27 HAZİRAN 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanların Ramazan Bayramını kutluyorum.

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






SURİYE İLE SAVAŞA SÜRÜKLENİYORUZ
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Harp zaruri ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur; Milleti harbe götürünce vicdanımda acı duymamalıyım. ”Öldüreceğiz” diyenlere karşı “Ölmiyeceğiz” diye harbe girebiliriz. Lakin, millet hayatı tehlikeye uğramadıkça, harp bir cinayettir. (Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

 14 Şubat 2016 Pazar 

SURİYE İLE SAVAŞA SÜRÜKLENİYORUZ..
SAVAŞ, TÜRK MİLLETİ VE İNSANLIK İÇİN BİR CİNAYETTİR.
TÜRK MİLLETİNİ BU CİNAYETİ ENGELLEMEYE DAVET EDİYORUM...
---------------------------------------------
Türkiye Cumhuriyeti üst yönetimi tarafından Suriye ile savaş ihtimali yüksek sesle dile getirilmeye başlanmıştır. Ve bu savaşta dost-müttefik ülke olarak Suudi Arabistan’ın ve Suudi ordusunun seçildiğinin açıklanması ise 12.000 yıllık şanlı bir tarihe sahip Türk ordusu için son derece aşağılayıcı ve kahredici bir durumdur.

Türkiye Cumhuriyeti, AKP eliyle dış politikada özellikle Suriye’de yanlış üzerine yanlış yapmaktadır. Türkiye’nin yanlış tutum ve davranışları ile bölgede Üçüncü Dünya Savaşına sebep olacak kaos ortamının yaratıldığı da bir gerçektir.

Bir diğer tarihi gerçek ise, bu bölgede muhtemel III. Dünya Savaşını tetikleyecek bir çatışmayı önleyecek tek gücün sadece Türkiye Cumhuriyeti olduğudur..

Günümüz yönetim kademesi ne yazık ki sahip olduğu milli gücünün farkında dahi değildir. Cumhuriyetimiz dışarıdan esen savaş rüzgarlarının önünde dağmadağın olmuş sağa sola savrulmaktadır.

Şimdi Türk milletine düşen görev; tüm iletişim araçlarını kullanarak muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşlarının önderliğinde topyekun ayağa kalkarak hızla sıcak savaşa sürüklenen ülkeyi sakin sulara çekmek olmalıdır..

Kurucu iradenin temsilcisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk “BÜYÜK NUTUK” isimli eserinde böyle durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiğini tüm örnekleri ile vermiştir. “Gençliğe Hitabe”ise bu davranışın özet ifadesidir.
Ömrü savaş meydanlarında geçen ve muhteşem bir kurtuluş savaşını kazanarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk; “Millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir” sözleriyle savaş ile ilgili karar alıcılara gereken emri net bir dille vermiştir.

Atatürk, bu sözleri bugün paldır küldür sürüklendiğimiz Suriye ile savaş gibi durumları çok önceden görerek söylemiştir.

Gazi, burada “harp” sözcüğü ile iki tarafın orduları dahil topyekün bütün unsurlarıyla her alanda yaptıkları sıcak çatışmayı tanımlamaktadır. Mahalli çatışmaları kendi milli çıkarları doğrultusunda yönlendiren küresel güçler dışında birbiri ile savaşan devletler bu tip savaşlar sonunda galip gelseler dahi maddi ve manevi çok büyük kayba uğrarlar. Çünkü bu savaşların tek galibi ülkeleri savaşa sürükleyen küresel odaklardır.

Onlar hep kazanırken sudan sebeplerle çatıştırılan ülkelerin kayıplarının telafisi kolay olmaz. Savaşan milletlerin refah ve gelişmişlik seviyelerinin savaş öncesi durumlara ulaşması ise uzun zamana ve büyük maddi desteğe ihtiyaç gösterir. Doğal olarak bu seviyeye ulaştırılmaları da yine onları çatışmaya sokan güçlerin maddi katkıları ile olacaktır. Yani onlar bu şekilde hem çatışan ülkelerin yönetimleri üzerindeki denetimlerini pekiştirecekler hemde maddi kazançlarını katlıyacaklardır. Ve bu vahşi düzen yüzlerce yıldır değişmeden devam etmektedir.

Kanaatimce, önce silahsız askeri keşif uçağımızın Suriye tarafından düşürülmesi, bilahare hiç gereği yokken Rus uçağının düşürülerek pilotunun öldürülmesi olayları küresel güçlerin Ortadoğuyu yeniden düzenleme planının uzantısı içinde yer alan BOP uyarınca yaratılmış bir senaryodur. Suriye’de beş yıla yakın bir süredir devam eden iç çatışma ortamı içinde meydana getirilmiş önceden planlanmış münferit olaylardır.

Bu olaylar ile sınır boyunca devam eden ateş teatileri Türkiye ile Suriye’yi savaşa sokarak ülkemizi her alanda güçsüz ve zayıf düşürme hedeflerine giden yolda atılmış çok açık provakatif bir faaliyettir. Asla Suriye ile savaşmamızı gerektirecek bir olay değildir.

Bölgeyi ve dünyayı esenliğe çıkartarak savaş rüzgarlarını dağıtacak en olumlu davranış; Suriye’nin meşru yönetimi ile doğrudan işbirliği yapılması, Suriye’yi bölünmeye götüren terör örgütlerine desteğin durdurulması; tüm Suriye sathında merkezi otoritenin yeniden tesisine yardımcı olunmasıdır..

Şurası unutulmamalıdır ki Türkiye’nin milli çıkarları için bölünmüş değil, bütünleşmiş ve terörden arınmış bir Suriye’ye ihtiyaç vardır.

Türk insanı Suriye ile savaş istemediğini her yerde ve her platformda haykırmalı ve olayların kontrolünü kaybettikleri açıkça görülen yöneticilerini uyarmalıdır.

Emperyalist saldırıları ancak Türk milletinin hür iradesi ve vicdanından gelen vatan ve millet aşkıyla göstereceği dik duruşlar önleyebilir.

Bu maksatla halkımız birilerinin kendisine önder olmasını beklememelidir. Yani peşine takılacak adam aramamalıdır. Herkes kendi iş ve sosyal çevresinde etrafında olan kendisi gibi düşünenlerle bir araya gelip savaşa doğru bu korkunç gidişe dur demelidir..

Ak Parti döneminde komşularıyla sıfır sorun gibi çok iddialı bir dış politika uygulayan Türkiye, attığı yanlış adımlarla tüm komşularıyla sorunlu hale gelmiştir. Aslında sıfır sorun politikası özünde çok doğrudur. Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi dünyanın petrol ve enerji merkezini kontrol eden ülkelerin sımsıkı kenetlenmesi ve aynen Atatürk dönemindeki” Bağdat Paktı” benzeri bir çatı altında güç birliği içinde olabilmeleri çok önemlidir. Bu şekilde bölgede söz sahibi olmak isteyen küresel güçlerin eylemlerini durdurabilecek caydırıcı bir ortam da meydana getirilmiş olacaktır.

Bugünkü resim ve liderlerin söylemleri açıkça bir Türkiye-Suriye savaşına doğru sürüklendiğimizi göstermektedir. Savaş kararını verecek yetkili makamlar; Gazi’nin “Millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir “ direktifini tekrar okumalı, millet hayatının tehlikede olup olmadığını irdelemeli ve ülkeyi geri dönülemez badirelere sokmaktan kaçınmalıdırlar.

Savaşın sıkıntısını ve getireceği yıkım felaketini sadece bizi savaşa sokanlar değil,tüm milletimiz çekecektir. Devlet gemisi battığı zaman üst kamaralarda oturanların da kurtulma şansları bulunmayacaktır. Bu yüzden savaş kararını alacak yönetimler önce savaşı bizzat yapacak halkın duygu ve düşüncelerini test etmek zorundadırlar. TBMM’de vekillerin alacağı savaş kararından çok sokaktaki halkın bu savaşa vereceği destek önemlidir. Çünkü burada canını ve malını kaybedecek kesim doğrudan doğruya halkın kendisidir.

Halkınız istemiyorsa, siz başlatsanız bile hiç bir savaşı başarıyla sona erdiremezsiniz. Çünkü inanmadığı değerler uğruna insanlar hayatlarını tehlikeye atmazlar.
. Bugün Türkiye’de çok gelişmiş kamuoyu araştırma şirketleri vardır. Bunlar yönetim adına kısa sürede Türk halkının Suriye ile savaşa nasıl baktığını öğrenebilirler. Onlar araştırmasalar da halkın içinde yaşayan biri olarak birkaç satılmış beynin dışında tüm Türk halkının Suriye ile sıcak savaştan yana olmadığını iyi biliyorum.

Bugün Suriye'de tekrarlanan olayların benzerini dün komşumuz Irak’ta yaşadık. Tamamen demokrasiye kavuşturulduğu iddia olunan Irak’ta akan Müslüman kanı durulacak gibi görülmüyor. Etnik ve dini gruplar arasındaki saldırılar ile her gün yüzlerce kişi ölürken ülke giderek dağılıyor. Irak bu hali ile yakın çevresine de ve özellikle bize zarar vermeye devam ediyor..

İşgali takiben Kuzey Irak’ta ABD’nin kontrolü altındaki bölgede aldığı ABD, AB ve peşmerge desteği ile silahlarını ve kadrolarını yenileyerek giderek güçlenen PKK, 2003 yılından başlayarak Türkiye’ye soktuğu militanları ile ülkemizi asimetrik savaşın harekât alanı haline getirmiştir. Bugün Güneydoğu Bölgemizdeki hendek savaşları ile ülkemiz topraklarından savaş devam etmektedir. Muhtemel Türkiye-Suriye savaşı sonrasında Suriye’nin kuzeyinde kurulacak ve bilahare Kuzey Irak ile birleştirilecek Suriye Kürt bölgesi ile Güneydoğu Anadolunun tamamının Büyük Kürdistan için topraklarımızdan kopartılma faaliyeti hız kazanacaktır.

Şimdi de hiç gereği yokken Suriye ve Türkiye’yi savaştırarak Türkiye’yi BOP haritasında gösterildiği şekilde bölmeyi hedefliyorlar. Aslında burada karşımızdaki düşman devlet sadece Suriye değildir. Suriye ile birlikte karşımızda Rusya, İran ve Çin ittifakı bulunmaktadır. Türk ordusu Suriye’ye saldırırken Rusya ve İrandan petrol ile doğalgaz sevkiyatının kesilmesi dahi bizim bu savaşı başlamadan kaybetmemiz gibi bir sonucu doğuracaktır. Burada istenen Türkiye’nin zayıf, güçsüz ve birilerinin desteğine muhtaç halde bulundurulmasıdır. Küresel güçlerin emperyalist hedeflerine katkıda bulunacağım diyerek bu acı faturayı Türk halkına ödetmeğe kimsenin hakkı yoktur.

Sonuç olarak;

Suriye ile harp Atatürk’ün deyimi ile asla zaruri ve hayati değildir. Şu anda ülkemiz 1918’in mütareke ve işgal yıllarındaki durumun bir benzerini yaşamaktadır.
Atatürk’ün gençliğe hitabesinde belirttiği şartlar yeniden teşekkül etmiştir.

Beliren tehlikeyi halka duyuracak basın susmuş ve sinmiştir.

Sanal gündemlerle kafası karmakarış edilmiş milletimiz adeta algılama yeteneğini yitirmiştir. Oysa bütün olumsuz şartlara rağmen Türk toplumunu yıkıma götürecek bir sıcak savaşa dur demek görevi tek tek bu necip milletin fertlerine düşmektedir.

Türk insanı Suriye ile savaş istemediğini her yerde ve her platformda haykırmalı ve olayların kontrolünü kaybettikleri açıkça görülen yöneticilerini uyarmalıdır.
Emperyalist saldırıları ancak Türk milletinin hür iradesi ve vicdanından gelen vatan ve millet aşkıyla göstereceği dik duruşlar önleyebilir.

Bu maksatla halkımız birilerinin kendisine önder olmasını beklememelidir. Yani peşine takılacak adam aramamalıdır. Herkes kendi iş ve sosyal çevresinde etrafında olan kendisi gibi düşünenlerle bir araya gelip savaşa doğru bu korkunç gidişe dur demelidir..

İnanıyorum ki Türk milleti tarihten gelen sağduyusu bütün savaş oyunlarını bozacaktır. Atatürk’ün söylemi ile “Muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Dr.Tahir Tamer Kumkale


Dr. Tahir Tamer Kumkale
14 Şubat 2016 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale