25 Kasım 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






BİZ TÜRKLER, ORDU-MİLLET OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ.. (6)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük milletimizin tam bir inan ve itimadımız vardır - Gazi Mustafa Kemâl Atatürk- (1938)

 22 Eylül 2013 Pazar 

ORDUMUZUN GURURU ÖZEL KUVVETLER KOMUTANLIĞI (2)

Ak Parti’nin yanlış politikaları yüzünden komşuları ile savaşın eşiğine geldiğimiz bu günlerde 36 yıl her kademesinde görev aldığım Türk ordusunun gerçek gücünü dosta-düşmana göstermeğe devam ediyorum. Bu şekilde bizi sömürge yapmaya çalışan küresel mimarların beyinlerine “Bizden korkmaları gerektiğini, Türk milletin sandıkları kadar sahip ve güçsüz olmadığını” vurgulamak istiyorum.

Özel Kuvvetler Komutanlığı üzerinde sürdürülen sürekli menfi propagandalar ve aşağılama çabalarına rağmen istenildiği ölçüde başarılı olunamamasının bir tek geçerli sebebi vardır. Başbakan Ecevit de söylese, Başbakan Erdoğan da söylese veya bir başka meşhur isim dahi bildirse halkımız bu güzide birliğimiz hakkında söylenen menfi ve olumsuz sözlere inanmamaktadır. Yani aydınlarımız kandırılmasına rağmen halkımızı kandırmak mümkün olamamaktadır. Aksine halkımız daima bu çok özel askerleri ile gurur duyduğunu açıklayarak bütün karalama çabalarının boş olduğunu vurgulamaktadır.

Saldırganlar yeni taktikler ve hiç kullanılmamış orijinal metotları uygulama alanı-na sokmalarına rağmen daima başarısız olmuşlardır. Çünkü binlerce yıllık Ordu-Millet kavramı milletimizde bütün canlılığı ile yaşamaktadır.
Ordumuzun tarihteki kahramanlık menkıbeleri ile yetişen insanlarımız bu askerleri gerçek birer kahraman gibi görmekte ve bunu çekinmeden dile getirmektedir. Milletin kendi askerleri hakkındaki düşüncelerini değiştirmek kolay değildir. Bu bilinmesine rağmen PKK’yı yasallaştırarak siyasi bir görünüm vermek için yapılan çalışmalar içinde yer alan Şemdinli olaylarında da hedef yine askerler ve özellikle en güzide birliğimiz Özel Kuvvetler olmuştur. Burada yapılan bütün kışkırtma çalışmalarına, satın alınmış basının yaygaralarına, televizyonlarda kendi askerlerini halk düşmanı ilan edecek kadar ileriye giden aydın kılıklı gafillerin sanal programlarına rağmen halkımız yi-ne oyuna gelmemiştir.

Dünyada küresel güçlerin ele geçirmek ve kontrol altında tutmak için olağanüstü çabalar harcadığı, ve bu çabanın Afganistan-Irak işgâli ile fiiliyata geçirildiği coğrafyada konuşlanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliğini sağlayacak yegâne kuruluşu Türk Silahlı Kuvvetleridir.

Dünyadaki benzeri bulunmayan Türk Ordusu; 12.000 yıldır tarih sahnesinde yer alan Türk milletinin Ordu-Millet vasfı ile karakterize edilmiş bir bölümüdür. Türk Ordusu; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin belkemiğidir. Onsuz bu coğrafyada bir an bile yaşamamız mümkün değildir. Ülkemize yönlendirilmiş küresel saldırılar karşısında her zamankinden daha güçlü ve her an harbe hazır bir Silahlı Kuvvetlere olan ihtiyacımız ortaya artmıştır. Çünkü sadece ülkemize değil, çevremizdeki ülkelere karşı yürütülen küresel saldırılarla meydana gelen sıcak gelişmeler dahi bize bunu dikte ettirmektedir.

Ordularımız Cumhuriyetin bekasının gerçek teminatıdır.

Hangi mevki ve makamda bulunursak bulunalım bu kutsal müesseseye çok iyi bakmalı, O’nu korumalı ve kollamalıyız. Aksi takdirde cumhuriyeti koruyup kollamamız mümkün değildir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin devleti ve milleti içindeki önemini iyi kavrayan küresel güçler, içerideki yardakçılarını da kullanarak, “Barış-Demokrasi-İnsan Hakları” gibi insani değerlerin arkasına sığınarak bu gücü tamamen etkisiz kılmayı ve bunun sonucunda ülkemizin tamamını hiçbir direniş görmeden teslim almayı hedefliyorlar. Bu alçakça oyun milletimiz tarafından görülmüş ve bu konudaki her türlü psikolojik saldırıyı elinin tersi ile itmesini bilmiştir.

Neden hep saldırılarda Özel Kuvvetler gündeme geliyor? sorusuna cevap olarak verebileceğimiz bir gerçeği dile getirmenin yararına inanıyorum. Geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri yaptığı muharebelerin çoğunda klasik savaş yöntemlerini değil, özel hallerde muharebe taktik ve taktiklerini kullanmıştır. Dolayısıyla halkımız ordusunu daha çok bu yüzü ile tanımıştır. Bu konuyu açalım.

19’uncu yüzyıl sonlarında 1789 Fransız İhtilalinden ilham alarak istiklâlini elde etmek amacıyla ayaklanan Balkan milletlerine karşı Osmanlı subayları Balkanların her köşesinde ve özellikle de Balkan dağlarında tipik bir gerilla muharebesi vermişlerdir. Bu mücadelelerin her biri efsanelere, hatta roman ve filmlere konu olmuştur. Bu savaşları yapan askerler halkın gözünde gerçek birer kahraman olarak görülmüşlerdir. Bugün zevkle dinlediğimiz Rumeli şarkı ve türküleri bu kahramanları ölümsüz kılmıştır.

Trablusgarp’ta, Balkanlarda ve Arap yarımadasında Türk ordusunun başarıyla gerçekleştirdiği savaşlar arasında nizami harpler çok azdır. Çanakkale’yi hariç tutarsak Ordunun bir kısmı cephede organize kuvvetlerle muharebe yaparken büyük bir kısmı da cephe gerisinde isyanlarla ve çetecilerle boğuşmak zorunda kalmıştır. Bu mücadelelerde Türk Ordusu aynen milis kuvvetleri gibi savaştığından askerlerimiz kla-sik muharebeden çok özel hallerde harekât konusunda tecrübe sahibi olmuştur.
İstiklâl Harbine geldiğimizde ise önce dış güçlerin kışkırtması ile Anadolu’da başlayan isyanlar bastırılmıştır. Bu isyanlar eski askerlerin komuta ettiği Kuvvay’i Milliye (sivil milis güçleri ) tarafından bastırılmıştır. İstiklâl Harbi’nin askeri gücü olarak önce her bölgede halkın kendi kendine oluşturduğu milislerden meydana gelen Kuvvay-i Milliye güçleri ile Yunan Ordusuna karşı konulmuştur.

Güneydoğuda ise halkın destansı direnişi sonunda Fransızlar bölgeyi terk etmek zorunda bırakılmıştır. Bu direnişi ödüllendirmek üzere Urfa, Maraş ve Antep şehirlerine Şanlı- Kahraman- Gazi unvanları verilmiştir. Sonradan bu milis güçleri niza-mi kuvvetler haline dönüştürülerek İstiklâlimiz kazanılmıştır..

Türk askerinin özel muharebe görevleri cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. 1925’te Şeyh Sait isyanı ile başlayan halk ayaklanmalarını Ağrı, Tunceli, Dersim, Hakkari ve Zilan Deresi gibi isyanlar takip etmiştir. Tüm bu ayaklanmaları bastırmak için düzenli ordu güçleri kullanılarak gayri nizami unsurlara karşı savaş verilmiştir.

1968-1980 yılları arasında sürdürülen ve iç savaşa dönüşme istidadı gösteren terör eylemlerine karşı sıkıyönetim uygulamaları ile mücadele eden askerlerin uyguladıkları hep özel harekât türü muharebeler olmuştur. 1980 li yıllarda başlayan PKK terör örgütüne karşı yapılan harekât ise, “Düşük Yoğunluklu Savaş” olarak nitelendirilen tamamen özel hallerde muharebe taktik ve tekniklerinin kullanıldığı savaş şeklidir.

Olağanüstü Hâl uygulamaları ile birlikte Doğu ve Güneydoğuda yoğunlaşan teröre karşı orduda yeniden yapılanmaya gidilmiş ve oluşturulan Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı emrinde görev yapacak mahalli koruculuk sistemi oluşturulmuş, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının tamamına yakını özel harekât konusunda ihtisaslaşmıştır.

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra orduda görev alan bütün subaylar muvazzaf hizmetleri içinde özel hallerde muharebe yapan birliklere komuta etmiştir.
Bu arada yeniden teşkilatlanarak Kolordu seviyesine çıkartılan özel kuvvetlerimiz çok başarılı görevler üstlenmiş ve terör örgütlerine karşı kullanılabilecek dün-yanın en iyi yetişmiş birliği olduğunu kanıtlamıştır.

İşte bu kısa tarihi çerçeve içinde konuya bakarsak Türk ordusunun en güçlü yönünün 21’inci asırda bütün insanlığın büyük tehdidi olan terör olaylarına karşı koyma, yani özel hallerde muharebe alanında olduğu açıkça görülmektedir.

PKK terör örgütüne AB ve ABD destekli PKK’ya karşı en iyi savaşan birlikler Özel kuvvetler komutanlığı birlikleridir. Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan küresel saldırıların neden özellikle bu birliğimiz hedef alınarak yapıldığı bu sistem içinde değerlendirilmelidir. Aslında burada hedef Özel Kuvvetler değildir. Hedef önce Türk Silahlı Kuvvetleri ve bilahare bağımsızlığını bu kuvvete borçlu olan Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.

Bunu bilerek tedbirlerimizi buna göre almak gerekmektedir. Çünkü sadece yurdumuzda değil, Balkanlar-Kafkaslar-Ortadoğu’yu içine alan dünyanın merkezi konumundaki bu coğrafyada küresel hedefleri engelleyecek tek örgütlü yapı Türk Silahlı Kuvvetleridir. Bu gücü önce yıpratmak ve sonra görev yapma azim ve iradesini kırmak üzere her türlü psikolojik savaş metotları Türk ordusu üzerinde acımasızca kullanılmaktadır.

Bunu bilerek gözbebeğimiz ordumuza sahip çıkmalıyız.



Dr. Tahir Tamer Kumkale
http://ww.kumkale.net
http://kumkale.wordpress.com



Dr. Tahir Tamer Kumkale
22 Eylül 2013 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale