27 Mart 2017 Pazartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






RAUF DENKTAŞ BEYİ RAHMETLE ANIYORUM
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bir kurumun yaşaması, gelişmesi, muvaffak olması o kurumun başına geçenlerin iyi huylu, dürüst, imanlı kişiler olmasına bağlıdır.(Gazi Mustafa Kemal Atatürk – 1933)

 12 Ocak 2014 Pazar 

Yakından tanımakla gurur duyduğum Kıbrıslı Türk Büyüğü Rauf Denktaş Bey iki yıl önce 13 Ocak 2012’de hakkın rahmetine uğurladık. Bu büyük Türkü kaybetmenin acısını yeniden yaşıyor ve aziz hatırasını yadediyoruz. Bugün, Kıbrıs Türk Kurtuluş Savaşının mücahit askeri Rauf Beye hâlâ bir anıt mezar yapılamamış olması sadece Kıbrıs yönetiminin değil, Türkiyenin de ayıbıdır.

1924’de Kıbrıs’ın Baf şehrinde doğan Rauf Raif Denktaş Bey; sonsuza kadar hür ve bağımsız yaşayacak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıydı. Kurduğu cumhuriyeti yaşatmakla geçen 88 yıllık ömrünün her karesinden sadece Kıbrıs Türklerinin değil, tüm Türk dünyasının alacağı pek çok dersler vardır. Ruhu Şad Olsun. Mekânı cennet olsun..

Denktaş Bey’i tanımlamak, O’ nu kelimelere ve sayfalara sığdırmak kolay değildir. Denktaş ismi Kıbrıs ile bütünleşmiştir. Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık mücadelesinin her safhasında Denktaş vardır. KKTC’nin 40 yıllık mutlu, huzurlu, özgür ve demoktatik yaşamın tamamı onun liderliğinde hayat bulmuştur. 1974′te doğan ve bugün 40 yaşına gelen nesiller yaşantısının tamamında Denktaş’ı lideri olarak görmüştür. Bu neslin eski ve yeniyi karşılaştırma şansı yoktur. Çünkü onlar daima kendi bayrakları altında özgür, bağımsız, huzurlu ve güven ortamı içinde yaşadılar.

Bugün, Ak Partinin ver-kurtul anlamına gelen teslimiyetçi politikaları BM Genel Sekreterliğinin koordinatörlüğünde yeniden gündeme gelmiştir.

Uzlaşmaz Rum Kesimi ile biraraya gelerek KKTC’ni Rumlara uydu bir devlet olarak yamamak şeklindeki düşünceyi Kıbrıs Türk Toplumu anlamalı ve gerçek ve ölümsüz liderleri Rauf Denktaş Beyin gösterdiği yoldan ayrılmamalıdır.

Ölümünün ikinci yılında bu büyük devlet adamının KKTC ile ilgili fikir ve düşüncelerini yansıtan aşağıdaki yazısının 8 yıl sonra da aynen güncellliğini muhafaza ettiğini görüyorum ve Kıbrıs Türklerinin liderlerinin sesine kulak vermelerini istiyorum. Çünkü 13 Ocak 2014’de Denktaş Beye saygı ve sevgimizi ağlayıp yas tutarak değil, onun fikir ve düşüncelerini sahiplenmekle gösterebiliriz.

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş Bey’in 18 Haziran 2006 tarihinde Önce Vatan Gazetesinde yayınlanan makalesi aynen şöyledir;

“1974’e kadar parolamız 1960 Antlaşmalarından kaynaklanan kurucu ortaklık haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğimiz şeklinde idi.

Kurucu Ortaklık hakları; siyasi açıdan dini, dili ayrı iki eşit halkın varlığını ve Türkiye’nin Garanti Haklarını” içermekteydi. Taraflara “cemaat” dense de, bunların ayrı self-determinasyon hakları kabul edilmişti.

Bunlardan biri bu hakkı kullanarak Kıbrıs’a sahip çıkamaz, adayı tümüyle veya kısmen başka bir ülkeye bağlayamazdı.

Siyasi eşitliğin ve adadaki iki kurucu halkın varlığı vetolarla ve ayrı Cemaat Meclisleri ile olduğu kadar Anayasanın 2 (1) ve (2) maddelerinde de vurgulanmaktaydı. Resmi dil Türkçe ve Rumca idi. Kıbrıs’ta yaşayan azınlıklar ya Türk cemaatına, ya da Rum cemaatına kayıtlı olacaklar ve seçimlerde kayıtlı bulundukları cemaat listesinden oy kullanacaklardı.. Bir Türk’ün Rum listesinden oy kullanabilmesi asla mümkün değildi. Meğerki Anayasanın 2(5) maddesi uyarınca Türk Cemaatından ayrıldığını ve Rum Cemaatına katıldığını yazılı olarak Cumhuriyetin ilgili makamına ve Cemaat Meclislerinin Başkanlarına duyurmuş olsun! .

1963’den sonra Rum tarafındaki “Rum Cemaatı” seçimleri’ne kadar Rum’a kanıp yalakalık yapanlar, kendi insanları ve milli davamız aleyhine çalışanlar olmuşsa da İbrahim Aziz ile başlayan danışıklı bir dava girişimine ve milli şairin kızının adaylığına, Güneyde yaşayan Türkler arasından 250 kadar insanın Rum seçimlerinde oy kullanmasına kadar bu “milli dengeyi” bozan, “milli çizgiyi aşan” olmamıştır.

Rum liderliği 1960 Anayasasındaki “toplumlar arasındaki eşitlik kriteri”nin, Anayasaya rağmen, Türkler tarafından bozulmasına göz yummakla birşey kaybetmemiş, çok şey kazanmıştır. Türklerin bu girişimi Papadopullos’un “üniter devlet” siyasetini güçlendiren bir girişim olarak kullanılacaktır. Tek halk, tek devlet, tek egemenlik, kurumların birleşmesi Güneyde bal gibi olabiliyorsa, geleceğin ‘birleşmiş-bütünleşmiş’ Kıbrıs’ında niye olmasın? sorusu dış dünya indinde de büyük ağırlık kazanacaktır.

Diğer yandan Akritas Planının da öngördüğü ortamda, Kuzeyde karma vilâyet haline gelecek olan kuruluşa dolacak olan Rumlara ayni hakkı vermemek için bir neden de kalmayacaktır. Üniter Devlet olgusunun doğumu işte böyle gerçekleşecektir.

1960 Antlaşması ve Anayasası Türk-Rum dengesini korumak ve eşit ortaklığa dayanan dengeyi ‘bozmamak için hassas ilkelerden oluşmaktaydı. Enosis ile Taksimin yasaklanması, Kıbrıs üzerinde “Türk-Yunan dengesinin oluşturulması ve Kıbrıs yüzünden yörede yeniden bir Türk-Yunan gerginliği yaşanmaması” içindi. Menderes-Karamanlis, Zorlu-Averof ikilisi Makarios’un dizginlerini tutabilmiş olsalardı 1960 Cumhuriyeti Türk-Yunan dostluğunun yıkılmaz bir köprüsü haline gelebilecekti. Bunun olabilmesi için esas fedakârlığı Türkiye yapmaktaydı. Tarihi ve stratejik nedenlerle olduğu kadar İngiliz’den önceki sahibi olarak Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde yadsınamayacak hakları vardı.

Bu Türk adasının Yunana gitmesi için başlatılan EOKÂ tedhiş harekâtı karşısında Türkiye, yörede barış için ve NATO’nun Güney kanadı yıkılmasın düşüncesiyle, evvelâ çift enosis’e razı olmuş, sonra da Kıbrıs’ın Türkiye ile Yunanistan arasında bir barış köprüsü olacağı inancı içinde “Garantilenmiş Ortaklık Cumhuriyeti”ne imzasını koymuştu.

Bunlar hep tarih olmuştur. Ancak “1960 tarihli haklarımıza sahip çıkalım” demagojisini yaparak KKTC’nin temeline su akıtanların bilmek istemeği bir gerçek vardır. Akritas Planı’nı Yunan Megal-i İdea dosyası ile birlikte okuyanla, eğer 1955-59, 1960-63 yılları ile 1963’den bu yana ceryan eden olayları izlerlerse varacakları tek sonuç Kıbrıs’ta yaşayan iki halktan TEK HALK, iki milletten TEK MİLLET yaratmanın mümkün olmadığı ve olmayacağıdır. 400 yıl bir arada yaşamış fakat bütünleşmemiş, assimile olmamış bu iki eşit halk müşterek bir devleti ( fiili ve etkin garantilere rağmen) ancak üç yıl yürütebilmişlerdir. Çünkü uzak ve yakın tarihleri, Kıbrıs’a bakış açıları, birbirlerini değerlendirmeleri birleşmek-bütünleşmek yönünde olmamıştır.

Rum tarafının 1800’lerde başlayan ENOSİS tutkusu ve Türk’ü düşman görüşü, Kıbrıs Türklerine dini ve milli düşman Türkiye’nin Kıbrıs’ta bulunan kalıntıları gözü ile bakışı, dil ve dinle kültür ayrılığı, milli köken ve milli sadakattaki ayrılık bütünleşmeyi engelleyen faktörler arasındadır.

1960 tecrübesi cesur ve belki de Türk-Yunan dostluğunu koruması açısından ideal bir denemeydi, ancak gerçekçi değildi. Taraflardan birinin bu ideal hal çaresini ortadan kaldırmak için ne denli kararlı olduğu kaale alınmamıştı. Bu garantilenmiş ideal barışın Rum liderliği tarafından Enosis’e sıçrama tahtası olarak kullanılacağına inanılmış olsaydı, bundan doğacak vahim sonuçlar da hesaba katılarak hal çaresinin kalıcılığı, belki de, o zamandan, Türk-Yunan hududunu Kıbrıs’tan geçirmek veya ortakları ayırmak olacağı benimsenebilecekti.

Ancak kimse buna inanmak istemedi. Kimse garantör Yunanistan’ın imzasını çiğneyip Rum liderliğinin peşinden gideceğini düşünemedi. Kimse garantör İngiltere’nin kendi üslerini koruyabilmek için Kıbrıs’ta işlenen cinayetlere göz yumup eli kanlı, cani Makarios’u meşru hükümet olarak tanıyabileceğini hayal bile etmedi. Kısacası kimse Kıbrıs’ta ceryan eden hazırlıkları, silahlanmayı, ortaklık devletini yıkmaları için başlatılan propagandayı görmedi veya önemsemedi, veya görüp de önemsemek istemedi.

Makarios, Akritas Planı’nda da itiraf ettiği gibi, “anlaşmaların Rum çoğunluğa haksızlık yaptığını ve Anayasanın değiştirilmesi gerektiğini” dostlarına kabul ettirdikten sonra “Türkler isyan etti” yalanını ortaya atarak silâha sarıldı. Sonuç malûm.

Biz bu kanlı badireden Kıbrıs Barış Harekâtı ile kurtarıldık. Eski Rum Bakanlardan Rolandis’in ve diğer gerçekçi Rum yazarların da itiraf ettikleri gibi Rum liderler “Kıbrıs’a sahip çıkmak için” önlerine konan her uzlaşma formülünü reddettiler. Bunlar hâlâ “Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmak için” uğraşmaktadır.

Önlerindeki aşılmaz engel KKTC’dir. KKTC’ni koruyan garantör Türkiye’nin askerleridir! Mücadele bunlardan kurtulmak içindir. İçte bizim tek sesten konuşamamamızı bu maksatla kullanmaktadırlar. Rum tarafı seçimlerine katılan Türkleri de işte bu maksatla tepe tepe kullanacaklardır.

Hükümetimizden bu konuda ne ses çıktı, ne de seda. Bu kanunsuzluğu, bu aymazlığı, milli davaya vurulmuş olan bu darbeyi de hazmetmek mümkün değildir. Herhalde bir tedbir düşünülüyor diye kendi kendimizi avutmaktayız.
Sözde “hak arıyoruz” diye zararlı yola sapmış olanları ikaz etmek hepimizin görevi olmalıdır.”

http://www.kumkale.net
http://kumkale.wordpress.com





Dr. Tahir Tamer Kumkale
12 Ocak 2014 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale