27 Nisan 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Genelkurmay Başkanı'na yapılan hakaret
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 11 Mayıs 2002 Cumartesi 

Batı'nın Türk Milletine ve Türk Devletine karşı takındığı küstah ve aşağılayıcı tavır Fransa'daki ‘‘Sınır Tanımayan Gazeteciler’’ isimli aşağılık bir örgütün tren istasyonlarına haritalar serip, üzerlerine Genelkurmay Başkanımız Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun da resmini koyup gelen geçene çiğnetmesi ile had safhaya ulaştı.

Bu hakaret aslında Sayın Kıvrıkoğlu'nun kişiliğinden çok Türkiye ve Türk Milletine yapılmıştır. Fransız yönetiminin kontrol ve denetiminde yapıldığı aşikâr olan bu davranış Cumhuriyet dönemimizde ne ilktir ve ne de sonuncusu olacaktır. Tarihinden aldığı milli gururu ile bütün milletimiz bulunduğu her ortamda nefretini dile getirip bu durumu lanetlemiştir. Fakat sesini yeteri kadar duyuramamıştır. Çünkü çıkan sesler çok cılız ve bireysel olmaktan öteye gidememiştir. Örgütlü kitle hareketleri meydana gelmemiştir.Sadece AB işlerinden sorumlu Başbakan Yardımcısı ve ANAP Lideri Mesut Yılmaz Beyefendi ise ‘‘ Ben buna önem vermiyorum, Avrupa'da özgürlük ortamı vardır ’’ diyerek milletini hiç tanımadığını bir kere daha ortaya koymuştur..

Fransızı bu millet çok iyi tanır. Birinci Dünya Harbini müteakip Anadolu'yu işgale kalkan Fransızların tutum ve davranışı işgal bölgesi halkını çileden çıkarmış ve halkımız bizzat kendisi silahlanarak bunları bir daha gelmemek üzere topraklarından kovmuştur. Maraş'a KAHRAMAN'lığı,Antep'e GAZİ'liği, Urfa'yan ŞANLI'lığını Fransız'ın küstah ve acımasız tutum ve davranışlarına karşı yapılan kurtuluş mücadelesi için milletimiz vermiştir.

Devletlerarası hukukta Mukabele-i Bilmisil, yani "yapılan davranışlara ayniyle mukabele" yöntemi vardır. Ve en etkili yöntemlerden biridir. Ancak bu kural nedense bizim dışişlerimizde son yıllarda hemen hemen hiç uygulanmamakta ve yapılanlar hep tek taraflı olarak bizim üstümüzde kalmaktadır. Kınama sözleri daima kağıt üzerinde kalır. Oysa eylem daima kalıcı ve caydırıcı bir görev yapar.

Devletlerarası ilişkilerde pek çok karşılıklı dengenin olması ve bu dengelerin davranışlara yön vermesi doğaldır. Ülkelerin menfaatleri bu dengelere göre tertiplenir ve düzenlenir. Fakat demokrasi ile idare edilen bir ülkenin Genelkurmay Başkanının resminin ne iğdüğü belirsiz ayaklar tarafından çiğnenmesi basit bir olay değildir. Pek sık görülen bir olay da değildir. Ayni Pakt içinde görev yaptığımız, dostluğuna önem verdiğimiz demokratik bir ülkeden böyle davranışın yapılmasının affedilecek ve gözardı edilecek hiç bir yönü yoktur. Olmamalıdır.

Nitekim Silahlı Kuvvetlerimiz bağlı olduğu siyasilerin kendilerine sahip çıkmadığını görünce, kendi alanları içinde protesto görevini en sert ve etkili bir şekilde dile getirmiştir. Devletimizin yetkili organlarınca her zaman olduğu gibi basit birkaç kınama dışında hiç bir etkili davranış gösterilmemiştir... Yine Sivil Toplum Kuruluşlarımızda bu konudan kendilerine düşeni yeterince yerine getirmemişlerdir.

Ne yazık ki aynen Karen Fogg'un ülkemiz aleyhindeki E-Mail'lerini açıklayarak tarihi bir görev üstlenen (daha önce hiç bir fikrine katılmadığım ve yıllarca tenkid ettiğim) Doğu PERİNÇEK'i ve Partili arkadaşlarını bu konuda gösterdikleri tutarlı ve etkili davranıştan dolayı burada bir kere daha kutluyorum . Bu defa da Türk Milletinin namusunu kurtarmak Doğu Perinçek'in İşçi Partili üyelerine kaldı. Paristeki tren istasyonuna giderek çiğnenen Genelkurmay Başkanımızın resmini boyayarak kaldırma görevini onlar başardılar.

Eğer ben yetkili makamda olsa idim. Olayın bana duyurulduğu andan en geç iki saat sonra Ankara Garı girişine çizdireceğim Fransa haritası üzerinde Fransız Genelkurmay Başkanı'nın resmini koydururdum. Bütün Ankara Halkını sokağa döker ve bu resmi çiğnemelerini isterdim. Bu hareketin resim ve filmlerini de anında bütün dünya ajanslarına elden teslim ettirirdim."GENELKURMAY BAŞKANI ÖYLE ÇİĞNENMEZ.İŞTE BÖYLE ÇİĞNENİR." dedirtirdim.

Bu davranışımızın sonunda ne olurdu? Fransa bize savaş mı açardı? Bize aş ve iş mi vermezdi? Hayır. Hayır. Hayır.

İnanıyorumki bu görüntülerin Fransız televizyonlarında göründüğü andan en geç bir saat sonra Genelkurmay Başkanımızın çiğnenmek üzere garın girişine konulan resmi ve haritalar bizzat Fransız Hükümeti resmi görevlilerince kaldırılırdı.Fransız makamlarından binbir tane özür mesajları alınırdı. Binlerce yıllık şanlı geçmişimizden gelen milli gururumuz bu şekilde ayaklar altına alınmaktan kurtulurdu.

Fransızlar ve batılılar ancak bundan anlar. Ermeni soykırımını kabul eden Fransız Parlamentosuna karşı yapılacak yegane etkili hareket ; TBMM tarafından ayni metinde sadece Ermeni yerine Cezayirli Soykırımı sözünün ilavesi ile çıkartılacak bir karar ile olabilirdi. Çünkü medeni olduklarını iddia eden bu gafil insanlar ancak bu dilden anlarlar.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Hüseyin Kıvrıkoğlu'na yapılan bu hain ve kalleşce saldırıyı yapanların demokrasi ile hiç bir ilgileri yoktur. Bu kendilerini gazeteci olarak nitelendiren bir avuç serserinin, bizzat Fransa Hükümeti tarafından desteklenmedikleri sürece böyle bir davranışa cüret edebilecek ne cesaretleri ve nede böyle bir eylemi planlayacak akılları ve güçleri vardır. Bunlar bilinçli olarak Türkiye'nin güçlenmesini istemeyen batılı devletlerin desteği ile yapılmaktadır. Karen Fogg Hanımın ülkemizde yaptıkları da apaçık bunların amaçlarını yansıtmaktadır.

Milletimiz, son bir kaç yıldır basın- yayın organlarımızda yer alan yabancıların milli his ve gururumuzu ayaklar altına alan pek çok tutum ve davranışı karşısında bir şey yapamamanın ezikliğini duymaktadır. Milletimiz, yöneticilerinin basiretsiz ve şahsiyetsiz davranışları sebebiyle adeta kendi ülkesinde kendisini AB,ABD'nin bir sömürgesi gibi görmeye başlamıştır. Giderek gardımız düşmekte ve milli gurumuzu zedeleyen ve giderek dozajı artan olaylar karşısında vurdum duymazlığımız artmaktadır. Milli his ve heyecanlarımız giderek kaybolmaktadır . Türk Kimliği her geçen gün yerini global kimliğe devretmektedir.

Yabancı dille eğitim yapan okullarımızda okutulan İngiliz ve ABD menşeli ders kitapları ile aşılanan Anglo-Sakson kültürü ile miletimiz milli değerlerinden uzaklaşmaktadır. Son olarak Ordu-Millet olma vasfını 12 000 yıllık kültür mirasıyla günümüze taşıyan milletimizin Başkomutanına yapılan hakarete karşı takınılan umursamaz durum çok düşündürücü ve tehlikelidir. Sanırım milletimizi silkeleyecek ve kendi özüne döndürecek Atatürk gibi liderler gelmedikçe bu çöküş giderek artacaktır.

Ne yazık ki bugünlerde bol boyalı, dış destekli ve dış güdümlü basınımızda yer alan anketlerde ABD ve IMF kültürlü Sayın Kemal Derviş Bey ülkemizin önümüzdeki günlerdeki en popüler lider adayı ve parlayan devlet adamı olarak lanse edilmektedir. Vah bu milletin Haline vah.

Aydınlarımıza hiç güvenmiyorum. Fakat milletimizin sağduyusuna çok güveniyorum. O'nun her zaman kendini yönetenlerden bir kaç adım daha önde olduğunu biliyorum. Milletimizin bu oyunlara dur diyecek yegâne güç olduğunu da biliyor ve inanıyorum. O her zaman bir ERGENEKON yaratmasını bilmiştir. Yine bir Ergenekon yaratmanın eşiğindedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
11 Mayıs 2002 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale