18 AĞUSTOS 2017 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kar ve tipi felaketi
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 5 Ocak 2002 Cumartesi 

4 Ocak 2002 Cuma sabahı saat 0730'da İstanbullular için büyük bir kâbus başlıyordu. Birkaç gün önce birdenbire bastıran kar ve buz tehlikesi ile evlerine hapsolan ve adeta günlük yaşamın felç olduğu bir durumla işkence çeken halk yine ayni tehlike ile burun buruna gelmişti.
 Güzel İstanbul'umuzun İstanbulun sayın yetkili yöneticileri üç gündür bütün basın yayın organlarının bağıra bağıra ortaya koydukları" Perşembeden itibaren havaya dikkat. Kar ve tipi geliyor. Isı mevsim normallerinin en az on derece altına inecek" şeklindeki ikaz ları yine gözardı edildi.

Sayın yöneticilerimizin; "Nasıl olsa tepkisiz toplumuz. Hiçbir şey olmaz. Zaten şimdiye kadar hangi kamu görevlisine hizmeti aksattığı için bu ülkede ceza verilmiş. Adam sende. Kar yeni bir şey değilki. Gelirse gelsin, icabına bakarız. Tabii afettir. Allahtan gelmiştir deriz. Bu da geçer gider" şeklindeki değerlendirmeleri sanıyorum ki yine hakim unsur oldu.

Bu defaki İstanbul da yaşıyor olmanın acısını kar ve buz felâketini birebir yaşayan biri olarak buradan benimle birlikte bu fecii manzaraya bizzat şahit olanlar adına yetkililerimizi şiddetle kınıyorum.

Ne olursa olsun mütevekkil bir eda ile büyük sıkıntısına rağmen herşeyi kabullenen ve boyun eğen İstanbul halkını da şiddetle kınıyorum.

Sabah saat 0730'ta tam kar taneleri savrulmaya başlarken çıktığım eve ancak saat 12 sıralarında dönebildim. İşyerine ulaşmak mümkün olmadığından ve saat ancak 1000'da okulların kapalı olduğu haberini alabildiğimiz için 4 saat eve dönmek için çabaladık.

Bu dört saat içinde radyodan sayın yetkililerin; "Merak edecek bir şey yoktur. Her türlü tedbir alınmıştır." diye başlayan beyanlarını önce kızarak ve sonra da gülerek dinledim. İstanbul Belediye Başkanımız Sayın Gürtuna'nın " Bütün ekiplerimiz işbaşındadır. Yollardaki buzlanmayı önleyecek 50.000 Ton tuzumuz ve en modern araçlarımız var." sözleri ise bütün inandırıcılığından uzaktı.

Çünkü olan olmuştu. Milletin beklediği, fakat siz yetkili büyüklerimizin bir türlü beklemediği kar gelmişti. Ve sizin bu tuzları dökecek araçları kullanacak ve yolları açacak adamlarınız daha işyerlerine ulaşmamışlardı. Çünkü bu şartlarda ulaşmaları mümkün değildi.

Gelelim Değerlendirmemize;
Meteroloji Genel Müdürlüğü bu ülkede ciddi çalışan devlet kurumlarından biridir. Bilimsel metotlarla elde ettikleri tahminlerin gerçeklere çok yakın olduğunu bizzat yaşadığımız için milletçe iyi biliyoruz...

Bu teşkilatımızın dünyadaki benzerleri arasında yaptığı tahminlerin doğruluk derecesi açısından ilk birkaç kuruluştan biri olduğunu da biliyoruz...Ve bununla da gurur duyuyoruz.

İşte bu kuruluşumuz herzaman olduğu gibi bu sabahki kar fırtınası ve tipiyide doğru bildi ve bir hafta öncesinden hemen hemen bütün basın-yayın organlarından bu durumu ilan etti.
 Yani bu sabah bizim kar ile kalkacağımız dünden belli idi.
 Peki neden tedbir alınmadı.?
 Neden büyük şehirlerimizin her yağmurda ve karda tıkanacağı önceden bilinmesi gereken yolları ve kavşakları için tedbir alınmadı.?
 Eğer dün gece 50000 ton tuzdan 5000 tonunu geceden ana arterlere ve bu ana arterleri mahallelere bağlıyan önemli kavşaklara dökülse idi iyi olmazmıydı ?
 İstenilsede okullara ulaşmak mümkün olmadığından vermek zorunda kalacakları Kar Tatillerini bir gün önceden ilan etselerdi iyi olmazmıy dı. ?

Sadece iyi olmakla kalınmazdı.

 - 3 Milyon İstanbullu 4-6 saat süren bir trafik işkencesine maruz kalmazlardı.
 - Tonlarca benzin ve mazot boşuna heba olmazdı.
 - Meydana gelen binlerce araç kazasının hasar tamir bedellerinin yol açtığı getirdiği milli gelir kaybı olmazdı.
 - İki milyon öğrenci sabahın karanlığında sonu belli olmayan bir maceraya sürüklenerek iki milyon çocuğun ailesi perişan edilmezdi.

Peki bu ihmal ve kusurun faturasını kim ödeyecektir?
İnsanlarımızın sinir sistemini perişan eden bu vurdumduymazlığı biz affetttik diyelim. Peki bu işin maddi zararını kim karşılayacaktır ?
Kamuoyu araştırma şirketleri bu bir günlük zararı kolayca hesaplayabilirler. Bakın bakalım meydana çıkacak rakkamlar ne olacaktır.
Her zaman ve her ortamda tekrarlıyorum. Şimdi yine vurgulamak zorundayım. Bizdeki kriz ekonomik filan değildir. Bizim krizimiz yönetim krizidir.

Kriz merkezi kurduk diyorlar. Kriz Merkezleri kriz meydana gelmeden tedbir almak için kurulan yerlerdir. Krizi doğuran unsurlar meydana geldikten sonra kurulacak kriz merkezleri artık esas işlevlerini yerine getiremezler. Tedbir önceden yani kriz gelmeden alınmalıdır.

Adamlar İkitelli ve Cendere Deresi yataklarını fabrikalar ve iş merkezleri ile doldurmuşlar. Bunları yaparken ses çıkarmayan yetkililerimizin buraları sel basınca söyleyecekleri hiç bir söz yoktur. Su en alçak yere kadar iner ve oradan akar. Bu yolu değiştirmek insanoğlu için mümkün değildir. Ne kadar kapatırsanız kapatın , ne gibi tedbir alırsanız alın, su gelir yine ayni yerden akar. Sen tesisini bu dere yatağına kur , sel basınca da "nerede devlet"diye bağır. Artık bu safhadan sonra faydası olmaz.

Kıssadan hisse çıkartacak olursak. İstanbulda 2500 yıldır insanlar yaşar. Bu şehre yağmur da yağar, kar da yağar. Bu yağmur ve kar'ın ne zaman, ne ölçüde nerelere yağdığı istatistiki olarak bellidir. Yapabileceği muhtemel tesirler de hemen hemen bellidir. O halde yönetime düşen temel görev tabii olaylar olmadan tedbir almak olmalıdır.

Tedbir alınabilir mi? Eldeki imkanlar yeterli ve bilinçli olarak profesyonelce kullanıldıktan sonra neden olmasın...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
5 Ocak 2002 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale