254 TEMMUZ 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






TÜRK ASKERLERİNİN BAŞINA GEÇİRİLEN AMERİKAN ÇUVALINI ASLA UNUTMAMALIYIZ
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1924)

 5 Temmuz 2017 Çarşamba 

Geçen olayları kısa sürede unutmak ve adeta hiç olmamış gibi görmek Türk insanının önemli zafiyetlerinden biridir. Bu eksiklik yöneticilerimiz tarafından iyi bilindiğinden insanlarımız kolaylıkla kandırılabilmektedir.

Milletçe asla unutmamamız gereken en önemli olaylardan biri de 4-6 Temmuz 2003 tarihlerinde Kuzey Irak-Süleymaniye’de askerlerimizin başına Amerikan çuvalı geçirilmesi olayıdır.

Olayın üzerinden 14 yıl geçmiştir ve bugün yazılı ve görsel basınımızda bu menfur olayı kınayan haber kırıntısı dahi bulunmamaktadır. Demek ki sonunda bu vahim hadise de unutturulmuştur.

4 Temmuz; dostumuz (!), müttefiğimiz (!) ve de stratejik ortağımız (!) ABD’nin “Bağımsızlık Günü” olarak bilinir oysa bu tarih bizim için Türk askerinin başına Amerikan çuvallarının geçirildiği kara gündür. Asla unutmamamız gereken bu kara gün bilerek ve isteyerek milletimize kolayca unutturulmuştur. Bunu; “ABD’in Türk milletine karşı yaptığı psikolojik savaş saldırısını zaferle sonuçlandırmıştır” şeklinde tanımlamak mümkündür.

Milletimizin gururu, ordumuzun gözbebeği bordo bereli 11 askerimize Irak’ın Süleymaniye şehrindeki karârgahlarında yapılan çirkin saldırı milletimizi derinden etkilemiş ve devletimiz onarılması zor bir yara almıştır.

Bu vahim olayda ellerindeki gücü kullanamayan yöneticilerimizin cesaretsiz tutum ve davranışları, milletimizi ABD'nin yaptığından fazla üzmüştür. Cumhuriyet tarihimizde “Çuval olayı daima kara bir leke olarak hatırlanacaktır.

Çuval hadisesi ibret alınacak derslerle doludur. 11 rütbeli askerimiz hiç bir direniş göstermeden, hiç bir resmi girişimde bulunulmadan dost ve müttefikimiz ülke tarafından düşman askeri gibi esir alınmışlardır. Aşağılanmışlar ve elleri bağlanarak kafalarına çuval geçirilmiştir. Türk bayrağının dalgalandığı resmi çalışma büroları talan edilmiştir. Türk yönetimince ABD yetkililerine ulaşılmaya çalışılmış ama üç gün boyunca muhatap bulunamamıştır. Sonunda istedikleri tahribatı elde ettiğini düşünen ABD’li yöneticiler tarafından lütfedilip askerlerimiz bırakılmışlardır.

Bu zor günlerde ordumuz gücünü gösteremiyecekse başka ne zaman gösterecektir. Hadisenin neresinden bakarsanız bakın yaşananlar bir faciadır. Anlaşmalarla o bölgede bulunan Türk askerine karşı plânlı, programlı bir şekilde gerçekleştirilen bu saldırı aslında bizzat Türkiye Cumhuriyetine karşı yapılmıştır.

Bilindiği gibi ABD’nin 1991 Birinci Körfez Harekat’ını müteakip 36 paralelin Kuzeyinde kalan Irak topraklarında oluşturulan Çekiç Güç faaliyetleri çerçevesinde bölgeye yerleşen Türk askerleri Kuzey Irak’ı tamamen kontrol eden bir teşkilat meydana getirmişlerdi. Bu sıkı kontrol sonunda PKK terörü sıfıra yakın bir hale dönüştürülmüştü. Oysa bu bölgede PKK terör örgütüne ABD’nin şiddetle ihtiyacı vardı. Nitekim 2003’de Irak’ı ikinci kez işgal eden ABD yönetimi Kuzey Irak’ta kuracakları müstakil bir Kürt devleti oluşumuna karşı bölgede Türk askeri varlığını istememiştir. Bu husus, ABD tarafı için Türk askerlerinin kafasına çuval geçirilerek aşağılanması için makul bir neden teşkil ediyordu.

Üzüntümüz ABD askerlerinin yaptıklarına değildir. Bizim yapmamız gerekipte yapamadıklarımız içindir. Gücümüz olduğu halde, güçsüz ve çaresiz bir teslimiyet anlamına gelen davranışımız içindir. Üzüntümüz milletimizin gözleri önünde tamamen teslimiyetçi tutum izleyen siyasi yönetim ile birlikte hareket eden ordu üst yönetiminin sergilediği davranışadır.

Bana göre “Çuval olayı” tamamen bir yönetim hatasıdır. 36 yıl askerlik yapan biri olarak bu üç gün içinde yaşananlardan dolayı halkımızdan utandım ve çok üzüldüm. Başımızı eğik tutanları ise asla affetmiyorum. Çünkü ne Türk halkı ve ne de halkının gözbebeği Türk askeri böyle bir davranışı hak etmemiştir.

Geçen süre içinde halâ cevap bekleyen ve aydınlanamayan pek çok husus vardır. Hepsi rütbeli olan özel tim mensupları neden silâhlarını kullanmamışlardır ? Neden savaşmadan teslim olmuşlardır? Bunun hesabı neden kendilerinden sorulmamıştır.? Eğer bu şekilde emir aldılar ise, bu emri verenden bunun hesabı neden sorulmamıştır?

ABD, o günlerde Irak’ta esir düşen bir kadın asker için Bağdat içinde kurtarma operasyonu yapmış ve kurtardığı bu kadın askeri milli kahraman ilan etmiştir. Biliyoruz ki Türk Ordusu esir askerlerini en geç bir saat içinde ABD'nin elinden alabilecek güce sahiptir. Peki bu güç neden harekete geçirilmemiştir.? Bu yetişmiş askerlerimizin kurtarılması için daha başka ne gibi aşağılayıcı durum gerekiyordu? İşte bunu anlamak mümkün değildir.

Ben bir özel tim mensubunun nasıl yetiştiğini ve savaşçılıkta dünyada benzerinin bulunmadığını yakından bilen biri olarak, 11 kişiyi teslim alacak gücün asgari 200 ölü vermesi gerektiğini biliyorum. Askerlikte hiç değişmeyen ve daima başarı vadeden bir kural vardır. Silaha karşı kullanılacak en etkili silah ayni silahtır. Tanka tankla, topa topla, gerillaya gerilla ile karşı koyacaksın. Peki bizim askerlerimiz bunu bilmiyorlar mi? Çok iyi biliyorlar ama bu güçlerini kullanmaları bir şekilde istenmemiştir.

Olayın siyasi sorumluğunu taşıyan AKP yönetimi, durumun vahametini anlayamamış ve olay süresince çok lakayt davranmıştır. Oysa binlerce yılın tecrübesine sahip silâhlı kuvvetlerimizin esir edilen mensuplarını kurtarmak için toplantıdan başka yapacakları şeyler olmalı idi.

Örneğin;

- Olay duyulur duyulmaz; Batıda konuşlanan savaş uçaklarımız derhal Güneydoğu ve Doğu Anadoludaki taktik hava alanlarına kaydırılabilir, 24 saat süre ile Irak sınırı boyunca uçaklarımız havada hazır tutulabilirdi.

- Terhisler ve izinler durdurulur, kışlalar boşaltılır, diğer ordulardan takviye edilen 2 nci Ordu birlikleri tatbikat adı altında sınırı boyunca konuşlanabilirdi.

- Kuzey Irak’taki birliklerimizi takviye olarak ilk altı saat içinde uçar birliklerle en az 20 Komando Taburu bölgeye indirilebilirdi.

- Devletler hukukuna uygun olarak derhal Türkiyede görev yapan ABD askerlerinden yüz tanesi enterne edilebilir ve takas için girişimde bulunulabilirdi.

Askeri kesim olarak bunları yapmak en doğal hakkımızdı. Peki neden yapılmadı? Bunların cevabı da bugüne kadar verilmemiştir. Bunların dışında;

- TRT başta olmak üzere tüm radyo ve televizyonlarımızın olay duyulur duyulmaz derhal eğlence yayınları kesmeleri, milli ruh ve milli şuuru güçlendirip dayanışmamızı arttıracak özel proğram yayınlarına geçmeleri gerekiyordu.

- Siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri meydanlara dökülerek ABD şiddetle kınanabilirdi. Küçük partilerin meydanlardaki sesi de ne yazık ki olayın vahameti yanında oldukça cılız kaldı.

- Cumhurbaşkanı acilen Milli Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırabilir ve bizzat kendisi tarafından halkın hissiyatını yansıtacak ve onların kırılan gururlarını okşayacak bir konuşma yapabilirdi.

- TBMM derhal olağanüstü toplanıp hadise lehimize çözülene kadar görevi başında kalarak milletçe askerlerimizin arkasında durduklarını sergileyebilirdi.

Bunlar halkımızın yönetimden haklı beklentileri idi. Ama yapılmadı. Sonuç olarak ABD; “Süleymaniye çuval hadisesi” ile Ortadoğu ve Türkiye bölge için kurguladığı senaryoyu başarı ile uygulamaya geçirmiştir.

Bu bölgedeki Amerikan menfaatleri için üniter yapısını koruyan bir Türkiye ve bu yapının yılmaz savunucusu olan güçlü bir Türk ordusu istenmemektedir.

Süleymaniye çuval hadisesi ile başlayan Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırılar o günden başlayarak giderek artmıştır. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un vurguladığı Türk ordusunu hedef alan asimetrik psikolojik savaş harekatı bütün şiddeti ile devam etmektedir.

"Süleymaniye Çuval Olayı" Cumhuriyet orduları için acı bir milattır.

Her yeni 4 Temmuz’da “Çuval Olayını” hatırlayarak milli gücümüzü tekrar gözden geçirmeli ve ABD ile bütün ikili ilişkilerimizi yeniden masaya yatırmalıyız.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
5 Temmuz 2017 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale