23 Kasım 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kofi Annan’ın Kıbrıs planı arkasındaki tuzak ne olabilir?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 15 Kasım 2002 Cuma 

Türkiye daha yeni iktidar oluşmadan 40 yıldır çözülemeyen KIBRIS SORUNU'nun derhal çözülmesi ve sonuca bağlanması durumu ile karşı karşıya kaldı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının önümüzdeki ay Kopenhagda yapılacak Avrupa Birliği Zirvesine kadar üzerinde yoğun müzakerelerde bulunulması amacıyla kendi düşüncelerinden oluşan çok kapsamlı bir çözüm paketini taraflara sundu ve 18 Kasıma kadar kendisine cevap verilmesini istedi.

Toplam 153 Sayfalık dosya Rauf Denktaş ve Klerides ile birlikte Garantör Devletler Türkiye-Yunanistan ve İngiltere'nin BM daimi temsilcilerine iletildi. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın önemli sağlık sorunları yaşadığı bir dönemde BM’nin pazartesi gününe kadar cevap beklemesi Türk tarafı için sıkıntı oluşturdu.

Planın tam metni ve satır aralarında yatan menfi ve müsbet ayrıntılar tam olarak irdelenmeden muhtelif kulislerde; Denktaş’ın söz konusu planı reddeceği, Türkiye’nin de KKTC liderinin arkasında olacağı konuşuluyor. Dışişleri kaynakları ise Ankara’nın kabul edemeyeceği önemli noktalar bulunmakla birlikte paket için ‘müzakare edilebilir’ cevabı vereceğini belirtiyor.

Kıbrıs davasının başından beri konunun doğrudan içinde bulunan Başbakan Bülent Ecevit;"Belgenin zamanlaması da ilginçtir. Türkiye’de hükümet yok ve KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş hasta durumda. Kısa sürede cevap vermemiz isteniyor, bu haksızlık. Planda kaygı verici maddeler mevcut. Örneğin KKTC’den büyük ölçüde arazi alınmak isteniyor. Öngörülen arazilerdeki Türk nüfusu göz önünde tutulduğunda, sayının 150-160 bini bulduğu anlaşılıyor. Türk askerlerinin adadaki sayısı önemli ölçüde azaltılıyor. Bunlar bizim içimize sindirebileceğimiz durumlar değil." diyerek ilk izlenimlerini aktarıyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş; KKTC'nin 19ncu Kuruluş Yıldönümü kutlamaları nedeniyle Bayrak Radyosuna verdiği beyanatta;"Bu plan ile Kıbrıs sorununun çözümünde önemli bir safhaya girilmiştir. Barış yolunun açık kalması için toprak konusunun en sona kalması gerektiğini israrla istedik. Buna rağmen topraklarımızda halkımızın egemen olacağı kabul edilmeden harita konusunda görüşmek istemediğimizi , ama ilkeleri konuşabileceğimizi bildikleri halde ortaya harita konmuştur.Biz bunu kabul edemeyiz."şeklindeki ifadeleri ile ilk görüşlerini bildirmiştir.

Türkiye'nin daima KKTC'nın yanında ve desteğinde olduğunu göstermek amacıyla 19ncu Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla Kıbrısa giden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök; "Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs'ta barış ve huzuru bozacak ve Kıbrıs Türkleri'nin güvenliğini tehlikeye sokacak bir yaklaşıma müsaade etmeyeceklerini" vurgulamıştır.

Bilindiği gibi Kıbrıs Türkiye'nin Doğu Akdenizdeki güvenliği için stratejik önemi haiz bir bölgedir. Ayni savunma paktı içinde bulunmamıza rağmen kendileri için en büyük tehdidin Türkiye olduğunu daima vurgulayan ve bütün savunma sistemlerini buna göre oluşturan Yunanistan; Megali İdeası içinde yer alan Kıbrısı elde etmekle ülkemizi güneyden kuşatarak bir stratejik üstünlük elde etmek istemektedir. Yunan yetkililerinde defalarca açıklanan bu husus tarafımızdan çok iyi bilinmektedir.

Adanın Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1915'te İngilizlere devrini müteakip sona eren barış ve huzur dolu günler; 1960'dan itibaren Türk Toplumuna yönelik katliâmlarla son haddine ulaşmış ve 1974'te Antlaşmalar gereği Garantör ülke olarak gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı ile iki toplumun fiziki olarak birbirinden ayrılması sonucunda tamamen barış dönemine girilmiştir.

Adada 28 yıldır birkaç münferit sınır olayı dışında tek bir silah patlamamıştır. Kıbrıs Türk halkı, 1960 antlaşması gereği adada konuşlandırılan Kıbrıs Türk Alayı ve Kolordu kuvvetindeki Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerinin himayesinde barış içinde yaşamaktadırlar.

Bu barışı soydaşlarımıza çok gören batı dünyası bugüne kadar Kıbrısı Rumlara vermek için binbir dolap çevirmişler, 28 yıldır bağımsız bir devlet olarak hayatiyetini sürdüren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni israrla görmemezlikten gelmişlerdir. AB devletlerinin desteği ile Kıbrıs Rum Kesimi 1960 'da kurulan iki toplumun ortak yönettiği KIBRIS CUMHURİYETİ'nin gerçek temsilcisi olarak görülmüştür. Bunların Avrupa Birliğine alınması için bütün hristiyan dünyası her türlü gayreti göstermiştir.

Oysa Kıbrıs'ta isteselerde, istemeseler de fiilen ve 28 yıldır kendi kendini idare eden müstakil bir Kıbrıs Türk Devleti vardır. Fiili durum böyle olmasına rağmen her şeyi ile müstakil bir devletin özelliklerini taşıyan bu devleti bugüne kadar Türkiye dışında hiç bir ülke siyasi olarak tanımamıştır.

Türkiye; 28 yıldır Kıbrıs Türk Toplumu'nu K.K.T.Cumhuriyetini her alanda desteklemiştir. Bu uğurda binlerce evlâdını seve seve şehit vermiştir. Kolordu çapındaki en güçlü ve kuvvetli birliklerini burada tutmaktadır. Başta ABD olmak üzere müttefikleri olan batı ülkelerinin ambargoları ile karşı karşıya kalmıştır. Uluslarası arenada Kıbrıs konusu her platformda daima ortaya konularak emperyalist ve işgâlci bir devlet muamelesine maruz bırakılmıştır. Ekonomisi çok önemli zararlar görmüştür.

Bütün bunlara rağmen K.K.T.C; Türkiye'nin namusudur, gururudur ve şerefidir. Kıbrıs Türk Halkına ve topraklarına gelecek en küçük kötülük bize yapılmış demektir. Onlarla birlikte bizimde güvenliğimiz tehlikeye gireceğinden, oraya karşı atılan her şer adım bize karşı atılmış gibi kabul edilmiştir.

Bir cümle ile ile özetlemek gerekirse; Kıbrıs Türk Halkı'nın menfaâtleri Anadolu Türk Toplumu ile özdeşleşmiştir. O toprakları Antalya'dan,İzmir'den,Trabzon'dan farklı düşünmek asla mümkün değildir. Kıbrıs Türk Toplumunu ; Anadolu Türk Toplumundan ayrı düşünmek mümkün değildir. Olmamalıdır. Bunun için kendi kendimizi inkar etmemiz gerekir ki, bu asla mümkün değildir.

Kıbrıs politikaları partilerin politikaları da değildir. Kıbrıs politikaları; bütün milletin desteklediği milli davranışları içermelidir. Nitekim bugüne kadar bu kural titizlikle uygulanmıştır.

Kofi Annan Planına Kıbrıs'ın Türkiye için önemini bilerek yaklaştığımızda bütün iyi gibi görünen hususlara rağmen satır aralarına gizlenen entrikalar ile Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir tuzak ile karşı karşıya kaldığımızı görüyorum. Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi durum, Rauf Denktaş'ın rahatsızlığından yararlanılarak tarihi bir hata yapılması için birilerinin düğmeye bastığını değerlendiriyorum.

Geçen kırk yıl içinde Kıbrıs Sorunu'nun çözümü için sonuç vermeyen sayısız kararlar alan Birleşmiş Milletler Yönetimi'nin, bütün bu kararlarını gözardı ederek ve iki toplum heyetleri arasında 28 yıldır devam eden toplantılarda uzlaşma noktasına varılamamış iken birkaç hafta içinde süratle çözüme gidilmesi gibi israrlı bir yaklaşım sergilemesi doğru değildir.

Bu plan ile ilk defa Kıbrıs Türk Toplumu ve KKTC'nin varlığı resmen Birleşmiş Milletler tarafından tanınmıştır. Bu görünüşte büyük bir başarıdır. Bundan sonra KKTC'ni inkar ve görmemezlikten gelmek mümkün değildir. İki ayrı devlet kendi yönetimlerinde serbest olacaklardır. Merkezi yönetimde ise kararlar toplumların eşit olarak temsil edileceği SENATO tarafından alınacaktır. Bunlar Türk tarafı için çok önemli maddeler ve kazanımlardır. Fakat bunun dışındaki maddeler Türk tarafı için hiçde iyi şeyler söylememektedir. Çerçeve iyi çizilmiş olmasına rağmen içinin doldurulmasında önemli pürüzler olduğu çok belirgindir

Şimdi işin aceleye getirilmeden her madde, her satır ve her kelime üzerinde titizlikle durularak hem Kıbrıs Türk Halkının ve hemde Türkiye'nin milli menfaatlerine uygun olan hususları kapsayacak şekilde müzakerelerin sürdürülmesi gerekmektedir.

Bütün bu çalışmalar meselenin detaylarıdır. Oysa bu olaya yukarıdan ve stratejik açıdan bakmak gerekmektedir. Bu Taslak Plan Kıbrıs'ın Avrupa Birliğine biran önce alınabilmesi için hazırlanmış bir tuzaktır. Türkiye'nin olmadığı bir Avrupa Birliği içine Kıbrıs Cumhuriyetinin katılması Türkiye için kabul edilemez bir emrivakidir.

Kıbrıs Türk Kesiminide içine alarak AB üyesi olunduktan,yani bu topraklar Avrupa'ya katıldıktan sonra Türkiye'nin askeri gücünün garantör devlet olarak bu topraklarda bulunmasına ihtiyaç olmadığı AB yönetimi tarafından ültimatom şeklinde bize bildirilecek ve derhal çıkmamız gündeme getirilecektir. Ve bizi buradan uluslararası baskı ile çıkaracaklardır.

Biz çıktıktan sonra birbirleri ile birarada yaşayamayacakları defalarca ispatlanan iki toplum arasındaki çatışmalar yeniden başlayacaktır. Fakat bu defa Garantör Devlet olarak hukuken daha önce elde ettiğimiz kazanımlarımız olmayacaktır. Yani bu manevra ile Türkiye bir bakıma güneyden kuşatılmış olacaktır.

Sonuç olarak; Plan'ın detayı ve içeriği önemli değildir. Maddeler üzerinde tartışılır.Görüşülür ve belkide her alanda iki tarafın isteklerini tamamen kapsayacak güzel bir antlaşma taslağı ortaya çıkartılabilir. Bunlar tali hususlardır.Bizi bağlamamalıdır.

Kıbrıs konusunda Türkiye için vazgeçilemeyecek temel unsur; Müşterek Kıbrıs'ın Avrupa Birliğine ancak Türkiye'ninde Avrupa Birliği üyeliğine alınması ile birlikte kabul edileceğidir. Yani Türkiye girmeden Kıbrıs'ın AB' ne alınması ülkemiz için çok tehlikelidir. Bunu bilerek ve ileriyi görerek Kofi Annan Plânını değerlendirmeliyiz. Bunun dışındakiler tamamen teferruat olarak görülmeli ve bizi meşgul etmemelidir.

Yeni Hükümet bu oyunu görmelidir. "Aman ne güzel bizi tanıdılar. Bizde bize düşen görevi yapalım. İsteklere uyalım. Tavizleri verelim. Ama hiç kimsenin çözemediği önemli sorunu çözerek göreve başlarken büyük başarı kazanalım " şeklinde bir büyük yanlışı yapmamalıdır. Tarih milletlerin hayatında yöneticilerinin basiretsiz tutum ve davranışlarının o milletlere verdiği acıyı anlatan binlerce misal ile doludur.

Sabır ve sukûnetle, geniş ve derin bir perspektif ile meseleye eğilerek sorun çözümlenmelidir. Aceleye gerek yoktur. Sayın Denktaş ve Türk Dışişleri'nin bu konuda yeterli tecrübeye sahip olduklarına ve oynanmak istenen sinsi oyunu bozacaklarına, hazırlanan tuzağa düşmeyeceklerine inanıyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
15 Kasım 2002 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale