23 AĞUSTOS 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






TÜRK SUBAYI
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

Bugün Türk milleti, muvaffak olduğu her hayatî şeyin kahramanı olarak kendi ordusunu, ordusuna kumanda eden öz evlâtlarından kurulu subaylar topluluğunu, yüksek kumanda kurulunu görmektedir.(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1931)

 10 Ocak 2013 Perşembe 

Son günlerde Balyoz davasının gerekçeli kararlarının açıklanması, 28 Şubat soruşturması ile ilgili olarak tutuklu bulunan 62 general ve subayın komutanı Genelkurmay eski başkanı E. Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın sorgulanarak tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması ülke gündemine tekrar askerleri ve komuta kademesini taşıdı.

Medyada bilen-bilmeyen, askerlik, askeri disiplinin temini ve nasıl iyi komutan olunacağı konusunda uzman kesildi. Konuşulan ve yazılanlardan anlaşıldığı kadarıyla kamuoyu büyük çoğunlukla Genelkurmay eski Başkanı Karadayı Paşa’yı tasvip etmedi. Hatırlanacağı üzere ayni kamuoyu eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile eski KKK Aytaç Yalman’ı da tasvip etmemişti. Çünkü onlarda astları çeşitli suçlamalarla tutuklanıp hapsedilirken sadece seyretmekle yetinmişlerdi.

Biz emekli askerler son olayları anlamakta zorlanıyoruz. Bir yıldır tutuklu olan eski Genekurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un zaman zaman basın kanalı ile yaptığı açıklamalarla haksız ve hukuksuz olarak 26. Genelkurmay Başkanını tutukladıklarını birilerine şikayet etmesini de anlayamıyoruz. Orgeneral Başbuğ görevde iken “Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı dış destekli Asimetrik Psikolojik Savaş saldırıları yapılıyor” diyerek düşmanı açıklamıştı. Ama bu bildiği düşmana karşı elindeki yetkiyi ve silahlı gücünü kullanarak hiçbir tedbir almamıştı. Sonunda sıra kendisine geldiğinde kendisini koruyacak kimse kalmamıştı.

Bunu söylerken asla İlker Paşa’nın suç işlediği için tutuklandığını ve suçlu olduğunu söylemiyorum. Çünkü O’nun suçsuz olduğunu, yani Türkiye’nin Genelkurmay Başkanının terörist olamayacağını kendisini tutuklayan makamlar dahil sokaktaki sıradan vatandaş dahi bilmektedir. Kanaatimce, İlker Paşa terör suçundan değil, gösterdiği komutanlık zafiyetinden Silivri’dedir. En kıymetli general ve subaylarımız gece yarıları evlerinden apar topar toplanarak askerliğe yakışmayacak konularda imzasız sahte belgeler ile suçlanıp götürülürken onlara sahip çıkamayanlara, Ne oluyor? Ne yapıyorsunuz? diyemeyenlere, küresel destekli asimetrik saldırılara karşı tedbir üretemeyenlere sıra geldiğinde, artık ne oluyor diyecek kimsenin kalmaması doğaldır.

Genelkurmay Başkanı olarak 28 Şubat soruşturmasına tabi tutulan kendi karargâhında olan işlerden, “Benim haberim yoktu, kendi kendilerine yapmışlar” şeklinde talihsiz bir beyanda bulunması Karadayı Paşa’nın 50 yıla yakın askerlik gurur ve onuruna gölge düşürmüştür. Kendi kendini inkar eden Karadayı Paşa taşıdığı rütbe ve işgâl ettiği makamın ağırlığını taşımadığını göstermiştir.

Askerliğin alfabesi,” Komutanların, komuta ettiği birliğin herşeyinden sorumlu olduğunu” yazar. Komuta ettiği birlikte yapılan ve yapılamayan herşeyin sorumlusu komutandır. Komutanların yargılandıkları davalardaki gevşek duruşları, onurlu subaylık mesleğine asla uymayan beyanları, Türk Ordusu mensupları içinde üzüntü ile karşılanmış ve derin bir yara açmıştır. “Ben bunların emri ilemi canımı feda edeceğim” şüphesini bir an bile hissetmek bir subay için gerçek bir yıkımdır. Subaylar üstlerine güvendiği sürece birliklerini başarıyla yönetebilirler.
Sen okullarında, “Türk subayı ve askerinin ne kadar kahraman, vefalı ve sadık, gerektiğinde ölümü göze alacak denli güçlü, cesur kararlı olmalıdır”şeklinde dersler vererek askerlerini motive et... Sonra sıkıştığında inkar politikası uygulayıp, sorumluluktan kaç.. İşte bunun izahı çok güç.

Ordunun en tepesine gelme becerisine erişmiş bir komutanın astlarını suçlayarak, yapılanlar karşısında “Ben bilmiyorum.. Benim haberim yoktu… Benden habersiz onlar yapmışlar” türü açıklamalarda bulunması normal şartlarda mümkün değildir. Çünkü o zaman adama, “O halde sen o koltukta neden” oturuyordun? Diye hesap sorarlar.

Peki bu durum Türk ordusu’nun gücünü etkiler mi?.

Evet etkiler ama ! Türk ordusunun gücü böyle münferit olaylarla etkilenmeyecek kadar sağlam temellere dayanmaktadır.

Evet bu durum orduyu sarsar ama.. 12.000 yıllık koca çınarın sadece birkaç dalını kırar ve bazı yapraklarını döker. Gövde ve ana kollar daima sağlam kalır.

Türk Ordusunu ve bu orduyu temsil eden Türk subayını yıkmak ve teslim almak sanıldığı kadar kolay değildir. Çünkü Türk subayı bağrından çıktığı asil Türk milletinin gerçek ve görünen yüzüdür. Tarihin derinliklerinden binbir badireden geçerek günümüze sapsağlam bir milli kültür ve şuuruna sahip çıkarak gelen Türk milleti kolay çökmez ve teslim olmaz.

Küresel güçlerin menfaatlerinin odaklandığı bir coğrafyada yaşamak zorunda bulunan devletimizin bek’asını yakından ilgilendiren Türk ordusuna ve subaylarımıza yapılan saldırıları önleme konusunda başta hükümet olmak üzere anayasal kuruluşlarımıza önemli görevler düşmektedir.

Cumhuriyeti kuran Türk ordusunun gücü dünyada çok iyi bilinmektedir. Aslında bu saldırıların doğrudan hedefi Türk Silahlı Kuvvetleri değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Orduya ve orduyu ayakta tutan subaylarımıza acımasızca saldıran güçler bu faaliyetleri ile devlet binasının kiriş ve kolonlarını söktüklerini, en küçük bir sallayışla bu binayı kolaylıkla yıkabileceklerini sanmaktadırlar.

Küresel güçler ve onların satın alınmış yandaşları bu yapıdan tuğla sökebilirler, onu eğebilirler ama asla yıkamazlar. Tarihte de günümüzdekine benzer saldırılar olmuştur. Ve her defasında saldırganlar hüsrana uğramışlardır.

Türkler askeri özellikleri sayesinde tarih boyunca pek çok devlet ve hatta cihan imparatorlukları kurarak daima bağımsızlıklarını korumuşlar, bulundukları yörelerde hak ve adaletin vazgeçilmez savunucuları olmuşlardır. Türk Silahlı Kuvvetleri dünyadaki bilinen en eski askeri gücü temsil etmektedir. Türklerin binlerce yıldan beri taşıdıkları Ordu-Millet olma vasfı onun askeri kültürünün zenginliğinin ve gücünün en veciz ifadesidir.

Türk subayları son 35 yıldır savaş hali durumunu yönetmektedir. Bu durum ordunun profesyonel komuta kademesi ve aileleri için oldukça zor ve meşakkatli bir yaşam tarzını ifade etmektedir. Bu yaşam tarzı günün 24 saatini ve bir ömrü içine almaktadır. Subay, komuta ettiği birliğin barış ve savaşta hem eğiticisi, hem öğreticisi, hem gözeticisi ve hem de yöneticisidir. Ayrıca her rütbe ve seviyedeki komutanlar; bilgisi ile, kuvvetli iradesi ile, adaleti ile, tutum ve davranışları ile, cesareti ile kıtasına sahip olabilen ve onları peşinden ölüme sürükleyebilen kimselerdir. Netice olarak muharebeyi tank, top, tüfek, uçak, gemi, araç değil muharip er ve erbaş değil, onları yönetecek beyin yani subaylar kazanır.

Askerlerimiz şan, şöhret, makam veya kişisel hesaplar için çalışmazlar. Türk askerinin fikri yapısı; nasıl daha iyi hizmet yapabileceği, savaşa en iyi nasıl hazırlanacağı, asker ocağındaki manevi değerler, sevgi, saygı ve disiplinini nasıl koruyup birlik ruhunu ve vazife bilincini nasıl geliştireceği üzerinde toplanır.

Türklerde milli karakter haline gelen ve çok kıymetli bir miras olarak babadan oğula intikal edip günümüze kadar ulaşan büyüğe saygı ve itaat duygusu, bir ruh ve davranış biçimi olarak "Üste Saygı" şeklinde ordu içinde gelişmiştir. Üste ve amirlere mutlak itaat ve sonsuz güven, dün olduğu gibi bugün de ordumuzun temel taşı durumunu korumaktadır. Her Türk erkeğinin mutlaka yapmak zorunda olduğu askerlik görevi esnasında alınan bu anlayış, terhisi müteakip toplumun bütün kesimlerine yayılmakta, uygulanan ve aranan bir temel davranış biçimi olarak Türk toplumunda yaşatılmaktadır.

İşte şimdi, Türk erkeklerinin gözünde daima bir kahraman olarak duran komutanlarına yapılan saldırılarla bu genel inanış değiştirilmek istenmektedir. Milletimiz subaylarına yapılan saldırıyı utanarak ibretle izlemekte ve gelinen durumdan derin üzüntü duymaktadır.

Bugün şiddetle tenkid edilerek değiştirilmeğe çalışılan askeri yargı sistemi bu kökleşmiş disiplinin temininde başlıca rolü oynamıştır. Hiç bir yerden tehdid beklemeyen Avrupa devletlerinin merasim orduları örnek gösterilerek Türk ordusunun gelenekleşmiş milli değerleri ile oynamanın ordumuza kazandıracağı bir şey olmayacağını ilgililerin görmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak; Küresel saldırganlar yeni taktikler ve şimdiye kadar kullanmadıkları orijinal usuller kullanmalarına rağmen bir türlü başarılı olamamaktadırlar. Çünkü, binlerce yıllık Ordu-Millet kavramı milletimizde bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Çünkü, her ferdinin kendisini asker olarak gördüğü Türk milletinin kendi evlatlarının oluşturduğu Türk Ordusu hakkındaki düşüncelerini değiştirmek kolay değildir.

Türk Ordusu; TC’nin belkemiğidir. Onsuz bu coğrafyada bir an bile yaşamamız mümkün değildir. Bugün ülkemize yönlendirilmiş küresel saldırılara karşı her zamankinden daha güçlü ve her an harbe hazır bir orduya ihtiyacımız vardır. Ordularımız cumhuriyetin bek’asının gerçek teminatıdır.

Hangi mevki ve makamda bulunursak bulunalım bu yüce müesseseye gözbebeğimiz gibi bakmalı, O’nu korumalı ve kollamalıyız. Aksi takdirde cumhuriyeti koruyup kollamamız mümkün değildir.

Dr. Tahir Tamer Kumkale
httP://www.kumkale.net
http://kumkale.wordpress.com



Dr. Tahir Tamer Kumkale
10 Ocak 2013 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale