Birbirine en fazla düşmanlık duyması gereken Kıbrıs’ın iki halkının kapılar açılınca birbirleri ile olan kucaklaşması bu özlemin tezahürleri olarak görülmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti küçümsenecek ve dikkate alınmayacak bir ülke olarak görülmemelidir. AB ve ABD’nin dışında oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye’nin içinde yer alabileceği birbirinden güçlü pek çok alternatifi vardır.

Aslında Türkiye başlıbaşına etrafında toplanılacak bir güç merkezidir. Bu potansiyele sahip bir ülkenin bu coğrafyada yalnız kalması fiziken ve fiilen mümkün değildir. 2020 yılında nüfusu 1.5 Milyon’a düşecek Ermenistan, 5 milyona düşecek Yunanistan veya Bulgaristan’ın 90 milyonluk bir Türkiye karşısında boyun eğmekten başka yapabilecekleri fazla birşey yoktur.

Hele ABD’nin desteği ile kendini aslan yerine koyan Kuzey Iraklı iki kabilenin kendilerini dev aynasında görerek Türkiye’ye bazı oldu bittileri kabul ettirmek istemeleri ise düpedüz hayalperestliktir. Dönerli başkanlık döneminde kendisini Avrupa Birliğinin hakimi gibi gören Simitis Efendi ve halkının aklını başına toplaması, adımlarını hesaplı atması gerekmektedir.

Kıbrıs Rum Kesimini AB üyesi yaptıktan sonra, sırasıyla Karasuları ve Kıta Sahanlığı konuları ile bizi sıkıştıracakları, İstanbul, İzmir ve Pontusu alacakları ise ancak çocuklarının rüyalarını süsleyecek birer hayâldir.

Sonuç olarak; Türkiye yalnız değildir. Savunmasız değildir. Bu bölgede bu potansiyele sahip bir ülkenin yalnız ve tarafsız kalması düşünülemez. Türkiye, kendi bulunacağı yeri birilerinin yol göstermesi ve dayatması ile değil, kendi insiyastifi ile bulacak ve proğramlayacaktır. Önümüzdeki günlerde işte bunlar görüşülmelidir.

40 yıldır bir arpa boyu yol alamadığımız AB serüveni artık bitmelidir. Ve bizi sadece bu alternatife sürükleyen beyinlere artık dur denilmelidir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
7 Mayıs 2003 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale