22 EKİM 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Modern devlette adalet hizmetleri (Hasan Yavuz)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 20 Mart 2003 Perşembe 

Modern devlette adalet hizmetleri yeniden yapılandırılacaktır. Adalet hizmetleri, adliyelerde hakim ve savcılar eliyle yürütülmektedir. Bütün devlet dairelerinde olduğu gibi bu hizmetin dağıtılmasında da toplam kaliteden bahsetmek mümkün değildir. Devletin ve adliyelerin yapısı gereği,davalar uzun sürmekte, doğru ve seri kararlar çıkamamaktadır. 40 yıllık davaların olduğunu sağır sultan bilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, geç biten davalardan dolayı mahkumiyet kararları vermekteve bu hali hizmet kusuru saymaktadır. Geç biten davalardan dolayı,avukatlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeye başladıklarında devlet bu yükün altından kalkamayacaktır.

Adliyeleri toplam kalite süzgecinden geçirdiğimizde:
1-Çalışılan mekan yönünden toplam kalite yoktur,
2-Kullanılan araç-gereç ve malzeme yönünden toplam kalite yoktur,
3-Çalışanlar yönünden toplam kalite gözden geçirilmelidi,
4-Kararların seri ve doğru çıkarılabilmesi için alt yapı eksiktir.

ÇALIŞILAN MEKANLAR
Toplam kaliteye çalışılan mekanlardan başlanacaktır. Hakim ve savcılarımızın çalıştığı mekanlar ise içler acısıdır. Sakin bir ortamda, sakin kafayla çalışması gereken hakim ve savcılarımızın ayrı odaları bulunmamaktadır. Birkaç kişinin birlikte paylaştığı odalarda verimli olmaları da düşünülemez . Eksik ve yetersiz olan duruşma salonları sebebiyle birçok hakim kendi daracık odasında duruşma yapmak zorunda bırakılmıştır. Kullanılan arşivler ise içler acısıdır. Bir çok adliyede avukatların kullanacağı mekanlar bulunmamaktadır.

Hakim, savcı ve avukatların elinin altında olması gereken, başvuracakları kaynaklardan oluşan kütüphane ise hiç bir adliyemizde yoktur. Elektronik ortamdan faydalanarak; mevzuat ve yüksek mahkeme kararlarından oluşturulması gereken bilgi bankası bulunmamaktadır. Bu ve buna benzer eksiklerle malül bir ortamda üretilen kamu hizmetinden toplam kalitenin beklenmesi de düşünülemez. Modern devlet öncelikle bu eksiklikleri tamamlayacaktır. Adalet sarayları yapılacak, her hakim ve savcının müstakil kullanabileceği odalar oluşturulacak, duruşma salonları yeterli hale getirilecek, bilgi bankası kurulacak ve zengin kütüphaneler mutlaka realiteye geçirilecektir. Hukukla ilgili yayınların tamamı temin edilerek,devamlılığı sağlanacaktır. Duruşma sırası gelen vatandaş veya avukat,mübaşirin çağırmasıyla değil,duruşma salonunun kapısındaki veya baro odasındaki ekrandan, sıranın kendisine geldiğini görecektir.

KULLANILAN ARAÇ VE GEREÇLER
Bilgisayarların yaygın olarak kullanıldığı çağımızda, miadı dolmuş daktilolarla hizmet üretmeye çalışmak kabul edilemez. Her biri ayrı bir öneme haiz kararların ise pellür kağıda yazılması asla düşünülemez. Modern devlet, bütün adliyeleri bilgisayarlarla donatacak ve kırtasiye sorunlarını çözecektir. Bunlar için gerekli kaynağı da yaratmak mecburiyetindedir.

ÇALIŞANLAR
Çalışılan mekanın ve kullanılan araçların mükemmel olması hizmetin mükemmel olması için yeterli değildir. Çalışanların da mükemmel hale getirilmesi gerekmektedir. Hakim ve savcılar yönünden fazla sorun yoksa da adliye personeli yönünden büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Her meslekte olacağı gibi hakim ve savcılar da devamlı meslek içi eğitimden geçirilecektir. Terfilerinde uygulanan sistem, bugün için gayet güzeldir.

Adliyede çalışan personelin, belli seviyede hukuki alt yapısı olmalıdır. Adalet Yüksek Okulu mezunları,a dliyeler için iyi bir kaynaktır. Alınacak yeni personel bu okul mezunları olmalıdır. Hakim ve savcılar, daktilonun tuşlarını arayarak yazan, katiplerle çalışmak mecburiyetinde bırakılmamalıdır.

KARARLAR
Bütün bu altyapıdan sonra, dosyanın süratle karara çıkabilmesi için gerekli tedbirleri sıralamak istiyorum.

Modern devlette esas olan"HİZMETİN BEDELİNİ" ödemektir. Genel bütçeden adalet hizmetlerine ayrılan pay ile yukarıdaki hizmet ve yatırımları yapabilmek mümkün değildir. Alınan başvuru harçları ise gülünç rakkamlardır. Mükemmel hizmet istiyorsak, hizmetin bedelini ödemeliyiz.

Adaletin ucuz olması savı Türkiye şartlarında geçerli değildir. Para ödemeden 40 yıl sonra adalet hizmeti almaktansa, para ödeyip kısa zamanda netice almak daha adıl olacaktır. Kaldı ki hiç vergi vermeyen ve adliye kapısından eksik olmayan vatandaşlar yanında, vergisini eksiksiz olarak ödeyip adliye kapısı görmeyen vatandaşlarımız bulunmaktadır. Bunun adaletli olduğunu kim söyleyebilir ki? Doğru olanı hizmeti alanın parasını ödemesidir.

Adliyelerdeki davaların % 90'ı avukat eliyle takip edilmektedir. Avukat ücretinin %10'u başvuru harcı olarak alındığında para sıkıntısı çözülecektir. Davayı kendisi takip eden vatandaş fakir kabul edilecek ve bunlardan başvuru harcı az alınacaktır. Avukatsız takip edilen davalara avukat katıldığında bu harç tamamlatılacaktır. Adli müzaharet korunacaktır. Böylece fakirlerin hak araması kolay olacaktır.

İşlerin sürüncemede kalmaması için teşvik edici tedbirlerle de desteklenmesi gereklidir. İşlerin durumuna göre oranlama yapılacak ve karar başı belli ödemeler olacaktır. Maaş dışında hakim,savcı ve katiplere yapılacak bu ödeme işleri hızlandıracaktır.Kararlar yargıtay denetiminden geçeceğinden,eksik inceleme neticesinde yanlış karar verme riski de ortadan kalkacaktır.

Usul yasalarında değişiklik yapılacak ve "e-devlet"e mutlaka geçilecektir. İlgili dairelerle yapılan yazışmalar büyük zaman kaybına sebep olmaktadır. Tebligatlar da bir o kadar zaman ısrafına sebebiyet vermektedir.Bir hatırama burada değinmek istiyorum. Bir mahkememizden gelen yazıda bizden bir evrağın sureti istenmekteydi. Her yeni yazılarına cevap verdik ve bu yazışma tam iki sene sürdü. En sonunda yazıları teslim ettiğimiz zimmet defterinin fotokopilerini de ekleyerek son cevabımızı verdik ve bir daha bizden suret istemediler. Şimdi düşününüz; bu dosya karara çıkması için bizim yazımızı bekliyorsa boşu boşuna iki sene beklemiş oldu. Böyle sistem mi olur? Böyle adalet mi dağıtılır? Bunun içindir ki mutlaka "e-devlet"e geçilmelidir ve usul yasaları da ona göre yeniden yapılmalıdır.

Kararların gecikmesinin en büyük sebeplerinden biri de iş yoğunluğu ve eksik kadrolarla çalışılmasıdır. Parasızlıktan kadrolar doldurulamamakta, yeni mahkemeler açılamamaktadır. İstinaf mahkemelerinin adı dahi unutulmuştur. Hantal yapı ile bu iş yoğunluğunun altından kalkabilmek mümkün gözükmemektedir. Yargıtay dahi mahalli mahkemeler durumuna düşmüştür. Bu sebeptendir ki iş yükünün azaltılmasının da yolları aranmalıdır. Hapishanelerde yer yok düşüncesiyle af çıkarmak nekadar çarpıksa, son çek kanun tasarısında olduğu gibi,mahkemelerde yüzbin dosya var diye,suçu suç olmaktan çıkarmak da o denli çarpıklıktır.

Hastanelerin hasta sayısını azaltmak için aile hekimliği düşünüldüğü gibi, adliyelerin iş yükünü azaltmak için hakemlik müessesesi de ciddi olarak yargıya entegre edilmelidir. Adliyelerin yükünü azaltmanın başka pratik bir yolu bulunmamaktadır. Hürriyeti bağlayıcı cezalar dışında bazı davalar da adliyeye gitmeden hakemden geçmelidir. Aile hekimini aşmadan hastaneye gidemediğin gibi, bazı davalarda hakemi aşmadan adliyeye gidilmemelidir. Modern devlet bunu sağlayacaktır.

Hakemlik bilirkişilik gibi değildir. Konusuna göre her meslekten bilirkişi olunması mümkündür. Hakem tarafları dinler, delilleri toplar ve karar verir. Bunları yapacak kişinin hukukçu olması kaçınılmazdır. Konuya göre tek hakem veya üç hakem şeklinde yapılanmalıdır. Atama, terfi teftiş vs.yönünden hukukçular sıralamaya konduğunda, hakim ve savcılar, noterler ve avukatlar olarak sıralandıkları görülür. Hakim ve savcıların iş yükünün azaltılması için hakemlik müessesesi düşünüldüğüne göre, hakim ve savcılardan sonra bu işi yapmağa hakkı olan hukukçular noterlerdir. Ancak noterlerin ihtiyacı karşılayamamaları durumunda avukatlar ve emekli hakim, savcı da hakem olabilmelidir. Hakem olacak kişinin belli bir yeri olmalı ve devamlılık arzetmelidir. Noterlik dairelerinin durumu da bakanlığın ve Türkiye Noterler Birliği'nin denetimi altındadır. Bakanlığın müsadesi dışında yer ve adres değişimi olamamaktadır. Bu açıdan bakıldığında da hakemlik noterlerin hakkı ve görevidir. Hukuki içerik taşımayan ve halen noterler tarafından yapılan fuzulü işlemler noterlerden alınmalı, hakemlik,taşınmazların satış ve tesçili, şirket kuruluşları, tesçili ve ilanı gibi hukuki içerikli işlemler noterlere verilmelidir. Böylece noterlerdeki yığılmalar da önlenecektir. İş yükü azalan adliyeler de daha rahat çalışacak ve kararlar süratle çıkacaktır. Hakemliğin nasıl çalışacağı konusunda detaylara girmek istemiyorum. Siyasi irade bu yönde karar verdiğinde, bilhassa Amerikan hukukundaki uygulamalar yasa yapıcılara önderlik yapacaktır.

Hakemlik uygulamasına geçildiğinde; mahalli mahkemelerinin, istinaf mahkemeleri kurulduğunda da; yüksek mahkemenin iş yükü azalacak ve verimli çalışması sağlanacaktır.

YARGININ BAĞIMSIZLIĞI
Yargı tam bağımsız hale getirilecektir. Kurullardaki bakanlık temsilcileri olmayacağı gibi,hakim,savcı ve adliye personelinin ücretleri, vijdanı ile cüzdanı arasında kalmaktan kurtarılacak seviyeye ulaştırılacaktır. Başvuru harçlarının yükseltilmesi ve buradan pirim verilmesi bunu sağlayacak seviyede olacaktır.

İCRA DAİRELERİ
İlamların vs.devlet eliyle infaz edildiği yerler olan icra daireleri verimli çalışamamaktadır. Davaların uzun sürmesi ve icranın hızlı işlememesi sebebiyle tahsilat mafyaları türemiştir. İcra daireleri devletin sırtındaki yüklerden biridir. Zaten az olan adalet hizmetlerine ayrılan paranın bir kısmı da bu dairelerde harcanmaktadır. Hukukçu olmayan icra müdürlerinin yanlış kararları yüzündan mahkemelerin iş yükü artmakta, vatandaş mağdur olmaktadır.

Bu yapısıyla rekabet şartları oluşturulamıyacağından işler yavaş yürümekte, yolsuzluk ve rüşvet söylentileri ortalıkta dolaşmaktadır. Dosyaya bakmak ve talep açmak avukatların tabi hakkı olmasına rağmen, dosyayı yerinden çıkarttırmak için dahi rayiç rüşvet bedellerinden söz edilmektedir. İşlerin hızlandırılması, yolsuzlukların önlenmesi ve bu daireleri devlete yük olmaktan çıkararak ehil hukukçular eliyle yürütülmesi için icra daireleri yeniden yapılandırılacaktır.

Bilindiği gibi noterlerin atama, terfi ve teftişleri bakanlık tarafından yapılmaktadır. Bakanlığın, savcıların ve Türkiye Noterler Birliği'nin gözetim ve denetimi altında çalışan noterlerin gelir ve giderleri noterlere aittir. Kendi personellerini kendileri seçmektedir. Gelirleri kendilerine ait olduğundan gelen işleri süratli yapmak mecburiyetindedirler. Memur zihniyetiyle çalıştıklarında iş kaybına uğrayacaklarından hiç bir noter bunu göze alamaz. Kamu hizmeti gören bu kişiler aynı zamanda özel teşebbüsün dinamiğini de içlerinde barındırmak mecburiyetindedirler. Önemli olan kamu hizmetlerinde toplam kaliteyi yakalamaktır. İlla devlet memurları tarafından devlet dairelerinde üretilmesi saplantısına takılmamak gereklidir.Bu hizmetler devletin kontrolü altında nevi şahsına mahsus dairelerde de üretilmelidir.

Modern devletin vazgeçemeyeceği prensiplerinden biri de budur.Bu düşüncelerle icra daireleri yeniden yapılandırılacak ve noterliklerdeki sistem icra dairelerine de taşınacaktır.Yalnız avukat,hakim veya savcılar icra müdürü olacaklardır.Böylece mesleğin seviyesi yükseltilecektir.Bu yapı oluşturulduğunda işler süratlenecek,icraların çalıştığı mekanlarda adliyelere yer açılmış olacak,personel ve kırtasiye giderleri söz konusu olmayacaktır. Harçlar yine alınacağından harç kaybı olmayacağı gibi, icra müdürleri gelir vergisine tabi olacağından devletin gelir vergisi çoğalacaktır.

İcra müdürü,devletin belirlediği yerlerde standartlara uygun daireler kiralayacak, emniyet tedbirlerini alacak ve kirasını da kendisi ödeyecektir. Çalışacağı personeli kendisi seçeceğinden işe yaramaz personel de ayıklanmış olacaktır. Personel ihtiyacı olan icra müdürü, sokaktan değil hazır yetişmiş personelden faydalanacağına göre, bu yapılanmada sosyal sıkıntılar da olmayacaktır. İcra Tetkik Merci'leri muhafaza edileceğinden, yeni yapılanmanın hiç bir mahzuru yoktur. Bugün noterleri devlet memuru yapsanız ve aynı elamanlarla çalışsanız, daha önce yapılan işleri yapabilmek için bir misli daha personel kullanmak mecburiyetinde kalacağınız bir realitedir. Az elemanla çok iş yapmanın sırrı, gelirin notere ait olmasından kaynaklanmaktadır. Aynı hadise icralarda da yaşanacaktır. Böyle bir yapılanmaya gidilmesi istenmiyorsa icra işleri hazır kurulu olan noterlikler tarafından da yapılabilir.

Dört sınıftan oluşacak icra dairelerine ilk atamada; on yıl avukatlık, hakim ve savcılık yapanlar birinci sınıf icra müdürlüğüne, yedi yıl hizmeti olanlar ikinci sınıf icra müdürlüğüne, beş yıl hizmeti olanlar üçüncü sınıf icra müdürlüğüne ve iki yıl hizmeti olan avukat, hakim, savcı da dördüncü sınıf icra müdürlüğüne atanacaktır. Bütün icralar bu şekilde doldurulduktan sonraki dönemlerde mesleğe giriş dördüncü sınıftan başlayacak ve noterliklerdeki atama sistemi uygulanacaktır. Bütçe yetersizliğinden sayıları çoğaltılamayan icra dairelerinin sayıları çoğaltılarak hizmetin süratlendirilmesi sağlanacaktır.

Adliyelerin yukarıdaki fiziki şartlara kavuşması verimli çalışması için olmazsa olmaz şartlardandır. Bu bilinmeyen bir durum değildir. Devlet bunları yapmak için kaynak bulamamaktadır. Yukarıda izah edildiği şekilde harçlar yükseltildiğinde ve icra müdürlüklerindeki kambur ortadan kaldırıldığında kaynak sorunu çözülmüş olacaktır. Hakim ve savcı açığı kapatılabilecek,yeni mahkemeler kurulabilecek, istinaf mahkemeleri gündeme gelebilecek ve süratli kararlar çıkacaktır. Adliyeler gerçekten adalet dağıtabileceğinden, ihtilaflar azalacak, devlet hizmet kusurundan dolayı vatandaşına tazminat ödemekten kurtulacaktır. (Yazan: 14.1.2003, Hasan Yavuz, Bakırköy 21. Noteri)

Not: Hakem ve Bilirkişiler'le ilgili yasa tasarısı gündeme geldiğinde, yukarıdaki yazı, tarafımdan Adalet Bakanlığı'na gönderilmiştir. Noter olarak benim yapabileceğim başkaca bir şey yoktur. Düşündüğüm anlamda hakemlik noterlerin görev alanına alındığında, noterlikler ona göre yapılandırılacak ve bu şekilde seviye yükseleceği gibi noterlerin maddi sorunları da kökten çözülecektir.

Buna önayak olmak yöneticilerin işidir. Hakem ve Bilirkişilik yasa tasarısı yasalaştıktan sonra bunu düzeltmek mümkün değildir. Yöneticinin görevi dağın arkasını görebilmektir. Dikkat ederseniz, falan falan işi noterlere verin demiyorum. Bu tavrı dilencilik olarak algılıyorum. Bu tarz taleplerin de muhatap bulamayacağına inanıyorum. Burada adliyelerin sorunlarını ele alıp çözüm yolları üretmeye çalıştım. Bunun içerisinde noterlerin yapabileceği görevleri belirktim. Düşüncelerimin %100 doğru olduğunu da iddia etmiyorum. Bu konuda yöneticilerimiz detaylı bir çalışma yapabilir. Üniversitelerde ve ilim çevrelerinde yapılacak sempozyumlarda, adliyelerin sorunları tartışmaya açılır ve bundan da noterler karlı çıkarlar. Hakemlik müessesesine sıcak bakan üniversite hocalarının olduğunu biliyorum. Bu kişilerle temas kurulup, konu gündeme taşınmalıdır. Sayın İbrahim Aynacı yönetici olarak buna yönelmeli, yazı yazarak yakınmamalıdır diye düşünüyorum. (Yazan: 3.3.2003, Hasan Yavuz, Bakırköy 21. Noteri)


Dr. Tahir Tamer Kumkale
20 Mart 2003 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale