28 TEMMUZ 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Milletimiz Ak Parti'ye aş ve iş için "Evet" dedi
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 6 Kasım 2002 Çarşamba 

Bugün 3 Kasım seçimleri ile Türkiye üzerine doğan güneş insanlarımıza yeni bir geleceği müjdeliyor.

Türk Milleti bir kere daha kendisini yönetenlere önemli bir ders verdi. Bir takım mihraklardan gelen dolaylı ve dolaysız dayatmalara değil, kendi vicdanına göre sahip olduğu demokrasi silahını kullandı ve beni AKP yönetsin dedi.

Yıllardır yönetimin çeşitli kademelerinde yeralan popüler ve vazgeçilemez denilen pek çok meşhur ismi sandığa ve bir bakıma tarihe gömdü. Çünkü bunların beceriksizleri insanlarımıza iş ve aş kaybı olarak yansımıştı. Devlet ve millet olarak diğer kayıplarımız bunların yanında hiç dikkate alınmadı bile.

Sandıktan çıkan tablo bütün proğramlarını hiç bir engelle karşılaşmadan uygulayabilecek bir İKTİDAR ile, bu iktidara köstek değil ama destek olabilecek bir MUHALEFET’i işaret ediyor.

Çeşitli sebeplerle sandıklara yazılmayanlar, ceza vermeleri gerektiği halde sandığa gitmeyenler, boş ve geçersiz oy verenler ile barajı geçemedikleri için TBMM’de temsil edilemeyenlerin sayısı bu defa mecliste temsil edilenlerin sayısına yakın. Bu ise ufukta muhalefetin meclis dışına taşındığını gösteriyor. Demokrasimiz bu konuda tecrübesiz, bakalım nasıl bir mücadele sergilenecek birlikte göreceğiz.

Daha önce yazdığım yazılarda, AKP’nin ve lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın üzerine gidildikçe oylarının artacağını ve bunun demokrasi açısından sağlıklı bir seçim olmayacağını vurgulamıştım. Ve sonunda dediğim gibi oldu. AKP beklenilenin dışında Türk Halkı’nın bütün kesimlerinden oy aldı. Bu oylar içinde sadece sağ değil, sol kesimin oylarıda vardır. Ama bu oyların çoğunluğu eski yöneticilere karşı kullanılan tepki oylarıdır. Sahip çıkılmadığı takdirde geldikleri yerlere kolayca dönebilir.

Kanaatimce bu tablonun meydana çıkışında bu parti lideri ve kurucularının temsil ettiği zihniyete, 28 Şubat’ ile atılan tokada bir cevap niteliği de bulunmaktadır. Şimdi bazı kesimlerde bunun açıkça ve kışkırtıcı bir şekilde abartılarak ele alınacağını birlikte göreceğiz.

Hiç arzu edilmemesine rağmen Türkiye’de sun’i olarak yaratılmış ORDU ve DİN gerilimi mevcuttur. Bu gerilimin tarafları vardır. Siyasi yanları, siyasi söylemleri ve siyasi destekçileri vardır. Bu ortamı yaratanlar ülkenin güçleri arasında bir çatışma ve gerilimi daima istemişler ve körüklemişlerdir.

Oysa bugün ülkemizin gerilime değil, uzlaşmaya, hoşgörüye, her alanda birlik ve beraberliğe ihtiyacı vardır. Bunu sağlamak yeni seçilen siyasi kadrolara düşmektedir. Ülkemiz üzerinde bulunan kara bulutların el birliği ile kaldırılması gerekmektedir.

AKP içinde bugüne kadar ülke gündeminde yer almadıkları için pek fazla tanınmayan çok kıymetli kişiler, çok müstesna yetişmiş beyinler mevcuttur. Milletimiz bunları hizmetlerinden yararlanmak için meclise taşımıştır. Şimdi bu beyinlere düşen en büyük görev; devletin tepesinde varolacağı farzolunan çatışmayı önlemek, milli güç unsurlarının bütününü sorunlarımızın çözümünde biraraya getirmek olmalıdır. Bunu yapacak gücümüz bulunduğuna inanıyorum.

Uzun lafın kısası; yeni yönetime dış mihraklarca verilen görev; “ ORDU İLE ÇATIŞMAK” olacaktır. Ülkemiz üzerindeki milli menfaâtlerini Türk Ordusunun güçsüzleştirilmesinde gören dış mihraklar bugünkü siyasi tabloya bakarak bunun için uygun bir ortamı sağladıklarını düşünebilirler . Bu oyuna kesinlikle alet olunmamalı. Ordu-Millet geleneğine sıkıca sahip çıkılmalıdır.

Yeni yönetimin önünde bugün çözülmesi gereken iki önemli sorun vardır. Bunlardan birincisi AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi geleceği, diğeri ise AKP’nin siyasi geleceğidir. Milletvekili olamayan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TBMM’de en fazla temsil edilen Partinin lideri olmasına rağmen Anayasamıza göre Başbakan olarak atanması da mümkün değildir. Şimdiye kadar en büyük partinin Genel Başkanına verilen Başbakanlık görevi bu defa bu parti içinden bir başka milletvekiline verilecektir.

Başbakanlık makamının getireceği yetki ve sorumluluklar ile güçlenen Parti Genel Başkanı dışındaki bir kişinin Başbakan olarak atanması parti içinde yönetim sorununu beraberinde getirecektir. Parti içi gruplaşma ve hizipçilik başlayacaktır. Bu husus ilk defa meydana gelmektedir.

Tamamen yeni ve henüz kökleşmiş usul ve prensiplere sahip olmayan AKP’nin zirvede olması muhtemel bir yönetim kargaşası karsışısında ayakta durması ve sağlıklı bir yönetim sergilemesi zor olacaktır. Bu bakımkdan parti içindeki grubları bir bütün halinde ülke milli menfaâtleri doğrultusunda yönetip yönlendirecek dirayetli bir lidere ve Başbakan’a ihtiyaç vardır.

Başbakan adayının bulunup çıkartılması, Parti yönetimi ile birlikte Sayın Cumhurbaşkanına düşmektedir. İnanıyorum ki AKP içinde bugünkü kargaşa ortamından ülkeyi çekip çıkartacak, ülke sorunlarına Türk Milli Menfaâtleri doğrultusunda çözüm üretecek, partinin devletle kavgalı bir durum arzeden imajını değiştirerek devletle partiyi kucaklaştıracak isimler mutlaka vardır.

Bu partinin geleceği ülkenin geleceğidir.Bu bakımdan Başbakanlık konusu halkın istek ve ihtiyaçlarına cevap verecek bir şekilde çözümlenmelidir. İkinci konu AKP’nin Kapatılması ile ilgili olan dava’dır.

Bilindiği gibi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu; 23 EKİM 2002 ‘de “Anayasa Mahkemesi'nin 9 Ocak 2002 tarihli ihtar kararının partiye tebliğinden başlayarak yasal süreci içinde 2820 sayılı siyasi Partiler Yasası'na aykırı durumu, yasaya uygun ve ihtarda belirtildiği biçimde eksiksiz biçimde yerine getirmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, Yasa'nın 104. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kapatılmasına ve genel başkanlık görev ve yetkilerini Recep Tayyip Erdoğan tarafından kullanılmasının tedbiren önlenmesine karar verilmesini talep ederek,” Anayasa Mahkemesi'nde dava açmıştır.

Başsavcı kanunların kendisine verdiği görevi yapmıştır. Hukuk tek tek kişilerin değil, toplumun bütün kesimlerini korumak ve kollamak için vardır ve elzemdir. Devlet ; devlet olabilmesi için vatandaşları için adil ve eşit davranmak durumundadır. Bu da ancak hukuk’un bütün kurallarının tam ve eksiksiz olarak yetkili organlarca uygulanması ile olur.

Peki bu durumda bu dava tek başına iktidar olan ve Anayasa değişikliği dahil her türlü kanunu hiç bir engele takılmadan çıkarabilme hakkını elde eden ve adında ADALET bulunan AKP’nin tutum ve davranışlarını nasıl etkileyecektir. Hakkında dava açılan Recep Tayyip Erdoğan; devlet tarafından belirtilen hizmet kadrolarına atandırılmış yönetici değildir. Tamamen kendilerine inanan halk tarafından bizzat seçilerek, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olarak görevlendirilmiştir.

Bir bakıma bileğinin gücü ile bu mevkilere gelmiştir. Gücünü önceden hazırlanmış kadro görevlerinin karşısında yazan yetki ve sorumluluklardan değil, bizzat doğasında mevcut liderlik vasıflarından almaktadır. Yani ister beğenelim, ister beğenmeyelim. Recep Tayyip Erdoğan doğal bir halk lideridir. Sevenleri, sayanları vardır. Kendisine inanan ve güvenen önemli bir halk desteği vardır. Bu gerçek 3 Kasım seçimlerinde halkın serbest oyu ile bir kere daha vurgulanmıştır...

Demokratik yönetimlerde Yürütme ve Yargı’yı temsil eden hukukçu ve siyasetçilerin birbirini destekleyip bütünlemesi gerekirken, burada olduğu gibi bazen birbiri ile tenakuza da düştüğüne de şahit olunmaktadır... Oysa bu iki kurum ülkenin yönetimindeki en önemli iki güçtür. Bazı siyasetçilerimizin kendi koydukları kanunları uygulayanları ağır dillerle eleştirmeleri ve bunu siyasetçi kimliklerini kullanarak yapmaları, bazı hukukçu hocalarımızın ayni konu üzerinde birbiri ile çelişen yorum ve açıklamaları işin üzücü yanını teşkil etmektedir. Sonuçta her iki güzide kurumumuz bundan zarar görmektedir. Oysa bu iki kurumun yıpratılması ülkemiz için son derece tehlikelidir.

3 Kasım seçimlerinde millet tek başına iktidar görevi vermesine rağmen kısa bir süre sonra AKP’nin kapatılması Türkiye’nin gündemime oturacaktır. Belkide AKP’li milletvekillerinin milletvekilliklerinin düşmesi veya yeniden başka bir isimle parlamentoda yer almaları gerçeğini yaşayacağız. Türk siyasi hayatında parti kapatmak olayına çok şahit olundu. Burada da AKP yöneticilerine çok önemli görevler düşmektedir. Demokrasinin kesiksiz işlemesine yardımcı olarak yasaları çıkarma haklarını aklıselim ile kullanarak önlerindeki engelleri kaldıracak yasaları biran önce çıkartarak sağlıklı bir yapı içinde halkın kendilerinden beklediği hizmetleri verecek duruma gelmeleri gerekmektedir.

Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekilleri sizlere seslenmek istiyorum;

Halkımız gerilim ve çatışma değil, uzlaşma istemektedir.
Halkımız İŞ istemektedir.
Halk AŞ istemektedir.
Bunu sağlayacak gücü size vermiştir.
Önünüzde iç ve dış mihraklı çok büyük engeller vardır.
Fakat bu engelleri kaldıracak gücü de halkımız size sağlamıştır.

Şimdi hiç bir mazeret öne sürmeden , hiç bir engel tanımadan güvenli, huzurlu, mutlu ve refah içindeki insanların yaşayacağı bir Türkiye’nin inşaasına başlayabilirsiniz.

Halkın desteği arkanızda olduğu sürece hiç bir engel sizi yolunuzdan alıkoymamalıdır. Yolunuz açık olsun...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
6 Kasım 2002 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale