23 Nisan 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Siyaset, siyasi ahlak ve siyasette yeni yüzler
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 10 Aralık 2001 Pazartesi 

Yoldan geçen ilk kişiyi çevirin. Tahsilli-cahil, yaşlı-genç, kadın-erkek ayırımı gözetmeden sorun. "SİYASET VE SİYASETÇİ DENİLİNCE AKLINIZA NE GELİYOR?" Yoldan çevirdiğiniz ilk kişinin ve ondan sonra takibeden diğerlerinin cevabının sanki sözleşmiş gibi ayni olduğunu göreceksiniz. Ne yazık ki alacağınız bu cevap; utandırıcı, kaygılandırıcı ve binlerce yıllık maziye sahip bu asil milletin geleceği açısından ürküntü vericidir.

Bugün ülkemizde SİYASET kelimesi; ne yazık ki yolsuzluk, hırsızlık, soygunculuk, güvenilmez ve inanılmazlık kelimeleri ile eş anlamlı olarak algılanmakta ve kullanılmaktadır. Ayrıca ,halk arasında yalan, yanlış, eksik ve doğruluğundan şüphe duyulan konuşmalarda "SİYASET YAPMA" şeklinde tanımlanmaktadır.

Binlerce yıllık köklü bir tarih ve milli kültüre sahip asil milletimiz açısından son derece üzücü ve utanç verici olarak değerlendirdiğim bu duruma kadar nasıl gelinmiştir?

Bu durumu kimler ve neden yaratmışlardır ?
Bundan ne gibi faydalar umulmaktadır?
Çözülemeyecek kadar büyük bir sorunmudur ?

Kanaatimce bu sorular ve muhtemel cevapları; Türkiye'nin önümüzdeki birkaç yılının değişmez ve vazgeçilemez gündemini oluşturmalıdır. Düşünebilen ve fikir üretebilen bütün beyinlerimiz bu kötü imajın silinmesi için gayreat göstermelidir. Kimler tarafından ve nerede, neler yapılabilir ? sorularının cevapları aranmalıdır. Çünkü devlet olabilme ve devlet kalabilmenin tek şartı; onu yaşatacak siyasetçilere lâyık oldukları gerçek değerleri kazandırmaktan ve bu değerlere sahip kişilerin siyasi kadroları doldurmasından geçmektedir.

Ansiklopedileri karıştırdığımızda "siyaset" kelimesinin karşısında "DEVLET İŞLERİNİ DÜZENLEME VE YÖNETME SANATIDIR." ibaresini buluruz. Bunun açık anlamı şudur; siyaseti herkez yapamaz. Herkez istediği veya sevdiği için siyasetçi olamaz. Siyaset yapabilmek için ancak bir sanatkâr seviyesine erişmek, yani yaptığı işi en üst düzede gerçekleştirmek zorunluluğu vardır.

Bunu günlük yaşantımızdan örneklerle açıklayalım. Örneğin;
Berberlerin; gelecekte neyi, nasıl yapacaklarına dair fikir yürütmek, bunun politikalarını tesbit etmek ve kurallarını koymak için çok iyi berber olmak yetmez. Bunun için öncelikle berberlik mesleğini bir sanatkar seviyesinde icra etmek ve bu işten yararlananların olurunu almak gerekmektedir. Bu şartlar yerine getirilmediği takdirde berberlerin iyi temsil edilemeyeceği açıktır. Konuya bu mantıkla baktığımızda dünyadaki en zor ve en kompleks faaliyet olduğu bilinen devlet yönetimi işlerinin; sıradan ve niteliksiz kişiler vasıtası ile yerine getirilemeyeceği gerçeği açıkça görünür.

Bilgisiz, kültürsüz, yeteneksiz, devlet ve millet geleneğini anlamamış, milli hasletlerimiz ve milli gücümüzü yeterince tanıma bilincine erişememiş bir takım insanların her seçim döneminde yenilenen seçim kanunlarına dayanarak yüce meclisimize girmeleri ile bugünkü kötü olarak değerlendirilen "siyasi ahlâk ve imaj" hep birlikte yaratılmıştır.

İç ve dış politikamızı yürüten SİYASİ GÜÇ UNSURU; ülkemizin milli gücünü teşkil eden EKONOMİK GÜÇ, ASKERİ GÜÇ, DEMOĞRAFİK GÜÇ, COĞRAFİ GÜÇ, BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK GÜÇ, ve PSİKO-SOSYAL GÜÇ unsurlarını kullanır.

Yani Siyasi güç; diğer Milli Güç Unsurlarının lokomotifidir.
Onları seçilen milli hedefler doğrultunda yönetir ve yönlendirir.
Bütün bu sayılan güç unsurlarının birbirleri ile koordinasyonunu ve uyum içinde birlikte çalışmalarını sağlar.
Bu unsurların bir bütün halinde milli hedeflerimiz doğrultusunda geliştirilmesi için gerekli tedbirleri alır.

Bu kadar ağır bir yükü üstlenecek olan siyasetçilerimizin bugün içine düştükleri durumun adını sokaktaki sade vatandaşımız koymuştur. Vatandaşlarımız görünüşe göre haklıdır. Çünkü görünen köy klavuz istememektedir. Yıllardır,"seçilmek için" yani " kendisini yönetmek için" karşısına gelen kişiler hep aynidir. Ayni isimleri yine ayni yöntemlerin uygulandığı bir ortamda karşısında görmektedir.
 
Kimi seçecektir ?
Nasıl seçecektir ?
Bu güzel sehitler yurdu toprakların yönetimini kimlere verecektir?

Bunun tesbit yöntemi çok basit ve çok kolay. Açın gazete arşivlerini aradığınız bütün bilgileri ve hatta aradığınızdan fazlasını orada bulabilirsiniz.

İŞTE BUNLARDAN SEÇİLMİŞ BİRKAÇ ÖRNEK;

 * Başbakanlık gibi ülke yönetiminde ve siyaset alanındaki en üst noktaya ulaşmış kişiler daha önceki başbakan veya bakanlar tarafından hırsızlık, yolsuzluk, ahlaksızlık, bilgisizlik ve hatta vatan hainliği ile suçlanabiliyor.

 * Bir başka başbakan ve iki bakanı devleti iyi yönetemediler diye asılıyor. Daha sonra " hayır onlar gelmiş geçmiş yöneticilerin en iyileri idiler " denilerek," devlet şehidi" olarak ilan edilip vatandaşlarımın akın akın ziyaret ettiği anıt mezarlara defnediliyorlar.

 * Muhalefette iken kara denilen hususlara, iktidarda iken ak denilebiliyor. Dün kitle iletişim araçlarının tümü kullanılarak, milletin gözlerinin içine baka baka, bangır bangır söylenenler ve verilen bütün sözler; söyleyenler tarafından unutuluyor. Millet yine ,aptal,sağır ve kör olarak görülmeye devam ediliyor.

 * Vatandaşın seçtikleri; atanan bürokratlar tarafından kolaylıkla yerlerinden alınabiliyor. Onu seçen milyonlar düşünülmüyor ve bir kalemde silinebiliyor.

 * Hükümet etmek; ülke menfaatlerini millet adına gözetmek ve kollamak yerine, kendi yandaşlarına şuursuzca ve açıkça menfaat dağıtmak için ulaşılması gereken bir görev olarak algılanıyor ve kabul görebiliyor.

 * Vatandaşın ekmeği ile geçim zorlukları; sadece seçim propaganda alanlarındaki nutuklarda bırakılarak, nasıl ve kısa sürede köşe dönebilirim hesapları yapılıyor.

 * İnsanoğlunun varoluşundan itibaren daima korumaya özen gösterdiği "adalet ve adaleti sağlayan hukuk sistemi" bizzat onu yapanlar tarafından hiçe sayılıyor. Sokaktaki sade vatandaş kendi sorunlarını kendisi çözmek ikilemi ile karşı karşıya kalıyor. Çözemiyor. Sonunda adalet sisteminin yerini alan mafya düzeninden yardım umuyor.

 * Şeçimlerde en büyük oyu alarak demokratik yöntemlere uygun olarak parlamentoya giren iktidardaki bir parti kapatılıyor. Bu partinin 35 yıldır siyaset dünyasında yer alan profesör ünvanlı başkanına siyaset yasağı getirilebiliyor.

 * Vatandaşlarımız seçtiği milletvekilinin hizmet için değilde, sağlanan menfaat karşılığı parti parti dolaşmasını utanarak ve fakat büyük bir kinle izliyor.

 * Batı demokrasilerinde sıkça rastlanan, partisine seçim kaybettiren liderlerin istifa etmesi ve bu şekilde kendisini seçenler nezdinde saygınlığını arttırması geleneği bizde ters uygulanıyor. Birkaç defa seçim kaybettirme başarısızlığını gösteren sayın parti liderleri koltuğunu eskisinden daha iyi koruyabiliyor. Hatanın kendisinden olduğunu kesinlikle kabul etmiyor. Kendisinden başka bu ülkeyi seven ve bu ülke için faydalı hizmet üretebilecek olan kişilerin varlığını kabul etmiyor.

 * Kendileri çok genç yaşta siyasete girip çok üst makamlarda görev yapan bazı siyasetçilerimiz bunun bir hizmet yarışı olduğunu unutarak adeta kendisini vazgeçilmez kabul edip gitmemekte ve bu ülkeye verdiği zararları görmemekte direnebiliyor.

Yukarıda sadece ilk anda akla gelen birkaç tanesini sıraladığım olayların yarattığı bir ortamın doğal sonucu olarak bu günlere gelinmiştir. Bunları yapanlar küçük bir kesim olmasına rağmen etkisi bütün kesimi kaplayacak kadar büyük olmuştur. Bu konuda ülkemiz üzerinde milli menfaati olan dış güçlerin ve ülkemizin güçlenmesini istemeyen çeşitli çıkar çevrelerinin etkisinin de önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Onlar bunun böyle olmasını istediler ve ne yazık ki istediklerini de elde ettiler. Bilerek ve isteyerek, Milli güç unsurlarını yönetip yönlendiremeyecek kişilerin siyaset dünyamıza girmesini destekleyerek her türlü olumsuzluğun temeli olan "Siyasi Ahlâk" unsurunun yokolmasına zemin hazırladılar.

Ülkemizin geldiği nokta vahimdir. Bugün bilen bir göz siyasi faaliyetlerimize baktığında bunun menfi yönden ulaşaılabilecek en kötü ve en son nokta olduğunu kolaylıkla anlayabilir. Nitekim yapılan kamuoyu yoklamaları siyasetçilere olan güvenin tamamen sıfıra yakın olduğunu tesbit etmektedir. Mevcut altyapısı ve potansiyeli ile Türkiye ve Türk halkı; kendisine rağmen oynanan bu çirkin oyunu hiçbir zaman haketmemiştir. Oyunun farkındadır. Fakat gücü bugün bu tabloyu değiştirmeye yetmemektedir.

Türkiye; DEMOKRATİK MÜCADELE ADINA YILLARDIR BU ORTAMIN HAZIRLANMASINA KATKIDA BULUNAN VE BAŞKA HİÇBİR İŞ YAPMADAN SİYASET YAPTIĞINI ÖNE SÜREREK "SİYASİ AHLÂK VE SİYASETÇİ" İMAJINI; YOLSUZLUK, HIRSIZLIK, KÖŞE DÖNMECİLİK VE SOYGUNCULUK SEVİYESİNE İNDİRTEN YILLANMIŞ SİYASİ KİŞİLİKLERDEN MUTLAKA KURTULMALIDIR.

Yeni, dinamik, heyecanlı, vatan ve millet sevgisi ile dopdolu, şuurlu ve bilinçli kadrolar; en küçük beldede siyaset yapan mahalle muhtarlığından başlayarak milletvekilleri ve bakanlığa kadar uzanan siyasi görevleri paylaşmalıdır. Bu ülkenin 2000'li yılların lideri olabilmesi için bu kaçınılmaz ve öncelikli ihtiyacıdır.

Bütün yönleri ile denenmiş, verebileceklerinin azamisini vermiş, gelecekten hiç bir beklentisi kalmayan eskimiş siyasetçilerin yerlerini aydın ve geleceğe ümitle bakan genç nesillere devretme zamanı gelmiştir. Bunu sağlayacak yasal düzenlemeler yapılarak ülkeyi içinde bulunduğu bu ortamdan çıkartacak ve siyasi ahlâk kavramını lâyık olduğu düzeye çıkartacak kadroların önü açılmalıdır. Siyaset ivedilikle bir kaç kişinin tekelinden çıkartılıp geniş halk kitlelerinin katılımı ile güçlendirilmelidir.

Halkımız adına bu güzel günleri görebilmenin özlemini çekiyorum. Türkiye ve Türk Milletinin güçlenmesine gönül veren kadroların bilinçli ve planlı çalışmaları sonında siyaset kelimesinin lügât karşılığı olan "DEVLET İŞLERİNİ DÜZENLEME VE YÜRÜTME SAN'ATI " vasfına yeniden kavuşacağına inanıyorum.

YENİ YÜZLER HAREKETİ'ni Türkiye'nin geleceğinin kurtarılması açısından önemli bir fırsat olarak görüyor ve destekliyorum. Türk insanının milli değerlerine sahip çıktığı ve kendi bilgi ve tecrübesi ile ayakta durmaya karar verdiği takdirde en iyisini yapabildiğini bir tarihçi olarak çok iyi biliyorum.

Bu bakımdan 24 Şubat 2000 tarihinde bu sitede yayınlanmış olan görüşlerimi aynen vurgulamayı önemli bir borç telakki ediyorum. Çok kısa bir sürede yaygınlaşarak geniş halk kitlelerinin özlemini çektiği bir hareket haline gelen bu hareketi başlatanları kutluyorum. Oldukça kaygan ve zor olan siyaset yolunda hiç durmadan daima ileriye gitmelerini diliyorum. Başarılı olacaklarına inanıyorum. Yolları açık olsun diyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
10 Aralık 2001 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale