27 Nisan 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Zamların zamları ve kıyak emeklilik
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 20 Şubat 2000 Pazar 

"AZA SAHİP OLAN  DEĞİL, ÇOĞU İSTEYEN YOKSULDUR."

Üretilen mal ve hizmetlerin belli bir maliyeti vardır. Bu maliyet üzerine devletin koyduğu vergileri ilave ettikten sonra esas maliyet ortaya çıkar. Üreticide bunun üzerine günün rayicine uygun olarak kendi karını koyar ve malını (veya hizmetini) pazara sunar. Pazarda konulan bu fiat üzerinden mal satılır. Bu ticaretin doğal işleyiş tarzıdır.
 
Hangi sebeple olursa olsun mal ve hizmetin alıcısı yoksa, konulan pazar fiatının hiç bir kıymeti olmaz. Çünkü mal satıcının elinde kalır.Burada herkez zarardadır. Üretici-Satıcı -Alıcı birbirini tamamlar ve biri olmadan bunlar hiçbir işe yaramaz. Buda ticaretin doğal işleyişidir.
 
Geçen son yirmi yılda ülkemizde ticaretin doğal işleyişine uymayan olaylar oluyor. İnsanımız hiç alışmadığı ve de layık olmadığı bir muamele ile karşı karşıya bulunuyor. Evet; milletimizin % 90 'nını çok yakından ilgilendiren ve adeta canından bezdiren "zam sağanağı"ndan bahsediyorum. ZAM'mın lügatlardaki manası; Ekleme, Katma ve Arttırma olarak geçer. Üretilen mal ve hizmetlere yapılan plansız , proğramsız, düzensiz ve zamansız zamlar; milletin gelecek ile olan bağlarını , beklentilerini, ümit ve arzularını tamamen ortadan kaldırdı. Sonunda yapılan zamlar mal ve hizmetlerin fiatını devamlı arttırırken, bu mallardan yararalananlanın sayısı ile birlikte bu insanların kültür değerlerinide azalttı ve nihayet insanlarımız geleceğini değil ; gününü ve hatta saatini kurtarabilmenin hesabını yapar hale geldiler.

Modern toplumlarda; artık devlet ticaret yapmamaktadır. Devlet sadece ekonominin hedeflerini belirleyerek, muhtelif gelişmelere göre dengeleri tesise çalışmaktadır. Doğrusu budur. Hele toplumsal bir patlamaya dönüşecek zam sağanağında devletin rolü ya hiç olmamalı, yada olacaksa tamamen bunu önlemeye yönelik olmalıdır. Oysa ülkemizde herşeyi etkileyen ulaştırma hizmetlerinin lokomotifi olan benzine her hafta yapılan ve % 300' leri bulan zammı anlamak mümkün değildir. Devletin borç almak için verdiği faizlere yaptığı zammı da anlamak mümkün değildir. Özel sektöre adeta yol gösteriyor. Sende böyle yap diyor. Bir bakıma yangına körükle gidiliyor.

Siz; zarar etmemek için malınıza ve hizmetinize zam yapıyorsunuz . Fakat bu zamlarla mal alacak kimse kalmadığından ve vatandaşın alım gücü bittiğinden malınızı kimseye satamıyorsunuz. Elinizde mal kaldığından yeni üretime gidemiyorsunuz. Yeni piyasa şartlarına göre kendinizi geliştiremediğinizden önce iç ve sonra bunun tabii sonucu olarak dış pazarıda kaybediyorsunuz. Bu kısır döngüyü bile bile yıllardır sürdürüyorsunuz.

25 sene önce 10 Lira olan Amerikan Doları bugün tam 565.000 TL olmuş. Paramızın satınalma gücü tam 5650 kat düşmüş. Yeni nesiller bizim kullandığımız "PARA" ve "KURUŞ" mevhumunu tanımıyor. En küçük para birimimiz olarak 5000 lirayı biliyor. Oysa benim neslim 30 yıl; 30 kuruşa ekmek yedi ve 15 kuruşa gazete okudu. Hadi bütün aydınlar görev başına .Böyle geçmiş bir ömrü bugün 25 yaşındaki bir gence izah edin ve anlamasını bekleyin. Üzülmeyin ama bunu ne onlar anlayabilir , nede siz anlatabilirsiniz.

Acaba o genç; kendi çocuğuna neyi, nasıl anlatacak bilinmiyor. Bunun kabahatini enflasyona bağlamak en kolay yol. Fakat olay ekonomik boyuttan çoktan çıkmış ve değerlerini yitiren bir milletin toplumsal hastalığına dönüşmüştür. Sosyal boyutlara ulaşmıştır. Toplumumuzun büyük kesimiyle psikolojik tedaviye ,yani rehabilitasyona ihtiyacı vardır.

Ekonomiye taze parayı sokarsınız, zamlar yarın biter. Herşey stabil hale gelir.İşler kısa zamanda rayına oturur ve dengeler yeniden tesis edilir. Fakat dengesi bozulmuş bir toplumu bugünden yarına düzeltmek okadar kolay değildir. Sosyal hadiselerin tedavisi zordur. Zamana ihtiyaç gösterir. Fakat bugün görülen odur ki, bu konu ilgili ve yetkililerimizce yeterince anlaşılamamıştır. Ufukta ve yakın geleceğimizde bu konuda alınması düşünülen hiç bir tedbir görülmemektedir. İnsanımızı dahada çıldırtan , çaresizleştiren ve bunalıma sürükleyen zam yağmuruna karşı; " "Ekonomi ilmi böyle istiyor, hep beraber fedakarlık yapmalıyız"dan başka bir çalışma şimdilik yok.

Her zammın mutlaka maliyet içinde açıklayıcı bir sebebi mevcuttur. Bu sebep ne kadar geçerli olursa olsun, zam olmadan önce alıcının alma gücü yoksa yapılan yeni zam üreticiye ve satıcıya bir şey kazandırmadığı gibi toplumsal husumetide arttırmaktadır.

Hele ülkemiz insanının büyük kesimini teşkil eden bordrolu personele sormadan devlet otomatik vergisini keserse ; ve maaşlara verilen zamlar ülkedeki enflasyon gereği artan fiatlardan daima aşağıda kalırsa; ve bu işlem aralıksız 25 yıl devam ederse; bu insanların davranış bozukluğu içine girmesi ve bir anlamda çıldırması için bütün şartlar oluşmuş demektir.

Okumuşunuz .Kafa yormuşsunuz. İyi bir iş sahibi olmuşsunuz ve görevinizi bihakkın en iyi şekilde yerine getiriyorsunuz . Yaşınız ve tecrübenizle beraber sorumluluğunuz ve mevkiiniz ilerliyor. Çocuklarınızın tahsili ve yaşınızın gereği sağlık masraflarınız artıyor. Üretime katkınızın daima artmasına rağmen elinize geçen para ile herzaman daha az şey alabiliyorsunuz. Yine bu durum tam yirmi beş yıldır hep geriye doğru devam ediyor. Yeni yetişen kuşaklar geleceğini sizde görerek karamsarlığa kapılıyorlar ve siz onlara bu durumu bütün iyiniyetinize, doğruluğunuza ve vatanseverliğinize rağmen izah edemiyorsunuz. Ve bu millet hala bu yükün altında yaşamaya devam ediyor. Bu ne güç .Bu ne büyük millet yarabbim. Bu ne üstün kültür değerleridir ki hala dimdik ayakta. Avrupalı ve Amerikalı bakıyor. Şaşıyor. Çünkü bu gördüklerinin onların aldığı kültürde yeri yok.

Çok basit bir istatistik değerlendirmesi ile anarşi ve terör faliyetlerinin , PKK, HİZBULLAH gibi terör örgütlerinin orjinlerine ve destek buldukları yerlere bakıldığında; hep milli gelirden en az pay alabilen Doğu ve Güneydoğu Anadoludan olması basit bir rastlantı değildir. İş yok. İşsiz çok. Üretim var, alıcı yok . Satıcı var. Alıcıda var; ama alıcıda alacak para yok . Peki ne olacak bunun sonu.? Doğal olarak bunun sonu toplumsal patlamadır. Peki neden patlamıyor bu insanlar ? Oda milli kültüründen ve devlete olan binlerce yıllık saygıdan kaynaklanıyor. Peki yönetim ne yapıyor. "Bunların nasıl olsa sesleri çıkmıyor o halde zamma devam edelim"diyor. Zam çare oluyormu ?.Bugüne kadar olmuşmu ? 20 senedir neyi zamla düzeltebilmişler ? .Hiçbirşeyi....

Deprem oldu; afetler birbirini kovaladı. Vatandaş olanını - bitenini verdi. Bütün gücüyle afetzedelerin yardımına koştu. Türk birlik ve beraberliğinin en güzel örneklerini sergiledi. Verdiği verginin aynısın, hiç kazanmadığı halde bir daha verdi. Ne oldu alınan paranın 5 katı bir kalemde , 5 bankanın içini boşattırarak birkaç kişiye verildi. Bunu saklamanız ve vatandaşa izah edebilmeniz mümkün değil. .500 TELEVİZYON ve 1500 RADYONUN GÜNDE 24 SAAT YAYIN YAPTIĞI DEMOKTATİK BİR ÜLKEDE ARTIK MAZERETLERİNİZİ ÇOK DİKKATLİ HAZIRLAMALISINIZ Bunu yapamazsanız. Yarın herşey meydana çıktığında üzülürsünüz. Mecliste muhalafetin bulunmaması sizi sevindirmesin en büyük muhalefet sokaktaki sessiz kitledir. Onun sesi iyi duyulmalı ve nabzı iyi ölçülmelidir.

Psikolojik açıdan insanımızın zamlara dayanma gücü son haddine ulaşmıştır. ZAM haberini duyan sokaktaki sade ve sessiz çoğunluk adeta parlamaktadır. İnsanlar; kendisinin , ailesinin ve cocuklarının sadece bugününü değil yarınınıda düşünmek ve bunun hesaplarını bugünden yapmak zorundadırlar. 30 sene önce emekli olan 30 yıllık bir işçi ve memur kendi başını sokabileceği sosyal mevkiine yakışır bir ev alabiliyordu. Ve kendinede biraz para kalıyordu. Bugün en yüksek dereceli emekli memur ev değil, oda bile alamıyor. İşte bu çok basit gibi görünen konu bu insanı hayata küstürüyor. Sağlığını bozuyor ve iş verimini düşürüyor. Namusuyla çalışınca böyle oluyor. O halde ne yapacak. Normal dışına taşacak.Bu sefer onlar kazanıyor.Yapamayanlar bir kat daha kahroluyor. Bu yara giderek büyüyor. Bu yaranın tedavi zamanı gelmiştir ve hatta geçmiştir.

Sonuç olarak; ülkemizde arkasında meclisin, yani bir bakıma halkın çoğunluğunun desteğini almış bir iktidar vardır. Milletimiz hala kendilerine büyük güven beslemektedir. Sayın büyüklerimiz; toplumumuzu iyi incelesinler. Hala bu toplumu rehabilite edebilme şansları vardır. Sosyal olayların uzun sürecek olan tedavileri yöneticilerimizin yönetim maharetlerini ortaya koymaları için önemli bir fırsattır.

Durdurun bu zam furyasını. Kazanın insanlarımızı . Bunu yapacak güçte ve sayıdasınız. Yeter ki inanın.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
20 Şubat 2000 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale