24 Mayıs 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türkiye'nin önemi (A. Nazmi Çora)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 12 Mart 2000 Pazar 

"DÜNYAYI YÖNETEN DÜŞÜNCELER DEĞİL KUVVETTİR, ANCAK; KUVVETİ  KULLANAN  DÜŞÜNCELERDİR..."

Halen dünya sahnesinde görülen milletler içinde kendi özgün milli kimliğini koruyarak bağımsız devlet varlığını kesintisiz olarak, milat öncesi yüzyıllardan günümüze kadar, sürdürebilen yegane millet bizim milletimizdir; Türk Devleti ebedidir.
 
Tarih sahnesine çıkan milletler içinde küresel çapta, nitelikte cihan nazımı, kıtasal ebatta güç, süper güç konumuna erişen, bu konumunu dikkate alınmaya değer bir süre devam ettirebilen milletlerin sayısı bir elin parmak sayısını aşamayacak kadar sınırlıdır.

Türk Milleti eski dünyada cihan nazımı süper güç, kıtasal çapta büyük devlet konumunu bu seviyeye erişebilen milletler arasında en uzun süre koruyabilen millet olmuştur. Üç kıt'anın medeni hayata, iskana müsait 55 milyon km² genişliğindeki büyük bölümü değişik tarih dönemlerinde yüzlerce yıl Türk boylarının, Türk hükümet ve devletlerinin yönetimine girdiği
gibi Avrasya kıt'a blokunun uzun ekseni üzerinde kıt'asal genişlikte bir merkezi alan kesintisiz
Türk varlığına, Türk dil ve kültürüne vatan olma özelliğini korumuştur.

Saka, Hun, Batı Hun, Avar, Hazar, Göktürk, Uygur, Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçuklu, Kuman, Peçenek, Kıpçak, Harzemli, Anadolu Selçuklu, Cengizli, Çağataylı, İlhanlı, Altın Ordulu, Timurlu, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevi, Babürlü, Osmanlı hayat ve egemenlik alanları hatırlanmalıdır.

16 ncı Yüzyıl Türk Yüzyilı diye adlandırılır. Bu yüzyılın devamında Türklüğün (dört ayrı devlet çatısı altında) üç kıt'a üzerinde toplam egemenlik alanlarının 40 milyon km² ye eriştiği, Türklüğün batı kolunu oluşturan Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzölçümünün 19 milyon km²'yi aştığı da hatırlanmalıdır.

BÜYÜK ATATÜRK; Cumhuriyetimizin Onuncu Yılında yaptığı tarihi konuşmada;
"Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir...Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır.
Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür...İnanç bir köprüdür...Tarih bir köprüdür..."
"...Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türkler'in) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli..." demiştir.

"Sovyet Rusya ile daima iyi komşu olmaya gayret etmeliyiz. Fakat ne haklarımızdan en küçük bir şey feda etmeliyiz ve ne de oyunlarına kapılmalıyız" Bu sözleri büyük ATATÜRK 1922 yılı Haziran ayında Moskova'dan dönen Büyükelçimiz A.F.CebesoyPaşa'ya söylemiştir. Bu sözler bugün de değerlerini koruyorlar.

Sovyetler Birliği'nin çöküşü, özellikle Doğu Avrupa, Balkanlar, Kafkasların güneyi, Orta Asya ve Orta Doğuda büyük bir değişikliğe ve istikrarsızlığa yol açmıştır. Türkiye, coğrafi ve kültürel açıdan bu değişikliğin tam merkezinde bulunmaktadır. Konumu ve Müslümanlığın hakim olduğu bir ülke olarak liberal demokrasinin gerektirdiği müesseseleri tesis ve muhafaza edebilmesi nedeniyle Türkiye, istikrarsızlıkla başa çıkmaya çabalayan ülkelere örnek teşkil etmektedir.

"Amerikan ülküsü" gibi "Türkiye ülküsü"de insanları ve kültürleri bir araya getirme alanında büyük bir önem taşımaktadır. Bağımsızlıklıklarına yeni kavuşan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Batı modeline motive edilmesinde Türkiye'nin çok önemli bir yeri vardır. Bu cumhuriyetler gözlerini 75 yıl aradan sonra Türkiye'ye çevirmişlerdir. Batı değerlerini benimsemiş olan Türkiye, bunlar için yegane modeli teşkil eder. Gerek kaynak, gerekse deneyim açısından Türkiye'nin bu ülkelere verebileceği çok şey vardır.

Dünya kamuoyu Rusya'daki gelişmelere seyirci kalmaktadır. Bunun örneği Çeçenistan'da yaşanmıştır. Olayların tırmanması ve operasyonun başlamasına rastlayan süreçte başta ABD olmak üzere büyük devletler, konunun Rusya'nın içişi olduğunu belirterek görüş bildirmekten kaçınmışlardır. Bölge barışı ve Avrupa'da istikrarın devamı için bir tehlike teşkil eden fundamentalist hareket ve düşüncelerin yayılmasında Türkiye önemli bir engel teşkil eder. Türkiye, sadece Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya cumhuriyetleri için değil, bağımsızlıklarına kavuşan Doğu Avrupa ülkeleri için de demokrasi ve serbest pazar uygulamaları açısından ideal bir model teşkil eder.

Türk boğazları önemini hala korumaktadır. Türkiye Batı için çok önemli olan Orta Doğu petrolünü kuzeyden örter. Türkiye bölge ve dünya barışı için tehlikeler teşkil edebilecek risk kaynaklarının büyük bir bölümünü kontrol edebilecek veya yönlendirebilecek bir konum ve seviyededir.

Türkiye dünya halkları için büyük bir tehlike teşkil eden uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele eden ülkelerin başında gelmektedir. Türkiye dünyada en çok uyuşturucu kaçakçısı, suçlusu yakalayan ve yakaladıklarına en ağır cezaları veren ülkelerin başında gelerek, bu konuda üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirmektedir. Uyuşturucu kaçakçılığının terörle ilişkisi gözönüne alındığında bunun değeri daha iyi ortaya çıkar.

Türkiye'nin dünyada mevcut 43 Müslüman ülke arasında demokrasi ile idare edilen tek laik ülke olması, kendisine birçok sahalarda önemli avantajlar sağlamaktadır. Batı Hristiyan dünyası ile diyalog kurabilen yegane Müslüman ülkedir. Diğer bir deyişle Türkiye, "Kuzey-Güney- Doğu-Batı, İslam-Hristiyan, Totaliter-demokratik ve köktendinci-laik" düşünceler arasında bir köprü görevi yaptığından bölge ve dünya barışına önemli katkılarda bulunmaktadır.

Son gelişmelerden sonra merkezi Avrupa'da NATO ile BDT arasında bir tampon bölge meydana gelmesi sonucu, bu bölgeye yönelik doğrudan tehdit büyük ölçüde ortadan kalkmış; ancak şimdiye kadar NATO'da bir kanat ülkesi olan Türkiye'yi tehdidin ve risklerin tam ortasındaki bir "Cephe"durumuna getirmiştir. Bu nedenle Türkiye daha uzun bir müddet Yeni NATO Stratejisinde öngörülen "Forward Presence" (ileride bulunma) yerine "Forward Defense" (ileride savunma) konseptini uygulamaya devam etmek durumunda kalacaktır.

Batı ülkelerinin artık Türkiye'nin bu yeni jeo-stratejik değerini kavramaları gerekir. Eğer Türkiye hala Batı ile işbirliği yapmakta zorlanır ve Batı kurum ve kuruluşlarına girmesinde güçlükler çıkarılırsa, bu durum Batının stratejik menfaatlerine tamamen ters sonuçlar yaratabilir. Eğer Türkiye; Doğuda bazı cazibeler bulup, Batı ile olan ilişkilerini azaltırsa bu Batının aleyhine olur; zira Türkiye seçenekleri çok fazla olan bir ülkedir.

Bölgede Türkiye için anahtar sözcük istikrardır. Bütün olumsuz gelişmelerin içinde Türkiye bir çeşit sükun adasıdır. Oldukça fırtınalı bir denizde sakin bir limandır. ABD eski Başkanı Bush'un dediği gibi, "Türkiye değişen med-cezir olaylarının olduğu bir bölgede bir istikrar feneridir."ABD eski Dışişleri Bakanı James Baker'in ifade ettiği gibi "Türkiye Batının çıkarları açısından soğuk savaşın en kötü günlerinden daha büyük bir role sahiptir."
 
Dengesiz bir ortamla çevrelenen Türkiye, karmaşık ve değişken bir güvenlik sorunu ile karşı karşıya bulunmaktadır. Belirsizliklerin ve istikrarsızlıkların nerede, ne zaman ve nasıl krize veya askeri tehdide dönüşebileceği önceden kestirilememektedir. NATO içinde ikinci büyüklükte silahlı kuvvetleri ile caydırıcılığa önemli bir katkıda bulunan Türkiye, ekonomik ve endüstri alanında da süratle gelişip büyümektedir. 2000'li yıllarda 70 milyona ulaşacak nüfusu, kalkınan ekonomisi ve modernize edilmiş silahlı kuvvetleri ile NATO'nun ve Batının güçlü ve güvenilir bir dostu olarak pakt içindeki görevine devam edecektir.

Jeo Stratejik konumu, siyasal ve ekonomik yapısı, kültürel bağlarıyla aynı zamanda Avrupa, Balkan, Karadeniz, Akdeniz ve daha geniş bir çemberde Orta Doğu ülkesi olan Türkiye; Karadeniz bölgesinin ihtiyaç ve şartlarını göz önünde bulundurarak KEI'ni harekete geçirmiştir.

Türkiye 1922 yılından beri barış içinde yaşayan ülkelerden biridir. Kimsenin toprağında gözü yoktur. Hatta etrafındaki risk ve tehditlere rağmen ihtiyatlı bir silahsızlanma ve silahların kontrolünden yanadır. Ancak yakın geçmişte komşu ülkelerde meydana gelen politik ve askeri değişimler, çevre ülkelerde hüküm süren istikrarsızlık ve belirsizlikler dikkate alındığında, Türkiye'nin jeopolitik ve jeostratejik konumu ile komşularının tarihi emellerinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktığı görülecektir.

NATO da eskiden "KANAT" ülkesi iken şimdi "CEPHE" durumuna gelen ve Rusya, Orta Doğu ve Balkanlar'daki yangının tam ortasında bulunan Türkiye, coğrafi mevki, sosyal ve kültürel değerleri ve diğer milli güç unsurları ile bölgesinde bir denge unsuru olmaya devam etmektedir.

Türkiye çok geniş bir bölgede, çevresindeki bütün devletlerden ileri, onlara bir şeyler verebilecek ve model olabilecek bir ülke konumunda olup, elindeki stratejik kartının değeri azalmayıp, bilakis artmaya devam eden ender ülkelerden biridir.
 
Sonuç olarak; Jeopolitiği ve devlet olma özelliği tarihin derinliklerinden gelen Türkiye'nin yeni yüzyılda hangi konumda yer alacağının bugünden tespiti ve tayini gerekir. 20 nci Yüzyılın son 15 yılına sıkışmış görünen hızlı değişimlere, yeni stratejiler üretmeden "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" anlayışı ile ayak uydurulamayacağı bir gerçektir. Bu gerçeği görerek yeni politikalar üretmenin zamanı gelmiştir ve geçmektedir. (Yazan: A. Nazmi Çora)


Dr. Tahir Tamer Kumkale
12 Mart 2000 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale