23 Nisan 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Mark Parris sömürge valisi mi?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 21 Ocak 2003 Salı 

Türkiye gerçekten zor durumda. Güneyde komşumuz IRAK’ a karşı yürütülen savaş rüzgarları, ben hâlâ varım diyen PKK (KADEK) Terörü, 500 yıllık Türk Yurdu Kıbrıs’ta yürütülen Bizans oyunları, bitmeyen enflâsyon, işsizlik, iç ve dış borçlar. Ve bütün bunlara hemen çözüm bulması istenen bir buçuk aylık Ak Parti İktidarı.

İnsanlarımız aç kalabilir, yorulabilir, çeşitli maddi ve manevi zorluklarla karşılaşabilirler. Fakat bütün maddi sıkıntıların ortadan kaldırılması kolaydır. Geleceğe ait ümitler canlı tutulduğu sürece insanlarımız çok büyük sıkıntılara göğüs gererek sabır ve metanetle daima iyiye, güzele ve doğruya erişmişlerdir. Önemli olan geleceğe ait güzel umutların daima canlı tutulmasıdır.

Oysa bugünkü görünen durumumuz; "Türkiye’nin emperyalizme teslim olduğu ve yabancıların destek ve yardımından başka çaremizin kalmadığı" şeklindedir. Biz ne kadar inkâr edersek edelim. Birileri bizim hakkımızda böyle düşünüyorlar. Bizi her bakımdan kendilerine muhtaç sömürge halkı gibi görüp istediklerini bize kolaylıkla kabul ettirebileceklerini düşünüyorlar. Ve bunun gerektirdiği tutum ve davranışı sergilemekten de kaçınmıyorlar.

Geçen yüz yılın başlarında hasta adam Osmanlı Devletinin başkenti İstanbul, batılı büyükelçilerin denetimi altına girmişti. Üçüncü sınıf bir İngiliz diplomatı dahi sadrazamın (Başbakan) odasına izin almadan fütursuzca girebiliyor, istedikleri belgeleri imzalatabiliyordu. Tam teslimiyet vardı. Yasal hükümete ve padişaha rağmen, asıl yürütme erki Osmanlı’ya borç vererek ayakta durmasını sağlayan devletlerin elinde idi. Onlarda bu güçlerini elçilikleri vasıtasıyla sürdürüyorlardı.

İşte bugün,T.C.Devletinin ehil olmayan ellerde plânsız ve programsız yönetimi, basiretsiz ve çapsız politikacıların vurdumduymazlığı sonucu içine düşürüldüğümüz borç batağı yüzünden tam bir asır öncesinin görüntülerini yaşamaya başladık.

Bugün de ABD Büyükelçisi Sayın Pearson büyük ve hami devlet temsilcisi sıfatı ile hem iç ve hem de dışişlerimize burnunu sokmayı temel görevi olarak görüyor. İş adamlarımızdan, Kızılay yöneticilerine kadar hemen her kuruluşla yakından temaslar kuruyor. Tavsiyelerini ilgililere iletiyor. Basına beyanat veriyor. Alman, İngiliz ve Fransız meslektaşları da Pearson’ dan geri kalmıyorlar. Heyetlerin biri geliyor. Biri gidiyor. Takip etmek mümkün değil.

Denetleyicilerin aslı kafi gelmiyor. Bu defa da sabık ABD Ankara Büyükelçisi Mark PARRIS Beyefendinin Türkiye ziyaretleri başlıyor. Geçen hükümet döneminde çok sık tanık olduğumuz ve daima üst düzey yöneticilerimiz ile bir arada görünüp akıl dağıtan Sayın Büyükelçi PARRIS bu defada AK PARTİ yönetimine akıl ve fikir veriyor.

Hiç bir resmi sıfatı olmayan ve şimdilik sadece işadamı unvanını taşıyan bu büyük dost ve kardeş ülke vatandaşı(?) öncelikle İstanbul'da büyük iş adamlarımız tarafından hararetle karşılanıyor. İstanbul'daki bir seri toplantının sonunda Ankara'da ilgili ve yetkililerle görüşen PARRIS kendisine verilen ödevi başarı ile yerine getiriyor ve çok önemli mesajlar vererek ülkesine dönüyor.

Peki kim bu PARRIS? 1997-2000 arası Ankara'da büyükelçilik yapan Parris, bugün resmen bir iş takipçisi. Yani “LOBİCİ”. Şu anda,'Yüksek danışman' sıfatıyla, ABD'nin en büyük avukatlık şirketlerinden olan 'Baker, Donelson, Bearman ve Caldwell Şirketi' adına çalışıyor. Pek çok büyük firmanın danışmanlığını da yapan şirketi, Parris'i şöyle tanıtıyor.

Mark 'Parris; ABD firmalarının Türkiye'de milyarlarca dolarlık ihale ve iş kazanmasında çok etkindi. Bunların arasında, ticari havacılık sistemleri, Türk Boğazlarının seyir güvenliği sistemi, enerji dağıtımı ve sivil altyapı alanları bulunuyor. Bakü-Tiflis- Ceyhan Petrol Boru Hattının kurulmasında ABD hedeflerini savunmada ve geliştirmede önemli görevler üstlenmiştir. Kendisi Türkiye’deki Büyükelçilik döneminde THY’na Boeing satışlarını sağlamış, Westinghouse için nükleer santral ihalesini takip etmiş, dış heyetlerin GAP gezilerini organize etmiş ve hatta “ABD sermayesi için en büyük engel Danıştay'dır” diyerek, 'Tahkim Yasası'nın çıkarılması için hükümete baskı dahi yapmıştır.

İşte bu nitelikleri olan danışman Mark Parris; Türkiye, İsrail ve Ortadoğu' daki yoğun deneyimleri ile kişisel ilişkileri sayesinde, şirketimizin müşterilerine en üst düzeyde danışmanlık hizmetleri sunacaktır.

Aslında Parris sadece iyi bir şirket lobicisi değildir. Parris, ABD’nin iyi yetiştirilmiş yetenekli diplomatlarından biridir. Önce ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Ortadoğu masasında, Ankara'ya tayininden öncede İsrail'in ABD Büyükelçiliğinde görev yapmıştır. İşte bu derin bilgi altyapısı dolayısıyla şimdi de 'Yakın Doğu İncelemeleri için Washingon Enstitüsü'nde danışmanlık yapmaktadır.

Bu enstitünün; 'İsrail yanlısı' ve 'Türk Dostu' enstitü olduğu; yönetimindeki birçok ismin 'milliyetçi' Yahudi lobileri ve 'Sağcı-militarist' İsrail yönetimiyle ilişkide bulunduğu; İsrail yanlısı diğer araştırma ve lobi kuruluşlarıyla yoğun ilişkileri bulunduğu; tek ayrıcalıklı projesinin 'Türkiye Programı' olduğu; ABD’yi ziyaret eden sivil, asker birçok Türk'ü, ağırlayarak bunları eğittiği; eğitim kadrosunda İsrail ordusundan emekli generalleri istihdam ettiği; Türkiye medyasının bazı seçkin temsilcilerini 'taze bilgiler' ile beslediği; bir merkez olduğu biliniyor.

Enstitü' nün Danışmanlar Kurulu'nda, Irak'ın işgali, Ortadoğu'nun kontrolü ve İsrail'in güvenliği için bastıran Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz ile bakanlığın akıl hocası Richard Perle gibi iki şahin de yer aldığı da biliniyor.

İşte Mark Parris; bu Washington Institute'ün 'Türkiye Programı' danışmanı. Ayrıca Amerikan-Türk İş Konseyi'nin ve Georgetown Üniversitesi' bünyesindeki 'Türkiye İncelemeleri Enstitüsü'nün yürütme kurullarında da görev yapıyor. Yani küreselleşme içinde Türkiye’nin adının geçtiği her yerde Mark Parris’i görmek mümkün.

Parris; “ Nihai tahlilde, Türkiye ABD'nin yanında olacaktır. Türk generaller, birinci Körfez Savaşı'nda, 'Savaş bittiğinde davetli listesinde olmak isteriz, mönüde değil' demişti. Mantık yine aynı. Türkiye'nin ABD'nin mali desteğine ve korumasına ihtiyacı var; ABD'nin ise, Türkiye'nin Kuzey Irak'a insan sevkıyatı tecrübesine” şeklinde özetlenen görüşleriyle, geçen yıl boyunca, Irak Savaşı üstüne oturumlar yapıldığında, ABD Senato Dış İlişkiler Komitesi tarafından da aklına başvurulan seçkin simalardan oldu.

İyi yetişmiş bir diplomat-işadamı Mr. Parris. “'Türkler, ABD'nin Irak Harekatı fikrinden dahi nefret ediyor. Ama, bu işin dışında kalmaları söz konusu değil.” şeklindeki fikirlerini hiç çekinmeden her platformda vurguluyor.

Sayın PARRIS söylemlerinde haklıdır. Çünkü ülkemiz ne yazık ki bu duruma düşürülmüştür. Atatürk'ün emrinde ve yönetiminde silah zoru ve şehit kanı ile kaldırdığımız kapitülâsyonlar ile son kuruşuna kadar ödeyerek bir daha gelmeyeceğini umduğumuz Osmanlı Devlet Borçları gibi çok yönlü bir tarihi tecrübeye rağmen gelinen nokta budur.

EVET... Bu emperyalizmin Türkiye'ye karşı kesin zaferidir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti; 24 Temmuz 1923’de LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI ile egemen bir devlet olduğunu resmen dünya devletlerine tescil ettirmiş ve dünya devletleri arasında kendisinin de varolduğunu ilan etmiştir.

Atatürk ve arkadaşlarının büyük fedakârlıklarla gerçekleştirdikleri bu özgürlük ve tam bağımsızlık vasfının 80 yıl sonra günümüzde geldiği nokta maalesef bu ülkeyi sevenleri son derece üzmekte, rahatsız etmekte ve gururunu kırmaktadır.

Bugün yine Devlet Bütçemizi ayni DUYÛN-U UMUMİYE idaresinde olduğu gibi IMF ve Dünya Bankası yetkilileri tanzim ediyor. Yabancı heyetlerin biri gidip biri geliyor. Gelen heyetler ülkemizin tarihi ve turistik güzelliklerini görmeğe değil; akıl vermeye, denetlemeye ve bize hesap sormaya geliyorlar. Anlaşılır ve inanılır gibi değil. Aklımız mı bitti ? Yoksa bilgimiz mi yetmiyor ?

Atalarımız yüzde yirmi Türk Nüfusa dayanarak bugün topraklarında 40 civarında egemen bayrak dalgalanan 24 milyon Km.karelik bir Cihan Devleti'ni 600 yıl yönetiyor. Sonra bugün en güçlü olmamız gereken bir çağda, her alanda yeterli bir potansiyele erişmişken, dün emrinde olanlar bugün aynen sömürgelerinde olduğu gibi seni denetlemeye geliyorlar. Akıl veriyorlar. Neden verdiğimiz aklı almıyorsun diyerek birde kafa tutuyorlar. Bütün bunların yanında ülkemizin temeline dinamit koyan anarşist ve teröristlere gözümüzün önünde arka çıkıyorlar, onlara destek veriyorlar, ve bunu hep yapıyorlar. Bunu anlamak ve genç nesillere anlatabilmek mümkün değil...

Sonuç olarak; Anayasamızda yer alan Atatürk Milliyetçiliği ; yakalara göstermelik Atatürk rozeti takıp meydanlarda "Atam seni çok seviyoruz. Daima İzindeyiz " diye nutuk atmak değildir. Atatürk Milliyetçiliği; Atatürk Türkiye’sinin varlığına, bütünlüğüne, birlik ve beraberliğine, manevi değerlerine, gelenek ve göreneklerine, ve Onun yıktığı sömürge zihniyetine karşı çıkmaktır.

Türkiye büyük ülkedir. Güçlü ülkedir. Türk Milleti ise binlerce yıllık Türk Kültürü ile mücehhez büyük bir millettir. Biz milletçe ve devletçe ülkemizde yaşanan bu çirkin manzaraları hakketmiyoruz. Tarihimiz diğer milletler ve kültürlerle çok iyi diyaloglar ve işbirliği içinde binlerce yıl bir arada yaşadığımıza şahittir.

Bizi bölme ve parçalama ve adeta sömürgeleştirme çabalarına karşı görmeli ve uyanık olmalıyız. Ayni zamanda tarihimizde hiçbir zaman sömürge olmadığımızı bilmeli ve bunu birilerine bildirmeliyiz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
21 Ocak 2003 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale