25 Mart 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






TÜRK ASKERİNİN ORTADOĞUDAKİ KÜRESEL PETROL SAVAŞLARINDA YERİ YOKTUR. BU OYUNA DUR DİYELİM.
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Harp zaruri ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur; Milleti harbe götürünce vicdanımda acı duymamalıyım. ”Öldüreceğiz” diyenlere karşı “Ölmiyeceğiz” diye harbe girebiliriz. Lakin, millet hayatı tehlikeye uğramadıkça, harp bir cinayettir. (Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

 8 Ekim 2014 Çarşamba 

IŞİD, PKK, KOBANİ, PYD, HİZBULLAH kavramları Türkiye gündeminin zirvesinde yer alıyor. Bugün sınırlarımız dışında, oluşmasında Türkiye'nin de büyük günahı olduğu iddia edilen müthiş bir sıcak savaş yaşanıyor. Yıkılması için gün sayılırken, arkasına Rusya-Çin-İran gibi güçlerin desteğini alan Beşar Esad Suriye’de iktidarını sağlamlaştırıyor. Irak ve Suriyeyi parçalamak için batının destek vererek yaşattığı terör örgütleri içinde en güçlüsü olan IŞİD Suriye ve Irak topraklarının büyük bir kısmında hakimiyetini kuruyor..

Ülkemizde 2.5 milyon Suriyeli mülteci başıboş dolaşıyor. Elek haline gelen sınırımızdan geçen mülteciler ülkenin her yanını güvensiz hale getirirken kendine dahi yetmeyen Türk ekonomisini felç ediyor.

TBMM, Türk askerinin yurt dışında kullanılmasına ve yabancı orduların Türk topraklarında konuşlanmasına imkan sağlayan Tezkereyi TBMM’den AKP+MHP oylarıyla çıkarıyor. Suruç’un güneyinde Suriyeli Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Kobani kasabasında IŞİD ve PYD örgütleri kıyasıya savaşıyor. Bölgeden kaçan 300.000 Suriyeli Kürt Türkiye'ye sığınıyor. ABD ve müttefikleri IŞİD’a karşı hareket ediyoruz bahanesi ile tüm bölgede havadan kurduğu hakimiyetini sürdürüyor.

İşte hal böyle iken son iki gündür terör örgütü yandaşları; tüm Türkiyede devletin tüzel kişiliğine, bayrağına, Atatürk heykellerine, okullarına, belediye binalarına, devletin araçlarına, bankalarına saldırıyor, yakıyor ve yıkıyorlar. Alışveriş merkezlerinde yağma olayları başlıyor. Devletle savaşan PKK yandaşları bu yıkımın sebebi olarak Türk askerinin IŞİD’e karşı savaşmamasını gösteriyorlar.

Şimdiden pek çok şehir ve kasabada Olağanüstü Hal ilan ediliyor. Okullar, bankalar ve devlet daireleri kapatılıyor. Bir bakıma şu anda Doğu ve Güneydoğu Anadolu şehir ve kasabalarında fiilen savaş hali yaşanıyor.

Bugün Türkiye Asimetrik Savaşın tüm özellikleri ile etkisi altına girmiş durumdadır. Artık hiç kimse önünü göremiyor. Yetkili ve etkili devlet erkanı ise vatandaşlarını bilgilendirip aydınlatacak yerde anlamsız mesajlarla kafaları bulandırıyorlar. Karamsarlık bulutları tüm yurdu kaplıyor.

Ergenekon, Casusluk ve Balyoz operasyonları ile komuta kademesi darmadağın edilen, İstihbarat ve bilgi edinme kaynakları kanunla elinden alınan Türk askeri çözüm süreci adı altında hapsedildiği kışlalarında çevresinde neler olup bittiğini anlamaya çalışıyor. Geçmişte terörle mücadelede başarılı olan tüm birlik komutanlarının önceden oluşturulmuş gizli tanık ifadeleriyle birer birer tutuklanıp hapsedilmelerinin yarattığı moral yıkımının etkileri tüm subaylarının beyinlerinde canlılığını koruyor.

Özetle, yandaş medyanın tüm örtme çabalarına rağmen Türk halkı ülkenin sürüklendiği batağı görüyor geleceğine güvenle bakanların sayısı azalıyor.

İşte tüm bu belirsizlik ortamında dolar değer kazanırken ve İstanbul Borsası kan kaybederken Türk ekonomisinin patronu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ekonomi bakanları ile birlikte yaptığı basın toplantısında “Türk ekonomisinin plan hedeflerine ulaşamayacağı anlaşıldığından ekonomik makro değerlerin tamamını değiştirdiklerini ve her alanda devleti küçülteceklerini” ifade ediyor..

Evet gidişat hiçde iyi değildir. 13 yıldır tek parti iktidarındaki Türkiye birbiri, ardından yapılan büyük yanlışlarla bugün tükenmiş ve iflasın eşiğine gelmiştir. Bu şartlarda sınırlarımız dışına asker gönderilmesi, yani Ortadoğudaki sonu gelmeyen sıcak mezhep çatışmalarına dahil olunması taammüden cinayettir. Bu tip davranış Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Türk milletinin sonu demektir.

100 yıl önce Osmanlı Devletini parçalayarak Ortadoğuda sanal devletçikler kuran küresel emperyalist güçler bugünkü durumu bilerek ve isteyerek o günlerde plânlamışlardır. Bu yıkım plânının içinde Türkiye yoktur.

Topraklarında bağımsız ve dik duran birlik ve beraberlik içinde 76 milyonluk Türkiye'nin varlığı bu bölgede istikrarın temini için kafidir. IŞİD, PYD ve diğer terör örgütleri Irak ve Suriye’nin içi işidir. Bizi ilgilendirmez. Bizim öncelikli işimiz; ülke içindeki ayrılıkçı PKK terörü ile mücadele ederek toprak bütünlüğümüzü sağlamak olmalıdır. Türkiyenin topraklarının korunması için yabancı askerlere gerek yoktur. 24 saatte 10 milyon askeri silah altına alabilme potansiyeli bulunan Türkiyede hangi yabancı askerlerin bulunması için izin alındığı ise tam bir muammadır. Başta İstanbul Ayazağa’daki NATO Kolordusu olmak üzere Türkiye’de 25 ayrı NATO ülkesinin askeri konuşlanmıştır. Nitekim ne yapılmak istendiği konusunda aydın kişilerin kafa karışıklığı televizyon proğramlarında açıkça görülmekte, halk bu kişileri hayretle ve şaşkınlıkla izlemektedir. Nereye sürükleniyoruz ? sorusu sade vatandaşların kafasında dolaşmaya başlamıştır.

Ömrü savaş meydanlarında geçen ve kurtuluş savaşını kazanarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk; “Millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir” sözleriyle savaş ile ilgili karar alıcılara gereken emri net bir dille vermiştir. Atatürk, bu sözleri bugün hızla sürüklendiğimiz Suriye ile savaş gibi durumları çok önceden görerek söylemiştir. Gazi, burada “harp” sözcüğü ile iki tarafın orduları dahil topyekün bütün unsurlarıyla her alanda yaptıkları sıcak çatışmayı tanımlamaktadır. Mahalli çatışmaları kendi milli çıkarları için yönlendiren küresel güçler dışında birbiri ile savaşan devletler bu tip savaşlar sonunda galip gelseler dahi maddi ve manevi çok büyük kayba uğrarlar. Çünkü bu savaşların tek galibi ülkeleri savaşa sürükleyen küresel güç odaklarıdır.

Onlar hep kazanırken sudan sebeplerle çatıştırılan ülkelerin kayıplarının telafisi kolay olmaz. Savaşan milletlerin refah ve gelişmişlik seviyelerinin savaş öncesi durumlara ulaşması ise uzun zamana ve büyük maddi desteğe ihtiyaç gösterir. Doğal olarak bu seviyeye ulaştırılmaları da yine onları çatışmaya sokan güçlerin maddi katkıları ile olacaktır. Yani onlar bu şekilde hem çatışan ülkelerin yönetimleri üzerindeki denetimlerini pekiştirecekler hemde maddi kazançlarını katlıyacaklardır. Ve bu vahşi düzen yüz yıldır değişmeden devam etmektedir.

Savaşın sıkıntısını ve getireceği yıkım felaketini sadece bizi savaşa sokanlar değil tüm milletimiz çekecektir. Bu yüzden savaş kararını alacak yönetimler önce savaşı bizzat yapacak halkın duygu ve düşüncelerini test etmek zorundadırlar. TBMM’de vekillerin aldığı savaş kararından çok sokaktaki halkın bu savaşa vereceği destek önemlidir. Çünkü burada canını ve malını kaybedecek kesim halkın bizzat kendisidir. Halkınız istemiyorsa, siz başlatsanız bile bu savaşı başarıyla sonlandıramazsınız. Çünkü inanmadığı değerler uğruna insanlarınızın hayatını tehlikeye atamazsınız.

Küresel odaklar, Suriye ve Türkiye’yi savaştırarak ülkemizi BOP haritasında gösterildiği şekilde bölmeyi hedefliyorlar. Aslında burada karşımızdaki düşman sadece IŞİD ve Suriye değildir. Suriye ile birlikte karşımızda Rusya-İran-Çin ittifakı bulunmaktadır. Türk ordusu IŞİD bahanesi ile Suriye’ye saldırırken Rusya ve İrandan petrol ile doğalgaz sevkiyatının kesilmesi dahi bizim savaşı başlamadan kaybetmemiz gibi bir sonucu doğuracaktır. Burada istenen Türkiye’nin zayıf, güçsüz ve birilerinin desteğine muhtaç halde bulundurulmasıdır. Küresel güçlerin emperyalist hedeflerine katkıda bulunacağım diyerek bu acı faturayı Türk halkına ödetmeğe kimsenin hakkı yoktur.

Şu anda girişilecek bir sıcak savaş asla zaruri ve hayati değildir(Atatürk’ün deyimi ile). Şu anda ülkemiz 1918 işgal yıllarının benzerini yaşamaktadır. Ata’nın gençliğe hitabesinde belirttiği şartlar yeniden teşekkül etmiştir. Fakat ortaya çıkan bu tehlikeyi halka duyuracak basın susmuş ve sinmiştir.

Sanal gündemlerle kafası karıştırılmış Türk milleti adeta algılama yeteneğini yitirmiştir. Oysa bütün olumsuz şartlara rağmen Türk toplumunu yıkıma götürecek bir sıcak savaşa dur demek görevi tek tek bu necip milletin fertlerine düşmektedir.
Türk insanı Suriye ile savaş istemediğini her yerde ve her platformda haykırmalı ve olayların kontrolünü kaybetmiş yöneticilerini uyarmalıdır.

Emperyalist saldırıları ancak Türk milletinin hür iradesi ve vicdanından gelen vatan ve millet aşkıyla göstereceği dik duruşlar önleyebilir. Bu maksatla halkımız birilerinin kendisine önder olmasını beklememelidir. Yani peşine takılacak adam aramamalıdır. Herkes kendi iş ve sosyal çevresinde etrafında olan kendisi gibi düşünenlerle bir araya gelip savaşa doğru bu korkunç gidişe dur demelidir..

İnanıyorum ki Türk milleti tarihten gelen sağduyusu bütün savaş oyunlarını bozacaktır. Atatürk’ün söylemi ile “Muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Dr. Tahir Tamer Kumkale
http://www.kumkale.net
http://kumkale.wordpress.com



Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Ekim 2014 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale