25 Kasım 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






KKTC 18 yaşında
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 17 Kasım 2001 Cumartesi 

Milletçe Yavruvatan olarak isimlendirdiğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti; Cumhuriyetin ilanının 18'nci yılını gerek Kıbrıs'ta ve gerekse Türkiye'de çeşitli etkinliklerle kutladı. Bu etkinliklerde Türkiye Cumhuriyeti 24 Temmuz 1974'de gerçekleştirdiği Barış Harekatı ile özgürlüklerine kavuşturduğu "Kıbrıs Halkı'nın herzaman yanında bulunduğunu" en yetkili ağızlarından bir kere daha tekrarladı. Çeşitli platformlarda dile getirdiği "Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne alınması" durumunda K.K.T.C. ile siyasi entegrasyona gideceğini vurguladı.

Bilindiği gibi Kıbrıs Türkiye'nin Doğu Akdenizdeki güvenliği için stratejik önemi haiz bir bölgedir. Şimdi K.K.T.C.'nin kuruluşunun 18 nci yılı dolayısıyla Türkiye'nin gündemine oturan Kıbrıs Davamızı bir kere ana hatları daha irdeleyelim.

27 yıl önceki Kıbrısta yaşananlara bir göz atalım. Kurulduğu 1960 yılından itibaren Kıbrısı Yunanistan'a bağlamak (ENOSSİS) isteyen Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios ve arkadaşlarının bu Cumhuriyetin ortak paydasını oluşturan Türk Toplumuna karşı 14 yıldır yürüttükleri kanlı eylemler sonuca ulaşamayınca, o tarihte Yunanistan'da iktidar olan ALBAYLAR CUNTASI kesin sonuç almak istedi. 15 Temmuz'da Kıbrıs'ın meşru lideri Makarios'u Nikos SAMPSON isimli bir maceraperest vasıtasıyla kanlı bir darbe ile devirttiler. Nikos Sampson ve ekibi Kıbrıs'ın gerçek sahibi olan Türk Toplumunu topluca katlederek adayı binlerce Yunan adasından biri yapmak üzere derhal harekete geçti...

Kıbrıs'ın Yunanistan'a terki Türkiye'nin savunması açısından son derece sakıncalı idi.Tarihinde bir gün dahi Yunanistan'a ait olmayan bir adanın İngiltere ve Yunanistan ile birlikte anlaşmalarla kurulmasını garanti eden Türkiye'yi dikkate almadan ve adada 500 yıldır egemen olarak yaşayan Türk Toplumunu katlederek Yunanistana bağlanması imkansız idi. İlgili ülkeler ve uluslararası kuruluşlar nezdinde barış sağlanması için girişimlerde bulunan Türkiye; yeterli destek ve muhatap bulamayınca Türkiye-İngiltere-Yunanistan arasında 1960 yılında imzalanan Garantörlük Antlaşması'nın kendisine sağladığı hukuki avantajları kullanarak 20 TEMMUZ 1974 sabahı başarılı bir askeri harekat ile Kıbrısa çıkarak gerçek ve kalıcı barışı sağladı.

Adanın Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1915'te İngilizlere devrini müteakip sona eren barış ve huzur dolu günler; 1960 dan itibaren Türk Toplumuna yönelik katliâmlarla son haddine ulaşmış ve bu harekât ile iki toplumun fiziki olarak birbirinden ayrılması sonucunda tamamen barış dönemine girilmiştir.

Adada 27 yıldır birkaç münferit sınır olayı dışında tek bir silah patlamamıştır. Kıbrıs Türk halkı, 1960 antlaşması gereği adada konuşlandırılan Kıbrıs Türk Alayı ve Kolordu kuvvetindeki Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerinin himayesinde barış içinde yaşamaktadırlar.

Bu barışı onlara çok gören batı dünyası Kıbrısı Rumlara vermek için binbir dolap çevirmekte, 27 yıldır bağımsız bir devlet olarak hayatiyetini sürdüren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni israrla görmemezlikten gelmektedirler. Batı ve batı yanlısı devletlerin desteği ile Kıbrıs Rum Kesimi kendisini 1960 'da kurulan iki toplumun ortak yönettiği KIBRIS CUMHURİYETİ'nin gerçek temsilcisi olarak görmektedir .Nitekim son yıllarda bu kesimin Avrupa Birliğine alınması için bütün hristiyan dünyasının her türlü gayreti gösterdiğine şahit olmaktayız.

Oysa Kıbrısta isteselerde, istemeselerde fiilen ve 27 yıldır kendi kendini idare eden müstakil bir Kıbrıs Türk Devleti vardır. Fiili durumun daima hukuki durumun önünde bulunduğunu unutmamak gerekir. Fiili durum böyle olmasına rağmen her şeyi ile müstakil bir devletin özelliklerini taşıyan bu devleti bugüne kadar Türkiye dışında hiç bir ülke siyasi olarak tanımamıştır. 1974 yılında Pakistan ile birlikte bir kaç islâm ülkesi tanımak için harekete geçtilerse de ABD ve AB devletlerinin ekonomik ve siyasi baskısını takiben korkmuşlar ve tanımaktan vazgeçmişlerdir. Sonunda fiilen yaşayan ve fakat yaşadığını Türkiye dışında hiç bir ülkenin görmediği bir ülke meydana çıkmıştır.

Türkiye 27 yıldır K.K.T.C'yi her alanda desteklemiştir. Bu uğurda binlerce evlâdını seve seve şehit vermiştir. Kolordu çapındaki en güçlü ve kuvvetli birliklerini burada tutmaktadır. Başta ABD olmak üzere müttefikleri olan batı ülkelerinin her alandaki ambargoları ile karşı karşıya kalmıştır. Uluslarası arenada Kıbrıs konusu daima ortaya konularak emperyalist ve işgâlci bir devlet muamelesine maruz bırakılmıştır. Ekonomisi çok önemli zararlar görmüştür. Bütün bunlara rağmen K.K.T.C; Türkiye'nin namusudur, gururudur ve şerefidir. Kıbrıs Türk Halkına ve topraklarına gelecek en küçük kötülük bize yapılmış demektir. Onlarla birlikte bizimde güvenliğimiz tehlikeye gireceğinden, oraya karşı atılan her şer adım bize karşı atılmış gibi kabul edilmelidir.

Bir cümle ile ile özetlemek gerekirse; Kıbrıs Türk Halkı'nın menfaâtleri Anadolu Türk Toplumu ile özdeşleşmiştir. O toprakları Antalya'dan, İzmir'den, Trabzon'dan farklı düşünmek mümkün değildir. Peki bu 27 yılda ne yaptık . Oralarda boşunamı şehit olduk. Bugün Kıbrıs'ta doğan ve 27 yaşını huzur ve güven ortamı içinde geçiren Kıbrıs Türkü neden adadaki kendi güvenliği için canını tehlikeye atan Türk askerini sömürge ordusu olarak,Türkiyeyi'de sömürgeci olarak görüyor. Ve bunu açıkça beyan etmekten de çekinmiyor. Nitekim Mehmet Ali Birand'ın CNN Türk Televizyonu için Kıbrıs'ta gerçekleştirdiği 32 nci Gün proğramında üniversiteli aydın Türk gençlerinin bu konuda söyledikleri sözler beynimize bıçak gibi saplanmıştır. 27 yıldır huzur ve güven içinde yaşayan genç nesil el altından Güney Kıbrıs Pasaportu temin ettiklerini saklamadan açıkça beyan etmektedir.

Bu korkunç ve acı manzaranın birdenbire oluşmadığı kesin. Evet her toplumda hainler vardır. Bunlar doğal görülmelidir. Fakat 200.000 nüfuzlu küçük bir toplumda bu düşünceler fiilen her ortamda konuşulur hale gelmiş ise durup düşünmek ve aklı selim ile karar alıp, iş işten geçmeden uygulamak gerekir.

Bu tesbitimi başımdan geçen bir olayla açıklayıp desteklemek istiyorum. 1998 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi son sınıf öğrencilerine Atatürkçülük dersleri veriyordum. O günlerin basınımızı işgal eden güncel olayı; K.K.T.C'de yapılan ve K.K.K.'mız Org.Hüseyin KIVRIKOĞLU'nun da takip ettiği bir tatbikatta yapılan bir kaza atışı ile tatbikatı seyreden bir albayımızın şehid olması idi. Konuyu basınımız günlerce tefrika etti. Savaşı ve olayları bizzat yaşayan bir neslin aydını olan, fakat davasını 24 yıldır ilgili ülke ve kuruluşlara anlatamamış bir yönetimin temsilcisi idim.
 - Bizim çözemediğimiz bu sorunu yine her şeyde olduğu gibi devredeceğimiz genç neslin Kıbrıs konusundaki bildikleri acaba nelerdi?
 - Tahsil hayatının sonuna gelen ve ülkemizin en iyi yetişmiş beyinleri olduğu bilinen bu gençler acaba Kıbrıs konusu ile ilgili olarak neler biliyorlar ve neler düşünüyorlardı?
 Kendimce çok kolay ve basit olarak değerlendirdiğim aşağıdaki soruları aralarından 4 tanesi de bizzat K.K.TC vatandaşı olan öğrencilerime sordum.
 - Kıbrıs Neresidir.Türklerle ilgisi nedir ?
 - K.K.T.C. neresidir ve ne zaman kurulmuştur. ?
 - Türk askeri orada neden tatbikat yapıyor.?
 - Türk K.K.Komutanı ve Türk Albaylarının orada ne işi olabilir.?
 - Türkiye,Yunanistan Ve İngilterenin Kıbrısla ilgileri nelerdir ?
 - Kıbrıs Türklüğünün tarihi hakkında neler biliyorsunuz.
 - Kıbrıs Türk ve Rum kesimi ne istiyor.? Neden anlaşamıyorlar ?

Soruları sordum. Azda olsa bazı cevaplar alabileceğimi umuyordum. Fakat Kıbrıs'lı öğrenciler dahil sorular hakkında en küçük bir bilgileri dahi olmadığını görerek, irkildim. Önce gördüğüm manzara beni kızdırdı. Sonra üzdü ve utandırdı. Kendimden ve benim neslimin yaptığı büyük hatadan utandım.

Bu çocuklarımıza millî davalarını biz okullarımızda anlatmazsak, bunlar nereden öğrenecekler? Evet, biz bu konuda ne okulda ve ne de başka bir yerde yeni nesillere hiç bir şey öğretmedik. 20 Temmuz'larda yapılan göstermelik bir kaç tören ve konuşmanın genç nesillere hiç bir şey ulaştıramadığını görerek kahroldum.

Aslında bu nesle bunları izah etmek hiç de zor değildi. Kıbrıs'ın Türkler için neden önemli olduğunu; Kıbrıs'ın nasıl Türk olduğunu; nasıl elimizden çıktığını; Kıbrıs Türk Toplumuna ne gibi haksızlıklar yapıldığını; Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasını ve bu konuda T.C'nin garantörlük görevi üstlenmesini; Kıbrıs Barış Harekâtı sebep ve sonuçlarını; yıllardır süren toplumlararası görüşmeler ve tarafların isteklerini; K.K.T.C'nin bugünkü durumunu ve gelecekten beklentilerini; özette olsa bir ders saatinde anlatabilmenin mümkün olduğunu uygulayarak gördüm.

Evet sayın yöneticilerim. Sözüm şimdi sizlere. Bizim jenarasyonun ,yani olayları bizzat yaşayan neslin çözemediğini; konu hakkında hiç bir şey bilmeyen bir nesille nasıl çözeceksiniz?

Kıbrıs Türk Toplumu'nun Türkiye hakkındaki menfi düşüncelerinin müsebbibi olarak sadece onları göstermek çok yanlıştır. Ayrıca; 27 senedir konuyu dünyanın hiç bir ülkesine anlatamamış ve uluslararası arenada hiç bir destek bulamamamış isek, bunu rakiplerimizin çok güçlü olmasına bağlayamayız. Bu konudaki eksikliğimiz, iç yönetim zafiyetimizden ve siyasi istikrarsızlığımızdan kaynaklanmaktadır. 27 yıl önce KIBRIS FATİHİ olarak gönüllerde taht kuran sayın ECEVİT bugün yine başbakandır. Kıbrıs Türk Toplumu'nun lideri yine 27 yıldır Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ'tır.

Kıbrıs Türk Toplumunu; Anadolu Türk Toplumundan ayrı düşünmek mümkün değildir. Olmamalıdır. Bunun için kendi kendimizi inkar etmemiz gerekir ki, bu asla mümkün değildir.

Kıbrıs politikaları partilerin politikaları değildir. Kıbrıs politikaları; bütün milletin desteklediği milli davranışları içermelidir. Milletin desteğinin alınması ve milletin sesinin dinlenmesi için ise bu konunun millete maledilmesi gerekir. Millete maletmek; konuyu bütün çıplaklığı ile ona anlatmakla olur. Oysa görünen gerçek o ki; biz bu davayı milletin hiç bir kesimine anlatamamışız. Onlar bilmedikleri şeye nasıl destek verecekler. Davayı kendi milletine ve Kıbrıs Türk Toplumu'na anlatamayan ve onların dahi desteğini alamayan bir yönetimi, diğer millet ve devletlerin desteklemesini beklemek ve anlayışlı olmalarını istemek ise mümkün değildir.

Sonuç olarak önce bu yanlışı düzeltelim. Yani konuyu milletimize anlatarak önce kendi halkımızın desteğini alalım. Bu destek; siyasilerimizin davada daha kesin, kararlı ve belirleyici adımlar atmalarına önemli katkıda bulunacaktır.

Hayır sayın yöneticilerimiz. Geç kalmadınız. Halkımız anlayışlıdır. Eğer kendisine izah edilirse anlayacaktır. Bunu yapmalısınız. Yoksa bugün "SÖMÜRGECİ TÜRK ASKERİ ÜLKENE DÖN " diye bağıran aldatılmış ve kandırılmış Kıbrıs Türk Toplumu'nun içinde bulunduğu ruh halini gözünü kırpmadan şehid olarak o topraklara özgürlük götüren asil milletimize izah edemesiniz.

Yöneticilerimizin bu günlerde susmaya hakları yoktur. Konuşacaklar ve bıkmadan konuşarak doğruları halkımıza anlatacaklardır. Bu çarpık görüntünün sebep ve neticelerini milletimize açıklayacaklar ve mutlaka onların desteğini alacaklardır. Başka bir çıkış yolu şimdilik görülmemektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
17 Kasım 2001 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale