22 TEMMUZ 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Başkanlık sistemi tartışılmalı mı?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 1 Mayıs 2003 Perşembe 

Türklerin tarih sahnesinde görülmeye başladıkları andan itibaren Han’lar, Hakanlar, Padişahlar tarafından, yani bütün otorite’nin tek kişide toplandığı sistemlerle idare edildiği bilinen bir gerçektir. Türkler herzaman başlarında güçlü liderler aramışlardır. Böyle liderlerin bulunduğu zamanlarda her alanda güçlenmişler, dünya insanlığına çok önemli eserler hediye etmişlerdir. Aslında yönetimin tek liderin iki dudağı arasında gibi görülmesine rağmen bütün Türk devletlerinde liderin çok yakınında çalışan bir grup bürokratın yönetimde lidere her alanda destek verdikleride bilinen bir gerçektir.

Hakan’a verilen yönetim desteği 1876’da Birinci Meşrutiyetle birlikte milletin temsilcilerinden oluşan Mebusan Meclisi ile sistemleşmiştir. Cumhuriyet’tan itibaren egemenlik milletin temsil edildiği parlamenter sistemde ve daima( askeri dönemler hariç) bu temsilcilerin seçtiği kişilerde olmuştur.

1923-1938 döneminde Gazi Mustafa Kemal Atatürk Cumhurbaşkanı olmasına rağmen kişililiğin verdiği güç ile Başkanlık Sistemine benzer şekilde ülkeyi yönetmiştir. Gazi’nin ölümü ile başlayan 1938-1950 Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ’nün Tek Şef döneminde ülke yönetiminin yine fiilen tek kişide toplandığını görüyoruz.

1960 ve 1980 askeri yönetimlerinde de Devlet Başkanlığı şeklinde bir yönetim vardır. Görüldüğü gibi ülkemiz adı konmasa da Başkanlık Sistemi’ne benzer bir yönetimle idare edilmiştir. Bunda yönetimdeki liderlerin kişiliği önemli rol oynamaktadır.

Daha önce Turgut ÖZAL ve Süleyman DEMİREL’in gündeme getirdikleri Başkanlık Sistemi bu defada bir aylık parlamenter ve Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Başkanlık veya yarı başkanlık sistemi benim siyasette arzumdur. Olmasını isterim” söylemleri ile yeniden ülke gündemine girmiştir.

1982 Anayasası, Yasama, Yürütme ve Yargının işlevlerini çok detaylı olarak açıklamaktadır. Burada YÜRÜTME’nin başı olan Cumhurbaşkanı’na verilen görevler Başkanlık Sisteminde Yürütme’nin başı olan Devlet Başkanı’na verilecek görevlerden az değildir.

Cumhurbaşkanı’nın; “Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak” yetkisi vardır. Bu bir madde dahi Başkanlık sisteminin bizde fiilen var olduğunu göstermektedir.

Anayasamızın 104’cü maddesi;”Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını,Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir” ifadesi ile Başkanlık sistemi ile verilebilecek önemli bir diğer görevi Cumhurbaşkanına vermiştir.

Sistemin işlemesi hakkında fikir yürütebilmek için Anayasa ve yasaların iyi bilinmesi gerekir. Bugün Türkiye’de eksikliği hissedilen Sistemin yetersizliği değildir. Yetersizlik sistemin uygulayıcılarındadır. Yetersizlik uygulamalardaki başarısızlıklardadır.

Bugünkü siyasi sistemimizin dibe vurduğu ve Kuvvetler Ayrılığı ilkesi’nin tam işletilemediği bir gerçek. Son yıllarda çıkarılan yasaların tamamına yakınının Yasama tarafından değil de yürütme organımız tarafından yapıldığı da bir gerçek. Ama bütün bunların tek suçlusunun 5 aylık AKP iktidarı olmadığı da bir gerçek.

Başkanlık sistemi birçok ülkede var. En çok gözönünde olanı ve bilineni ise ABD’nin sistemi. Sayın Başbakanımız “Amerika modelinin ideal olduğunu” söylemiş. Haklıdır. Bu sistem ABD gibi birbirinden her alanda farklı yönetilen devletlerin meydana getirdiği ve ancak az sayıdaki federal yasalar ve yöneticilerle bir arada tutulan ABD gibi Birleşmiş bir devlet için çok ideal olabilir. Bu belki de ABD gibi kendi kıt’asında hiçbir dış tehdit altında bulunmayan bir ülkede en ideal sistemdir. Ama biz dünyanın merkezinde ve her tarafından tehdit edilen bir coğrafyada yaşıyoruz. Bunun için başkalarının örneği bize uymaz. Mutlaka değişiklik gerekiyor ise, biz kendi modelimizi yaratmalıyız.Türkiye modelini bulmalıyız.

Bilindiği gibi Fransa’daki Yarı Başkanlık sisteminin bizden tek farkı orada Cumhurbaşkanının halkın oyu ile,Türkiye’de ise halkın temsilcilerinin oyu ile seçilmiş olmasıdır.

Anayasa’nın “Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü takdirde Bakanlar Kuruluna başkanlık eder.” maddesi Sayın Özal tarafından çok sık kullanılmıştır. Sayın Özal’ın sık sık Bakanlar Kurulu'nu topladığını,Kurul Gündemi görüşülürken daha önceden hazırlattığı kararnameleri Bakanlar Kurulu’na imzalattığını,hatta çoğunlukla içi boş kararnamelerinde imzalatıldığını yakın siyasi tarihimizi takip edenler çok iyi bilirler. İşte bu mevcut anayasamız ile Başkanlık Sisteminin uygulanabileceğinin tipik bir örneğidir.

Atatürk ve İnönü döneminin başbakanlarını hatırlayanımız yoktur. Çünkü her türlü yetki Cumhurbaşkanca kullanılmıştır.

Sonuç olarak;
Türk tarihindeki Başkanlık Sistemi örnekleri Cumhuriyet Yönetiminde pek fazla değişikliğe uğramadan güçlü liderlerin Cumhurbaşkanlığı makamına gelmeleri ile aynen devam etmiştir.

Bugünkü mevzuatımız böyle bir yönetime elverişlidir. Devlet yönetimlerinde kurallar çok uzun sürelerde oturur ve yerleşir. Bizim gibi sık sık anayasa değişikliğinin yapıldığı ülkelerde ise devlette istikrar bozulmakta ve vatandaşın devlete olan güven duygusu sarsılmaktadır.

Sorun yasalarda değil kişiler ve kişiliklerdedir. Bu bakımdan daha yeni oturmaya başlayan demoktatik sistemimizde mevcut sistemin gereklerini tam uygulamadan yeni bir sistem getirmeye kalkışmak bana göre lüzumsuz ve gündem değiştirmeye yönelik saman alevi gibi parlayıp sönecek hareketlerdir. Önce mevcudu tam uygulayalım. Şimdi ne zaman ve ne de zemin bu tartışmaları kaldırmaya müsait değildir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Mayıs 2003 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale