20 ŞUBAT 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net



Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






ABD-Irak savaşını Türkiye önleyecektir
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 24 Ocak 2003 Cuma 

Bu başlık bir temenniyi değil bir gerçeği ifade ediyor. Eğer Türkiye BARIŞ yanlısı tutum ve davranışını bu kararlılıkta devam ettirirse inanıyorum ki hem bölge barışını ve hem de dünya barışını kurtaran ülke olarak önemini kanıtlamış olacaktır.

ABD; 11 Eylül saldırısının Amerikan Halkı üzerinde yarattığı psikolojik çöküntüyü ortadan kaldırmak hedefine iyice kilitlendi. Bunu kanıtlamak için gerek petrol ve gerekse stratejik ulaştırma yollarını üzerinde bulunduran Ortadoğu’daki ABD menfaatlerini kalıcı kılmak üzere her türlü uluslararası kuralı göz ardı ederek Irak’a askeri bir saldırı düzenleme için yaptığı hazırlıkları giderek arttırıyor.

Bölgede meydana gelebilecek sıcak çatışmalardan doğrudan etkilenecek ve 1991’deki Körfez Savaşı’nda olduğu gibi en büyük zararı göreceği kesin olan Türkiye’nin; komşularıyla savaşı gerektirecek hayâti bir sorunu olmadığını, dolayısıyla varsa sorunların BARIŞ ile çözümlenmesi gerektiğini geçen yazılarımda vurgulamıştım. Ve gazeteniz VATAN’ın öncülüğünde 30 ARALIK 2002 tarihinden başlayarak önce bütün yurdu ve sonrada dalga dalga çevre ülkeleri ve nihayet bütün dünyayı kapsayacak bir SAVAŞA HAYIR KAMPANYASI’NI başlatmıştık.

Çünkü milletimiz bulunduğu coğrafyada savaşın bütün yıkımlarını birebir yaşamış ve büyük bir kurtuluş mücadelesi ile devletini oluşturmuştu. Savaşı ve savaşmasını çok iyi bilen bir millet olarak, dünyanın en savaşçı ordusuna sahip olmamıza rağmen milletçe SAVAŞ İSTEMİYORUZ. BÖLGEMİZDE SAVAŞA HAYIR DİYORUZ diye haykırmıştık.

Savaşı durduracak potansiyel güce ve millet iradesine sahiptik. Ayrıca Türk Milleti olarak bütün uygar dünyayı savaşa HAYIR demeye davet için yeterli pek çok sebebimiz vardı.

BALKANLAR, KAFKASYA, ORTADOĞU gibi sıcak savaş alanlarının tam ortasında yer alan ve bugüne kadar bu coğrafyada meydana gelen çatışmalara katılmama başarısını göstererek ve istikrar adası olma vasfını muhafaza ederek buradan çıkacak savaş kıvılcımının dünyaya yayılmasını engellemeyi başaran Türkiye’nin bugünde bunu başaracağından emindik.

Verdikleri kredilerin borcu yüzünden bizi her dediklerine ‘EVET’ diyecek sömürgeleri gibi gören ABD ve destekçisi AB ülkelerine HAYIR deme hakkımız ve gücümüz olduğunu düşünüyorduk. İşgâl orduları misali, hava alanlarımızı, limanlarımızı ve ordularının konuşlanması için topraklarımızı istedikleri yetmiyormuş gibi, kendi çıkarları uğruna ölmek üzere Mehmetçiklerimizi dahi isteyenlerin buna hakları ve alacak güçleri olmadığını biliyorduk.

Bölgemizde bizim dışımızda çizilen senaryoların içinde hedef olarak sadece IRAK ve SADDAM’ ın değil, aslında bütün bölge ülkeleri ile birlikte Türkiye’nin olduğuna inanıyorduk.
Kampanya ile ilgili bir dizi yazımızı henüz iki ayını bile doldurmayan Ak Parti Yönetimine yaptığımız bir çağrı ile noktalamıştık.

Buna göre yönetim;
 - Milletinin sesine kulak vermeli ve ‘Savaşa Hayır’ diyerek kendi çıkarlarımız doğrultusunda hazırlanacak Milli Planlarımızı uygulayarak bölgede inisiyatifin bizde olduğunu kanıtlamalıydı...
 - Bu bölgede biz olmadan bir şey yapılmasının mümkün olmadığını ABD ve AB' ülkelerine ispat etmeliydi.
 - Çözümün başkalarının dümen suyunda sürüklenmekten değil, bizim çıkarlarımızı gözeten kendi hazırladığımız planlarımıza onların uymasıyla gerçekleşeceğini göstermeliydi...
 - Bilim, fen, teknolojide sınırların aşıldığı 21 inci asırda Mahalle Kabadayısı gibi kuvvetlinin herkesi dövebildiği şartların değil, Uluslararası Hukuk Kurallarının geçerli olduğu dünyaya ispat ederek saygınlığımızı perçinlemeliydi...

Arkasında yeterli millet desteği olan yeni yönetim bunu yapabilirdi. Çünkü milletin desteği ABD'nin vereceği 20 milyarlık kredi desteğinden çok daha güçlüydü.

Geçen süre içindeki aktif tutumu ile Türkiye gerçekten güçlü bir bölge ülkesi olduğunu gösterecek başarılı bir politika izlemiştir.

Buna göre Türkiye;
 - Son yıllarda görmeye hasret kaldığımız aktif bir strateji uygulayarak Suriye, Ürdün, Mısır, İran ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerini Irak’a karşı yapılacak bir saldırıya karşı BARIŞ KAMPANYASI çerçevesinde bir araya getirme becerisini göstermiştir. Bu birliktelik yaklaşık 225 milyonluk bir nüfusu temsil etmektedir ve bütün İslâm alemini kucaklayacak bir potansiyele sahiptir.
 - Ayrıca her an savaşa gireceği bilinen Irak’a karşı ekonomik bir girişim başlatarak karşılıklı ekonomik ilişkilerini arttırmıştır.
 - BM Güvenlik Konseyinin veto yetkisine sahip iki önemli ülkesi RUSYA ve ÇİN’e Ak Parti Genel Başkanı vasıtasıyla oldukça kapsamlı geziler yapılmıştır.
 - Yurdu dalga dalga kaplayan SAVAŞ KARŞITI gösteriler artık bütün dünyaya yayılmıştır.
 - Önümüzdeki günlerde Türkiye’de toplanacak Bölge Ülkeleri Liderler Zirvesinden bölge ülkelerinin savaşa hayır deklarasyonu yayınlannası beklenmektedir.
 - Savaşın müsebbibi(sebep olan) olarak nitelendirilen Irak Yönetimine BM kararlarına kesinlikle uyması için sert bir uyarı gönderilmiştir.
 - Başından beri savaş yanlısı açıklamalar yapan İngiltere, Fransa ve Almanya yöneticilerinden artık barış yanlısı demeçlerde duyulmaya başlanmıştır.
 - Gelişmelerin en önemlisi BM Silah Denetçilerinin çalışmalarında gelinen noktadır. Denetçilerin verecekleri karara göre sorunun barış veya savaş ile çözümleneceği belirlenecek diye beklenirken, BM silah denetçilerinin Başkanı Hans Blix ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Muhammed El Baradei, BM denetçilerinin işini kolaylaştırmak amacıyla 20 Ocakta Irak ile 10 maddelik anlaşmaya varıldığını açıklamıştır.

Buna göre;
 1- Irak tarafı bütün tesislere girilmesi konusunda daha önce verdiği izni sürdürecek, ayrıca özel mülk sayılan yerlere girilmesini de teşvik edecektir.
 2- Altyapıların denetimi için sağlanan lojistik destek, (örneğin Basra`da) devam ettirilecektir.
 3- Irak, boş kimyasal başlıkların bulunmasından sonra, bütün tesislerde benzer durumun kapsamlı olarak araştırılması için bir ekip tayin edecektir.
 4- Bazı belgeler hakkında UNMOVIC`e bir yanıt verilmiş, bazıları BM`ye iletilmiş ve diğerleri hakkında da aydınlatıcı bilgiler alınmıştır.
 5- UNMOVIC ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu`nun (IAEA) tavsiyesi üzerine çeşitli alanlarda çalışan kişilerin listesi eklenecektir.
 6- Irak`ın 7 Aralık`ta yaptığı açıklama tartışılmıştır. Irak, bu deklarasyon hakkında istenen bütün soruları cevaplandırmaya hazır olduğunu bildirmiştir.
 7- Özel sorgulamaya davet edilen kişiler bunu kabul etmeye teşvik edilecektir.
 8- UNMOVIC ve IAEA, ihtiyaç duyduklarında helikopterlerine kendilerine eşlik edecek kişileri alacaklardır.
 9- Irak, mümkün olan en kısa zamanda yasaklanan faaliyetlerle ilgili yasa çıkaracaktır.
 10- Irak, alüminyum borular, uranyum olduğu sanılan maddelerin ülkeye girişi, güçlü patlayıcıların kullanımı ve askıya alınan diğer teknik konularda IEAE ile müzakerelerde bulunmayı kabul etmiştir.

Sonuç olarak; Amerika’nın tamamen kendi kamuoyunu tatmin için hazırlığını yaptığı Ortadoğu Savaşının vicdanları tatmin edici hiçbir mantıki gerekçesi yoktur.

ABD’nin baskısı ve gücü ile BM’lerden Irak’a karşı bir operasyon kararı çıksa dahi dünya kamuoyunun bundan tatmin olmayacağı da aşikardır. Bu savaş, sadece Irak ve ABD savaşı değildir. Sadece bölge ülkelerinin de savaşı da değildir. Savaşın sonuçları dünyanın geleceğini ilgilendirmektedir. Çünkü bu bin yılın insanları daha fazla demokrasi, özgürlük, barış, refah ve huzur dolu bir hukuk düzeni arzu etmektedir. BM’ler ve gelişmiş ülkelere düşen, işte bu değerlerin bütün insanlığa yayılmasını kolaylaştırmak olmalıdır.

Amerika’nın bugün tamamen fiziki ve teknolojik gücüne dayanarak bölgemizde gerçekleştirmeye çalıştığı bu savaşı, aynı zamanda demokratik yönetimlerin de bir sınavı olarak görmek gerekir. Eğer savaş olursa kendisini demokrasinin beşiği kabul eden ABD, bütün dünyaya saldırgan ve kabadayı bir devlet imajı verecektir. Yani demokrasi bu defa kaybedecektir. Bu kayıp ise dünyadaki Saddam ve benzeri diktatörlere güç verecektir. Irak misali rejimler kendi diktatörleri çevresinde demokratik yönetimlere karşı kenetlenecektir.

Muhtemel savaş sonrası bölgedeki enerji kaynaklarının bölüşümü üzerinde yapılacak en küçük bir haksızlık dahi bir üçüncü dünya harbinin ateşleyicisi olabilecektir. Bunun şimdiden görülmesi ve sıcak savaşın mutlaka önlenmesi gerekmektedir. İşte bu ciddi gerekçeler sebebiyle bu savaş olmamalıdır.

Kanaatime göre; Türkiye son 20 gündeki kararlı tutum ve davranışı ile bazı senaryoları bozmuştur. Eğer sorun barış yolu ile çözülecek ise bunun sevabı yine Türkiye’nin olacaktır. Çünkü yıllardır Türkiye ilk defa kendi gücünün farkına varmaktadır. Bu güç küçümsenecek bir güç değildir.

Türkiye ele geçirdiği inisiyatifi sonuna kadar devam ettirmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başlıca görevi sorunun savaş dışı usuller kullanılarak çözümlenmesi yollarının sonuna kadar denenmesi için çıktığı yolda sonuna kadar gitmek olmalıdır. Milletçe başaracağımıza inanıyoruz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
24 Ocak 2003 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale