27 Nisan 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kemalizm Türkiye'nin önünü tıkıyor mu?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 2 Nisan 2003 Çarşamba 

AVRUPALI'NIN İNANILMAZ SALDIRISI:  KEMÂLİZM TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ TIKIYOR...

Türk Milletini ve Türk Dünyasını "Atatürk ve Atatürkçü Düşünce’yi Koruma" Seferberliğine çağırıyorum.

Avrupa Birliğine üyelik sürecimiz yaklaştıkça Avrupa’nın Türkiye’ye saldırıları dozajını arttırarak devam ediyor. Şimdi de Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan Anayasa’mızın dayandığı fikri yapıyı, yani Atatürkçü Düşünce Sistemi’ni hedef olarak aldılar. Türkiye’nin AB üyeliği için temel şart olarak Atatürkçü Düşünce’den vazgeçmemizi istiyorlar.

Bu husus devletimizin bek’ası için hayati önem taşıyor. Üzerinde ciddiyetle durulması ve tedbir alınması gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne doğrudan saldırı niteliği taşıyan bu olay ABD’nin Irak operasyonuna kilitlenen Türk Kamuoyunun gündeminde yeterli önemde yer almadı. Oysa iş işten geçmeden ve tedbir almada geç kalınmadan konunun ülke gündemine taşınmasında yarar görülmektedir.

Konuyu önce Hürriyet Gazetesi ortaya çıkardı. Önümüzdeki Mayıs ayında AB Genel Kurulu'na sunulacak olan Türkiye raporunu ele geçirdiğini bildiren haberinde aşağıdaki bilgileri verdi.

“Hollandalı Hristiyan Demokrat parlamenter Arie Oostlander tarafından Avrupa Parlamentosu'nda hazırlanan ‘Türkiye'nin AB üyeliği’ konulu bir raporda, Türkiye Devleti'nin Kemalizm ideolojisine bağlı yapısı ve laikliği sorgulanıyor ve bu durumun AB üyeliği önünde engel teşkil ettiği vurgulanıyor.

Türkiye Raportörü Oostlander; Türkiye'nin devlet yapısının Kemalizm ideolojisi üzerine kurulduğunu belirterek, bu yapının Türkiye'de "ülkenin bölünmez bütünlüğünün bozulacağı" korkusu yarattığını, askerin gücünü artırdığını, aşırı Türk milliyetçiliğini körüklediğini ve dine karşı esnek olmayan bir tavır yarattığını belirterek,‘ Bu durum, Türkiye'nin AB üyeliği yolunu tıkamaktadır’ görüşünü savunuyor.

Raporda; Türkiye'nin Fundemantalizm korkusundan arınması, katı laik tutumunu değiştirmesi ve laikliği, Avrupa ülkelerindeki örnekleri esas alarak yorumlaması gerektiği beliriliyor. Hollandalı raportör, Türkiye'de Kemalizm'in esas alınmadığı yeni bir anayasaya ihtiyaç bulunduğunu belirterek, askerin siyasetteki ağırlığına da yoğun eleştiri getiriyor.

Ayrıca; Türkiye'deki reformların yetersiz olduğunu, yapılan reformların da kağıt üstünde kaldığını belirtilerek, Heybeliada'daki ruhban okulunun açılması çağrısı yapılıyor, Türk ve Ermeniler arasında diyalog yoluyla kurulacak bir müzakere ortamıyla tarihi gerçekler konusunda uzlaşmaya varılması talep ediliyor.

24 Mart'ta AP Dış ilişkiler Komisyonu'nda görüşülecek olan ve Mayıs ayındaki AP Genel Kurul toplantısında da tartışılarak oylanması beklenen 16 sayfalık bu raporda özetle;

Türk Devleti'nin temel felsefesi, Kemalizm'dir. Bu ideoloji, Türkiye Devleti'nin bölünmez bütünlüğünün bozulmasına yönelik korku yaratıyor. Aşırı Türk milliyetçiliği körüklüyor. Askerin gücünü artırıyor ve dine karşı esnek olmayan bir tavır yaratıyor. Sonuç olarak bütün bu oluşan unsurları yaratan Kemalizm ideolojisi, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma yolunu kapatıyor.” denilmektedir.

Bu belge Avrupa ve Avrupalı’nın Türkiye’ye bakış açısını bütün çıplaklığı ile ortaya çıkardığı için Avrupa Birliği açısından bir talihsizlik örneğidir.

Avrupalı’nın meselelere bakış açısının ne kadar sığ ve bağnazlıklarla dolu olduğunun belgesel ispatıdır. Onlar Atatürk ve Atatürkçü Düşünce’nin sadece Türk Milleti üzerinde değil, dünya insanlığı içindeki yerini anlayamayacak kadar cahil değiller. Ama bilerek ve isteyerek ülkemizin birlik, beraberlik ve bütünlüğünü sağlayan Atatürk ve Atatürkçü Düşünce gibi iki temel kavrama saldırarak Türkiye Cumhuriyeti devletini temelden yıkabileceklerini hesap ediyorlar.

Atatürk ile birlikte 20 nci asra damgasını vuran Hitler, Musolini, Stalin, Lenin, Mao Che Tung, Tito gibi liderler fikirleri, eserleri ve heykelleri ile birlikte tarihin derinliklerinde yerini almışlardır. Bugün yaşayan ve tarihe damgasını vuran tek lider Mustafa Kemâl Atatürk’tür. O’nu ölümünün üzerinden 65 yıl geçmesine rağmen bugün yaşatan ve yarınlarda da yaşatacak olan husus; TUTARLI, DENGELİ ve UYGULANABİLİR bir düşünce sistemine sahip bulunmasıdır.

Atatürk, çok genç denilecek bir çağda 57 yaşında aramızdan ayrılmıştır.. Fakat bugün ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ bütün unsurları ile Türk toplumunun yaşantısına yön vermektedir. Türk milleti Ata’sının İlke ve İnkilâpları doğrultusunda onun gösterdiği hedeflere ilerleme gayreti içindedir. Günümüzün gelişmiş kitle iletişim araçlarının sağladığı imkanlardan geniş ölçüde yararlanan Atatürkçü Düşünce Sistemi; milli sınırlarımız dışına taşarak evrenselleşmiş ve dünya milletlerine de her alanda ışık tutmaya başlamıştır.

Binlerce yıllık Türk tarihi içindeki Türk Devlet adamlarının en büyüklerinden biri olan ATATÜRK, Türklüğün bir çağının simgesidir. Bu simge unutturulmak istenen Türk ismini yeniden insanlığın hafızasına kazımıştır. Bugün Türk milleti ve insanlık alemi’nin önemli bir bölümü O’nun fikir ve düşünceleri ile yaşantılarına yön vermektedir. İnanıyorum ki bu yarında devam edecektir.

ATATÜRK; Türk ve dünya tarihi içinde yeri hiçbir zaman doldurulamayacak müstesna bir kişiliktir.O; tarihi işlevini bitirmiş bir imparatorluğunun öz cevherinden Türk milli şuurunu uyandırarak yepyeni bir devlet oluşturmuştur. Öldü denilen Türk milletini yeniden tarih sahnesinin çok saygın bir toplumu haline getirmiştir.

Batılı dostlarımızın (!) Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesi önünde engel olarak gördükleri “Atatürkçülük” ve “Atatürkçü Düşünce Sistemi “kavramları Anayasamızın fikri özünü teşkil etmesinin yanında, toplum hayatımızı yönlendiren bir çok önemli yasalarda da belirleyici, yönlendirici ve yol gösterici nitelikleriyle kullanılarak kurumsallaşmıştır.

“Atatürkçü Düşünce”kavramı ile; Mustafa Kemal Atatürk’ün kaynağını ve gücünü Türk Milleti’nden ,O’nun binlerce yıllık tarihi geçmişinden ve kültüründen aldığı; günümüz şartlarına, akla, mantığa, Türk Milleti’nin ihtiyaçlarına, arzu ve isteklerine, kabiliyet ve becerilerine, çağdaş bilim ve teknolojinin gereklerine uygun şekilde geliştirdiği; Türk insanının ve Türk Toplumu’nun davranış ve faaliyetlerinin Türk Milli Hedefleri doğrultusunda yönlendirmek ve yönetmek için ortaya koyduğu düşünce ve görüşlerin tümü akla gelmektedir.

Atatürkçü Düşünce’nin en büyük özelliği zamanımıza kadar kitleleri yönlendiren düşünce sistemlerinin dışında tamamen Türklüğe has milli bir karakter taşımasıdır. Türk Toplumunu her alanda güçlendirmeyi hedef almasına rağmen EVREN-DÜNYA-İNSAN ve TOPLUM hakkında ortaya koyduğu fikirleri ve özellikle “Millet Egemenliği”,”Milli Hakimiyet” ve “Tam Bağımsızlık” gibi temel düşünceleri ile artık bizim malımız olmaktan da çıkmıştır. Evrensel boyutlara ulaşarak dünya milletlerinin ortak malı olmuştur. Bu bakımdan bu kendini çok akıllı sanan Avrupalı kardeşlerimiz Türkiye’nin önünde engel olduğunu ileri sürdükleri “KEMALİZM” gerçeğini iyi öğrenmek zorundadırlar.

Eğer iyi bir inceleme içine girerlerse, değil bunun kaldırılmasını teklif etmek, belki de Avrupa Birliğinin siyasi ve sosyal birlikteliğini sağlayacak en iyi vasıtayı bulduklarını görecekler ve bu fikirlere dört elle kendileri sarılacaklardır. Bize akıl vermeye çalışan aklı fazla Avrupalı’lara Türk’ü ve Atatürk’ü iyi tanımalarını ve bunun için ilk olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümsüz eseri NUTUK’u alarak hıfz etmelerini öneriyorum.

Bunun için geç bile kaldılar. Eğer Avrupa devlet adamları Mustafa Kemal’i tanıyıp anlamış olsalardı, kendilerine böyle saçma ve çağdışı rapor sunma cüretini gösterecek bürokratları istihdam etmezlerdi. Ve dünya kamuoyunda böyle küçük düşmezlerdi.

TÜRK MİLLETİ İÇİN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE; milli varlığını korumak, geliştirmek ve devam ettirmek için sonsuz bir kaynak ve ulaşılması gereken bir hedeftir. TÜRK MİLLETİ İÇİN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE; bir hayat tarzıdır. Bu düşüncenin meydana getirdiği kültür çevresi, bu yüce milletin hürriyet içinde bağımsız yaşaması için vazgeçemeyeceği birlik, bütünlük ve medenilik ortamıdır.

ATATÜRK; düşüncesiyle, davranış ve eylemleriyle, uygulamaları ve uygulayamadıkları ile Türk Milletinin ebedi refah ve mutluluk simgesidir. Tamamen bizim olan ATATÜRK ve ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ’ni korumak, kollamak, yaşatmak ve sonsuza kadar bek’asını sağlamak her Türk evlâdına düşen en kutsal görevdir.

80 yıldır bölgesinde bir huzur adası şeklinde mevcudiyetini sürdürenTürkiye Cumhuriyeti Devleti’nin jeopolitik konumundan kaynaklanan önemi dün olduğu gibi bugünde devam etmektedir. Bölgede menfaati olan güçler, menfaatlerine dur diyebilecek güçlü bir Türkiye arzu etmemektedir. Buna çevre ülkelerinin tarihten gelen menfur emelleri de eklendiğinde ülkemizin, sürekli ve gelişmişliği oranında artan bir tehdit altında olduğunu söylemek mümkündür.

Bugün ülkemizde yaşanan birlik, beraberlik ve bütünlüğümüz, her alandaki güçlülüğümüzün temel göstergesidir. İşte bu gücü hazırlayan ve simgesi haline gelen ATATÜRK ve ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ; ülkemiz hakkında hain emeller besleyen dış güçler ile bunların yurt içindeki işbirlikçilerinin hedefi haline gelmiştir.

Bayrağımız, şanlı tarihimiz ve mili bütünlüğümüz yanında en çok yıpratılmak istenen eserlerimizin başında Atatürk ve O’nun milletiyle özdeşleşmiş Düşünce Sistemi gelmektedir. Hollandalı Raportör sadece bir emir kuludur. Böyle yaz demişlerdir. O’da yazmıştır. Asıl olan bu raporun içeriğindeki niyettir. Buradaki Niyet; Türk Milleti’nin millet olma vasfının ortadan kaldırılması ve içten çökertilmesidir. Bunun en etkili yoluda Atatürk’e saldırmaktır. Yapılan şimdi budur. Bu oyuna gelinmemelidir.

Atatürkçü Düşünce’nin Türk Milleti’nin yaşantısında sonsuza kadar yönlendirici olması bek’amız için hayati önemi haizdir. Bunun için ülkemizdeki yerini, evrensel boyutlardaki durumunu ve gelecekteki geçerliliğini belirleyecek usulleri bulmak ve yaşatmak zorundayız.

Devletimiz; bu düşünceyi sonsuza kadar yaşatacak sistemleri bilimsel yollardan araştırmak, bulmak ve bulduklarını milletin tüm yaşantısında uygulanabilir bir hale dönüştürmek gibi son derece zor ve kapsamlı, fakat mutlaka gerçekleştirilmesi gereken faaliyetleri yürütecek teşkilâtları Anayasa ve yasalarla kurarak teminat altına almıştır.

Anayasamızın 134 ncü Maddesinde yer alarak 11.8.1983 gün ve 2876 Sayılı Kanun ile faaliyete geçen ATATÜRK KÜLTÜR, DİL ve TARİH YÜKSEK KURUMU bünyesindeki ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ sorumluluğunda Atatürkçülük faaliyeti koordineli bir şekilde sürdürülmektedir.

Avrupa’nın Atatürkçü Düşünce’ye karşı saldırısı ile resmen ilk defa karşılaşıyoruz. Bunun devamının geleceğini beklemeliyiz. Devletçe ve milletçe buna karşı tedbirleri de şimdiden almalıyız.

Buna göre; Ülkesini ve milletini seven her Türk Atatürkçü olmalıdır. Her Türk Atatürk’ü ve Atatürkçü Düşünce’yi anlamak için özel bir çaba harcamalıdır. O’nu tanıdıkça kendini tanıyacaktır. Geleceğine ait güveni artacaktır. Yarınlara daha iyimser gözle bakacaktır.

Ben bu saldırı karşısında Türk Milletini milli mücadeleye davet ediyorum. Türk Milletinin son yüzyıldaki en büyük eserine sahip çıkmasını bekliyorum. Bu arada milletimizi yönlendirecek, aydınlatacak ve bu mücadelenin bayraktarlığını yapacak ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ’ni göreve davet ediyorum. Bu Anayasal Kurumumuzun Atatürkçü Düşünce’ye yapılan menfur saldırı karşısındaki suskunluğu anlamakta zorlandığımı vurgulamak istiyorum.

Atatürk ve Atatürkçü Düşünce Sistemine yapılan düşmanlıkların neler olduğunu, nasıl çalıştıklarını, bunlara karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiği konularını bilahare yazacağım...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
2 Nisan 2003 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale