28 Mart 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İkinci Irak Savaşı'nın eşiğinde Ordu-Millet Türkler ve Türk Silahlı Kuvvetleri
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 19 Ekim 2002 Cumartesi 

"TÜRK VATANININ VE TÜRKLÜK CAMİASININ ŞAN VE ŞEREFİNİ, İÇ VE DIŞ HER TÜRLÜ TEHLİKELERE KARŞI KORUMAKTAN İBARET OLAN VAZİFENİ HER AN YAPMAYA HAZIR VE HAZIRLANMIŞ OLDUĞUNA BENİM VE BÜYÜK MİLLETİMİZİN TAM BİR İNAN VE İTİMADIMIZ VARDIR."
(Mustafa Kemal Atatürk - 1938)

Türkiye'nin gündemindeki 3 Kasım Milletvekili erken seçimleri ABD tarafından gerçekleştirilecek IRAK OPERASYONU ile ikinci plana düştü. Ortadoğu bölgesindeki ABD menfaatlerinin gereği olarak ABD Başkanı 2 nci BUSH gerek Kongreden ve gerekse Senato’dan Irak ‘a yapılacak savaş için tam yetki aldı. Konunun stratejik ve psikolojik hazırlık dönemi bu şekilde noktalandı.

Başkan Bush, daha önce Birleşmiş Milletlerde yaptığı konuşmada “ Siz izin vermeseniz ve destek olmasanız dahi ABD tek başına operasyon için kararlıdır” diyerek Irak’a operasyonunun kaçınılmaz olduğunu vurguladı… ABD şimdi savaşın teknik alt detaylarını tamamlama çalışmalarını sürdürüyor. Bu husus ABD Silahlı Kuvvetlerinin ve kendisine her halükarda destek vereceğini bildiren İNGİLTERE’nin Silahlı Kuvvetlerinin bu operasyonları yapacak şekilde Ortadoğuya intikalini yani yığınaklanma safhasına girildiğini gösteriyor.

Daha sonra Savaş Organizasyonu tamamlanacak. Bilahare keşif, eğitim ve provaların yapılması safhasını takiben, yine birkaç hafta sürecek bir Hava Harekatı ile 2 nci Irak Harekatı resmen başlayacak. Ben önümüzün kış olması dolayısıyla bu hazırlıkların bir kaç ay sürebileceği ve 2003 Şubat Sonu veya Mart ayı başlarında Harekatın başlayabileceğini değerlendiriyorum.
Peki harekât daha önce başlatılamaz mı ?
Bu da mümkündür. Hava Kuvvetleri ile harekâta bugün derhal başlamak mümkündür. Burada verilen zaman, son hedeflerin ele geçirilmesi ve bölgenin yeniden yapılandırılması için mutlaka yapılması gerekli olan Kara Muharebelerinin başlatılacağı zamandır.

Netice olarak; ABD Irak’ı ve Saddam Hüseyini dövmeye karar vermiştir. Bilindiği gibi bunun Saddam’ın kişiliği ile, terör olaylarına verilen destek ile, bölge ülkelerini tehdit ettiği bildirilen kitle tahrip silahlarının mevcudiyeti ile uzaktan yakından hiç bir ilgisi yoktur. Bunlar hiç kimsenin inanmadığı zahiri sebeplerdir.

Asıl sebep; önümüzdeki 50 yıl daha stratejik hammadde olan PETROL’ün kontrol edilmesidir. Suudi Arabistan’dan sonra dünyanın ikinci büyük petrol rezervlerine sahip olan IRAK’ın elindeki petrole (Amerika kıtasındaki rezervlerin 10 katı.) el konulmasıdır.
Bu şekilde buradan petrol alan Japonya, Avrupa Birliği Ülkeleri ,Çin ve Rusya’ya karşı ABD’ne ticari alanda üstünlük kazandırılmasıdır.

Bilahare yapacakları kesin olan İRAN Petrollerinin ele geçirilmesi operasyonu için stratejik yığınaklanmanın başlatılmasıdır. Afganistan işgali ile kontrol altına alınan Hazar Petrol Havzasının batıdan kuşatılmasıdır.
Bu arada canlı hedefler üzerinde denenecek yeni silah sistemlerinin bire bir reklamlarının yapılarak atıl durumdaki silah sanayiine canlılık kazandırılması da bir diğer önemli hedeftir.

Bu husus ABD gibi Dünya İmparatorluğu kurma yolundaki bir devlet için son derece doğal bir faaliyet olarak görülmektedir. Çünkü Jeopolitik ve coğrafya bilimi ABD’ne bunları yapmayı dikte ettiriyor. Bunlar yapılmadığı takdirde 10 yıl önce yakaladığı dünyadaki tek güç olma devri kısa sürede sona erebilir. Yerini çabucak başkaları doldurabilir.

İşte Türkiye dahil diğer ülkelere düşen görev; ABD’nin bu işlevini bilip BM başta olmak üzere bütün Uluslararası kuruluşlar ve diğer güçlü ülkeleri devreye sokup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde sözedilen hakları sonuna kadar koruyacak bazı girişimlerle, savaş yıkımının insanlığa en az zaiyatla atlatılmasını sağlamak olmalıdır. Bu konudaki girişimlere bu savaştan en çok etkilenecek ülke olarak bizim öncülük etmemiz gerekiyor. Eğer savaşı önleyemez isek, bu savaştan en az zararla çıkacağımız bir seri tedbirler manzumesini planlayıp diğer ülkelerinde işbirliğini sağlayarak faal görev alacak şekilde hazırlıklı olmamız lazımdır..

1991 deki Birinci Irak Operasyonu’ndan en fazla zararla çıkan ve bugün halâ zararı devam eden Türkiye Cumhuriyeti; içine düşürüldüğü ekonomik kriz sonucu ulaşılan borç batağı ile kendi politikalarını üretemez hale gelmiştir.Ve her yönüyle IMF ile Dünya Bankasına ve dolaylı olarak da bunların arkasındaki güç olan ABD’ye muhtaç bir görünümdedir.
Savaş kaçınılmazdır. Türkiye’nin bu savaşın dışında kalması da kaçınılmazdır. Savaşı Topyekün Milletler ve bu milletin bağrından çıkardığı orduları yapar.

İşte bu kritik günlerde gözbebeğimiz Türk Silahlı Kuvvetlerinin tanınma ve tanıtılmasının yararına inanarak 36 yıl her kademesinde görev aldığım bu kutsal ocağı ana hatları ile dosta-düşmana tanıtmak istiyorum.

 *Halkımıza güven gelsin.
 *Düşmanlarımız kime çatacaklarını bilerek bir kere daha etraflıca düşünsünler.

Bilindiği gibi askerlik mesleği devletin ve milletin bek’asını sağlayan, kendine has özellikleri bulunan, zor, meşâkkatli, şahsi ferâgat ve fedakarlık isteyen, kompleks, geniş bilgi ve beceriyi gerektiren kutsal bir meslektir.

Türk Milleti; tarihin bilinen ilk devirlerinden itibaren kendisini koruyan ordularına ve askerliğe büyük önem vermişler ve günlük yaşamlarının her safhasında askeri karakterli bir millet olmanın en güzel örneklerini meydana getirmişlerdir.

Tarihte yer alan bütün Türk Devletlerinde ordunun ve askerlik mesleğinin ayrı bir yeri ve değeri bulunmaktadır. Tarih sahnesine çıktığı ilk günden itibaren başlamak üzere Türk Orduları, Türk Milletinin yaşantısında daima ön planda olmuş ve ağır mesuliyetler yüklenerek devlet hayatının vazgeçilmez temel unsurunu teşkil etmişlerdir .Türklerin binlerce yıldan beri taşıdıkları ORDU-MİLLET olma vasfı onun askeri kültürünün zenginliğinin ve gücünün en veciz ifadesidir.

Türklerde milli karakter haline gelen ve çok kıymetli bir miras olarak babadan oğula intikal edip günümüze kadar ulaşan büyüğe saygı ve itaat duygusu, bir ruh ve davranış biçimi olarak “ ÜSTE SAYGI ” şeklinde ordu içinde gelişmiştir. Üste ve amirlere mutlak itaat ve sonsuz güven askerlik mesleğinin temel taşı niteliğini haizdir.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en büyük gücünü ve moral kaynağını oluşturan disiplinli bir ordu olma vasfı bütün dünyaca bilinmektedir.Türk Askeri denilince akla hemen disiplinli bir ordu gelir. Doğal olarak disiplin ancak iyi bir eğitim ile kazanılır ve yine eğitim ile muhafaza edilir. Türk askeri bu disiplini korku ile değil, vicdanından gelen sese uyarak geliştirir ve pekiştirir. Türk askerinin eğitim anlayışı da çok hassas ve duyarlıdır. Ondaki inanç ve ruh halinin, vatan sevgisinin, kendisine emanet edilen vatan topraklarının korunması idealine daha iyi hizmet edebilme aşkının bir belirtisidir.

Uzman asker kişilerin üzerinde anlaştıkları ortak görüş; bilinen ve geliştirilen en büyük ve en tehlikeli silahın “ ÖLÜMÜ GÖZE ALMIŞ İNSAN ” olduğudur. Ancak bu insan; hayatından bezdiği veya deli olduğu için ölüme giden insan değildir. O insan; atalarından ve ailesinden aldığı tarihi ve köklü Türk kültür değerlerinin ordu saflarında üstün bir eğitim anlayışıyla pekiştirilmesi sonucunda gözünü kırpmadan ölüme koşan Türk askerinde şekillenmiştir. Bu köklü ve değişmeyen kültür değerleri Türk insanını bizzat en tesirli silah haline getirmektedir.

Daha çok küçük yaşlardan itibaren bütün Türk erkeklerine “ Ordu saflarında ölünce askerin en büyük rütbesi olan ŞEHİTLİK mertebesine erişeceği, eğer sağ kalırsa toplumdaki diğer en değerli mevki olan GAZİLİK mertebesine ulaşılacağı, bunun için bu ocağa gönderildiği ” hususu aileleri tarafından aşılanmaktadır. Bir başka deyişle beyinleri yıkanmaktadır. Alınan köklü islâm kültürü ve terbiyesi ile de bu mevhum zihinlerde iyice yer etmektedir. İşte bundan dolayıdır ki; o basit, sakin, gösterişsiz ve son derece mütevazi görünüşlü, saf ve temiz Türk askeri; muharebede bir yıldırım, bir kasırga gibi coşmakta, gözünü dahi kırpmadan üzerine atıldığı düşmanlarının korkulu rüyası olmaktadır. Bu değişmez karakter, bu üstün nitelik Türk askerine atalarından kalan en büyük mirastır. Kuşaklar boyu nesilden nesile aktarılarak günümüze taşınmıştır.

Şehitlerimizin yüreği acı ile burkulan anne ve babalarının kendisinden beklenen vekâr ve gurur içinde “ VATAN SAĞOLSUN, BU VATAN UĞRUNA BİN MEHMET FEDA OLSUN “ diyerek, toplum içindeki yerlerini yüceltmelerinin bir başka örneğine dünyada rastlamak mümkün değildir. İşte Türk askerini ölümsüzleştiren bu duygu Türk Toplumunu diğer toplumlardan ayıran eşsiz bir değer yargısıdır.

Çanakkaleyi yaratan Türk Askeri; yani yaygın ismi ile Mehmetçiği ; Türk milletinin herhangi bir ferdinden ayırmak mümkün değildir. Hele bu evlâtlarımızı diğer orduların askerleri ile karşılaştırmak ve onlara benzetmek ise çok yanlıştır. O’ şahsında bağrından çıktığı 12.000 yıllık geçmişe sahip Türk’ün genel karakterini taşır, onu en iyi temsil eden bir sembol kişilik olarak tarihteki yerini alır.

Türk askerinin üstün vasıflarına tarihin bütün safhalarında defalarca rastlamak mümkündür. Bu vasıflar onda yerleşmiş ve vazgeçilmez bir davranış biçimi olmuştur. İşte bu vasıfları ile dünyanın en modern silahlarına sahip değil, ama en muharip ve en güçlü ordusunun yaratılmasına temel etken olmuştur.

Türk Askeri; Türk Mehmetçiği ;
- Üstüne ve amirine mutlak itatat eder, onları sayar ,inanır ve güvenir.
- Cesaretli, atılgan, dinamik, kahraman, azimkar ve sebatkardır.
- Açlığa, susuzluğa, uykusuzluğa, yorgunluğa, sıcağa ve soğuğa, yağmura, çamura ve kara karşı son derece dayanıklıdır.
- Her iklim, arazi ve koşullar içinde daima galip gelme azmi ile savaşır
- Kesinlikle korkutulamaz ve sindirilemez.
- Esir edilemez. Esir olmaktansa ölmeyi tercih eder.
- Dinine, örfüne , gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlıdır.
- Üstün tevâzu sahibi ve alçak gönüllüdür.
- Ettiği yemine sonuna kadar sadıktır.
- Atalarının milyonlarca şehit kanı dökerek kendisine emanet ettiği vatan topraklarını korumak için kanını dökmeye, canını vermeye daima hazırdır.
- Hakkını, hukukunu ve yerini bilir.
- Kendisine verilebilecek en büyük rütbenin şehitlik ve gazilik olduğu bilincine erişmiştir.
- Her türlü yeniliğe açıktır. Geleneksel sistemi içerisinde onu kendisine kolaylıkla adapte eder, bünyesine uydurur ve kullanır.

Ciltlere sığmayacak kadar zengin binlerce yıllık askeri kültürümüzü ve o’nun temsilcileri Mehmetçikleri birkaç cümle ile tanımlamak hem zordur ve hemde ona karşı yapılmış en büyük haksızlıktır. O’nu anlatmaya ve tasvir etmeye bir ömür yetmez. Bununla beraber Mehmetçiğin temel vasıflarını yukarıdaki gibi birkaç cümle içinde tasvir ederek o’nun milletinin gönlündeki yerine ve tanımına yardımcı olmak istedim.

Bilindiği gibi Türklerde ordu düzeni devletten devlete ,fertten ferde geçerek çok az sayılabilecek değişiklikler geçirerek günümüze intikal etmiştir. Savaşları araç, gereç, silah ,malzeme ve diğer teknolojik teçhizat değil, bunları ehliyet ile kullanan insanlar kazanır. Önemli olan silah altına alınan genç beyinlere, bu silah ve malzemenin nasıl kullanılacağı öğretilerinin yanında özellikle VATAN SEVGİSİ ve VATAN İÇİN ÇALIŞMA AZİM VE İRADESİ’nin yerleştirilmesidir.

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Ordusuna Değişmeyen Mesajında vurgulanan TÜRK ASKERİ’NİN GÖREVİ;
“TÜRK VATANI’NIN VE TÜRKLÜK CAMİASI’NIN ŞAN VE ŞEREFİNİ DAHİLİ VE HARİCİ HER TÜRLÜ TEHLİKEYE KARŞI KORUMAKTIR."

Ata’nın verdiği bu görev çok zor, çok kapşamlı, çok hedefli ve uzun vadeli planlı bir çalışmayı zorunlu kılmaktadır. Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu gibi dünya Jeopolitik güç merkezininde en önemli bir mevkiide yer alan ülkemize karşı bu konumundan kaynaklanan tehdit ile bölgemizde çıkan petrole erişmek amacına yönelik olarak çevremizde meydana gelen çatışmalar gözönünde bulundurulduğunda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yüklendiği büyük sorumluluk açıkça görülmektedir.

Dünyada hiç bir ülkenin askerinde rastlanılmayan pek çok olumlu özellik Türk Askerinde ve Türk Ordusunda mevcuttur. Bunun sebep ve sonuçlarını ana başlıkları ile şu şekilde sıralayabiliriz.

*** TÜRK ASKERİ BİNLERCE YILLIK ORDU-MİLLET OLMA GELENEĞİNİ DEVAM ETTİRMEKTEDİR.
Her Türk erkeği en güçlü, en kuvvetli, ailesine ve milletine ekonomik yönden en faydalı olabileceği bir yaşta baba ocağından büyük bir coşku ile asker ocağına uğurlanır.Türk aile yapısında bu bir kayıp olarak kabul edilmez. Bilakis evlâtlar vatan görevine büyük bir gururla, sevinerek, bir düğün şenliği içinde mahalli törelere uygun şekilde davul-zurna ile uğurlanır. Burada aile kendisine düşen kutsal vatan görevinin bilinci içindedir. Bulunduğu toplumda değeri artmıştır. Daha huzurlu ve daha güvenlidir. Çünkü oğlunun ailesine ve Türk Toplumuna yararlı bir insan olabilmesi için mutlaka asker ocağından geçmesi ve bu büyük tecrübeyi edinmesi gerekmektedir.

Aile, askerlik sonrası evlâdını yine bayram şenliği içinde törelere uygun olarak gururla karşılar. Şimdi hem delikanlının ve hemde ailesinin başı biraz daha diktir. Çocukları artık toplum içinde yerini almaya hazır hale gelmiştir. Yani erkek olmuştur. Artık evlenebilir. Kendisine bir iş kurabilir.

Burada bir kere daha vurgulamak istiyorum. Dünyanın hiç bir ülkesinde evlâdını bu şekilde asker ocağına “YA GAZİ OL ,YA ŞEHİT” diyerek uğurlayabilen, bayrağa sarılı olarak şehidlik gibi en yüksek rütbeye ulaşarak evine dönen evladını; “VATAN SAĞOLSUN, VATANIMA BİN MEHMET FEDA OLSUN” diyerek karşılama olgunluğuna erişmiş başka bir millet yoktur.

Türk erkekleri askere gidecekleri günü büyüklerinden dinledikleri hiç bitmeyen askerlik hatıraları ile donanarak dört gözle beklerler. Sonra kendi askerlik hatıralarını kendi evlâtlarına aktararak bu çarkı devam ettirirler. Milli hislerle dolu insanların biraraya getirildiği ve her askerin bizzat en etkili bir silah haline dönüştüğü bu ordu; doğal olarak düşmanlarının korkulu rüyası olacaktır.

*** TÜRK ASKERİ ERİNDEN MAREŞAL’İNE KADAR MEHMETÇİK İSMİ İLE MİLLETİ TARAFINDAN ANITLAŞTIRILMIŞTIR.
Ülkemizin her karış toprağı Mehmetçiklerin kanı ile sulanarak vatanlaşmıştır. Yine bu dökülen kanların timsali olan bayrağımızın gölgesinde onu bekleyen Mehmetçiklerin güvenliği altında milletimiz hür ve bağımsız olarak egemenliğini sürdürmekterdir.

Dünyanın hiç bir ülkesinde toprakları için şehid ve gazi olarak hayatını milletinin ve devletinin varolması için feda eden bu kadar çok sayıda insana rastlanmamıştır. Bu millet sadece Çanakkale’de topraklarının her kilometrekaresi için 270 evlâdını şehit olarak toprağa vermiştir. Şehit bedenlerinin meydana getirdiği tepelerin önünde düşmanlar durdurulmuş, şehit kanından oluşan göllerde boğulmuşlardır. Bu topraklar için canlarını feda edecek yeni Mehmetçikler ise her geçen gün çığ gibi artarak çoğalmaktadır. Bu yeni Mehmetçikler, atalarına lâyık olmanın heyecan ve gururunu taşımaktadırlar.

*** ORDUMUZ ÇOK ZENGİN HARP TARİHİ KÜLTÜRÜNE SAHİPTİR:
 Türk Subayı’nın ve emrindeki askerlerin Anadolu’da bugün siyasi sınırlarımız dışında kalan Asya, Avrupa ve Afrika’daki imparatorluk toprakları ile denizlerinde ayak basmadığı, muharebe etmediği, terini ve kanını dökmediği yer yoktur.

Değişik bölgelerde yapılan muharebelerden alınan dersler ve edinilen tecrübeler ; okul ve eğitim merkezlerimiz kanalıyla ve gerekse menkibeler halinde kıt’alarımızda birbirine aktarılarak bugünkü kuşaklara geçmiştir. Bu husus Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eğitim ve öğretimde yararlandığı en büyük hazinesidir. Bu hazineye sahip ülkelerin sayısı dünyada bir elin parmakları kadar azdır. İşte Türk’ün ve Türk Askeri’nin bu gücünü bizimle ilgilenen bütün ülkeler çok iyi bilmektedir.

*** TÜRK ORDUSU SAVAŞA, BARIŞ ZAMANINDA SAVAŞIR GİBİ EĞİTİM YAPARAK HAZIRLANIR.
Barış zamanında yapılan eğitim ve öğretimin gelişmesinde arazide gerçekleştirilen atışlı ve kıt’alı tatbikatların çok büyük önemi vardır. Bugün sahip olduğumuz vatan toprakları üzerinde günümüz muharebe şekillerinden hemen hepsini aynen savaşta olduğu gibi yapabilecek iklim ve arazi şartlarına ship bulunmaktayız.

- Kara-Deniz-Hava-Jandarma birliklerimizin Müşterek Harekat Senaryosu çerçevesinde tatbikatlar gerçekleştirebileceği kıyılarımız,
- Herçeşit sulardan geçişi deneyebileceğimiz akarsularımız,
- Çöl şartlarında muharebeleri deneyebileceğimiz bölgelerimiz,
- Ormanlarda ve sık ağaçlı çengellerde savaşmayı öğrenebileceğimiz bitki örtülerimiz,
- Dağlarda ve sarp arazide muharebe eğitimi verebileceğimiz engebeli arazilerimiz,
- Boğaz, gedik ve geçitlerde muharebeleri deneyebileceğiz yerlerimiz,
- Şiddetli soğuklarda ve arktrik şartlarda muharebeleri öğrenebileceğimiz vatan topraklarımız mevcuttur.

Ayrıca Anadolu Toprakları; mangadan, Ordular Grubu seviyesine kadar bütün kuvvetlerin iştiraki ile Taarruz, Savunma ve Çekilme harekâtının tatbikatının yapılabileceği imkanlara sahiptir. Bu husus askerimizin yetişmesi, yeni çıkan sistem ve usullerin denenmesi için çok önemli bir imkandır. Avrupada bu imkanlara sadece Rusya Federasyonu sahiptir.

İşte Türk Ordusu bu imkanı en iyi şekilde kullanmaktadır. Bu topraklarda daha önce yapılan muharebelerin tecrübesini de eğitimine dahil etmektedir. Bu şekilde insan kaynaklarını barış şartlarında tam bir muharip olarak bütün savaş şartlarını bizzat yaşatarak harbe hazırlamaktadır.

*** EĞİTİM VE ÖĞRETİMİN EN BAŞARILIŞI BİZZAT MUHAREBE ŞARTLARININ YAŞANILARAK YAPILANIDIR.
Türk Silahlı Kuvvetleri 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile günümüzün en zor muharebe şekli olan denizaşırı Amfibi Harekâtı başarı ile gerçekleştirmiştir.Bu harekâta katılan subay ve astsubaylarımız bu savaşta edindikleri tecrübelerini emir ve komuta ettikleri kıt’alara aktarmışlardır. Bu personelden pek çoğu bugün halâ ordu saflarındadır. Bu küçümsenemeyecek çok önemli bir kazançtır.

Tecrübe edilerek ve bizzat yaşanarak mermi yağmuru altında öğrenilen hususlar ve alınan tecrübelerin nesilden nesile aktarılarak önemli bir güç oluşturduğu düşmanlarımızca çok iyi bilinmektedir.

*** TÜRK ASKERİ GAYRİNİZAMİ HARP KONUSUNDA DÜNYANIN EN TECRÜBELİ ASKERİDİR.
Kıbrıs Barış Harekatı’nın kazandırdığı Klasik-Konvansiyonel muharebe tecrübesinin yanında ülkede yaygın olarak sürdürülen anarşi ve terör tehdidine karşı 1968 yılından beri verilen mücadele Türk Ordusunu Gayri Nizami Harp konusunda dünyanın en tecrübeli tek ordusu haline dönüştürmüştür.

Bugün dünyanın bütün ülkelerini tehdit eden uluslararası tedhiş ve terörizm olayları ile şehir ve kır gerillası uygulamalarına karşı fiilen muharebe ederek , binlerce şehid ve gazi vererek başarılı olunmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri; bu alanda bütün ülkelere eğitim verebilecek bilgi birikimine, tecrübeye, kitap ve dokümana ve yetişmiş personele sahiptir. Bugün Edirnedeki bir birliğimiz emir almasını müteakip 24 saat içinde Irak sınırına intikal edip sınırötesi operasyonlara fiilen katılabilmektedir. Bütün yurt sathında bu eğitim seviyesine ulaşılmıştır. Bu küçümsenmeyecek ve dünyada benzeri görülemeyecek önemli bir kazanım olarak değerlendirilmektedir.

*** KENDİ SİLAH SANAYİİMİZİ KURDUK:
 Ankara’da TAİ’de imal ettiğimiz F-16 savaş uçaklarımız, helikopterlerimiz, CASA ulaştırma uçaklarımız, modern denizaltılarımız ,muharebe gemilerimiz, hücumbotlarımız, Türk deniz ve hava sahalarını korumaktadır.
Elektronik teçhizatımız dünya standartları ile boy ölçüşebilecek seviyeye çıkmıştır. Hem imal edecek ve hemde idamesini sağlayacak duruma gelinmiştir.
 Tankımızı, topumuzu, havanımızı, zırhlı personel taşıyıcılarımızı, zırhlı ve tekerlekli muharebe araçlarımızı, çok namlulu roketatarlarımızı, uzun menzilli füzelerimizi, motorlu araçlarımızı artık hiç bir destek ve yardım almadan kendi mühendislerimiz kendi fabrikalarımızda imal ediyor.
 Terk erin kullandığı bütün silah ve teçhizatı yanında giyim, kuşam ,iaşe ve ibadesini sağlayan bütün ihtiyaçlarını yine kendi fabrikalarımızda üretiyoruz.
 Ordumuz 1974 yılında Kıbrıs’a çıktı diyerek ambargo konulan ordu değildir. Artık büyük ölçüde savunma sanayiini kurmuştur. Çok yakında dışa bağımlılıktan tamamen kurtulur hale geleceğini şimdiden söylemek mümkündür.

*** TÜRK ASKERİ BARIŞ GÜCÜ TECRÜBESİNE SAHİPTİR:
Türk Askeri bugün sadece kendi toptraklarımızda değil dünyanın pek çok ülkesinde gerek Birleşmiş Milletler Barış Gücü olarak ve gerekse ikili antlaşmalarla eğitim ve öğretim vermek amacıyla görev yapmaktadır. Somali, Bosna, Kosova, Arnavutluk, Azerbaycan, Filistin, Irak, Afganistan bunlardan bazılarıdır.

*** ASKERİ OKULLARIMIZ ULUSLARARASI EĞİTİM VERMEKTEDİR.
 Bugün Harp Akademileri başta olmak üzere Harp Okullarımız, Askeri Liselerimiz, Sınıf Okulu ve Eğitim Merkezlerimizde Türk Askeri’nin yanında dost ve müttefik pek çok ülkenin subay ve astsubayı eğitim görmektedir. Bütün askeri eğitim kurumlarımız modern askerlik ilminin bütün gereklerini uluslararası düzeyde karşılayabilecek bir eğitim seviyesine ulaştırılmıştır.

*** MUHAREBE İÇİN HAZIRLIK SEVİYESİ ARTTIRILMIŞTIR.
Türk Kara Kuvvetleri Piyade birliklerini tamamen mekanize hale getirmiştir. Ağır ve hantal Tümen ve Alay teşkilatları kaldırılarak vurucu gücü yüksek, hareket kabiliyetli zırhlı ve mekanize tugay ve taburlar haline dönüşerek günümüz hızlı ve çevik muharebelerine uygun bir yapıya geçilmiştir.

Ayrıca sayıları artan ve savaş tecrübeleri çok yüksek olan Kara Havacılık Birlikleri ile Kara Kuvvetlerimiz kendi yakın hava savunmasını kendisi temin edebilmektedir. Helikopterlerle süratle ve emniyetle havadan tugay çapında birlikleri intikal ettirecek bir seviyeye ulaşılmıştır.

*** HARP AKADEMİLERİNDE MÜŞTEREK EĞİTİM VERİLMEKTEDİR.
Kara, Deniz, Hava ve Jandarma subaylarımızın birarada müttefik ülke subayları ile öğrenim gördükleri Harp Akademilerinde ;Türk askeri Tarihi’nin derinliklerinden gelen tecrübeler ve asrımızın modern askeri bilgi ve teknolojisi ile yoğrulmaktadır.

Dünyada dört kuvvete mensup subayların bir çatı altında eğitim gördüğü benzeri bir eğitim müessesesi yoktur. Bu subayların bu çatı altında oluşturdukları arkadaşlık ve kardeşlik duygusu meslek hayatlarının bundan sonraki yıllarında da aynen devam etmektedir. Kara,Deniz, Hava ve Jandarma birliklerimizin tek bir yumruk gibi müşterek hedefe hareket etmelerinde bu husus önemli bir etken teşkil etmektedir.

12000 yıllık maziye sahip Türk Silahlı Kuvvetlerini anlatmaya ve tanıtmaya sayfalar ve ciltler yetmez. Ben sadece sayfanın kapağını kaldırdım.
Bu köklü müessesemiz milletinin bağrından çıkmıştır. Milleti temsil etmektedir. Milleti ordusunun güçlenmesi ve kuvvetlenmesi için varını yoğunu verirken, Silahlı Kuvvetlerimiz milletine ve şanlı tarihine lâyık olabilmek için var gücüyle çalışmaktadır.

Bize bu ülkeyi veren,özgür yaşamamazı sağlayan kahraman askerlerimizi ve Şanlı Mehmetçikleri saygıyla anıyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
19 Ekim 2002 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale