23 AĞUSTOS 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Modern devlette Diyanet İşleri (Hasan Yavuz)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 9 Mart 2002 Cumartesi 

Modern devletin üzerine oturduğu temel taşlardan biri lâikliktir. Bu prensipten taviz vermesi asla düşünülemez. Yasaların ve devletin getirdiği kuralların anayasaya uygun olup olmadığına bakılır. Kur'an ve hadislere uygunluğu aranmaz. Bu demek değildir ki yasalar yapılırken vatandaşların dini ihtiyaçları göz ardı edilmelidir. Devletin görevlerinden biri vatandaşların manevi ihtiyaçlarını karşılamak olduğuna göre, yasaları yaparken bu hassasiyeti de gösterecektir. Atatürk döneminde dini bayramların tatil olarak tanzim edilmesi buna güzel bir örnektir.

Devletle vatandaşın, vatandaşla vatandaşın arasındaki ilişkilerde kuralların önceden bilinmesi gerekmektedir. Yasalar bu ihtiyaçtan doğmuştur. Devletin yapısı anayasalarda ifadesini bulur. Güçlü olan devletin ve siyasi iktidarların vatandaşın özgürlüklerini baskı altında tutmaması için anayasalarda bu hususları teminat altına alan kurallar bulunmaktadır. En iyi anayasalar, özgürlükleri teminat altına alan kısa anayasalardır. Yasaların Kur'an süzgecinden geçirilmesi uygulaması tarihte nasıl bizi geri bırakmış ve birçok mahzurlar doğurmuşsa, uzun ve teferruatlı anayasalar da aynı neticeyi vermektedir. Telekom'un özelleştirilmesi anayasaya takılmış ve Türkiye'nin bu işten yirmi milyar dolar cıvarında zararı olmuştur. Osmanlı döneminde, karantina uygulaması Kur'an'a aykırı diye uygulanmıyarak nasıl zarara uğramışsak, telekom uygulaması da bunun benzeri olmuştur. Bu sebeptendir ki modern devlette, özgürlükleri teminat altına alan kısa anayasa olacak ve yasaların anayasaya uygunluğuna bakılacak, Kur'an'a uygunluğuna bakılmayacaktır. Devletin bölünmez bütünlüğü ve demokratik laik yapısı özgürlüklerin sınırlarını belirleyici ölçüler olacaktır.

Lâik düşüncenin klâsik taraftarları diyanet işlerinin devlete bağlı olmasını lâiklikten sapma olarak düşünseler bile, Türkiye şartlarına uygun olanı diyanetin devlete bağlı olmasıdır. Devleti kuranların en isabetli kararlarından biri de budur. Modern devlette de diyanet işleri devlete bağlı olarak faaliyetini sürdürecektir.

DİYANET İŞLERİNİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI
Modern devlette, bütün devlet dairelerinde olduğu gibi, diyanet işleri de yeniden yapılandırılacaktır. Klasik devlette kamu hizmetleri memurlar eliyle devlet dairelerinde üretilir. Modern devlette ise kamu mizmetlerinin bir kısmı memurlar eliyle devlet dairelerinde üretildiği gibi, uygun olanları , devletin kuracağı veya kurduracağı nevi şahsına ait kuruluşlarda üretilir. Yani kamu hizmeti üretiminde inhisarcı değildir. Önemli olan, kamu hizmetinin yolsuzluk yapılmadan kaliteli ve en az maliyetle üretilmesidir.

Doksan bin cıvarında personeli ve seksen bin cıvarında camisi ile diyanet işleri dev bir kuruluştur. Genel bütçeden aldığı pay bir milyar dolar cıvarındadır. Genel bütçeden çok az pay verilerek daha kaliteli hizmet üretecek şekilde diyanet işleri yeniden yapılandırılacaktır.

Yardımlaşma duygusunun en çok serpilerek geliştiği saha dini duygulardır. Bu gerçeği son büyük depremden sonra hepimiz gördük ve yaşadık. Hiç bir dünyevi karşılık beklemeden kendiliğinden yapılabilen yardımlar en güzel yardımlardır. Bunun birinci kaynağı da dindir. Bu realiteden haraketle diyanet işlerini, dini hizmetler yanında, sosyal yardımlara öncülük yapacak şekilde dizayn etmeliyiz.

Başımdan geçen bir hatırayı burada belirtmek istiyorum:
Üniversitede okuduğum yıllardaydı. Yaz tatilinin olduğu bir gün köyden şehre iniyordum. 65 yaşlarında bir komşu kadını önüme çıktı ve "oğlum, şu yetmiş lirayı al, otuz lirasını mahallede yapılan köprüye ver, kırk lirasını şehirde yapılan camiye ver" dedi. "Neden oğlunla göndermedin" diye sorduğumda; "kendi alın terimle hayır yapmak istediğimden fındık toplamaya gittim, ben çalışmaya giderken oğlum bana kızıp, İhtiyacımız mı var? Neden çalışmaya gidiyorsun?" diyordu. "Onunla göndersem bana yine kızacak" dedi. Yukarıya aldığım bu hatıram; unutamadığım ve hayatımda bana yön veren olaylardan biridir.

Öyle bir güç düşününüz ki, hiç kimsenin baskısı olmadan 65 yaşında birini ağustos sıcağında çalışmaya gönderiyor ve bu parayla hayır yaptırıyor. İnanıp inanmamanız ayrı bir olay. Bu muazzam gücü organize edemiyen yetkililer en hafif tabiriyle kabiliyetsiz kişilerdir.

Diyanet İşleri Başkanlığı ile ona bağlı İl ve İlçe Müftülüklerinde çalışanlar ücretlerini genel bütçeden alacaklardır. Bunun dışındaki imam, müezzin ve vaaz gibi personelin ücretleri, Diyanet Vakfı tarafından ödenecektir. Vakfın merkez ve şubelerinde çalışanlar gönüllü kişilerden oluşacaktır. Alevi kardeşlerimiz veya inanmıyanların," bizim vergilerimizle imamların ücretlerini ödeyemezsiniz,buna biz rıza göstermiyoruz " demeleri doğrudur. İnanmıyan veya rızası olmayan kişilerin ücretini ödediği imamların arkasında ibadet yapmanın dine uygun olmadığını düşünüyorum. Yinede bunun doğru olup olmadığının takdirini din alimlerine bırakıyorum.

Hac organizasyonundan, yardımlardan, cenaze işlerinden, kurban organizasyonu ve derilerinden, kurulacak vakıf mezarlıklarından vs. vakfın gelirleri oluşturulacaktır. Bu saydıklarım dışında akla gelebilen başka kaynaklar da bulunabilir. Bilhassa büyük şehirlerde; kurban kesme, cenaze işleri ve mezarlık büyük sorunlar oluşturmaktadır. Kurban derisi toplama işi de malum kavgalara sebebiyet vermektedir. Dini inanç sebebiyle kesilen kurbanların derilerinin de dini hizmetlerde kullanılması hem dinen daha uygun olacak ve hem de vatandaş derisini daha rahat bir şekilde bağışta bulunacaktır. Böylece gerginlikler de ortadan kalkacaktır. Kurban kesenlerin sıkıntılarından biri de etlerin dağıtılması safhasında yaşanmaktadır. Her kurban kesen bu sıkıntıyı bilmektedir. Diyanet vakfı muhtaç kişileri önceden tespit edeceğinden dağıtılan etler de gerçek ihtiyaç sahiplerine gidecektir.

Çocukluğumda hatırlıyorum. İmamın ücreti vatandaşlar tarafından ödenirdi. O günkü ekonomik şartlarda bu belki biraz ağır gelmiş olacak ki, zaman içerisinde bugünkü uygulamaya geçildi. Kırk yıl önceki şartlarda bu karar doğru ise de bugün bunun gereği kalmamıştır. Dini hizmetlerden faydalananların ekonomik durumu bu ücretleri karşılayacak durumdadır. Zaten modern devlette vatandaşların aldığı kamu hizmetinin ücretini ödemesi esastır. Bu hem dine ve hem de modern devletin felsefesine uygundur. Çok az da olsa bazı küçük köylerde ücret ödeme sorun olabilir ki bunu da devlet karşılayabilir. Vakıf ekonomik olarak güçlendiğinde buna da gerek kalmayacaktır.

İlgili yasaya göre en az ikibuçuk, beş ve on dönüm arsaya cami yapılabilmektedir. Camiler genellikle merkezi yerlerde yapılmaktadır. Şehirlerde bu büyüklükte arsalar çok kıymetlidir. Bu arsaların altında yeraltı çarşıları, oto parklar oluşturulabilir ve muazzam gelirlerler elde edilebilir. Böylece genel bütçeden yapılacak bir milyar dolarlık tasarruf ta başka alanlarda kullanılmış olur.

Türkiye şartlarında, rejimin tehlikeye düşmemesi için bunun da tedbirleri alınmalıdır. Din eğitimi ve din görevlilerinin atama işlemleri devletin kontrolünde olmalıdır. Bu saha cemâatlara terkedilemez. Nereye kaç adet cami yapılacağına, ihtiyaca göre Diyanet İşleri Başkanlığı karar verecektir. Din görevlilerinin ücretleri vakıf tarafından ödense dahi, bunların atama ve nakil işleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılacaktır. Böylece cemaatlerin camileri ele geçirmelerinin önü alınacaktır.

SOSYAL YARDIMLAŞMADA ÖNCÜLÜK GÖREVİ VERİLMESİ
Yukarıda da belirttiğim gibi,yardımlaşma duygusunun en çok gelişip serpildiği saha dini sahadır. Devletin görevi bu duyguları organize etmektir. Bunu da Diyanet Vakfı ve camiler aracılığı ile rahatlıkla yapabilir. Bu işin de çok zor olmadığını iftar çadırları vesilesiyle görmekteyiz. Birçok belediye bütçesinden hiç para harcamadan yardımsever kişilere iftar yemekleri verdirmektedir. Açlıktan ölen vatandaşlarımızın olduğunu bildiğimiz ülkemizde, sosyal yardımlaşma organizasyonuna şiddetle ihtiyacımız vardır.

Muhtar, din görevlileri ve vakıf çalışanları birlikte haraket edecekler ve ev ev dolaşarak yardıma huhtaç aileler tespit edilecektir. Bu konuda gönüllü çalışacak kişilerin tahminlerin üstünde sayılara ulaşılacağına inanıyorum. Vali, kaymakam, belediye başkanı gibi mahalli idareciler destek verirler ve vatandaşları teşvik ederlerse bu sayı daha da çoğalacaktır. Belli peryot içerisinde Türkiye' nin röntgeni çekilmiş olacaktır. Bu çalışmalar yapılırken en az iki ayrı ekip iki ayrı çalışma yapacaktır. Bu şekilde kötü niyetli tespitlerin önüne geçilmiş olacaktır. Ev hanımlarının bu çalışmalara büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Yardımsever çalışan hanımlar ve beyler de cumartesi ve pazar günlerini bu çalışmalara ayıracaklardır. Ortaya çıkarılacak,yardıma muhtaç aileler haritası vakfa ve devletin ilgili kurumlarına verilecektir. Bilahare muhtaç duruma düşenler bizzat vakfa müracat edecek ve durumları incelenerek listeye alınacaklardır.İnanın Türk insanı bunu başaracaktır.

Hali vakti yerinde olan hangi ailenin gardorabının yarısı hiç kullanmadığı giysilerle dolu değildir ki? Bu elbiseleri verecek yer bulamamakta ve evinde saklamakta veya ihtiyacı olmayan kişilere vermektedir. Böyle bir organizasyon olduğunda, kullanmadığı giysilerini,kitaplarını vs. vakfa veya camiye verecektir. Vakıf da bunları,kuracağı temizleme atelyelerinde temizletip ütületecek ve askıya asarak ihtiyaç sahiplerine dağıtacaktır. Fakirlere verilmek üzere verilen para vesaire de yine ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacaktır. Para veya eşya yardımında bulunmak isteyip bizzat kendisi vermek istiyorsa,vakıftan veya camiden ihtiyaç sahiplerini öğrenecek ve bizzat kendisi yardımda bulunma imkanına kavuşacaktır.

Mesainin sekiz saat olduğu günümüzde, imamların çalışma saatleri toplam üç saati geçmemektedir. Geri kalan beş saatini bu işlere ayırmalıdır. Böylece camilerimiz yalnız namaz kılınan yerler olarak değil ibadet yapılan yerler haline dönüşecektir. Açlıktan ölecek bir insanın hayatını kurtarmanın sevabının çok büyük olacağına inanıyorum. İnsani olanı da budur. Yalnız insanlar değil bütün canlılara bu yardımlar yaygınlaştırılabilir.

Böyle bir yapılanmaya gidildiğinde, inanç ayırımı gözetilmeksizin insanlara ve diğer canlılara akla hayale gelmeyecek yardımlar yapılabilir. Açları doyurmaktan ve giydirmekten tutun da fakir öğrencilere burs vermeye kadar birçok yardım yapılabilir. Gönüllü olan,inanca bağlı olarak yapılan yardımlarda neticeyi elde etmek daha kolay olacaktır. Kızılay gibi kuruluşlarımızın durumuna düşülmeyecektir. Yardımların yerine gittiğini gören vatandaşlar daha çok yardımda bulunacaklardır. Kızılay'a şu anda gönüllü olarak yardım yapacak vatandaş bulmak çok zordur. Yukarıda izahına çalıştığım hedefler hiç de ütopik değildir. Türkiye'de bir vatandaşımız çıkıyor ve yardım toplayarak,yurtdışı dahil, yüzlerce kaliteli okul açabiliyor,yurtlar kurabiliyor. Demek ki bu iş göründüğü kadar zor bir iş değildir. Yeterki buna inanmak ve vakit geçirmeden çalışmaya başlamak gereklidir.

Elbette ki, rejimin tehlikeye girmemesi ve yolsuzlukların önlenmesi için gerekli tedbirler alınacaktır. Gerekli görülürse parasal yardımlar genel bütçeye aktarılabilir ve yine bu miktar bir sonraki sene Diyatev Vakfına bütçeden verilebilir.

Fakir Fukara Fonu gibi zorlama kuruluşlarla netice alamazsiniz. Fakir Fukara Fonu'ndan muhtarlara yemek veren kaymakamların davranışını gören vatandaşlardan yardım alamazsınız. Nitekim uygulamada bu fona vatandaşlar tarafından yardım yapılmamaktadır.

DİN EĞİTİMİ
Hedef, bütün din görevlilerinin en az bir batı dili bilen din akademisi mezunlarından oluşmasıdır. Zaman içerisinde büyük camilerden aşağıya doğru profesör ve doktora yapmış din görevlilerine doğru gitmek olmalıdır. Bunu yaptığınızda din de yerli yerine oturmuş ve rejim tehlikesi ortadan kalkmış olacaktır. Bugün olduğu gibi, cemaatinin büyük çoğunluğu emekli olan kişilere vaaz verirken emekli parasının haram olduğuna fetva veren hocaların garabetini yaşamazsınız. Depremin, Allah' ın gazabı olduğu hezeyanlarını işitmezsiniz. Allah her yaradılana bir ömür verdiği gibi Dünya' ya da bir ömür vermiştir.
Depremler olmazsa dünyanın tuz buz olacağı ilim adamları tarafından söylenmektedir. Düdüklü tencerenin sübabı olmazsa paramparca olur. Bunun için imalatı yapan sübap koymuştur. Allah da dünya parçalanmasın ve biçilen ömür kadar yaşasın diye deprem bölgelerine sübaplar koymuştur. Böyle düşündüğünüzde depremin gazap değil Allah' ın bir niymeti olduğunu anlar ve vatandaşlara da böyle izah edersiniz. Kış ve yaz nasıl Allah' ın niymetiyse deprem de bunlar gibi birer niymettir. Kışın kısakolla gezerseniz nasıl hasta olup ölürsenez, deprem bölgesinde de ona göre yapılaşmaya gitmezseniz enkaz altında kalıp ölürsünüz. Dünyayı tanımayan imamlardan bu izahatı bekliyemezsiniz.

Gereksiz yere sayıları çoğaltılan imam hatip okullarının kapatılması normal bir davranıştır. İmam hatip okulları din akademilerine öğrenci yetiştiren din meslek okulları olarak tanzim edilmelidir. Sayıları ise din görevlisi ihtiyacına göre belirlenmelidir.

Dinini öğrenmek isteyenlere dini bilgileri vermek devletin görevlerindendir. Bu görevi cemaatlere bırakamazsınız. Bu konuda, haklı olarak, devletin hassasiyetleri vardır. Vatandaşın da dinini öğrenme talepleri bulunmaktadır. O halde bu işi devlet, okullarında yapmalıdır. İlk öğretimden mezun olan bir öğrenci namaz kılacak seviyede din bilgisine sahip olmalı, isteyenlere seçmeli ders koyarak Kur' an okuması öğretilmelidir. Böyle olduğunda ayrıca Kur'an kurslarına da ihtiyaç kalmıyacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı' nın bir televizyon kanalı olmalı ve bu kanalda din bilgileri verilmeli Kur' an okuması öğretilmelidir. İstekli için bu alt yapı yeterlidir. Bu konularda derinleşmek isteyenler için zaten yeteri kadar yayın bulunmaktadır.  (Yazan: Hasan Yavuz)


Dr. Tahir Tamer Kumkale
9 Mart 2002 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale