24 ŞUBAT 2017 PERŞEMBE

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Afganistan saldırısı
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 7 Ekim 2001 Pazar 

Nihayet terörle mücadelede en son yapılması düşünülecek en tehlikeli hareket tarzı seçildi. 11 EYLÜL ikiz kuleler ile yıkılan Amerikalı gururunu tamir etmek ve ABD halkının güvenini yeniden kazanmak gibi duygusal gerekçelerle saldırı planları yürürlüğe sokuldu. ABD ve İNGİLİZ birlikleri denizden füzelerle ve hava kuvvetleri ile 7 Ekim akşamı saat 1830' dan itibaren Afganistan topraklarını dövmeye başladı.

Terörist bir veya bir kaç kişidir. Teröristin en belirgin özelliği halkla beraber yaşaması ve kesinlikle halktan tefrik edilememesidir. Zaten terörle mücadelenin en zor yanı da budur. Kim sade vatandaş, kim teröristtir ? Bunun tesbiti çok zordur. Aylar süren bir gözlemle beraber çok koordineli ve sabırla üretilmiş bir istihbarat çalışmasını gerektirir.

Bu konuda 11 Eylül akşamından beri ABD'yöneticilerini aklı selim ve sağduyularını kullanmaya çağırıyorum. Televizyonları ve radyoları dolaşarak, gazetelere yazarak, konferanslar vererek birilerine, yapılacak yanlışlığın insanlığı sonu görülmeyen bir felakete sürükleyeceğini haykırıyorum.

Ama nafile. Sonunda yine silah tüccarları kazanıyor. 1991 Körfez Harbinden beri ellerinde biriken silah stoklarını eritirken herhalde keyifle purolarını tüttürüyorlardır. Yeni geliştirdikleri silahları ve silah kontrol sistemlerini similatörler yerine gerçek hedeflerde yani insanlar üzerinde deniyorlar.

Mantığı anlamak mümkün değil. Silahların maliyetinin onda birini Afgan Halkına veya doğrudan Taliban yönetimine verseydiniz. Size değil Usame'nin kendisini, yedi sülalesini elleriyle teslim ederlerdi.

Burada hedefin doğrudan Afganistan olarak belirlenmesi ile meselenin terörizmle mücadele etmek olmadığı görüldü. Afganistan gibi stratejik bir bölgenin dünya güç merkezinde yer almayı hedefleyen ülkelerce paylaşılması hususunun esas hedef olduğu açıkça ortaya çıktı. Çok yakında Rusya'yı, İran'ı,Pakistan'ı, Çin'i ,Almanyayı, Fransa'yı ve belkide Japonya'yı bu toprakların paylaşımında yer aldığını göreceğimizi şimdiden söylemek istiyorum.

Biraz geriye giderek akıl yürütelim ve benzetme yapalım. 20 yıl boyunca Türkiye'yi kana bulayan , 30000 insanımızın terörün hedefi olarak hayatlarını yitirmesine sebep olan PKK lideri ÖCALAN'ın Rusya'da, İtalya'da ve Yunanistan'da devlet eliyle muhafaza edildiğini bir kere daha hatırlayalım. Resmen teslim edilmesini istememize rağmen verilmediğini bütün dünya gördü. Demek ki o zaman bizimde gidip Rusya'yı,İtalya'yı veya Yunanistan'ı bombalama hakkımız vardı. Türkiye terör batağında kıvranırken olaylara açıkça göz yuman Birleşmiş Milletler ve Nato'nun Afganistan saldırısını onaylayarak insanlık suçu işlediğini ve giderek saygınlığını yitirdiğini söylemek mümkün.

ABD'ye 11 Eylülde yapılan saldırı ne kadar yanlış ve kötü ise, 7 EKİM'de Afganistan'a yapılan saldırı da okadar yanlıştır. Yanlışlar yanlışları doğurur. Artık ok yaydan çıkmıştır. Terörizmi önlemek maksadıyla başlatıldığı belirtilen saldırıların terörizmi önlemesi şöyle dursun. ABD'lerinin düşmanlarının sayısı ile mevcut düşmanlarının kinini ve intikam hırslarını katlayarak arttırmıştır. Hele saldırılar islam ülkelerine karşı bir hristiyan saldırısı görüntüsünü aldığından durum dahada vahim olmuştur. Barış çok uzaklarda görülmektedir.

Bugün 10 Ekim 2001'de dünyadaki masum halk kitleleri artık terörizmin bütün yıkıcılığına karşı açıktır. Terörist ölümü göze almış insandır. Teröristi tankla, topla, gemi ile bomba ile yıkamazsınız. Kaybedecek birşeyi olmayan ve ölümle içi içiçe yaşamayı günlük hayatın en doğal gerçeği olarak gören teröristi hiç bir zaman şiddetle altedemezsiniz. Terörist ve terörizm ile etkili bir mücadeleyi ancak eğitimle, kültürle, diyaloğla, uzlaşıyla ve nihayet onun yaşam koşullarını geliştirerek, yani terörist yetiştiren bataklığı kurutarak yapabilirsiniz. Şiddetin şiddeti doğuracağını hep birlikte göreceğiz. Allah insanlığa acısın diyorum.

Gelelim ABD'nin isteği üzerine T.B.M.M'den yurtdışına asker gönderme yetkisi alan hükümetimizin muhtemel hareket tarzlarına... Türkiyenin elinde dünyada benzeri olmayan, tecrübeli ve terörle mücadelede yoğrulmuş askeri bir güç vardır. Bu, bugün dünyanın bilinen silahlı kuvvetleri içinde tek ve en büyük güçtür. Teröristle birebir mücadeleye girmiş binlerce subay, astsubay erbaş ve erlerimiz vardır. Her biri bu Gayri Nizami Harp alanında birer atom bombası niteliklerine sahiptir. Onlarla gurur duyuyoruz. Türkiye gibi kritik bir coğrafyada her birine ihtiyacımız olacağı kesindir. Bu yetişmesi yıllar alan değerlerimizi, Afganistan dağlarında telef etmeye hiç kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur. Olmamalıdır.

Yarın terörizmin bir çığ gibi bütün dünyayı kaplayacağından ve en çok orta doğuda etkili olacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu bakımdan bu tecrübeli insanlara her milletten çok önce bizim ihtiyacımız vardır.

Ancak ülkemizin içinde bulunduğu mali kriz durumu ile ilgili olarak karşılıklı yapılacak anlaşmalarla bu yetişmiş insan gücümüzden milli menfaatlerimiz doğrultusunda yapılacak antlaşmalarla ,bilgi birikimlerini ücreti karşılığında isteyenlere eğitici personel olarak aktarmak şeklindeki bir hareket tarzının uygun olacağını değerlendiriyorum.

Özetle; 7 EKİM 2001 tarihinde başlatılan saldırılar ile geri dönüşü şimdilik mümkün görülmeyen ve bütün insanlığı içine alıp, dünyayı kan ve ateş denizine çevireceği anlaşılan bir adım atılmıştır. Bu durumda bölgesel bir güç merkezi olarak Türkiye, şimdiye kadar elindeki üç önemli kozu kullanmamıştır. Bunlar;
 - EĞİTİLMİŞ VE YETİŞMİŞ İNSAN GÜCÜ,
 - İSLAM DEVLETLER ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLMA,
 - ASYA TÜRK CUMHURİYETLERTİ VE TÜRK DÜNYASI İLE YAKIN İŞBİRLİĞİ VE DİALOĞ İÇİNDE OLMA'dır.

Türkiye; aynen Körfez Harbi'nde olduğu gibi birilerinin dümen suyunda kendini kaderine terketmiş birşekilde istemediği bir yerlere sürüklenmektedir. Yöneticilerimize, sömürge devleti olmadığımızı, Dünya Hakimiyetini kurmuş bir Cihan İmparatorluğun'un mirasını devraldığınızı hatırlatıyorum. Henüz geç kalınmamıştır.Yapılacak çok şey vardır.

Neler yapılabilir ?

 * Öncelikle bulunduğumuz coğrafi mevkiin avantajlarını ve terörizmle mücadelede edindiğimiz bilgi birikimini bire bir kullanmalıyız. Bu avantajlarımızı ekonomik durumumuzdaki krizin kaldırılmasına katkıda bulunacak ülkelere kiralamalıyız.

 * Dünyanın en iyi gerillla savaşını yaparak haklı bir güce erişmiş Askeri Personelimizin bilgi ve tecrübelerini, ihtiyacı olan ülkelere yine maddi çıkarlarımızı gözönünde bulunduracak şekilde eğitim vermek üzere kullanmalıyız.

 * Saldırıyı kendilerine yapılmış olarak kabul eden İSLAM ÜLKELERİ nezdinde, parlamenterlerimiz, üniversitelerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımızı seferber ederek onları, bilgilendirme ve terörizm ile mücadelede ortak hareket edebilme potasına sokabiliriz.

 * Afganistan'a yapılan bir hareket Türk Cumhuriyetlerini doğrudan ilgilendirmektedir. Derhal bir TÜRK KURULTAYI toplanmasına önayak olunarak ve belkide Türk Devletlerini buna katılmaya zorlayarak menfaatlerimiz doğrultusunda ortak tavır alınmasını sağlamalıyız.

 Önümüz maalesef karanlık. Bu savaşın boyutlarının uzanabileceği seviyeyi düşünmek dahi insanın tüylerini diken diken ediyor. Allah insanlarımıza ve bütün insanlık alemine acısın.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
7 Ekim 2001 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale