24 Nisan 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Derviş, Baykal ve CHP
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 17 Ağustos 2002 Cumartesi 

3 Kasım 2002'de erken seçim kararı alan Türkiye'nin gündeminin baş aktörü eski Devlet Bakanı Kemal Derviş. İki aya yakın bir süredir görsel ve yazılı basınımız, borsamız, döviz fiatlarımız ve faizlerimiz Kemal Derviş'e indekslendi. Kendisi siyaseti bilmediğini defalarca tekrarlamasına rağmen Derviş Türk siyasetinin kilit ismi oldu.

Günümüz ve geleceğimiz Dervişin hareketlerine göre tanzim edilir oldu. Hangi partiye gireceği hususunda artık uluslararası medyum ve falcılara danışacak hale geldiğimiz bir anda Kemal Derviş tarihi konuşmasını yaptı. DSP'yi yıkarak İsmail Cem ile birlikte oluşturdukları Yeni Türkiye Partisine değil, Baykal'ın Cumhuriyet Halk Partisine gireceğine dair emareler verdi.

Bu eşi bulunmaz büyük kurtarıcı'nın sözleri üzerine İsmail Cem liderliğindeki YTP yasa bürünürken, Deniz Baykal liderliğindeki CHP sevince boğuldu. CHP şimdiden seçimleri kazanmış ve de iktidar olmuş havalarına girdi bile.

Şahsi kanaatime göre; Kemâl Derviş'in ne bugün ve nede yarın bu ülkeye verebileceği olumlu hiç bir şey yoktur. O, ABD ve IMF tarafından atandırıldığı görevin icaplarını çok iyi yerine getiren ve ülkenin ekonomisini düzeltiyorum diyerek ülkemizi her alanda bağımlı hale getirmekte başarı sağlamış bir memurdur.

Kendisine verilen misyonu çok iyi yapmıştır. Ülkemizi altından kalkamayacağı bir borç batağına sokmuştır. "Devleti yeniden yapılandırıyorum" şeklindeki güzel bir kılıf altında devletin binlerce yıldan günümüze taşıdığı bütün dengelerini altüst etmiştir. Üreten işçi, çiftçi, esnaf ve memurun üretiminin sıfıra inmesine yardımcı olmuştur. Bütün bunlardan sonra insanlarımızın gözlerinin içine baka baka şimdi de kendini Atatürk gibi görerek milletin kurtarıcılığına soyunmuştur.

Aslında buna hiç şaşmamak lazım. Çünkü insanlarımız her geçen gün biraz daha fakirleşip açlık sınırına dayanırken Avrupalı ve ABD'li dostlarımız başarılarından dolayı Derviş'i alkış yağmuruna tutmuşlardır. Batılı sivil toplum kuruluşları ve medya organları tarafından YILIN BAKANI, YILIN EKONOMİSTİ, TÜRK EKONOMİSİ'NİN ATATÜRKÜ gibi bir takım ünvanlara ve madalyalara layık görülmüştür. Biçare halkımız Laila,Reina ve Bodrum plajlarındaki televole yayınlarının yanında bu haberlerle günlerce oyalanmıştır.

Sayın Kemal Derviş'in görevi artık bitmiştir. Derviş'ten artık ne kendine, ne bir partiye ve nede bu ülkeye hiç bir hayır yoktur. Boyalı basınımız peşini bıraktığı anda en geç bir hafta içinde gündemden düşecek ve sessizce gönderildiği dünya bankasındaki görevine terfian döndüğü görülecektir. Tarihçilerin Derviş'li günleri hiç de iyi yazmayacaklarının teminatını şimdiden bu satırlarda milletimize duyurmayı bir borç telakki ediyorum.

Şimdi Derviş'i bir kenara bırakarak kendini yeniden kurtarıcı gibi öne çıkaran Deniz Baykal ve Genel Başkanlığını yürüttüğü Cumhuriyet Halk Partisine değineceğim. Kendi aralarındaki hizipleşme dolayısıyla ilk kez mecliste temsil edilemeyen ve bu defa 3 Kasım'da solun temsilcisi olarak iktidara geleceklerini vurgulayan, daima Atatürk'ün Partisi olduğunu tekrarlayan CHP gerçekten Atatürk'ün Partisi midir? bunu irdelemek istiyorum.

1999 Genel seçimlerinde Partisini meclis dışına düşürdüğü için başarısızlıkla suçlanarak istifa etmek zorunda kalan Deniz Baykal; yıllardır yenilgiye doymadığı siyaset alanına 30 HAZİRAN - 1 TEMMUZ 2001 tarihlerinde yapılan 29 ncu Olağan Kurultay ile yeniden CHP Genel Başkanı olarak dönmüştür.

Deniz Baykal'ın Genel Başkanı olduğu CHP'nin Ulu önder Atatürk'ün kurduğu CHP ile karıştırılmaması gerekir. Bu partinin ismi ve altı Ok'lu amblemi dışında Atatürk'ün CHP'si ile hiç bir ilgisi yoktur.

Atatürk'ün Cumhuriyet Halk Partisi 9 Eylül 1923'te Halk Fıkrası adı ile kuruldu. Aslında Kurtuluş Savaşını başlatarak sonuçlandıran siyasal örgüt olan " Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti"nin ( savaş koşullarında milli birliği ve bütünlüğü bozabileceği kuşkusuyla partileşmesinden kaçınılmıştır) partileşmesi ile Halk Fıkrası meydana çıkmıştır..

Mustafa Kemal'in 8 Nisan 1923'te yayınladığı " Dokuz Umde Beyannamesi" nde; T.B.M.M. çoğunluğunu bir amaç çerçevesinde toplamak ve ülkeyi milli egemenliğe dayalı siyasi bir yapıya kavuşturmak için Sivas Kongresi esnasında kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'ni siyasi partiye dönüştüreceğini açıkladı. Halk Fırkası adını alacak partinin ilkeleri bir seçim bildirgesi ile ortaya konuldu.

"EGEMENLİĞİN KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETE AİT OLDUĞU, HALKIN KENDİ KENDİSİNİ YÖNETECEĞİ ve T.B.M.M.'NİN MİLLETİN TEK VE GERÇEK TEMSİLCİSİ OLDUĞU " Bildirge'de özetle; vurgulanıyordu. Partinin kuruluş dilekçesinde Genel Başkan Mustafa Kemal ve Genel Sekreter Recep Peker'in imzaları vardı. Mustafa Kemal Paşa, 19 Kasım 1923'te İsmet İnönü'yü Genel Başkan Vekili olarak atarken partinin adı Cumhuriyet Halk Fıkrası olarak değiştirildi.

1935 yılındaki Kongrede "fırka" sözcüğü " parti "olarak değiştirildi. SİVAS KONGRESİ ise; Cumhuriyet Halk Partisi'nin İLK KURULTAYI olarak kabul edildi. Tüzüğüne göre parti bir "inkılâp"partisiydi ve ancak halkçı kişiler üye olabilecekti. Halkçılar ise ; hiçbir sınıfın, ailenin, cemâatin veya bireyin ayrıcalığını kabul etmeyeceklerdi.

CHP; önce Mustafa Kemal ve ölümünden sonra da İsmet İnönü liderliğinde ülkeyi muhalefetsiz olarak tam 23 yıl yönetti. CHP' nin Atatürk İlkeleri olarak bildiğimiz CUMHURİYETÇİLİK, HALKÇILIK, MİLLİYETÇİLİK, İNKILÂPÇILIK, LÂİKLİK ve DEVLETÇİLİK ilkeleri 1937 yılında anayasaya dahil edilerek devletin temel ilkeleri oldu. 1950 yılında 27 yıllık değişmez CHP iktidarı yine eski bir CHP'li olan Celal BAYAR'ın Demokrat Partisi'ne devredildi.

İsmet İNÖNÜ tam 33 yıldır aralıksız Genel Başkanlığını yürüttüğü CHP'nin Genel Başkanlığını hiç beklenmeyen bir şekilde, 14 Mayıs 1972'de şimdiki Başbakanımız olan ve İnönü'nün Genel Sekreterliğini yapan Bülent ECEVİT'e devretti.

12 Eylül 1980'de idareye el koyan Askeri Yönetim diğer partilerle birlikte 16 EKİM 1981 'de Atatürk'ün CHP'sini de kapattı. Haziran 1992'de askeri yönetimler zamanında kapatılmış bulunan partilerin açılabileceğine izin veren yasanın çıkmasını takiben CHP yeniden eski adına ve mal varlığına kavuştu. Eski Genel Başkan ECEVİT ve kendilerini CHP'nin devamı olarak kabul eden SHP Genel Başkanı Erdal İNÖNÜ Genel Başkan adayı olmak istemeyince eski delegelerle toplanan kurultayda Deniz Baykal Parti Genel Başkanı olarak seçildi.

Partinin 1923-1992 arasındaki 60 yıllık serüveni bu şekilde gelişti ve CHP ülkeye gerçekten kalıcı diyebileceğimiz önemli hizmetler ifa etti. Genellikle bürokrat ve şehirli aydın kesimin oylarını alan ve sol kanat temsilciliğini yürüten parti yönetiminde genellikle mütecanis bir yapı ile kurallara uyan bir disiplin anlayışının hakim olduğu görülmüştür.

Oysa, 1 Temmuz 2001 'deki kurultayda değiştiğini ve geliştiğini iddia ederek iktidarın tek alternatifi olduğunu beyan eden Sayın Baykal'ın başında olduğu partinin eski CHP ile benzerliği sadece ismi ve değişmeyen 6 oklu amblemidir.

Geçen 10 yıl içinde yeni CHP daima başkan ve yönetici arayışı içinde olmaktan ve de birbiri peşi sıra kurultay toplamaktan parti ve memleket işleriyle pek ilgilenemiştir.

2002 Ağustos ayında Cumhuriyet Türkiyesi'nde Radikal olmayan Sol'un geldiği nokta özetle şu şekildedir.
 * Eski CHP Genel Başkanı ECEVİT'in sadece adı sol olan iktidardaki DSP'si bugün en çok oy almış olmasına rağmen son aylardaki istifalar sebebiyle parlamentoda dördüncü büyük i partidir ve lideri başbakandır.
 * Ayni fikirleri savunan Baykal'ın CHP'si ise ülke barajını aşamadığı için mecliste temsil edilmemektedir.
 * Partiye ve sol düşünceye yıllarını veren tecrübeli parti bürokratları bugün ne ECEVİT'in ve ne de BAYKAL'ın yanındadırlar. Murat Karayalçın, Mümtaz Soysal gibi eski CHP'liler ayrı partiler kurmuşlardır.
 * Eskiden CHP kökenli olup yeni DSP'den ayrılan küskün milletvekilleri Yeni Türkiye Partisi macliste beşinci büyük parti konumundadır.
 * Aslında bu partilere sol parti denilmeside bugün çok yanlıştır. Çünkü bugün sol'un bütün fraksiyonlarını temsil eden ve kendilerini sağ olarak tanımlayan yasal partiler vardır Sağ- sol kavramlarının birbirine karıştığını kolaylıkla söylemek mümkündür. Çünkü dün birbirleri ile kanlı bıçaklı olan sağ ve sol partiler her alanda birbi,rleri ile ittifak yapabilmektedir.

Türkiye'deki ılımlı sol oyların toplamı istatistiklere göre en fazla %35 civarındadır. Ciddi olarak biraraya gelebilseler , gerçekten büyük bir güç olarak siyasi istikrarı temin edecek bir halk desteğine kavuşabileceklerdir. Memleketimizin buna şiddetle ihtiyacı vardır.

Bugün gerek sağ ve gerek sol düşünce'nin tamamını biraraya getirebilecek ve meclise en az % 35-40 oranında temsil edebilecek ve birbirinin alternatifi olabilecek büyük partilere ihtiyaç vardır.

Atatürk'ün ismini verdiği ve umdelerini oturttuğu CHP bunlardan biri olmaya lâyıktır. Yeterli altyapısı ve tecrübeli siyasi kadroları vardır. Fakat bugünkü yönetici isimleri ve kadroları ile bu mümkün görülmemektedir.

Deniz Baykal ismi Türk siyasi tarihine hizipçilik, uzlaşmazlık ve parti içinde huzursuzluk olarak geçmiştir. Bu imajı değiştirmek, ancak bu ismin siyaset sahnesinden uzaklaşması ile mümkündür. "Hafızâ-i beşer nisyân ile malûldür-yani insan hafızası unutur " diye güzel bir atasözümüz vardır.

Evet Sayın Baykal; sizin fiziğiniz genç gösteriyor ama yaşınız gereği siz yaptıklarınızı unutabilirsiniz. Ve hiç bir şey olmamış gibi kendinizi birleştirici, uzlaştırıcı bir lider olarak görebilirsiniz. Fakat tarih yaprakları ve gazete sayfaları böyle söylemiyor.

Siz artık çevrenize topladığınız bir avuç insana Genel Başkanlık yapabilirsiniz. Sizin misyonunuz galiba Türk Solu'nu parçalamak olarak dizayn edilmiş. Aslında gönül arzu eder ki Atatürk'ün CHP'si ülkenin bugün içine düşürüldüğü korkunç durum için gerçek bir kurtarıcı olsun. Halkımız kendi geleceğini kendisinin tayin edeceği gerçek siyasilere güvensin ve onları iktidara taşısın.

Fakat görülen manzara hiç de böyle değildir. Yeni CHP yönetimi son bir yıldır yakından izlediğimiz icrâatlarıyla sadece kendi kendileriyle kavga etmektedirler. Aslında neyi paylaşamadıklarını da anlamak mümkün olamamıştır. Kendi fikirdaş ve gönüldaşlarıyla oluşturduğu partisini dahi idare edemeyen bir kadrodan ülkenin idaresini beklemek biraz safdillik olacaktır...

Hâlâ Türkiye'yi ve Türk Siyasi yapısını tanımaya çalışan Kemal Derviş'in bu partiye katacağı fazla bir şey yoktur. Ama götüreceği çok şeyler olduğunu düşünüyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
17 Ağustos 2002 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale