26 Şubat 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Diyarbakır'daki uçak kazasının sebebi ne olabilir?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 16 Ocak 2003 Perşembe 

Havayolları kazaların en az olduğu ulaştırma sistemi olmasına rağmen, uçak kazalarında büyük can kayıpları meydana geldiğinden daima sansasyonel haber vasıtası oluyorlar. Gündemin tamamını kaplıyorlar.
İşte bu tip kazaklardan biri de 8 Ocak gecesi sis nedeniyle bir haftadır uçuş yapılamayan Diyarbakır havaalanına inmeye çalışan THY uçağının düşmesi idi. Faciada 6’sı yabancı uyruklu 75 kişi öldü ve bu faciadan 5 kişi ise yaralı olarak kurtuldu.

Türkiye’nin gündemini sarsan bu feci kazada hayatını kaybeden 75 vatandaşımızın parça parça olmuş cesetleri yerden kaldırılmadan Hava Kuvvetlerimize ait iki jet uçağının çarpışması ile yetişmiş dört genç ve güzide pilotumuzun şehit olmaları haberi milletimizi derin yasa boğdu.

Televizyonlar yokken ve kitle iletişim araçları bu kadar yaygın değilken, bu gibi kazaların hane halkına tesiri çok olmazdı. “Ateş düştüğü yeri yakar” misâli, bir iki gün içinde haber unutulur giderdi. Şimdi ise artık olayın bütün detayları bire bir evimizin içine taşınıyor. Olayların doğrudan tanığı oluyoruz. Kazazede yakınlarının acılarını aynen içimizde duyuyoruz. Onların duygu ve düşüncelerini bütün sıcaklığı ile yaşıyoruz.

Milletimize geçmiş olsun. Ölenlerin yakınlarına Allah sabır versin. Milletçe başımız sağ olsun.

Allah bir daha milletimize böyle büyük kederler göstermesin. Basınımız haber verme ihtiyacı ile her olayın arkasındaki garip gördüğü ilişkileri gündeme getirme eğiliminde olduğundan, ve bundan da “belki rayting yaparım” düşüncesi taşıdığından her iki kazanın sebepleri ile ilgili olarak pek çok yorum yapıldı. İnanılmaz senaryolar ortaya konuldu. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi de “Uçakların ABD tarafından Türkiye’nin Irak Savaşı için yeterli desteği vermekte geciktiği için cezalandırılmak amacıyla düşürüldüğü” şeklinde idi.

Daha öncede Muavenet Muhribimizin kaptan köşküne ateş edilerek Gemi Komutanının şehit edilmesi, Jandarma Genel K. Org. Eşref Bitlis’in uçağının düşürülerek şehit edilmesi gibi olaylara benzetilerek atıfta bulunuldu. Bu defada “Irak’la ilgili ABD taleplerinin çabuklaştırılması amacıyla bize bu şekilde bir gözdağı verilmek istenmesi” gibi garip senaryolar gündeme getirildi.

Uçaklar bilindiği gibi çok güvenli ve teknolojinin bütün gelişmiş imkanlarının kullanıldığı sistemlere sahiptir. Bu özellikleri dolayısıyla çok pahalı araçlardır. Bunun için yapımcı firmalar her türlü kaza önlemini almak için büyük gayret içinde oluyorlar. İşte bu maksatla kazaların gerçek sebebini anlamak ve buna göre müteakip kazalar için önceden tedbir almak için KARAKUTU adı ile bildiğimiz bir sistem geliştirilmiştir. Bu sisteme uçağın teknik fonksiyonları, bu fonksiyonlardaki bütün değişiklikler ile pilotun kullanım anındaki faaliyetleri otomatik olarak kaydedilir. Yani uçağın düşme sebepleri büyük bir doğrulukla bu kutuda mevcuttur. Nitekim düşen Konya uçağının Kara kutusu bulunmuştur. Yetkililerin incelemesini müteakip gerçek sebep ortaya çıkartılacaktır.

Medyamızda yer alan spekülatif ve sansasyonel haberlerin kamuoyunu bilgilendirme yönünden hiçbir geçerliliği yoktur. Pilot Alaattin YUNAK hakkında da bir çok mesnetsiz ve tutarsız iddialar ileri sürülmüştür. Pilot olmak çok zorlu bir eğitim sürecini ve yıllarca süren tecrübeyi gerektirir. Pilotlar bütün meslekler içinde kendilerine en iyi bakmak zorunda olan kişilerdir. Sürekli sağlık kontrolları yapılır. Bu bakımdan sağlığı ile ilgili ortaya atılan iddiaların da gerçek olması mümkün değildir.

“Uçağın Elektronik Harp Metotları kullanılarak düşürüldüğü” hususu ise ispatı çok zor ve hatta imkansız denecek kadar güç bir iddiadır. Fakat bu gibi eylemler her zaman vaki olabilir. Yani kolaylıkla gerçekleştirilecek bir saldırı olduğundan değerlendirmelerde gözden uzak tutulmaması gerekir.

Bilindiği gibi Elektronik Harp günümüzün en yaygın ve etkili savaş yöntemlerinden biridir. Bilgisayarlar başta olmak üzere bütün elektronik cihazlar bu savaşta kolaylıkla kullanılabilir. En basit bir cep telefonuna gönderilecek elektronik mesajlarla dahi uçakların kontrol ve yönetim sistemlerinin kilitlenerek çalışamaz hale getirildiği bilinmektedir. Eğer bu olay havada iken meydana gelir ise felaket kaçınılmazdır.

Elektronik Harp sistemleri, silahlı kuvvetlerin bir kriz anında düşman kuvvetlerine karşı kullanabileceği en etkili ve caydırıcı silahlarından biridir. Bu özelliği nedeni ile ülke savunmasında kullanılan silah sistemlerinin ayrılmaz bir parçası konumundadır. Bütün dünya orduları bu silahı kullanmak için planlar geliştirirler. Kendileri hasım ülkelere karşı elektronik saldırıyı yaparken, karşı elektronik saldırıya maruz kalmamak için Elektronik Karşı Tedbirler Sistemi (Elektronik Saldırılara Karsı Savunma Sistemi) geliştirirler.

21 inci asırda Elektronik Harp faaliyeti, barış zamanında istihbarat bilgilerinin toplanması ile başlayan ve savaş zamanında düşman silah sistemlerinin etkisiz hale getirilmesi ile ülkelerin silahlı kuvvetlerini hedeflerine ulaştıran bir sürecin en önemli unsurlarındandır. Bu özelliği dolayısıyla Elektronik Harbin ülkelerin Milli Savunma Stratejileri içinde çok önemli bir yeri vardır.

Bu sistemler günümüzde, ülkelerin silahlı kuvvetleri tarafından; pasif veya aktif, koruyucu veya elektronik saldırı amaçları ile kullanılabilen; kara, hava ve deniz plâtformlarındaki saldırı ve savunma silah sistemlerinin etkinliğini artıran en önemli ve vazgeçemeyecekleri sistemlerdir.

Bugün elektronik sistemleri kullanmayan hiçbir savunma sanayi ürünü yoktur. Bilgisayarlar ve dolayısıyla yazılımlar silah teknolojilerine bütünleşmiş durumdadır. Örneğin; uçakları, bilgisayar sistemleri uçurmaktadır. Füzeleri hedefe bilgisayarlar yönlendirmektedir. Bütün atışları atış kontrol bilgisayarları tanzim etmekte ve füze savar füzelerinin uçuş yolunu dahi bilgisayarlar belirlemektedir. Kitle iletişim ve muhabere sistemlerinin tamamı elektronik bilgisayarlardır. Bilgisayarların hangi işlemi nasıl yapacağı ise yazılımlarıyla programlanmaktadır. Örneğin, yazılımı doğru olarak çalışmayan bir radar sistemi düşman uçaklarını göstermeyecektir, veya yanlış yerde gösterecektir. Uçakların iniş sistemlerini çalıştıran bilgisayarların yazılımındaki hatalar uçakların son hızla pistlere çarpmasına yol açabilecektir.

Elektronik Harp kavramı günümüz savaş alanına damgasını vurmuştur. Özellikle Körfez Savaşı ve son Kosova Operasyonu' nda; körletilen radarlar, hedefini bulamayan uçaksavar füzeleri televizyon ekranlarından kurgu film gibi günlük yaşamlarında insanlarımıza izletilmiştir.

Elektronik Harp faaliyetleri süreci barış ve savaş zamanı olmak üzere iki durumda incelenebilir. Eğer bir ülke kendi kullandığı araç, gereç ve teçhizat ile her türlü silah sistemlerinin elektronik teçhizatını kendisi üretemiyorsa, yani dışarıdan satın aldığı gibi aynen kullanıyorsa onun bütün sistemleri elektronik açıdan güvensizdir. Yani kullandığı silah sistemini aldığı ülkeye doğrudan bağımlıdır. Bu demektir ki; kullandığı bütün uçaklar, helikopterler, tanklar veya diğer cihazlar satan ülkenin elektronik saldırısına karşı açıktır.

Peki ne yapacağız? Bunun çaresi nedir? Kendimizi bundan koruma yöntemleri yok mudur? Bu durumda, bu sistemleri satın aldığımızda sistemlerin yönlendirilmesinde kullanılan yazılım sistemini de birlikte alacağız ve bu sisteme kendi Milli Kod sistemimizi monte edeceğiz... Ya da kendi fabrikalarımızda kendi imâl ettiğimiz elektronik sistemleri bu aldığımız cihazlara monte edeceğiz... Eğer bunu yapamıyorsak ve kendi Milli Kod Sistemini devreye sokmamış isek bizim için devamlı saldırıya açık tehlikeli bir durum meydana gelmiş demektir.

Bu durumda dışarıdan hiçbir Elektronik Sistem almayalım mı? Hayır alalım. Ama daima tehlike içinde bulunduğumuzu da bilelim ve ona göre davranalım... Elektronik Aldatma Tedbirleri günümüzde bütün gelişmiş ülkeler tarafından çok etkin olarak kullanılmaktadır. Ve geleceğin muharebelerinde çok etkin olarak kullanılacaktır. Bu kaçınılmaz gerçektir. Bu bilindiği takdirde buna karşı tedbirlerinde barıştan itibaren en etkin şekilde alınması gerekmektedir. Kıbrıs Barış Harekâtında kendi uçaklarımız tarafından Elektronik Harp metotları kullanılarak bize Yunan Gemisi olarak gösterilen KOCATEPE Muhribini batırdığımızı hiçbir zaman unutmamamız gerekir.

Şimdi gerek KONYA uçağının ve gerekse iki savaş uçağımızın ABD tarafından düşürülmesi konusuna değinmek istiyorum. ABD dahil olmak üzere bütün çevre ülkelerinin, ayrıca Türkiye’nin zayıf bir halde tutulmasında milli çıkar gören diğer pek çok ülkenin bu gibi Elektronik Harp metotlarını uygulayarak uçaklarımızı düşürme imkan ve kabiliyeti vardır. Bu yüzden bir ülkeyi doğrudan suçlamak mümkün değildir ve yanlıştır.

ABD gibi Elektronik Harp konusunda bilimsel çalışmaları en üst düzeyde yürüten ve bu alanda üretilen sistemleri dünyaya en çok pazarlayan bir ülkede gerçekleştirilen 11 EYLÜL’ deki İKİZ KULELER ve PENTAGON saldırılarının tipik bir Elektronik Harp saldırısı olduğunu da unutmamak gerekir. Bu savaş çok sessiz, fakat çok tesirlidir. Ayni zamanda kamuoyunu doğrudan etkilemesi açısından çok güçlüdür. Günümüzde pek çok ülke bu gibi saldırıları yapma imkanına sahiptir. Ama genellikle masum insanların yok yere öldüğü bu saldırılarının mantıklı bir açıklaması, yani elde edildiğinde karşı tarafa güç sağlayan mantıklı bir hedefi olması gerekir. Oysa bu olayda ABD’nin bölgede düşecek yolcu uçaklarından elde edeceği bir fayda görülmemektedir. Zaten ispatı son derece zor olan böyle bir saldırılarda ülkelerin birbirini suçlamaları çok yanlıştır. Çünkü ayni suçlamaları başkalarının size karşı yapması her zaman mümkündür.

Bu vesile ile önemli bir konuya dikkati çekmek istiyorum. Bir ülkenin savunmasında kullanılan hangi silah olursa olsun o silahın kullanım sistemlerinde Milli Yazılım şarttır. Aksi durumda o silah sisteminin güvenirliliği hep tartışılacak ve kullanıcıların kafalarında daima “acaba” sorusu bulunacaktır.
 Aslında Milli yazılıma sahip bir sistemin dahi güvenirliliği %100 değildir. Zira günümüzde HACKER tabir edilen kişiler tarafından her türlü Kod Sisteminin kırılması mümkündür. Ancak bu husus harcanacak zamana ve kullanılan teknolojiye bağlı olduğundan ve sistemde devamlı değişiklik yapma imkanımız bulunduğundan göreceli olarak milli yazılıma sahip sistemler daha güvenli olarak kabul edilmektedir.

Satın alınan silah sistemleri ile birlikte, o sistemin yazılımın kaynak kodunu da almak başlangıçta çok pahalı bir yöntem gibi görülebilir. Bunun yanında sistemi satan firmanın (ülkenin) ikna edilmesinde zorluklar yaşanabilir. Çünkü Kaynak Kodu satın alanlar, yazılıma sahip olduklarından silah sistemini kendi imkanları ile geliştirebilecek ve belki de daha üstün yeteneklere ulaştırabilecektir. Bu durumda satıcı firmaya (ülke) sistemin modernizasyonu safhasında ihtiyaç duyulmayacaktır. İşte bunun için alınan silah sisteminin teknolojik olarak özümsenebilmesi, geliştirilebilmesi ve güvenliği açısından yazılımın alınması ve millileştirilmesi şarttır ve gereklidir.

Bölge komşumuz İsrail tüm silah sistemlerinde kendi milli yazılımlarını kullanan nadir ülkelerden biridir. Sahip olduğu üstün güdüm, radar, havacılık, haberleşme ve elektronik harp gibi teknolojilerinin arkasında kendi gelişmiş yazılım teknolojisi vardır. Böylece İsrail, tüm ülkelere karşı silahlarını yüksek güvenle kullanabilme imkanına sahiptir.

Sonuç olarak; 24 saat içinde biri sivil, ikisi askeri olmak üzere 3 uçağımız şimdilik bilinemeyen sebeplerle düşmüş ve 79 vatandaşımız feci şekilde yanarak hayatlarını kaybetmişlerdir. Milletçe acımız büyüktür. Başımız sağ olsun. Allah geride kalan yakınlarına sabır versin.

Her kötü olaydan alınacak dersler vardır. Bunda da havaalanlarının teknolojik açıdan geliştirilmesi ve pilotlarımızın eğitimleri de dahil olmak üzere pek çok dersler çıkarılacak ve ilgililerce gerekli tedbirler mutlaka alınacaktır. Burada üzerinde önemle vurgulayacağım husus; teknolojideki baş döndürücü bir hızla artan gelişmenin her geçen gün kontrol edilemez hale geldiğidir. Bu gelişme bilhassa elektronik sistemlerin kullanıldığı alanlarda daha da etkilidir.

Şurası unutulmamalıdır ki; teknoloji üreten ve bunu satan ülkeler, her zaman satın alan ülkeler için ciddi birer tehdittir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak birilerine bağımlı olmamak istiyorsak, bizimde teknoloji alan değil, teknolojiyi üretip satan ülkeler seviyesine gelmemiz gerekmektedir. Bunun için birilerini suçlayıp onlara kabahat bulmak çare değildir. Neden bizim de onlar gibi olmadığımız için önce kendimizi suçlamamız ve buna göre gecikmeden önlem almamız.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
16 Ocak 2003 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale