23 AĞUSTOS 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






PUTİN’İN ORDUSUNUN SAVAŞ GÜCÜ VAR MI?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bir ordunun değeri, subay ve komuta heyetinin değeriyle ölçülür. ( Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

 14 Aralık 2015 Pazartesi 

Türk Fantomlarının Rus uçağını düşürmesi ile başlayan gerginlik giderek artıyor. Kamuoyunda muhtemel bir Türk-Rus Savaşı dillendirilmeye başlandı. Savaş söylemlerinde hep askeri bir sıcak çatışma konu edilmektedir. Oysa savaş; sadece orduların muharebe alanlarında birbiri ile çatışmalarını değil, hasım ülkelerin veya ülke gruplarının milli çıkarlarını elde etmek veya çıkarlarını korumak amacıyla tüm milli güç unsurlarıyla her alanda topyekün yaptıkları mücadeleyi ifade etmektedir.

Fiilen ilan edilmemesine rağmen Türkiye ile Rusya’nın çıkarları Suriye’de çatışmıştır ve fiili savaş hali başlamıştır. Türkiye; her ne kadar anlaşmazlığı büyütmeden zamana yayıp en az zararla işin içinden sıyrılmayı düşünmekte ise de ortam bizim kontrol edemeyeceğimiz kadar kaygan ve kaypaktır. Her an her şey olma ihtimali vardır ve buna göre Türk milletinin ve ülkemizin tüm milli güç unsurlarının sür'atle savaş için hazırlanması gerekir.

Peki hasım Rusya’nın durumu nasıldır?

1991 Devrimi ile SSCB 5 milyon Km.kare toprak kaybetmiştir. 294 milyon nüfusun 150 milyonunu 15 yeni bağımsız ülkeye terk etmiştir. Bununla da kalmamıştır. Lideri olduğu Varşova Paktının dağılması ile Bulgaristan, Romanya, Polonya, Macaristan, Çekoslavakya, Doğu Almanya, Arnavutluk, Yugoslavya’nın silahlı kuvvetlerinin dahil olduğu 6.5 milyon kişilik ordunun silah, teçhizat ile bakım ve eğitim desteğini de kaybetmiştir. Komünist ekonomi yapısı her alanda çöküp darmadağın olurken Sovyet savunma sanayi ile birlikte muhteşem kızılordu da dağılma durumuna gelmiştir. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerine ait pek çok birliği ve askeri üretimin yapıldığı devasa ağır sanayi fabrikaları yeni kurulan cumhuriyetlerde kalmıştır. Ayrıca Varşova Paktı ülkeleri dışında NATO’ya karşı kendisine yakın gördüğü komünist rejim uygulayan üçüncü dünya ülkelerine verdiği ticari askeri desteği de kaybetmiştir. O büyük ve muhteşem kızılordunun içi oldukça boşalmıştır..

Soğuk savaş döneminde dünyanın en disiplinli ordularından biri olan eski SSCB Kızıl ordusu bugün yoktur. Afganistan’da, Çeçenistan’da, Gürcistan’da ve Ukrayna'daki operasyonlarda Rus askerleri başarılı bir görünüm sergileyememiştir. Hele asimetrik savaşı sürdürüldüğü kitlesel terör olaylarında çok başarısızdır. Buna rağmen bugün 1 milyon kadar askeri ile Kızılordu yine dünyanın en büyük askeri güçlerinden biridir. Ve bu ordunun asıl gücü sahip olduğu Nükleer silahlarından gelmektedir. ABD’leri başkanından sona NBC silahlarını kullanma yetkisi olan ikinci dünya lideri Putin’dir. Sadece bu imkan ve kabiliyeti Rus ordusunu güçlü kılmakta ve küresel savaşta ön saflarda rol almasını kolaylaştırmaktadır.

Türk milleti Rusları ve Rus askerlerini Rus Çarı III. Ivan’ın 1492’de Osmanlı Padişahına gönderdiği tarihi mektup ile kurduğu ilk irtibattan beri iyi tanımaktadır. 500 yıl boyunca ortalama her 30 yılda bir Türk-Rus Savaşı yapılmıştır. Yenmişiz, yenilmişiz. Ama birbirimizi her alanda çok iyi tanımışız. Nitekim Soğuk savaşın son 40 senesi boyunca SSCB ile doğrudan sınır teması olan tek NATO ülkesi Türkiye olmuştur.

Yani Rusya yabancımız değildir. Eğer işler arzu edilmeyen şekilde tırmanıp ve bir sıcak savaş vuku bulduğu takdirde bizim için Nükleer gücü dışında korkulacak bir rakip değildir. Rusyayı güneyden Türk Cumhuriyetleri kuşatmakta olup bu ülke içinde yaşayan Türk kökenlilerin sayısı da 30 milyon kadardır. Türkiyenin milli güç unsurları bazı gafillerin dillendirdiği gibi zafiyet içinde değildir. Asla küçümsenecek ve kolayca yutulacak bir lokma olmadığımızı dünya milletleri çok iyi bilmektedir. Bizim gücümüzü bugünkü fiili yönetim zafiyetlerine bakarak küçümseyenler çok yanılırlar.

Bugünkü Rus Silahlı Kuvvetlerinin en güçlü yanı Putin gibi güçlü ve tecrübeli bir lidere sahip olmasıdır. Putin bugün tartışmasız dünyanın en güçlü lideridir. 15 yıldır ülkesini Cumhurbaşkanı ve başbakan olarak yönetmektedir. 2024 yılına kadar rakipsiz tek adam olarak ülkesinin başında kalacağı düşünülmektedir. Muhalefeti sindirmiş, Rus parlamentosu ve Rus bürokrasisini tamamen kendi güvendiği yakın adamlarından oluşturmuştur. Ve bugünün Rusya'sının Savunma Bakanlığını yakın arkadaşı Sergey Şoygu'ya teslim etmiştir. Yani muhtemel bir Türk-Rus savaşı olursa Rus ordusunun başında da bir Tuvalı bir Türk bulunacaktır.

Son sözümü önceden söyleyeyim.

Savaş uçağının düşürülmesini takiben Rusya'nın uzlaşmaz tutumunda ısrarını müteakip Kıbrıs Adasının doğusu ve Suriye kıyıları arası adeta bir savaş gemisi tarlasına dönmüştür. Ve bugün güney sahillerimizde bir araya gelen silah gücü dengesi muhtemel bir sıcak çatışma riskini asgariye indirmiştir.

Dünyayı yöneten küresel patronların bu büyük gücü birbiriyle çatıştıracak kadar maceraperest olmadıkları bilinmektedir. Bu hasım güçler yığınağı karşılıklı caydırmayı sağlar ve yararlıdır. Buna rağmen en kötü senaryoyu düşünerek çok itidalli ve azami temkinli davranmakta yarar vardır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
14 Aralık 2015 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale