23 EYLÜL 2017 CUMARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İnsanlığın kültür varlıkları yok ediliyor
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 17 Mart 2003 Pazartesi 

IRAK’TA TÜM İNSANLIĞIN KÜLTÜR VARLIKLARI YOK EDİLİYOR. MEDENİ ALEM(!) BU VAHŞETİ SADECE SEYRETMEYİ BİLİYOR...

Ana gibi yâr, BAĞDAT gibi diyâr olmaz.
Yanlış hesap BAĞDAT’tan döner
Sora sora BAĞDAT bulunur.
Parası olanın balı BAĞDAT’tan gelir.

Yukarıda sıraladığım atasözleri minarelerden arşa ALLAHÜEKBER sedaları yükselirken dünyanın en gelişmiş silahları tarafından yanıp yakılan BAĞDAT’ı izlerken aklıma ilk anda gelenlerden birkaçı.

BAĞDAT, biz Türklerin binlerce yıllık kültür hazinesi içinde çok önemli bir yer tutuyor. Zihinlerimizde dünyanın en güzel şehri olarak yerleşmiş. Edebiyatımıza böyle yansımış. Şiirlerimizde ve türkülerimizde böyle kullanılmış.

Dünya medeniyetinin beşiği olan bu kutsal topraklar şimdi 5 bin yıllık sahiplerinin elinden alınmak için hallaç pamuğu gibi atılıyor.

Allahın yarattığı en nadide varlık olan insanoğlunun tepesine atılan bombalar vahşetin bu en gelişmişini 24 saat canlı yayınla dünyaya yansıtıyor. Aklı başında, İz’an ve insaf sahibi bütün insanlar, insanın insana yaptığı bu vahşeti sadece seyrediyor. Maruz kalınan bu vahşetin nedenini ve gerekçelerini anlamaya çalışıyor.

Allahın verdiği canı almak yine Allaha aittir. Zamanını ve zeminini sadece O bilmektedir. Fakat bu ömür dediğimiz insanın yaşam süresi çok kısıtlıdır. Yüz yıl gibi kısa sürede bitmektedir. Oysa insanoğlunun yarattığı kültür eserleri binlerce yıl boyunca nesilden nesile aktarılarak yeni nesillerin yaşamlarını yönlendirebilmektedir.

Bunu şu bakımdan söylüyorum. Bu kıyasıya çarpışmaların geçtiği Irak toprakları dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biridir. İnsanlık aleminin bilinen tarihi içinde burada pek çok medeniyetler kurulmuştur. Fırat ve Dicle Nehirlerinin suladığı münbit Mezopotamya topraklarında ASURLULAR, KALDELİLER, SÜMERLER, AKATLAR, ELAMLAR, BABİLLİLER gibi ilk çağın uygar milletleri burada önemli eserler meydana getirmişlerdir.

Dünyanın yedi harikasından biri olan Babilin Asma Bahçeleri ve kuleleri burada inşa edilmiş, Hamurabi bugün dahi insanoğluna parmak ısırtan kanunlarını bu topraklarda hazırlamış ve uygulamıştır...

632 yılında Arap fetihlerini takiben müslümanlığın bölgeye yerleşmesi ile Bağdat başta olmak üzere İslam Medeniyetinin en özgün eserleri bu topraklarda meydana getirilmiştir.

Bağdat İslam dünyası içinde Islam Kültürünün ve medeniyetinin en üst seviyesine yükselmiştir. İlim ve Fende, bilim ve sanatta, edebiyat ve folklorda, ticaret ve zenaatta bütün dünyaya örnek olacak bir gelişme gösterilmiştir.

1055’te Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in bütün Mezopotamya’yı Türk topraklarına katmasıyla başlayan Irak’taki Türk Kültür varlıklarının kurulması ve gelişmesi, Osmanlıların bölgeye hakimiyeti ile devamlılık kazanmış ve nihayet Birinci Dünya Savaşı sonunda İngilizlerin bölgeyi ele geçirmesi ile sona ermiştir.

Müslümanlar için çok kutsal olan ve bilhassa Şii’ler için ikinci bir Hac görevi gibi değerlendirilerek devamlı ziyaret edilen Necef ve Kerbela Şehirleri bu topraklardadır. Pek çok İslam büyüğü ve filozofu yine bu topraklarda yetişmiş, eserler vermiş ve yaşadıkları bu topraklarda bulunan türbelerinde müslümanlarca ziyaret edilmektedir. Hanefi Mezhebinin kurucusu İmam-ı Azâm Ebû Hanife Hazretleri’de bu topraklarda doğmuş ve yetişmiştir ve mezarı yine bu topraklardadır.

Ülke baştanbaşa 1400 yıllık Arap- Türk- Fars İslam sanatının binbir çeşit nadide sanat eserleri ile donanmıştır. Hepsi birbirinden güzel ve heybetli, her biri birer anıt niteliğindeki Camiler, medreseler, kervansaraylar, saraylar, türbelerin miktarı sayılamayacak kadar çoktur. Ayrıca bu eserlerin içinde İslam sanatçılarının paha biçilmez tezyin, süsleme, minyatür, el yazması sanatının şaheser örnekleri mevcuttur. İslam taş işçiliğinin en nadide eserleri adeta bir açık hava müzesi şeklinde ülkenin dört bir yanında sergilenmektedir.
Sümer, Akat, Kalde, Asur, Babil ve Elam’lılardan kalan ilkçağ medeniyeti eserleri de adeta insanlık medeniyet tarihinin canlı birer örneği olarak Mezopotamya’nın münbit topraklarını süslemektedir.

Bütün bu eserler sadece Irak Halkının malı değildir. Bütün insanlığın malıdır. İnsanlığın yaşayan hazinesidir. Irkı, dili, dini ne olursa olsun bütün miletler bunları korumak ve aldıkları gibi kendilerinden sonra gelen nesillere terk etmekle mükelleftir.

İşte bu insani faaliyetin dünya çapında organize bir şekilde sürdürülebilmesi için Birleşmiş Milletleri içinde 1946 yılında bir alt organ olarak çalışan UNESCO kurulmuştur.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER UNESCO TEŞKİLATI ( UNESCO United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization); Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu olarak ; Dünya insanlarının, eğitim, kültür ve bilim yoluyla birbirleriyle yakınlaşmalarını ve bu konudaki araştırma, geliştirme ve ortaya çıkan kültürel varlıkları korumayı amaçlamaktadır.
Yani bu teşkilatın görevi insanlığın ortak malı olan Kültür varlıklarını korumaktır. Ve şimdi görev başında bulunması gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından yaklaşan ve geliyorum diyen IRAK SAVAŞI sebebiyle Irak’ taki Türk Kültür Eserlerinin resimleri ve koordinatlarını içiren listeler Amerika Birleşik Devletlerine verilmiştir. Yapılacak rastgele bombardımanlarla bu eserlerin tahrip edilmemesi istenmiştir. Nitekim bu konudaki bilgiler basın organlarında da yer almıştır.

Şimdi savaş başlamıştır. Bütün yıkıcılığı ile sürmektedir. Televizyonlarda yapılan bombardımanların şiddeti gözle görülmektedir. Atılan binlerce ton ağırlığındaki bombaların kendisi yıkmasa bile ekolojik dengede yarattığı tahribatın bu eserlerin çoğunu kullanılmaz hale getireceği açıkça hissedilmektedir.

Ayrıca akıllı denilen ve 10 cm doğrulukla hedefi bulduğu şeklinde reklamları yapılan füzelerin; Suriye topraklarında yolda seyreden bir otobüsü vurduğu ve 5 kişinin ölümüne sebep olduğu, Urfa ve Mardin bölgelerimiz ile İran toprakları içine düştükleri ‘de bilinen gerçekler olduğundan meydana gelebileek tahribatın büyüklüğü karşısında ürkmemek mümkün değildir.
İşte tam bu noktada görevli UNESCO dahil bütün medeni alem ( ! ) sadece seyircidir. Yakılan ve yıkılanı yeniden yapmak ve geri getirmek mümkün değilidir.

Irak halkına adalet, huzur ve insanlık getiriyorum diyerek, yaşlı-genç, erkek-kadın, çocuk-büyük demeden insanlar katledilmekte, insanlığın ortak malı kültür varlıkları yakılıp yıkılmaktadır. İnsanlık adına göz göre göre çifte cinayet işlenmektedir.

Fakat bu defa bütün olayları saklamak mümkün değildir. Çünkü işlenen insanlık suçları bire bir görüntülenerek dünyaya yayılmaktadır. İnşallah savaştan sonra insanlar, bu insanlığı katleden canilere bu yaptıklarının hesabını bir gün soracaklardır.

Şimdilik gücümüz sadece seyretmeğe yarıyor. İnsanın kendi yarattığı bombalarla katlettiği insanın dramını ayrıca ele alacağım.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
17 Mart 2003 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale