29 Mart 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ve Saddam düştü. ABD ile sınır komşusu olduk
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 13 Nisan 2003 Pazar 

20 Martta Bağdat’ın bombalanması ile başlayan ABD’nin Irak’ı işgâl harekâtının ilk safhası 9 Nisan günü öğleden sonra ABD tanklarının aynen resmi geçit yapar gibi hiç bir direnişle karşılaşmadan Bağdat’ın merkezine gelmesi ile bitti. Şu andan itibaren Irak’ta 24 yıldır Devlet Başkanlığı görevini üstlenen Saddam ve Baas Yönetimi yok. Şimdi artık ABD ve İngilterenin askeri yönetimi var. Irak’ın yeni Saddamı dört yıldızlı ABD Generali Tommy Franks . Bu nekadar devam eder.

Bekleyip göreceğiz. Bugün sadece Irak’ta değil, dünyada yeni bir dönem başladı. Aldığımız askeri eğitim, yılların verdiği tecrübeyi kullanarak bu savaşın muhtemel ceryan tarzını tahlil ettiğimizde hiç beklemediğimiz bir sonuçla karşılaştık. Sanırım bugüne kadar yazılan askeri taktik ve stratejileri belirten talimnamelerin tamamının çöpe atılması gerekiyor.

24 yıldır ülkenin başında olan bir lidere sahip köklü bir ülke . 500.000 kişilik zayıf teçhizatlı ama disiplinli ve düzenli bir ordu. 5000 yıllık dünya kültür hazinelerinin mirasçısı olup, ata yadigarı topraklarını işgal edenlere karşı bu toprakları kanının son damlasına kadar savunmak için silahlandırılmış ve eğitilmiş 6 milyonluk bir milis gücü. En az 300 tane savaş uçağı. Tanklar, toplar. Evet . Nerede bunlar? Bu güç bu kadar çabuk pes etmemeliydi.

Hani çölleri ABD’ye bırakmışlardı. Hani Bağdat kapılarını ABD askerlerine mezar edeceklerdi. Barajları açıp işgal ordularını suda boğacaklardı. Saldırganları Petrol dolu hendeklerde yakacaklardı. Bağdat sokaklarını koruyan iki milyon silahlı vatansever ile ABD askerlerini tek tek avlayacaklardı.

Bunların hepsi boş çıktı. ABD askerleri binlerce yıldır değiştirilemeyen Harp Prensiplerinin hiç birini uygulamadan ellerini kollarını sallayarak tören geçidi yapar gibi Bağdat’a girdiler. Bağdat Halkı 20 gündür tepelerine en gelişmiş silah sistemleri ile ölüm yağdıran bu işgal ordusunu silahla değil, çiçekle karşıladı.

Savaş boyunca son derece az mevcutla, ikmal noktalarından uzaklaşmış ve tam 600 km. boyunca tesbih tanesi gibi dizilmiş ABD ordusuna Irak hiç bir şey yapamadı. Ne bir uçak, ne bir tank, ne bir asker, ne Saddam’ın sayıları yüzbinleri bulan yeminli fedaileri, ne çok iyi yetişmiş Cumhuriyet Muhafızları, ne mayın tarlaları, ne tank engelleri, ne avcı çukurları, ne tel engelleri vardı. Sanki Irak yıllardır kendisine saldırılacağı tehdidi altında olmayan bir ülke görünümünde idi.

Irak’ta başlangıçtaki bir kaç küçük halk hareketi dışında kapsamlı bir savunma sistemi göremedik. Dünyanın en iyi savunulabilecek iki büyük su engeline sırtını dayayan Bağdat’ta sadece köprülerin havaya uçurulması dahi savunmanın bir kaç ay daha dayanmasını sağlayabilirdi.

Evet Saddam bir kere daha dünyayı şaşırttı. Belki kendi de bu işe şaştı. Bilindiği gibi, iki ülke arasındaki harpte Silahlı Kuvvetler devreye girdiği andan itibaren her türlü şiddet vasıtası kullanılarak hedefler ele geçirilmeye çalışılır. Harbin askeri açıdan son hedefi; dağ, tepe, şehir, üs veya düşman orduların imha edilmesi değildir. Harbin askeri açıdan son hedefi; DÜŞMAN SİLAHLI KUVVETLERİNİN SAVAŞMA AZİM VE İRADESİNİN YOK EDİLMESİDİR.

Bağdat’ın işgali esnasında görülen manzara işte bu idi. Yani Irak Halkının savaşma azim ve iradesi bitmişti. Toprak altı ve toprak üstü servetleriyle ve gerekse sahip olduğu evrensel insanlık kültürü değerleriyle bu dünyanın en eski ve en zengin yerleşim yeri Mezopotamya’nın sahipleri, Saddam yönetiminde geçen son yirmi dört yılda sadece savaş gördüler. Ve nereden ne zaman geleceği belli olmayan bombaların getireceği ölümün korkusu altında yaşam sürdüler. Oysa bu bölge insanının dünyanın en zengini olması gerekiyordu.

Nitekim halkın Saddam’ı sevmediği, sadece şerrinden korktuğu için bağlılık göstediği gerçeği savaşın son haftasında iyice görüldü. Savaşın kaybedileceği belli olunca halk kendini işgal ordularına teslim etti. Heykellerin yıkılması sırasındaki halkın tepkisi bir millet için züldür, ve tarihi bir utanç vesikası olarak hafızalardan hiç silinmiyecektir. Bundan sonra artık zayıf bir kaç direniş sonunda hepsi teslim olacaklardır. Saddam için en iyi son ise vuruşarak ölmesidir. Belki bu davranışı ile halkın zihinlerinde bir süre daha yer kazanabilir. Teslim olmak veya başka bir ülkeye sığınmak bu çapta bir lidere yakışmaz.

Şimdi ne olacaktır. Şimdi gerek Irak ve gerekse bölgemizde tam bir kaos ve kargaşa dönemi başlamıştır. Saddamı devirmek çözüm değildir. Yerine ne getirilecektir o önemlidir. Bu coğrafyada asırlardır merkezdeki diktatörlerin ve taşradaki aşiret resislerinin baskısı ile yönetilen bir halk nasıl ve ne zaman demokrasi sistemine geçebilecektir. Sayıları yüzü aşan etnik ve dini gruplar arasında nasıl bir denge politikası uygulanacaktır. Bunlar çözümü çok zor ve zamana bağlı sorunlardır. İşin bir diğer önemli yanı da bundan sonra sıranın İran ve Suriye’de olduğunu açıkça bildiren ABD yönetiminin Irak’ta düzeni tam sağlamadan bu ülkelere nasıl yöneleceğidir.

Bölgeye yerleşerek petrol ve enerji yollarını doğrudan kontrol altına alan ve artık yenilmez Hiper güç olduğunu sanan ABD’ye bölgede çıkarı olan diğer dünya devleri Rusya, Fransa, Almanya, Çin, Japonya, Hindistan, Pakistan ve Türkiye ne kadar tahammül edebilecektir.

En yakınlarını ve evlerini bombardımanda kaybeden Arap halkının milliyetçi duygularıyla bütün dünya sathında sürdüreceği intikam saldırılarına ABD nasıl dayanacaktır. Görünen gerçek şu ki, dünyada artık BM’ler çatısı altında varolduğu değerlendirilen uluslaraası hukuk sistemi yoktur. Yeni kanun, Güç Kanunu’dur. Orman Kanunu’dur. Güçlülerin güçsüzleri her istediği zaman dövebileceği ve şikayet edecek makamın bulunmadığı bir döneme girilmiştir.

Kendini zayıf gören ülkelerin kendilerini savunma iç güdüsü ile başlatacakları terörist eylemlere karşı ABD kendini savunacak yeterli gücü bulabilecek midir? Çünkü bu durumda ABD tesisi ve vatandaşının bulunduğu her köşe savunulması gereken bir savaş alanı olmaktadır. Sanırım orta vadede bu faaliyetler ABD’yi dünyaya yeni bir hukuk düzeni getirmeye zorlayacak ve belki de bu koca dev kendi kıtasına hapsolacaktır.

Bunlar şimdilik ilk intibalar. Türkiye bunun neresindedir? Bunun irdelemesi için olayların gelişmesini bir kaç gün daha takip etmek gerekiyor. Çünkü ABD ile İNGİLTERE arasında ganimet dağıtımda paylaşım çatışmalarını izledikten sonra daha sağlıklı resim alma imkanı bulacağız.

Burada önemli bir gerçek ile daha karşı karşıya bulunmaktayız. Artık Irak ile değil, ABD ile komşu olduk. Şimdi buna alışmamız ve planlarımızı buna göre revize etmemiz gerekiyor.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
13 Nisan 2003 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale