26 TEMMUZ 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) ve Türkiye
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 2 Mayıs 2003 Cuma 

Türkiye gündemini 3 Kasım seçimleri ile ABD’nin muhtemel IRAK Operasyonu teşkil edince Türkiye için son derece önemli olarak değerlendirilen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirilen 7 nci Olağan Toplantısına gösterilen ilgi pek fazla olmadı. Bugün ve yakın gelecekte önem vermemiz gereken bu oluşum ile ilgili gelişmeler satır aralarında kaynadı gitti. Oysa biz Türklerin bu teşkilatı 21inci asra damgasını vuracağı sık sık vurgulanan Türk Dünyası için son derece önemli ve yararlı bir organ olarak görmemiz gerekiyor.

14 Ekim 2002 ‘de 10 ülkenin devlet başkanları ve üst düzey temsilcileri, Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı (ECO) zirvesi için İstanbul’da buluştular. İstanbul Çırağan Sarayında yapılan zirvenin başkanlığını İran Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemi’den devralan Cumhurbaşkanımız Sayın Necdet Sezer yürüttü.

Cumhurbaşkanı Sezer’in zirveyi açış konuşmasında vurguladıkları hususlar Türkiye’nin bu teşkilâta verdiği önemi belirginleştirmesi açısından çok önemli idi. Çünkü 8 milyon Kilometrekareye yayılmış olan toplam 350 milyon insanı biraraya getiren ECO; bulunduğu stratejik konum ve sahip olduğu doğal kaynaklar ile dünyanın belkide en nbüyük gücünü teşkil ediyor.

Fakat gerek bu teşkilâta mensup ülke yöneticileri ve gerekse dış dünyanın oyun kurucuları şimdilik bunun farkında bile değiller. İşte bu bakımdan Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı’nın yapısı hakkında vereceğim bazı teknik bilgilerle beraber Cumhurbaşkanı SEZER’in konuşmasından yapacağım özet alıntılarla ECO’nun Türkiye ve Türk Dünyası için önemini vurgulamak istiyorum.

Türkiye, İran ve Pakistan arasında ekonomik işbirliğini geliştirmek amacıyla 1964 yılında kurulmuş olan Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği (RCD) Teşkilâtı üzerinde şekil ve içerik değişiklikleri yapılarak bu organizasyon 1985 yılında Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı (ECO) adını almıştır.

Daha sonra 1992 yılında S.S.C.B.’nin dağılmasını müteakip özgürlüklerine kavuşan Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın katılımlarıyla üzerinde 350 milyon insanın yaşadığı 8 milyon Kilometrekarelik alanı kapsayan on üyeli bir örgüt haline gelmiştir.

Yeni katılan üyelerin ihtiyaçlarına cevap vermek üzere ECO’nun hukuki temelini oluşturan İzmir Antlaşması,14 Eylül 1996 tarihinde İzmir’de yapılan ECO Bakanlar Konseyi Olağanüstü Toplantısı’nda tadil edilmiş şekliyle imzalanmış ve bu şekilde Teşkilât’ın yeniden yapılandırma süreci başlatılmıştır.

ECO; orta vadede üye ülkeler arasında işbirliğinin gerçekleşmesine yönelik öncelikli hedefler olarak seçtiği ticaret, ulaştırma, haberleşme ve enerji sektörlerine ağırlık verilmesi stratejisini benimsemiştir. ECO bölgesinde ticaretin geliştirilmesi için tarife ve tarife dışı engellerin azaltılması, Serbest Pazar ekonomisinin işlemesi, ticaret gemilerinin Dünya Ticaret Örgütü’nün kural ve standartları ile uyumlaştırılması ve özel sektörün bölge içinde etkin biçimde faaliyet gösterebilmesine yönelik tedbirlerin alınması ayrı bir önem arzetmektedir.

ECO’nun HEDEFLERİ
Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı; ulaştırma ve haberleşme alanına öncelik vererek, özellikle açık denize çıkışı olmayan örgüt üyelerinin ihtiyacını karşılayacak, bu ülkelerin uluslararası limanlara ve pazarlara ulaşmalarını mümkün kılacak şekilde bölgenin alt yapısını geliştirmeyi, eksikliklerini tamamlamayı, ayrıca iletişim ağını günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde geliştirip yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.

ECO içinde diğer önemli bir işbirliği alanı enerjidir. Bölgenin sahip olduğu çok zengin enerji kaynaklarının akılcı ve rantabl bir şekilde bir şekilde kullanılması ile uluslararası pazarlara ulaştırılması bütün ECO üyeleri için hayati bir önem taşımaktadır.

1995 tarihinde yapılan III ncü ECO Zirvesi sırasında şartları imzalanan ve merkezi İran’da kurulacak Kültür Enstitüsü ile merkezi Pakistan’da kurulacak olan Bilim Vakfı’ndan sonra Türkiye’de kurulması öngörülen Eğitim Enstitüsü’nün kuruluş şartları da Almatı’da yapılan V nci Zirve öncesinde toplanan Bakanlar Konseyi’ nde imza altına alınmıştır.

Bu üç teşkilât’ın kurulmasını müteakip tam işlevleri ile gerçekleştirecekleri çalışmaları ile ECO üye ülkeleri halklarının zaman içinde birbirlerini daha iyi tanımaları ve kültürler arasındaki farklılıkların azaltılması hedef alınmıştır. Bu şekilde işbirliği her alanda daha yararlı olarak sürdürülebilecektir.

TÜRKİYE’NİN ECO İÇİNDEKİ KONUMU VE TUTUMU
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile birlikte üye olduğumuz tek bölgesel ekonomik kuruluş olan ECO’nun Türkiye Cumhuriyeti içiçn önemi çok fazşladır. Türkiye’nin coğrafi konumu , ulaştığı gelişmişli,k düzeyi tüm dünya ve bilhassa Avrupa ülkeleri ile siyasi ve ekonomik ilişkileri birlikte mütalaa edildiğinde , ülkemizin Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı’na lider olma ve ve bu Teşkilât’ı yönlendirme durumunda oldıuğu açıkça görülmektedir.

ECO bölgesinin çok zengin enerji kaynaklarının akılcı bir şekilde kullanılması ve uluslar arası pazarlara ulaştırılması hayati bir önem arzetmektedir. Bu bakımdan Türkiye; ECO içinde ticaretin geliştirilmesi, ticaret rejimlerinin şeffaflaştırılarak Dünya Ticaret Örgütü kural ve standartlarıyla uyumlaştırılması, denize çıkışı olmayan Orta Asya ülkelerinin dünya ticaret merkezlerine açılımlarını sağlayacak ulaştırma hatlarının geliştirilmesi, eksik hatların tamamlanması yönünde aktif bir tutum izlemektedir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi’ni bu anlamda ele alırsak, bunu çok başarılı bir ilk çalışma olarak değerlendirmemiz gerekmektedir. ECO içindeki önemli projelerden biri de, İstanbul’da kurulacak Ticaret ve Kalkınma Bankası’dır. Banka merkezinin Türkiye’de olması, ülkemize bankanın faaliyetlerini yönlendirme imkanı sağlayacaktır.

Ortak karayolu ve demiryolu ağı projeleri, özellikle bölgesel ticaretin geliştirilmesini ve hızlandırılmasını sağlayacağından Türkiye için önemli kabul edilmektedir.

ECO’nun gümrük alanındaki faaliyetlerinin izlenmesi ve özellikle bu alanda yönlendirirci rol alınması, bu ülkelere eğitim ve teknik konularda yardımcı olunması dış politikamız açısından da önem taşımaktadır.

ECO’NUN VII NCİ İSTANBUL ZİRVE TOPLANTISI
ECO’nun başkanlığını İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’den devralan Cumhurbaşkanı SEZER; Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirilen ECO 7 nci Devlet Başkanları Zirvesi’nin Anadolu Ajansı ve TRT dışındaki basına kapalı olarak yapılan oturumunda oldukça kapsamlı bir konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Sezer’in yaptığı konuşmanın önem arzeden kısımları şunlardır;

1990’lı yılların başında Avrasya’da yaşanan tarihsel gelişmeler bölge toplumlarına özgürlük ortamını da beraberinde getirmiştir. Sağlanan ortam bu ülkeler için önemli bir kazanımdır.

Yeni koşullar,10 yıl içinde bağımsızlığını kazanmış Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan’ın yanısıra Afganistan’ında örgüte katılmasına imkan vermiştir.

Son yirmi yıl içinde dünyamız küreselleşme sürecinden geçmektedir. İletişim ve bilişim teknolojisinde yaşanan baş döndürücü gelişmeler , sermayenin ulusal sınırları aşarak yer değiştirmesi, uluslararası ilişkilerde karşılıklı bağımlılığı ve dayanışmayı zorunlu kılmaktadır.

Küreselleşme sürecinin sağladığı bütün imkanlardan etkili bir biçimde yararlanmak ve bu sürecin olumsuz yönlerinden olabildiğince az etkilenmek için bölgesel ekonomik işbirliği kuralları içindeki ilişkimizi daha da geliştirmemiz gerekmektedir.

Özellikle gelişme yolundaki ülkelerin ekonomik imkanlarını paylaşmalarının ve deneyim değişimi yoluyla bölgesel işbirliğini arttırmalarının, küreselleşmenin olumsuz etkilerinden korunmada etkin bir yöntem olduğunu düşünüyoruz.

10 üyeden oluşan EİT; 350 milyonluk küçümsenemeyecek bir nüfusa, 8 milyon kilometrekarelik bir alana ve dünya ticaretini etkileyebilecek önemli doğal kaynaklara sahiptir. Çin Halk Cumhuriyeti sınırlarından Balkanların doğusuna kadar geniş bir coğrafyayı kapsayan bu alan bölgesel ekonomik işbirliği yönünden üyelerine geniş imkanlar sağladığı gibi yeni sorumluluklar da yüklemektedir. Örgütün denize çıkışı olmayan ülkelerinin kalkınmalarına katkıda bulunması yönünde haklı istek ve beklentiler vardır.

Afganistan’ın örgüt içinde özel bir konumu vardır. Afganistan son yirmi yıl içinde yaşadığı kardeş kavgaları ve yabancı müdahaleler sonucu insan kaynaklarını önemli oranda yitirmiştir. Alt yapısının tamamına yakın bölümünü kaybetmiştir.

Afganistanda kalıcı bir barışın kurulmasının bölgemizin barışına olduğu kadar dünya barışına da önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. ECO’nun Afganistan’ın yeniden yapılanmasına yönelik çalışmalara somut katkılarda bulunmasını içtenlikle istiyoruz. Örgütün Afganistan’da uygulamayı düşündüğü tasarılarda da mutlaka Afganistan Hükümeti’nin onayının alınması ve Afgan Halkının önceliklerinin gözardı edilmemesi gereklidir. Örgütün Afganistan’daki tasarıları uluslararası toplumun bu ülkede sürdürdüğü her türlü çalışmayı destekleyici nitelikte olmalıdır.

ECO’nun zengin doğal kaynaklara ve geniş imkanlara sahip olmasına rağmen üyelerinin beklentilerini karşılamakta yetersiz kaldığı yolunda eleştiriler vardır. Ayrıca örgütün, ekonomi ve ticaret etkinliklerinin belirlenen ereklere ulaşmada yavaş kaldığı ileri sürülmektedir.

Örgütün etkinliğinin ve verimliliğinin arttırılması, ekonomi ve ticaret alanlarında birlikte öngördüğümüz hedeflere ulaşmamız yönünden önem taşımaktadır. Yüksek düzeyli memurlar grubunun bu konudaki çalışmalarının başarılı sonuçlar vermesini diliyoruz.

Türkiye, Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı’nı bölgesel ekonomik işbirliğini geliştirecek bir forum olarak görmekte ve bu kuruluşun çalışmalarına ayrı bir önem vermektedir. Örgütün üyelerin beklentilerine cevap verebilecek bir konuma gelmesini ortak çıkarlarımızın bir gereği olarak görmekteyiz. Etkin ve verimli bir örgüt çalışmaları; üye ülkelerin yaşam düzeylerinin geliştirilmesine ve bölgede barış ve istikrar ortamının kalıcı olmasına imkan verecektir.

ÜYELERİN TİCARET HACMİNİN ARTTIRILMASI
Kurucu üyeler Türkiye, İran ve Pakistan’ın bölgenin kalkınmasının finansmanı için kurmayı öngördükleri ECO Ticaret ve Kalkınma Bankası’nın işlerliğe kavuşması bölgesel ekonomik işbirliğine yeni ve kapsamlı bir boyut kazandıracaktır.

Bölge ülkeleri arasında ticaret düzeyi ülkelerin olanaklarının altındadır. Ticaret hacminin arttırılması, ticari alanda karşılaşılan tarife ve tarife dışı engellerin azaltılması yönündeki çabalar desteklenmelidir. Bu anlamda örgütün kuruluş belgesi olan İzmir Antlaşması’nda öngörülen aşamalı azaltma yönteminin gözönünde bulundurulması yararlı olacaktır. EİT Antlaşmasının daha fazla zaman yitirilmeksizin imzalanmasını bekliyoruz.

İstanbul Doruk Toplantısı sırasında ilk kez bir EİT İş Forumu düzenlenmesi yararlı olmuştur. Bu etkinliğin kurumsallaştırılarak sürekli duruma getirilmesi için ülkelerimizdeki özel kesim kurum ve kuruluşlarının özendirilmesi bize yeni imkanlar sunacaktır.

Denize çıkışı olmayan 7 ülkenin üyesi olduğu bir örgüt için ulaştırma alanında işbirliği imkanının geliştirilmesinin önemi büyüktür. Unutulmaya yüz tutmuş olan İpek Yolunu canlandırmaya çalışan EİT Ülkelerinin İstanbul – Tahran – Türkmenabad – Taşkent – Almatı – Trans-Asya Ana Tren Hattında yolcu ve yük taşımak amacıyla demiryolu deneme seferlerini gerçekleştirmelerini takdirle karşılıyoruz. Bu seferlerin düzenli duruma getirilmeleri için üye ülkelerin çabalarını yoğunlaştırmalarını diliyoruz. Bu husus ülkelerimiz arasında ticaretin gelişmesine olduğu kadar Turizm faaliyetinin gelişmesine de katkıda bulunacaktır.

Türkiye komşularında üretilen petrol ve doğalgaz’ın boru hatlarıyla dünya pazarlarına taşınmasında bir geçiş ülkesidir. Büyüyen bir enerji pazarı konumunda olan Türkiye’nin yakın bir gelecekte bir enerji koridoru işlevini de üstlenmesi başlıca hedefimizdir.

Türkiye üye ülkelerin elektrik enerjisi nakil hatlarının birbirine bağlanmasına ilişkin tasarının yapılabilirlik çalışmalarında kullanılmak üzere İslam Kalkınma Bankası’nın sağladığı bağışı da şükranla karşılamıştır. EİT’nin üyelerinin istek ve beklentilerini karşılayan canlı ve dinamik bir kuruluş durumuna gelmesi için Türkiye, dönem başkanlığı süresinde elinden gelen çabaları gösterecektir. Bu bakımdan İstanbul Doruk Toplantısı örgütümüzün gelişme sürecinde yeni bir dönüm noktası oluşturacaktır.

Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliev, İran Cumhurbaşkanı Hatemi, Kazakistan Meclis başkanı Hallov’un katıldığı toplantı sonrasında açıklanan Sonuç Bildirgesinde şu hususlara yer verildi;

“Üye ülkeler arasında ticaret, yatırım, taşımacılık, iletişim, enerji, çevre ve uyuşturucuyla mücadele konusunda ortak hareket edilmesi kararı alınırken , Afganistan’ın yeniden imarı, İpek Yolunu tekrar canlandıracak Trans-Asya Ana Tren Hattı’nın güçlendirilip somut hale getirilmesi, üye ülkeler arasındaki işbirliğine özel sektöründe dahil edilmesi, Transit Ticaret Antlaşması ile Taşımacılık Çerçeve Antlaşmalarının vakit geçirmeden uygulamaya geçirilmesine karar verildi.”

EİT, AB’NİN BAŞLICA VE TEK RAKİBİDİR
Sonuç olarak; ülkelerin rejimlerindeki farklılıklar dolayısıyla şu ana kadar pek önemli bir başarısı görülmeyen bu teşkilât çok önemli bir gelecek vadetmektedir.

Kanaatime göre; bu örgüt en az Avrupa Birliği kadar önemlidir. Hatta sahip olduğu doğal zenginlikler ve jeostratejik konumu ile ondan daha da önemlidir. Avrupa Birliği başlangıçta sadece altı ülkenin iştiraki ile Ortak Pazar olarak kurulduğu günden bugüne kadar tam elli yıl geçmesine rağmen istediği siyasi ve ekonomik bütünlüğü sağlayamamıştır. Bu husus dikkate alındığında EİT’nin daha çok genç olduğunu ve zaman içinde çok önemli işlevleri üstleneceğini şimdiden söylemek için dahi olmak gerekmiyor.

İran, Afganistan ve Tacikistan’da bulunan Türk nüfusu da dahil ettiğimizde toplam 175 milyonluk bir Türk kitlesini barındıran ve 350 Milyonluk ayni ortak dini kültürü paylaşan insanların meydana getirdiği böyle bir teşkilâttan gelecek için güzel şeyler beklemeye hakkımız vardır.

8 Milyon Kilometrekareye dağılmış bir teşkilâtın ortak normları ve kurallarının geçen on yıl içinde yerleşmesini beklemek safdilliktir.Zaman içinde bugün işbirliği yapılmasında sıkıntıya düşülen pek çok konudaki ortak davranış biçimleri belirginleşecek ve benimsenerek kurallaşacaktır. Bu doğal sürecin geçmesini beklemek gerekmektedir.

Burada Pakistan ve Tacikistan dışında nüfusunun çoğunluğunu Türklerden oluşan ülkeler içinde bugüne kadar demokratik yöntemlerle idare edilerek batılı normlara vukufiyeti en çok olan ülke sadece Türkiye’dir. Bu bakımdan organizasyonun başarısı için diğer ülkelerden çok bize önemli görevler düşmektedir.

Özetle bu teşkilâtın omurgası yani lokomatifi Türkiye’dir. Biz Türkiye olarak diğerlerine nazaran daha büyük bir özveri ve çaba harcamaz isek teşkilât kendisinden beklenen işlevleri tamamlamadan hemen dağılabilir. Türkiye’nin yönetici, yönlendirici ve oyun kurucu görevini üstlenmesi gerekmektedir.

Bunun için mevcut kurallar bir tarafa bırakılarak Cihan İmparatorluğundan gelen devlet yönetme sanatına aşina olan Türkiye’nin bu birlikteliği nasıl sağlayacağının plan ve proğramını şimdiden oluşturması zorunludur.İşte bu yüzden kuruluş döneminde Teşkilâtın Sekretaryasını en az on yıl hiç değişmeden bizim yönetmemiz ve çalışmalara ev sahipliği yapmamız şarttır.

Teşkilât Yönetim birimlerinin ve sekretarya’nın çoğunluğunu bizim teşkil etmemiz gerektiği üye ülkeler nezdinde her fırsatta dile getirilmeli ve mevcut bütün imkanlar zorlanarak yönetime ağırlık konulmalıdır.

İki milyarlık kalabalık bir nüfusa sahip Hindistan ve Çin pazarı ile komşu olan EİT; bu ülkeler ile sanayileşmiş Batı Avrupa arasındaki ticareti ve petrol sevkiyatını yönetip yönlendirebilmelidir.

ECO’nun Akdeniz ,Hazar Denizi, ve Hint Okyanusunu kontrol eden konumu ve tarihi İpek Yolunu üzerinde bulundurması büyük bir avantajdır. Bu avantaj ilgili ülkeler nezdinde çok iyi değerlendirilmelidir.

Avrupa Birliği bizi aralarında görmek istemiyor. Ve bunu her fırsatta yetkili ağızlardan açıklıyor. Bu onların en doğal hakkıdır. Çünkü Türkiye mevcut potansiyeli ile AB ülkelerinin kazanımlarına ortak olacak ve kısa bir süre sonra sistemin yönetimine ağırlığını koyacaktır. Yani bir bakıma AB’nin zenginliklerine ortak olacaktır. İşte bu yüzden bizi AB’ye kesinlikle almayacaklardır.

Bununla AB ile olan ilişkilerimizi hemen keselim demiyorum. Aksine “AB ülkeleri ile olan ilişkilerimizi ikili olarak giderek artan ölçülerde geliştirmemiz gerektiğini” vurgulamak istiyorum. AB ile ilişkilerimiz her alanda artarak devam edebilir. Fakat Türkiye’nin geleceği, yani parlak istikbali ve zenginliği doğudadır. Çünkü doğu dün olduğu gibi bugünde daima batıdan daha zengin ve daha güçlüdür.

Gelecek 25 yıl içinde sömürgelerini birer birer kaybeden batı’nın fakirleşeceğini ve giderek daha da güçsüzleşeceğini, doğu’nun ise güçlenip ( ÇİN+HİNDİSTAN+JAPONYA ) dünyanın yönetimine ağırlığını koyacağını hep birlikte göreceğiz. Bu bakımdan elimizdeki imkanları şimdiden iyi kullanmasını bilmeliyiz.

ECO; bugün için sahip olduğumuz çok iyi bir imkandır. Almanya’nın AB içinde ağırlıklı olarak oynadığı rolü bizim ECO içinde oynamamız gerekmektedir. Ancak bu şekilde önce bölgemizde söz sahibi olan bölgesel bir Güç Merkezi, bilahare Dünya Güç Merkezi konumunda olan bir Türkiye yaratmak mümkün olabilecektir.

Fakat bütün bunlar için 24 saat sonrasını göremeyen değil, yüz yıl sonrasını görerek bunun planlaması için emir verebilen yönetim kadrolarına ihtiyaç vardır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
2 Mayıs 2003 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale